+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Forumacil Misafir Soruları Forumunda Necip fazıl kısakürekin en güzel şiirleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Necip fazıl kısakürekin en güzel şiirleri








    Necip fazıl kısakürekin en güzel şiirleri







  2. IŞILAY
    Devamlı Üye





    ÇİLE



    Gâiblerde bir ses geldi: Bu adam,

    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!

    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;

    Gök devrildi, künde üstüne künde



    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!

    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!

    Sonsuzluk, elinde bir mavi tulbent,

    Ok çekti yukardan, üstüme avcı



    Ateşten zehrini tattım bu okun,

    Bir anda kül etti can elmasımı.

    Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,

    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı



    Bir bardak su gibi çalkandı dünya;

    Söndü istikâmet, yıkıldı boşluk.

    Al sana hakikat, al sana rüya!

    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!



    Ensemin örsünde bir demir balyoz,

    Kapandım yatağa son çare diye.

    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,

    Yepyeni bir dünya etti hediye



    Bu nasıl bir dünya, hikâyesi zor;

    Mekânı bir satıh, zamanı vehim.

    Bütün bir kainat muşamba dekor,

    Bütün bir insanlık yalana teslim.



    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!

    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!

    Otursun yerine bende her şekil;

    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!



    *

    *

    *

    *



    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,

    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,

    Deliler köyünden bir menzil aşkın,

    Her fikir içimde bir çift kelepçe.



    Niçin küçülüyor eşya uzakta?

    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?

    Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?

    Sonum varmış, onu öğrensem asıl?



    Bir fikir ki sıcak yarada kezzap,

    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.

    Selâm, selam sana haşmetli azap;

    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.



    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!

    Ey yedinci gök, esrarını aç!

    Annemin duası, düş de perde ol!

    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!



    Uyku, katillerin bile çeşmesi;

    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.

    Teselli pınarı, sabır memesi;

    Size şerbet, bana kum dolu çanak.



    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,

    Sırrını ararken patlayan gülle?

    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;

    Karınca sarayı, kupkuru kelle



    Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,

    Mevsimden mevsime girdim böylece.

    Gördüm ki, ateş de, cımbız da yokmuş,

    Fikir çilesinden büyük işkence.



    *

    *

    *

    *



    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;

    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!

    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,

    Yetişir çektiğim mesafelerden!



    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;

    Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.

    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,

    Tutuyor önümde bir mavi ışık.



    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?

    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?

    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,

    Bir zehir kıymık gibi, beynimde.



    Lûgat, bir isim ver bana halimden;

    Herkesin bildiği dilden bir isim!

    Eski esvaplarım, tutun elimden;

    Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?



    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,

    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?

    Belâ mimarının seçtiği arsa;

    Hayattan muhacir; eşyadan öksüz?



    Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,

    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,

    Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,

    Dev sancılarımın budur kaynağı!



    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,

    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.

    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,

    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.



    *

    *

    *

    *



    Gece bir hendeğe düşercesine,

    Birden kucağına düştüm gerçeğin.

    Sanki erdim çetin bilmecesine,

    Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.



    Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;

    Atlas sedirinde mâverâ dede.

    Yandı sırça saray, ilahi yapı,

    Binbir âvizeyle uçsuz maddede.



    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;

    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.

    İçiçe mimari, içiçe benlik;

    Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!



    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;

    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.

    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;

    Suda ezel fikri, ebed duygusu.



    Kaçır beni âhenk, al beni birlik;

    Artık barınamam gölge varlıkta.

    Ver cüceye, onun olsun şairlik,

    Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.



    Öteler, öteler, gâyemin malı;

    Mesafe ekinim, zaman madenim.

    Gökte saman yolu benim olmalı;

    Dipsizlik gölünde, inciler benim.



    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!

    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.

    Sen, bütün dalların birleştiği kök;

    Biricik meselem, Sonsuza varmak




  3. IŞILAY
    Devamlı Üye
    AYNADAKİ HALİME



    Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;

    Yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm.

    Gözünde bir küçük noktadır hüzün,

    Neş'eni ne bugün, ne de dün gördüm.

    Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,

    Birikmiş sulardan daha durgunsun,

    Görünmez bıçakla içten vurgunsun,

    Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.

    Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;

    Bilemem, vardığın neresi, bugün?

    Hergün yürüdüğün kadar yürüdün,

    Arkasından kendi ölünün; gördüm.




  4. IŞILAY
    Devamlı Üye
    ANNEME MEKTUP



    Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,

    Her gün biraz daha süzülmekteyim.

    Her gece, içinde mermer döşeli,

    Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.



    Böylece bir lâhza kaldığım zaman,

    Geceyi koynuma aldığım zaman,

    Gözlerim kapanıp daldığım zaman,

    Yeniden yollara düzülmekteyim.



    Son günüm yaklaştı görünesiye,

    Kalmadı bir adım yol ileriye;

    Yüzünü görmeden ölürsem diye,

    Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.

  5. IŞILAY
    Devamlı Üye
    ALLAH DİYENE



    Her şey, her şey şu tek müjdede;

    Yoktur ölüm, Allah diyene!

    Canım kurban, başı secdede,

    İki büklüm, Allah diyene!



    Akıl, kırık kanadı hiçin;

    Derdi gücü 'nasıl' ve 'niçin'

    Bağlı, perçin üstüne perçin,

    Benim gönlüm Allah diyene

  6. IŞILAY
    Devamlı Üye
    ALLAH DERİM



    Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;

    Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!

    İsterseniz hayat aşını verin;

    Sayılı nimetler bal olsa yemem!



    Ey akıl, nasıl da delinmez küfen?

    Ebedi oluşun urbası kefen!

    Kursa da boşluğa asma köprü, fen,

    Allah derim, başka hiçbir şey demem!

+ Yorum Gönder