+ Yorum Gönder
Eğlence ve Muhabbet ve Forumda Başlığı Olmayan Konular Forumunda Hapishanelerin doğuşu ile ilgili sözler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Hapishanelerin doğuşu ile ilgili sözler








    HAPİSHANE

    Foucault, bu kitabında genel olarak suç, ceza, hapishane işkencelerinden ve sistemin değişimi üzerinde bir takım fikirler öne sürmüştür. Kitabını yazmadaki amacı; modern ruhun ve yeni yargılama erkinin birbiriyle bağlantılı tarihini, cezalandırma erkinin desteklerini bulduğu, meşruluk noktalarını ve kurallarını sağladığı, etkilerini yaydığı ve onun aşırı özgürlüğünü maskeleyen, bugünkü bilimsel, hukuki bütünün soyağacını çıkarmaktır (Foucault, 2006: 59).

    Kitabın ilk bölümünde azap çektirme operasyonlarından bahsederek, bunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyar. Azap çektirilen, parçalanan organları kopartılan, yüzüne veya omuzuna simgesel damga basılan, canlı veya ölü olarak teşhir edilen, seyirlik unsuru haline getirilen beden birçok on yıl içinde ortadan yok olmuştur. Beden, ceza ile yıldırmanın ana hedefi olmaktan çıkmıştır. 18. yüzyıl sonu ile 19.yüzyıl başında cezalandırmada değişiklikler olmuştur. Cezalandırma seyirlik olmaktan çıkacak ceza sürecinin en gizli parçası haline gelecektir ( Foucault, 2006: 40). Cezalandırılmak çirkin, cezalandırmak daha şerefli hale gelmiştir. Bunun sonucunda, adaletin kendisi ile verdiği ceza arasında çifte bir koruma sistemi ortaya çıkmıştır. Azap çektirmenin ortadan kalkması; seyirlik unsurun silinmesidir; aynı zamanda bedenin tutuklanmasıdır.

    Cezalandırma sistemi, yalnızca bireylerin yaptıklarına değil kendilerinin ne olduklarına, ne olacaklarına, ne olabileceklerine de müdahale etmelerini meşrulaştırmaktadır. Dolayısıyla hapishane sürecinde yaşananlarının yanına ceza bitimiyle yaşamları boyunca üzerlerinden silemedikleri bir simge olarak kalmalarına sebep olmaktadır. Aslında Foucault'nun bahsettiği şeyleri günümüzde de görmek mümkün. Bazı ülkelerde hapishanede yapılan işkenceleri her gün televizyonlardan görmek mümkün. Aynı zamanda cezalandırma mekanizmasının da yukarıdaki gibi işlemesi, ceza süresi biten kişilerin gelecekte ne olacaklarını da belirleyebilme lüksüne sahip olduğunu söyleyebiliriz. Foucault'nun cezalandırma sistemi ile ilgili önerisi ( 2006: 61), öncelikle "somut cezalandırma sistemlerini" çözümlemek, onları suçlara uygulanan yaptırımların tek unsur olmadığı işleyiş alanına yeniden yerleştirmek, cezai tedbirlerin yalnızca bastırmaya olanak veren "olumsuz" mekanizmalar olmadıklarını, bunları desteklemekle yükümlü oldukları koskoca bir dizi olumlu ve yararın bağlı olduklarını göstermek gerekmektedir.

    Hapishanelerin doğuşu ile ilgili sözler1.jpg

    Cezalandırmak, suçlulara uygulanan tek yaptırım biçimi değildir ancak modern toplumlarda da bunun vazgeçilmez bir olgu olduğunu görmek mümkün. Türkiye'de hapishanelerin son zamanlarda tabir-i caizse dolup taşması, yatakların kalmaması; kimilerine göre afın çıkmaması iken, biz sosyologlara göre, suçun ıslah edici nitelikte olmaması sonucu hapisten çıkanların yine aynı şeyleri yapması dolayısıyla kısır bir döngünün meydana gelmesi söz konusudur. Suçlunun yaptığı suçun cezasını vermek illaki onu yıllardır hapsetmekten geçmemektedir. Bunun alternatiflerini de düşünmek suç oranlarının düşmesinde önemli derecede etkili olacağına inanıyorum. Bu konuda Foucault da aynı şeyleri düşünmekte ve ıslah operasyonlarının yapılması gerektiğinden bahsetmektedir.

    Foucault, suçluları terbiye etmenin araçlarını açıklarken Disiplinsel Cezalandırma kavramını kullanmaktadır (2006: 267). Disiplinsel cezalandırma alanına ait olan, kurallara uyulmaması, kurallara uygun olmayan her şey, kurallardan uzaklaşan her şeydir, yani sapmalardır. Bu tür sapma durumlarında olanlar cezalandırılabilir niteliktedir der Foucault. Disiplinsel cezanın işlevi sapmaları azaltmaktır. Esas olarak yukarıda da değindiğimiz gibi "ıslah edici" olmalıdır. Sonuç olarak bu çalışmalar sapmaları tek kelimeyle normalleştirmektedir( 2006: 274). Normalleştirici bakış açısı; nitelemeye, tasnif etmeye izin veren bir gözetimdir. Bundan dolayı Foucault disiplin düzenlemelerini sınava benzetmekte, böylece yüksek derecede ayinselleştirilmektedir.

    Ceza sisteminin değiştirilmesi konusunda Foucault, bunun yasa dışılıklarını yok etmeye yönelen değil de, onları farklılaştırarak yönetmek için kurulan bir aygıt olarak kavranması gerektiğini ileri sürer. En küçük suç bile toplumun tümüne saldırmakta ve suçlu da dâhil toplumun tümü en küçük cezanın içine dâhil olmaktadırlar. Ceza ile suç konusunda kaçınılmaz bir etkileşimin olduğu toplumsal yaşamı Foucault şu sözleriyle açıklamaktadır








  2. DİLAN
    Üye





    Hapishaneler, ilk çağlardan beri insanların yaptıkları suçlara göre ceza derecesi değişmek üzere farklı şekillerde günümüze kadar devam ederek uygulanmaya devam etti.




+ Yorum Gönder