+ Yorum Gönder
Biyografi ve Genel Biyografiler Forumunda Şair Abdullah Mehmed Özçam Kimdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Şair Abdullah Mehmed Özçam Kimdir








    Kısaca Şair Abdullah Mehmed Özçam Kimdir







  2. HAKAN
    Özel Üye





    Açıklamalı Şair Abdullah Mehmed Özçam Kimdir

    Sen Kim Oluyorsun da Beni Terkediyorsun Lan

    Abdullah Mehmed Özçam Çok bencildi, bu dünyada sadece o vardı, bir de diğerleri, herkes ve herşey onun gözünde aynıydı; ihtiyacı olduğunda kullanabileceği ve işi bitince de fırlatıp atabileceği birer araç, her istediği şey onun olmalıydı, o ise sadece kendisinindi, bir başkasının olamazdı.
    O kimseyi sevmezdi ama herkes onu sevmeliydi, o kimseye değer vermezdi ama herkes ona değer vermeliydi, o kimseye güvenmezdi ama herkes ona güvenmeliydi, o kimseyi düşünmezdi ama herkes onu düşünmeliydi.
    Kimse ondan daha güzel olmamalıydı, kimse ondan daha zengin olmamalıydı, kimsenin kocası onun kocasından daha zengin, daha yakışıklı, daha güçlü ve mevki olarak daha üstün olmamalıydı, kimsenin koltuk takımı onun koltuk takımından daha güzel ve daha pahalı olmamalıydı, onun yedikleri en güzel, onun giydikleri en güzel, onun bindikleri en güzel olmalıydı; o, herşeyin en iyisine layıktı.
    Her istediğine sahip olabilecek, her istediğini yapabilecek, herkese hesap soracak ama kimsenin hesap soramayacağı bir sultan sanıyordu kendini. Zalim ama zalim olduğunun farkında olmayan bir sultan.
    Nasıl, o kimseyi sevmiyorsa, kimse de onu sevmiyordu; Yani onu tanıyan hiçkimse. Oysa onu tanımayanlar için durum daha başkaydı. Onlar onu sevebilirlerdi. Ta ki onu tanıyıncaya dek.
    Herşeye sahip olan birini neye sahip olmak mutlu edebilir ki; öyle mutsuzdu ki. En büyük mutlulukları dahi sabun köpüğü gibi kısa ömürlü oluyordu. Çünkü elde ettiği şeyin değeri elde etmesiyle düşüyor, elde etmediği şeyin değeri her zaman elde ettiğinden fazla oluyordu.
    Sahip olamadığı mutluluğa sahip birilerini görünce her zamankinden daha fazla kıskanç oluyor, onun mutluğuna da sahip olmak istiyordu. Ondan o mutluğu alabilmek için akla gelmedik tuzaklar kuruyor, sonunda başarıya ulaşıp onun mutluluğunu çalıyor, ama bu çaldığı mutluluk onu mutlu etmiyordu.
    İşte son derece mutsuz olduğu ve sıkıntıdan patladığı, ilk görüşte çok beğendiği evinin duvarlarının üstüne üstüne geldiği, mağazanın vitrininde gördüğünde almak için bir saniye dahi bekleyemediği eşyaların birer canavar olup üzerine saldırdığı bir gün kendini güç bela kırlara attı. Bir yere ulaşmak değil, sadece uzaklaşmak istiyordu. Artık kendisini mutlu edemeyen sahip olduklarından uzaklaşmak.
    Bir müddet sonra aradığını buldu, daha doğrusu bulduğunda onun aradığı şey olduğunu farketti. Tastamam, eksiksiz bir mutluluktu gördüğü.
    Genç bir adam, selvi ağacına sırtını dayamış, gölgede esen rüzgarla gelen taze çimen ve hemen yanıbaşında duran gül ağacının kokusunu ciğerlerine çekerek, gürül gürül akan ırmağın sesini dinleyerek uyukluyordu.
    Sessizce onun yanına yaklaştı, çimenlere oturarak onu ve etrafı seyretmeye başladı, ancak kısa bir süre sonra hem canı sıkıldı, hem de güneşten rahatsız oldu, ağacın gölgesine oturmak, genç adamla sohbet etmek istedi. Uyandırdı onu, yanına oturmak için izin istedi. Bir müddet etrafın güzelliğinden bahsetti, sözü tükenince üzerindekileri çıkararak ırmakta yıkandı, gencin yanına dönüp iltifatlar yağdırarak dokundu ona, okşadı, öptü, sevişti onunla. Beraber ırmakta yıkandılar, giyindiler, genç adamın elinden tutarak "benimle benim yaşadığım yere gel" dedi, ben buradan sıkıldım. Giderken geri döndü, gül ağacının en güzel gülünü de kopartıp yanında götürdü.
    Kendini sultan zanneden, yaşadığı yeri de saray zannediyordu. Genç adama ne kadar güzel zindanlara, cellatlara, kölelere, hizmetçilere sahip olduğunu gösterdi.
    Onu da diğerleri gibi bir kenara fırlattı. Nasılsa ona sahip olmuştu bir kere. İstediği gibi davranabilir, isterse onunla oynar, istemezse bir kenara fırlatır atardı.
    Geldiğine pişman olmuştu genç adam, geri dönmek istedi. Ama izin çıkmadı. Hem kendisiyle ilgilenmiyor, değer vermiyor, bir de üstüne üstlük aşağılıyor, hem de kaybetmek istemiyordu.
    Genç adam bir seher vakti pencereyi açtı sıkıntıdan bunalarak. Yüzüne çarpan rüzgar ona özgür olduğu günleri hatırlattı ve rüzgarın geldiği yöne doğru yola çıktı.
    Sabah uyandığında genç adamı bıraktığı yerde bulamayan sultan, pencereden son bir defa kaybettiğini görebilmek için baktı ufka doğru. Gözlerinde yaş vardı. Bir taraftan da burnunu çekerek şöyle diyordu:
    "Sen kim oluyorsun da beni terkediyorsun lan?"


    Abdullah Mehmed Özçam Hayatı Hakkında Bilgiye Rastlanmadı




+ Yorum Gönder