+ Yorum Gönder
Kişisel Sayfalar Özel Forumlar ve Gizliyara Özel sayfası Forumunda Yunan roma mimarisi ve resmi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. atabeyler
    Yeni Üye

    Yunan roma mimarisi ve resmi








    ahakkında dökümanlar arıyorum







  2. Mine
    Devamlı Üye





    Roma Mimarlığı
    Roma mimarisi, bir röprezantasyon(temsil) ve kudret gösterisinin biçimlendirilişidir. “İmperium Romanum” denen Roma İmparatorluğu, Akdeniz çevresinde, Roma merkez olarak planlanmıştır. Bu planlamada devlet, kültür ve teşkilat gücü önemli rol oynar. Bu yüzden, Roma sanatı, politik güçle birlikte, sınırları içine giren ülkelere planlı olarak yayılmıştır. Roma mimarisi. Roma kültürünü bütün ayrıntıları ile içine alır. Kültür, anıtsal mimariye bağlanınca, devlet kişilerin başarılarına bağlı devletlerden ayrılır.
    Roma sanatının temeli mimari’de yatar. Heykel alanındaki sanatçıların aksine, mimarlar genellikle Romalı idiler. Bu bakımdan Roma mimarisi, Romalıların görüş ve iradesini tipik bir şekilde biçimlendirir. Roma mimarisinde klasik ve barok üsluplu yapılar, yer yer, ayni zamanlarda görülür. Roma mimarisine Etrüsklerin rustik unsurları geçmiştir. Bu, Romalıların askeri görüşlerine tamamen uygundu. Rustik zevk, Yunanlılarda görülmez.
    Roma mimarisini, önce birçok ülkelerin sahibi olarak, çeşitli unsurlardan meydana gelmiş yapı tiplerinde görüyoruz. Bunun için Romalılarda, Yunanlılarda olduğu gibi belli bir üslup gelişimi yoktur. Romalı, bütün Akdeniz çevresinden, dolayısıyla Asya, Afrika ve Avrupa ülkelerinden çeşitli mimarlık biçimlerini benimsemiştir. Fakat Romalı, mimari unsurlarını toplamış olmakla beraber, yapısına Roma damgasını da vurmuştur. Örneğin, Batılı bilginlerin iddia ettiği gibi kubbeyi Etrüsklerden almış olsun, Önasya ülkelerinden almış olsun, Romalı bunu kendi kullanabileceği bir yapı biçimine sokmuştur. Bu bakımdan, birçok mimari unsuru yabancı ülkelerden toplanmasına rağmen, bunları kendi dünya görüşünün gereklerine göre biçimlendirdiği gerçektir. Bu unsur toplanmasına paralel olarak Romalı, kendi imparatorluğunun ve imparatorunun haşmetine uyacak biçimi hangi ülkede bulmuşsa oradan almakta tereddüt etmemiştir. Bu yüzden de, kah Yunanın klassisizmasının, kah Asya Helenistik barokunun, kah Mısır unsurlarının bir arada biçimlendikleri görülür. Fakat Roma mimarisinde, genellikle rustik bir kabalığa varan işleme tarzına rastlarız. İşte, Roma yapıları bu nedenlerle sağlam, kaba ve ağır göründüğü gibi çok çeşitlidir de. Esasen bu özellikleri yüzünden Yunanlıdan ayrılır.
    Adnan Turani

    Erken imparatorluk dönemine kadar en yaygın yapı malzemesi killi topraktan yapılmış tuğladır. Tuğla konutlar, dini yapıların ve kamu binalarının altyapısında kullanılan ahşap malzemeyle takviye edilirdi.
    Erken dönemde Romalılar, dolgu, temel ve sur yapımında kendi bölgelerinde buldukları her türlü taşı kullanmıştır. Kireçtaşı genelinde düzensiz ve kaba bir biçimde yontulmuştur (opus siliceum), volkanik taş tüf gibi daha yumuşak kayalarsa bloklar halinde kesilmiştir (opus quadratum). M.Ö. II. yy’da büyük binaların yapımında tüfün yerini daha dayanıklı bir malzeme olan traverten almaya başlamıştır. Cumhuriyet döneminin son yıllarında ve tüm imparatorluk döneminde çeşitli mermer tiplerinin kullanımı her geçen gün biraz daha artmıştır (MÖ. 31-MS. 324)
    Etrüsk döneminden başlayarak, kiremit ve çeşitli koruyucu öğelerin yapımında pişmiş toprak kullanılmıştır. Pişmiş toprak kullanımı M.Ö. III. yy’da, taştan yapılmış tapınakların yaygınlaşması üzerine geriler. İmparatorluk döneminin başlarında pişmiş topraktan tuğla üretimi başlar, bu tuğlalar sönmüş kireçtaşından elde edilen bir tür çimento (opus ıesıaceum) duvar kaplamasında kullanılır.
    M.Ö. II. yy’da, geleneksel malzemelerin yerini puzzolane adı verilen volkanik toz içeren alabildiğine dayanıklı bir tür çimento alır. Bunun üzerine yapıların inşası daha süratli ve daha ekonomik bir şekilde gerçekleşmeye başlar, böylece kısa bir süre sonra mimarlıkta büyük bir değişiklik meydana gelir. Çimento artık duvarların veya yapı kafeslerinin içine akıtılabilmekte; aynı zamanda da kubbe vb gibi daha karmaşık yapıların inşasında da kullanılabilmektedir. Genellikle çimento duvar kaplamaları düzenli bir şekilleri olmayan düz taşlarla (opus incertum) ya da belli bir desen oluşturacak biçimde yerleştirilmiş dört köşe taşlarla (M.Ö. I. yy’ın başlarında, opus reticulatum) veya pişmiş tuğla (M.Ö. 30’a doğru) ile kaplanırdı. Bu kaplama katmanları çoğu zaman mermer veya stuko kaplamaya zemin oluşturmaktaydı.
    M.S.I ve II. yy’larda hamam, ticari yapıların ve sarayların yapımında tonoz ve kubbe gibi karmaşık yapıdaki unsurlar ortaya çıkar. Aynı dönemde çimento tonozların kullanılmaya başlamasıyla birlikte dini yapılar ve bazilikalar gibi geleneksel yapıların tasarlanmasında da yenilikler meydana gelir. Bunun en iyi korunmuş örneği Hadrianus tarafından 118-128 arasında Roma’da yaptırılmış olan Panteon Tapınağı’dır. Tüm tanrılara adanan ve yapımı Antoninus Pius tarafından tamamlatılıp Septimius Severus tarafından restore edilen yapı son derece büyük tekneli kubbesini korumuştur. Çimentodan yapılmış olan 43,30 m çapındaki kubbe (orta yerindeki yuvarlak pencerenin çapı 9 m) yedi nişin süslediği dairesel bir cellayı örtmektedir.






    Yunan ve Etrüsk sanatlarının klasik biçimleri farklı amaçlarla halen kullanılmaktaydı. Cumhuriyet döneminin başından sonuna kadar genellikle tapınaklarda uygulanan Toscana düzeni o zaman Yunan Dor düzeninin öğeleriyle bütünleşmeye başlar ve kendine özgü bir Dor düzeni oluşturur. II. yy’dan itibaren, Yunan bu düzeni ve özellikle Korintos düzeni yarımadada yaygın bir şekilde kullanılmaya başlar.
    Cumhuriyet döneminin sonunda kemerlerin birleşmiş ve üst üste yığılmış saçaklıklarla çerçevelenmesi yaygınlık kazanır, bunun en iyi örneğini Colosseum’un dışında görmek mümkündür. Büyük binaların inşasında harç kullanımının giderek artması, kökeni yapısal bir nitelik taşımakla birlikte daha sonra süslemeye yönelmiş olan Dor, İon ve Korintos düzenlerini aşama aşama geri planda bırakır.




    romamimarl.jpgromamimarl1.jpg
    Eyaletlerdeyse bölgeye özgü yerli yapı malzeme, teknik ve biçimler belli oranda kendini kabul ettirmiştir. Doğu Akdeniz bölgelerinde Yunan ve Helen mimarisinin belirli yerel kuralları sürdürülmekteyken İmparatorluk Dönemi Roması, anıtsal kaplıcalar, sukemerleri ve bir ölçüde anfitiyatro gibi bazı yapı tiplerini Doğu’ya doğru ihraç etmeyi başarır.




    Attached Thumbnails Attached Thumbnails romamimarl1.jpg  

  3. Mine
    Devamlı Üye
    Kamu Binaları

    Cumhuriyet döneminin başlarında dini yapılar henüz Etrüsk niteliklerini korumaktadır: geniş saçaklı ve pişmiş topraktan bezemelerle süslü ağır çatılar. Ama, M.Ö. II. yy’da yerel geleneklerle Yunan biçimleri birbirine yaklaşarak daha zarif bir yapı oluşturur. Etrüsk tapınağının podiumu ve derin cephe revakı korunur, ama Yunan oranları ve şekilleriyle donatılır. Genellikle Korintos düzenindeki bu tapınak üslubu İtalya’da ve Batı’da hızla yaygınlık kazanır.
    Yunan kökenli olduğu sanılan ve daha sonra Hıristiyan bazilikalarına esin kaynağı olan farklı amaçlı toplantılara yönelik dikdörtgen bir yapı olan bazilikanın Roma’da ortaya çıkması M.Ö. II. yy’a rastlar.
    Genellikle şehrin forumuna kurulan bu yapı, çoğu zaman son derece geniş ve etkileyici merkezi bir salon içerir, bu salonun düz bir tavanı vardır ve etrafı sıra sütunlarla veya çift sıra sütunla çevrilidir.


    kamu daireleri.jpg

    Anıtsal Zafer Takı’nın kökeni M.Ö. 200’de başlar, ama klasik şeklini alması İmparatorluk döneminin ilk zamanlarına rastlar. Geniş yarımayaklarla desteklenmiş tonozlarla kaplı merkezi bir üst bölüm olan attikede altın yaldızlı bronz heykeller yer alır. Bir düzenle bütünleşmiş ya da kısmen bağımsız bir dekor, yarımayakların ve geçitin etrafını çevreler. Orta kemerin yanında ikinci derecede önemli geçitler oluşturan küçük kemerler yer alır.
    En ünlü zafer takı, Romada bulunan Titus Kemeri’dir. Bu yapı, altından, geçilmek üzere tek kemeri bulunan bir yapıdır. Kapının iki tarafında gömme olarak birer kompozit başlıklı sütun yer alır (M. S. 81). Septimius Severus Zafer Kemeri ise Forum Romanum’dadır. Bir de M. S. 312 de yapılmış olan Konstantin Kemeri vardır. Bu zafer kemerlerinin gelişimi önemlidir. İlki ilk yüzyıl içinde yapılmış zafer taklarının geçit için yalnız bir kemeri vardır. Halbuki sonra yapılanların ortadakinden başka yanlarında da birer tane olmak üzere üç kemeri vardır, ilk yapılan Titus Zafer Takı’nın hemen hiçbir süsü yoktur. Yalnız kemerin iç tarafında iki rölyef yer almıştır. Diğerlerinde ise, cepheler barok bir yüklülük içinde, rölyefler ve heykellerle süslenmiştir. Bu zafer taklarının fasat (cephe) kesitleri, bize iki katlı olarak yapıldıklarını gösterir. Cephenin üstünde saçak kısmını göstermeyen ve adına “attika” denen alçak bir duvar kısmı vardır. Bu duvarın orta yerine konulan bir kitabede, ne için ve kimin tarafından dikildiği belirtilmiştir. Zafer taklarının üzerine ayni zamanda tunçtan dökülmüş bir kuadriga (dört koşumlu araba heykeli) dikmek adeti vardı.
    Adnan Turani

    Roma tiyatrosu, Yunan tiyatrosunun tersine, sahneyi, yarım daire şeklindeki orkestrayı ve seyirci koltuklarını aynı yapıda bir araya getirmektedir. Yer seviyesinde inşa edilen bu yapılar bütünü, genellikle ikinci bir geçiş yolu oluşturan subasmanlar üzerine oturmaktadır. Alçak sahne, uyumlu bir biçimde yerleştirilmiş sütunların oluşturduğu zarif bir art düzlem üzerine oturur. Colosseum’da ve araba yarışlarına yönelik Circus Maximus’ta olduğu gibi, oval biçimli anfitiyatroların seyircilere ayrılmış kesiminin altına aynı şekilde subasmanlar yerleştirilmiştir.
    Roma mimari çeşitlerinden biri de amfiteatrdır ve Roma imparatorları tarafından yapılmıştır. Bunlardan en ünlüsü Roma’daki Kolosseum (Colosseum)dur. Romalıların taşrada yaptıkları en önemli amfiteatr, Veroda’daki Kayzer Diocletian’un yaptırdığıdır. Yunanlılar bilindiği gibi tiyatrolarını yarım çember biçiminde yapıyorlardı. Romalılar ise bunu Elips biçiminde inşa ettiler. Ayrıca Yunanlıların amfiteatrları vadiler içine yerleştirildiklerinden yapı olarak cepheleri yoktu. Halbuki Romalıların amfiteatrları, genellikle dört katlı, yüksek yapılardı. Bu amfi tiyatro tipinin ilk örneği, M.Ö. 80 yılında Pompei’de yapılmıştır.
    Sonraları, bu çok katlı amfitiyatroların “Roma stili” adını alan taklitleri yapıldı. Roma’daki Colosseum adlı amfiteatrın, dış cephesindeki alt ayaklarında gömme olarak dorik stilinde sütunlar, ikinci katında iyonik, üçüncü katında korent, son katında da plasterler getirilmiştir. Bu düzen hemen hemen bir sistem olarak bütün amfiteatrlarda taklit edilmiştir.
    Amfitiyatrolara benzemeyen başka tiyatro yapıları da görülür. Ancak Romalılar, tiyatrolarda Yunanlıların yarım çember biçimlerini korudular. Fakat bunu da bir düzene soktular. Ve sahne ortasındaki altar’, kaldırdılar. “Proskenion” denilen sahne yerini de yükselttiler. Orkestranın bulunduğu yere mermer koltuklar koyarak, burasını Romanın itibarlı kişilerine ayırdılar.
    Adnan Turani

    Hamamlar
    Roma M.Ö. 19’dan başlayarak büyük süs havuzları ve çok sayıda kişiyi alabilen yüzme havuzlarıyla bezeli simetrik şekilli büyük imparatorluk hamamlarıyla (Agrippa Kaplıcası) donatılmıştır.
    hamamlar.jpg


    Roma’da, Caracalla Kaplıcaları’nın (212-216) kalıntılarını veya Diocletianus Kaplıcaları’nın (yaklaşık 298-305) bugün kilise olarak kullanılan orta salonu gezildiğinde bu yapıların kubbeli salonlarının ne derecede büyük olduğu açıkça görülebilir, 324 yılından kalma bir kayıt Roma’da en azından 952 hamam bulunduğunu göstermektedir.
    Bu hamamların 3.000 civarında müşteri aldığı biliniyor. Diocletian hamamı, 112.000 m üzerinde bir alanı kaplıyordu. Bu muazzam yapıları ısıtmak için bir çeşit kalorifer teşkilatı yapılmıştı. Sıcak hava kanalları, yapının duvarları içinde ve zemini altında dolaştırılarak bu muazzam oylumlar ısıtılıyordu. Saray ve bazilikaların da ısıtılması ayni şekilde idi. Bu hamamların fonksiyonları, yıkanmadan başka halk hizmetlerini de karşılıyordu. Öyle ki, bunlar, kitaplıklar, sohbet ve konferans salonları gibi ek tesislerle, bir çeşit kültür merkezleri idiler. Adnan Turani

    Konut Mimarisi
    M.Ö. yy’da, odaları açık bir orta salonun (atrium) etrafında toplanan basit Etrüsk-İtalik konutu (domus) Yunan biçimlerini benimser ve onlara evin arkasında yer alan bir iç avlunun çevresine basit bir sıra sütun (peristil) ekler. İmparatorluk döneminin başından itibaren merkezi atrium zarif bir hole dönüşür. Bahçedeki peristillerin etrafında büyük yemek salonları ve doğu modellerinden esinlenmiş bölümler yer alır.
    romamimarl.jpg


    Zenginler, Pompei’deki Gizemler Villası’nda olduğu gibi kırsal alanlarda villalar, tarım işletmeleri veya sayfiye yerleri yaptırırlar. Bazı villalarda katı bir simetri görülürken, bazıları bir dizi peristil, sıra sütun ve tonozlu gezi yollarıyla, ayrıca da doğayla bütünleşen ikincil yapılarla daha az rasyonel tarzda sıralanırlar.
    Roma’dan uzakta, Tivoli yakınındaki devasa yapılar bütünü Hadrianus Villası (118-134), bu tür yapıların tipik bir örneğidir.

    hadrianus-villas-.jpg

    MS I. yy’ın sonuna doğru, Palatium Tepesi’nin büyük bir bölümünü kaplayan bir imparatorluk sarayı inşa edilir. Hükümdarın bu muhteşem konutu o zamana kadar çimentoyla yapılmış en büyük kubbelere sahiptir. Neron döneminden sonra kubbe altı mimarisine getirilmiş en büyük değişiklikler şehirdeki özel konutlara da uygulanır. II. yy’ın ortalarına doğru Roma ve Ostia şehirleri, harç kullanılarak yapılmış, üstleri kiremit, büyük kiralık evlerin yer aldığı mahallelerle (insulae) donatılmıştır, bunlardan bazıları bugün hâlâ ayaktadır.

    Mezarlar
    İlk Roma mezarlarından pek az kalıntı günümüze ulaşmıştır; ama Cumhuriyet döneminin son yıllarından kalma sıradan basit duvar oyuklarından görkemli ve karmaşık yapılara kadar uzanan çok sayıda mezara rastlanmaktadır. Bazı mezarlar doğrudan kayaya oyulmuştur ve cepheleri oymalıdır, bazılarıysa bir veya birkaç katlı bağımsız yapılar şeklindedir. Arkaik Etrüsk tümülüsü M.Ö. 1. yy’da keşfedilmiştir, ama silindirik kısım, Hadrianus’un mezarında (bugün Sant’Angelo Şatosu) olduğu gibi yerini bir kuleye bırakma eğilimindedir. Augustus döneminde ortaya çıkan Colombarium adı verilen toplu mezarda ölü küllerinin konulduğu kapların yerleştirilmesine yarayan çok sayıda niş yer almaktadır. İmparatorluk döneminin sonunda kalya’da en yaygın mezar türü çimentodan yapılmış üzeri tuğlalarla kaplı mezar tipidir





  4. Mine
    Devamlı Üye
    Yunan mimarisi



    Yunan mimarisi "Megaron" denilen ev tipinden gelişmiştir. Bir girişi ve cella kısmı olan dört köşeli yapının çatısı örtülüydü. Daha sonraları Tapınaklar görülmeye başlar. Megaron yapı tipinin çevresine sütunlar sıralanmıştır. Tanrı evi olan tapınakların içine girilmez. Dışardan dua edilir. Yapının dışına içinden daha fazla önem verilmiştir



    Girit adasındaki Minos,Yunanistan’daki Miken,Anadolu’daki İonların etkisiyle ortaya çıkmıştır. Batı Anadolu yerleşimleri arasında İonlar önemli bir yer tutmaktadır. Efes,Milet,Foça,Pirene,İzmir,Gümüldür’e yerleşmişler. Dorlar ise Bodrum ve Datça’yı kurmuşlardır. Yunan tarihinde bu Şehirler POLİS devletleri olarak bilinir. Bu uygarlıkların oluşturduğu kültür,Yunan sanatına öncülük etmiştir.


    yunanmimarisi.jpg
    Bir Yunan tapınağı diyagramı

    Yunan uygarlığının ilk şehirleri, yöneticilerin oturduğu AKROPOL denilen yüksek tepelere kurulmuştur. Şehirlerin etrafı kalın ve yüksek surlarla çevrilmiştir. Anadolu’da kurulan ilk kentler; Efes, Milet, Priene, Bergama, Didim ve Assos’tur.
    yunan mimarisi.jpg
    Bu kentlerde bir birini paralel ve dik kesen caddelerden oluşan IZGARA PLAN denilen şehir düzeni uygulanmıştır.

    YUNANAN MİMARİSİNE GENEL BAKIŞ:

    Yunan Mimarisinin ilk çağı MIKEN devridir. B.C. 1800-2000. Bu devirde yapı bütününde bir mekan bölünmesi görünür. Bu çok parçalılık Mısır mimarisinin yapı düzenine benzer. KNOSSOS sarayı bu biçimdedir. Yani büyük merkezi avlu çevresinde yer alan bir sürü oda düzeni. Bu düzende karma karışık mekanlar yığını enine ve boyuna sıralanır. Ve plan bir rabirent etkisi yapar. Miken-Minos uygarlığınının merkezi Girit`te teyzinat önem kazanmış ve oda duvarları dekoratif resim sanatı ile değerlendirilmiştir. Merkezi ısıtmak kanalizasyon ilk kez girit`te ortaya çıkartılşmışır. Trinis kaleside miken kale mimarisi hakkında fikir verir. Blok taşlardan oluşturulmuş bir yapının önünde iki ayak üzerine oturtulmuş bir tek kiriş üzerine konulan üçgen rölyef miken kalesinin kapısını oluşturur. Kapı üzerindeki üçgen blokta iki simetrik aslan motifi yer alır. Miken mimarisinde kemer ve sivri kemer unsurlarını kapataşka yapıldığı görülür. B.C.14.yy. da Afreus hazine binası kubbeli bir yapı olarak dikkati çeker.Fakat bu kubbe yalancı denilen biçimdedir. İndikçe iç içe doğru kaydırılan taşların yuvarlak kesite göre sıralanmasıyla elde edilmiştir. Diğer bir yapı tipide Megaron`dur. En eski yunan ev tipi olarak bilinir. B.C.1.000 yıllarında Dorlar buraya geldiğinde Miken kültürü orrtadan kalkmıştır . Fakat Dorlar Burada yeni ve yüksek bir kültür oluşturmuşlardır.


    IZGARA PLAN4.jpg
    YUNAN TAPINAK MİMARİSİ:
    Yunan mimarisinin en önemli yapı tipidir. Temenos denilen kutsal alanlara yapılarlar. İlk çağda Batı Anadolu yerleşimlerinde bulunan Megaron tipli yapıların zamanla gelişen örnekleridir. Önünde dehlizi bulunan, bir dikdörtgen salondan meydana gelen plan tipidir. En eski Yunan tapınakları ahşaptan yapılırdı. M.Ö. 7.yy dan itibaren taştan yapılmaya başlandı ve bunların biçimi, planı belirli kurallara bağlandı.Bu kurallara nizam denir. Tapınakların hangi mimarlık düzeninde yapıldığı cephe düzeni ve sütun başlıklarından anlaşılır.


    yunanmimarisi5.jpg
    Yunan sanatının esas yapı biçimi, tapınaktır. Tapınak tanrının evi olarak sayılır.Tanrıya ait kutsal eşyaların ve tanrı heykelini korumak üzere yapılmıştır.Bu nedenle kilise veya camii gibi ibadet edilecek yer değildir. Tapınak,Megaron ev tipinden tgeçmiştir. Ortada bir sella ve önünjde bir sütun sisteminin üzerine gelen alınlıklı bir beğik çatıdan oluşur.


    yunanmimarisi6.jpg
    Yunan mimarisi taşıma ve yük esasına dayanır.Yapı, katı bir blok etkisinde değildir.En eski tapnakların temelleri taştan, duvarlar tahta ve kerpiçten , çatıları ise tahtadan yapılıyordu. Bezen tahta tavanı desteklemek için salonun içine tek veya çift sıra halinde tahta direkler dikilirdi. Daha geç bir devrede tanrı evini,çevresinden ayırtetmek ve ona kutsal bir anıt görünümü verebilmek için etrafa bir sütun çemberi çevrilmiştir. B.C.7.yy`dan beri tapınaklar taştan yapılmaya başlamıştır. Aynı zamanda belli forumlar ve oranları sistemide ortaya çıkmıştır. Yapıların en çok dış görünüşlerini etkileyen bu sistemlere NİZAM adı verilir. Yunan mimarisinde 3 temel nizam vardır.

    1 DOR NİZAMI
    2 İYON NİZAMI
    3 KORİNT NİZAMI

    DOR NİZAMI:
    M.Ö. 7 ila 5. yy arasında örnekleri görülen tapınaklar Yunanistan, Güney İtalya, Sicilya ve Anadolu’da yapılmıştır.

    yunanmimarisi7.gif
    Bu nizamın başlıca özellikleri şöyledir:
    a. Bir kaç basamakla çıkılan bir zemin üzerinde yer alır.
    b. Sütunlarda kaide bulunmaz. Doğrudan zemine oturur.
    c. Aşağıdan yukarıya incelen sütunların gövdelerinde dikey yivler yer alır.
    d. Sütun başlığı, çanak şeklinde yuvarlak bir yastık ile bunun üzerinde yer alan dört köşe bir plakadan oluşur.
    e. Sütunları bir birine bağlayan taş bir kiriş vardır.
    f. Diş kesiminin üzerinde tapınağın kısa kenarında üçgen alınlıklar bulunur.alınlıklar heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.


  5. Mine
    Devamlı Üye
    Yunan mimarisi
    yunan-mimarisi.jpg
    Yunanistanın büyük bir kısmında, en çokta Pheleponnes`de olmuş ve yayılmıştır. Bu nizamdaki tapınak, genellikle 3 basamaklı bir kayide üzerine yükselmektedir. Sütunlar sellanın etrafını çeşitli bçimlerde çevirerek çeşitli plan şekilerini oluştururlar. En basit şekli Megaron biçimi ile,yani bir sella ve önünde yarım paye ve iki sütun biçimdedir. Bazende sellanın önünde bir sütun dzisi, bazende hem önünde hem arkadasında bir sütun dizisi yer alır. Genelikle sellanın her tarafı sütunlarla çevrelenmektedir.
    Gelişmiş bi türünde ise sütun dizileri çift olur,hatta ön dehlizde de devam eder. Dor nizamında bir sütun,aşağıdan yukarıya doğru incelir. Sütun, tapınak kayıdesinin üst kısmına kayidesiz olarak oturur sütün gövdesi ya parça halinde taş bloklardan yada bütün olarak taştan oluşur. Sütun üzerinde 16-20 kadar keskin yiv bulunmaktadır. Gövde yukarı doğru hafifçe incelir. Sütun gövdesi üzerine başlık oturur. Başlık iki kısımdan oluşur. Bunlar yuvarlaışmış taş tabla ile onun üstündeki dört köşe bir taş tabladır. Başlıktan sonra çatı bloku sütunların üzerine oturur. Bu kısım üç tabakadan Oluşur. Başlıkların üzerinde yer alan ve bir sütundan diğerine uzanan taş hatıllar ARŞİTRAV adını alır. Onun üzerinde Triglif frizi ve bunların arasına geçirilmiş yahut kabartmalı levhalardan oluşan Metop bulunmaktadır. Frizin üzerinde pervaz yada damlalık bulunur. En üstte üçgen alınlık yer alır. Alınlıkların içi genelikle plastik kabartmalarla süslenmiştir. Yunan mimarlarınca tapınaklarda iç mekan birinci derecede önemli değildir. Buna karşılık sellanın etrafını çeviren ona kutsallık, anıtsallık veren sütun çemberi bir tapınağın herseyden önce dışardan görülmek üzere yapılmış olduğunu gösterir. Taşıyla taşınan arasında tam bir uygunluk elde edilmiştir. Buy uygunlukta boyada önemli bir yer tutmuştur.

    Yunan tapınaklarında yatay hatlar ve simmeler Arşirrav ve damlalıklar kırmızıya,diker unsurlarsa siyah yada koyu maviye boyanırdı. Alımlık kabartmalarında da renklere yer verilirdi. Dor tapınağına en iyi örnek B.C.5.YY.`da Atina akropolün`de yapılmış olan Panthenon tapınağıdır. B.C.477`den 432`ye kadar inşaası devam etmiş olan bu büyük tapınak,mimar İktinos,un pilanlarına göre yapılmış olup kısa tarafında 8`er, uzun tarafında 17`şer sütun bununmaktadır. Sellanın içi iki salona bölünmüştür. Birinci salonda heylek tıraş Fidyas tarafından altın –fildişi olarak yapılmış kaidesiyle birlikte 12 metreyi bulan Athena herkeli duruyordu. İkinci salon ise Pathenon yani genç kızlar salonu adını taşıyor ve tapınak haznesini kapsıyordu.
    Parthenon`da plastik süsler önemli bir yer alıyordu. Bu anıtın ön yüüzndeki duvarın yukarların da saçının altına doğru olan yer yere , mermerlere oyularak bazı olaylar grup halinde bile birer tablo güzelliğinde işlenmiştir. Bunlar Athena`nın doğumunu,Athena şehrinin kurucusu kim olmalıdır konusu üzerinde anlamayan tanrıça Athena`nın Poseidon savaşı törenini canlandıran simgelerdir. Bu kabartmalarda kıyafetler,insan ve hayvanların duruş ve hareketleri kusursuz bir güzellikte ve eşsiz bir harmoni ile işlenmiştir.

    Dor tapınağına örnek Atinadaki Parthenon Tapınağı, (M.Ö, 5.yy yapılmıştır). Behramkale Atena tapınağı. en iyi örneklerdir

    İYON NİZAMI
    M.Ö. 6- 4.yy. Daha çok Batı Anadoluda (İyonya) görülür.

    yunan mimarisi.jpg2.gif

    Başlıca özellikleri:
    a. Tapınaklar basamaklı bir zemin üzerinde yer alır.
    b. Sütunlar kaideye oturur.
    c. Sütun başlıkları koç boynuzuna benzeyen kıvrımlı bir biçimdedir( volüt)
    d. Arşitrav dışa taşkın olarak yapılmış iki veya üç katlıdır.
    e. Sütunları ince ve uzundur.


    Bu Düzen dorik sutun sistemine oranla hafifi duruşu ile daha zariftir. Dorik`te bulunmayan sütun kaidesi, burada üç yuvarlak silme ile bunların aralarına gelen iki oyuk çemberden oluşmuştur. İyonik sütun gövdesi Dorike nazaran daha uzun ve incedir. Gövde aralarında ince şeritler bırakan yivlerle süslüdür. Sütun başlığı da ortadan başlayıp,yanlara doğru çıkarak içe kıvrılan helezon arasına yumurta dizisi denilen bir süs dizisinin yerleşmesiyle oluşmuştur. Başlık üzerinde de yatay olarak dışarı taşan üç ince tabaka halinde çıkıntılı simgeler yer alır. Bunun üzerinde de çatıyı dolanan bir fris bulunur. Bazen frist kabartmalı, devamlı bir şerit halimi alır. Bazen de friz hiç kullanılmakta pervaz ve alımlıklar Dor nizamı şeklini tekrarlamaktadır. Yalnız pervazın altında yan yana dizilmiş kubik dişlerden oluşan bir diş kesimi yer almaktadır. İyon tapınakların dada renkler ve belirli oran sistemleri önemli bir rol oynamaktadır. Door nizamına oranla daha büyük bir serbestliye sahiptir. örneğin aynı binada sut un kaidelerine başkabaşka şekiller verilebiliyor ağırlık ve kuvveti ifade eden dor tapınağa nazaran daha hafif ve zariftir En ünlü iyon tapınağı B.C.6.YY.`da rastlanan Ephessos `taki ARTEMİS tapınağı yaklaşık 110 metre uzunluğunda ve 55 metre genişliğinde olan bu tapınakta sella`nın üzeri herhalde açıktır. Tapınağın batı cephesinde Lidya kralı Kreussos tarafından hediye edilen gövdelerinin alt kısımları kabartmalı sütunlar vardır. Bir başka örnek Erectheiol`dur. Akrapol`lün kuzeyinde parthenon`larla birlikte harika sayılabilecek eserler vardır. Athena,poseyidon ve bir takım kahramanlara adak edilmiş olan iki kapının bir çatı altından toplanmasında oluşmuştur. Bu nedenle normalde ayrılan bir plan göstermekte doğuda, kuzeyde, güneyde birer portik bulunmaktadır

    Efes'teki Artemis Tapınağı, Didim Apollon Tapınağı, Atina Athena Nike tapınağı en iyi örneklerdir.

    KORİNT NİZAMI:
    M.Ö. 5-4 .yy. İyon nizamının çok az değişmiş bir şeklidir Tek fark sütun başlıklarında görülür. Volüt başlık yerine akantus yaprakları ile donanmış sütun başlıkları kullanılmıştır.
    yunan mimarisi.jpg3.gif

    Bazı Yunan tapınaklarında korint ve iyon sütun başlıkları birleştirilerek karma ( Kompozit) başlıklar kullanılmıştır Bu tapınaklarda sütunların yerine kadın heykellerinin (karyatit) kullanıldığı görülür

    Sutun kaidesi ve gövdesi aynen miyon sütun sistemdeki biçimdedir. 6yeni olan akan tuz yapraklarında biçimlendirilmiş olan başlıktır Bu taş olmuş doğa formu daha erken devirlerde soyutlaştırılmış ve bir süs olarak kullanılmıştır İlk zamanlar binaların içinde, sonraları dışında kullanılmaya başlayan bu nizam helenislik devirde çok sevilmiştir. Bu nizamdaki belli başlı tapınaklar arasında Silifke ve Atina yakınlarındaki Zeus tapınakları sayıla bilir. Bu nizamdaki başlık, bir cephesi olmadığından ve her türlü değişikliğe elverişi olduğundan çok kullanılmıştır.
    yunan mimarisi.jpg


  6. HaKHaN
    Özel Üye
    Yunan Mimarisinin Fotoğrafları

    Yunan Mimarisinin Resimleri



    yunan-mimarisinin-foto-raflar-.jpg

    Yunan Mimarisinin Fotoğrafları2.jpg


+ Yorum Gönder


roma mimarisi,  yunan mimarisi,  yunan uygarlığı,  dor nizamı,  megaron,  yunan tapınak mimarisi