+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Hayvanlar Alemi ve Hayvancılık Üretim ve Bilgiler Forumunda Keçi Yetiştiriciliği Konusunu Okuyorsunuz..
  1. HAYAT
    Devamlı Üye

    Keçi Yetiştiriciliği








    Keçi Yetiştiriciliği Hakkında Bilgi

    1. TÜRKİYE' DE KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİNİN GENEL DURUMU


    Türkiye tarımında keçi yetiştirme, değişik ekolojik ve sosyo ekonomik koşullara bağlı olarak farklı sistemler halinde şekillenmiştir. Bu nedenle, Ülkemizdeki keçi yetiştirme biçimlerini, değişik başlıklar altında yorumlamak ve buna ilişkin olarak, farklı önerilerde bulunulması gerekmektedir.
    Türkiye toplam et üretimi içerisinde, keçi etinin oransal payı % 18.3, toplam süt üretimindeki keçi sütünün oransal payı ise % 11,2 gibi küçümsenmeyecek düzeydeki değerlerdir. Diğer taraftan 1980 yılında, keçi den elde edilen tiftik üretimi 5875 ton, kıl üretimi 9275 ton ve toplam deri üretimi ise 1.379.520 adettir. Buna göre ürün bazında değerlendirildiğin de, hayvansal üretim içerisinde, keçinin önemine karşın, keçilerden birey başına elde edilen verim çok düşük düzeydedir. Gerek genetik, gerek çevre iyileştirmelerin özellikle kapsam yönünden sınırlı kalması, günümüzde böyle bir tablonun ortaya çıkmasına neden olmuştur.



    2. KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİNİN ÖNEMİ

    2.1. Türkiye Keçi Yetiştiriciliğinin Durumu


    Keçi yetiştiriciliğinin ülke ekonomisi ve beslenmedeki yeri ve önemini belirtmek açısından bir ölçüt verilmek istendiğinde, nüfus başına keçi sayısı ile kişi başına düşen keçi eti ve sütü dikkate alınmaktadır. Kişi başına keçi sayısının bir ve daha fazla veya kişi başına düşen keçi eti ve sütü toplamının 10 kg ve daha fazla olduğu ülkelerde keçi, ekonominin ve beslenmenin önemli öğelerinden biri olma özelliğine sahiptir.
    Keçi yetiştiriciliğinin yaygın olduğu bölgeler, doğa ve yaşam koşullarının güç, bitkisel üretim olanaklarının son derece sınırlı olduğu yerlerdir. Keçi yetiştiriciliği, yetiştiricinin genellikle tek geçim kaynağıdır. Keçi yetiştiriciliğinin tümüyle mera ve doğa koşullarına dayalı biçimde yürütüldüğü bu bölgelerde yetiştiriciler ve sürüler göçebe veya yarı göçebedir. İnsanlar genellikle tüm yaşam, umut ve geleceklerini keçi sürülerine bağlamıştır ve çağdaş uygarlıktan uzak bir yaşam sürdürmektedirler. Ektansif koşullarda yetiştirilen keçilerden elde edilen süt ve etin büyük bir bölümü, yetiştiricilerin kendi gereksinimlerini karşılamasında kullanılır. Tüketim fazlası ürünler ise genellikle üretim bölgesinde pazarlanmaktadır. Bu tip yetiştiricilik ve üretim tarzına Türkiye'de özellikle Toroslar ve Güney Ege'de sıklıkla rastlanmaktadır.
    Yaşam ve eğitim düzeyinin daha yüksek olduğu ülkelerde ise uzun yıllardır sürdürülen çalışmalar sonucu belirli verim yönlerinde ıslah edilmiş, erken gelişen, yemden yararlanmaları yüksek, yerli ırklara oranla daha az hareketli ırklar geliştirilmiştir. Bu ülkelerde de keçi yetiştiriciliği büyük ölçüde meraya dayalı olarak yürütülmekle birlikte, bilgili bir ek yemleme ile desteklenmekte ve gerçek anlamda ekonomik bir çaba olarak sürdürülmektedir. Bu tip keçi yetiştiriciliği, genellikle diğer çiftlik hayvanlarınca değerlendirilemeyen dağlık arazilerdeki meraların, küçük bağ-bahçe işletmelerinin artıklarının değerlendirilmesine yönelik olarak yapılmakta, ailenin veya işletmenin süt ve et gereksinimlerini karşılamaktadır. Bunun yanında keçi peynir üretiminin yaygın olduğu bölgelerde ise çok sayıda süt keçisi barındıran ticari işletmelere de rastlanmaktadır.
    Süt keçisi yetiştiriciliğinin bir başka biçimi de büyük şehir kenarları ve yakınlarında yaşayan ailelerin süt ve kısmen de et gereksinmesini karşılamaya yönelik olarak yapılamaktadır. Aile işletmeleri olarak adlandırılan bu yetiştiricilik tarzında işletmenin keçi mevcudu birkaç başı geçmemektedir.
    Kısaca keçi yetiştiriciliği özellikle çevre koşulları yetersiz bölgelerde yaşayan, sınırlı gelire sahip halk kitlelerinin esas gelir ve besin kaynağını oluşturması bakımından büyük öneme sahiptir. Bunun yanında çeşitli ülkelerde ticari keçicilik işletmeleri de mevcuttur.
    Keçi yetiştiriciliğinin önemi ve avantajları kısaca şu şekilde özetlenebilir.
    a) Keçiler kötü çevre koşullarında kolaylıkla yetiştirilebilmektedir.
    b) Diğer çiftlik hayvanlarınca değerlendirilemeyen dağlık bölge meralarını değerlendirebilirler
    c) Diğer çiftlik hayvanlarınca değerlendirilemeyen kaba yemleri değerlendirebilirler
    d) Et, süt, kıl, tiftik, deri, post, bağırsak, gübre gibi çok çeşitli amaçlarla kullanılabilen çok sayıda ürüne sahiptirler
    e) Bitkisel üretim yapılacak arazisi bulunmayan orman içi ve kenarı yerleşim birimlerinin en önemli veya tek geçim kaynağıdır.
    f) Büyük şehir kenarı veya yakınında yaşayan düşük gelirli yetiştiricilerin süt ve et gereksinmesini karşılanmasını sağlar,
    g) Yetiştiricinin her an kolaylıkla para dönüştürebileceği hayvanlardır
    h) Ucuz olmaları nedeni ile sürü kurma kolaylığı sağladıkları gibi çeşitli olumsuz faktörler nedeniyle daha az risklidir.
    i) Basit ve ucuz maliyetli barınaklarda yetiştirilebilirler

    2.1. Türkiye Keçi Yetiştiriciliğinin Durumu
    [Konu Başlığı]Türkiye'nin tüm bölgelerindeki çok yönlü tarım işletmelerinde hayvancılık önemli bir yer tutar. Ancak genellikle küçük işletmelerin çoğunluğu oluşturduğu tarımsal yapılanma nedeniyle diğer üretim dallarında olduğu gibi hayvancılık da ektansif bir karakter göstermektedir.

    Ovalık alanlardan dağlık yörelere gidildikçe işletmelerin ekonomik güçleri daha da azalmakta, hayvancılık bakımından doğaya bağımlılık artmaktadır. İşte özellikle bu bölgelerde keçi yetiştiriciliği önem kazanmaktadır. Her türlü elverişsiz yaşam koşullarının egemen olduğu bu bölgelerde yaşayan insanların en önemli ve hatta çoğu kez tek geçim kaynağını keçi yetiştiriciliği oluşturmaktadır.

    Keçi; 10.328.000 başı Kıl ve 1.614.000 başı Tiftik keçisi olmak üzere Türkiye hayvan varlığı içerisinde önemli bir yere sahiptir. Hemen tüm bölgelerde yetiştirilmekle birlikte keçi populasyonunun büyük bölümü Akdeniz, Ege, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde bulunmaktadır. Bu durum keçi yetiştiriciliğinin daha çok dağlık, ormanlık, bitkisel üretim yapabilecek alanların sınırlı, koşulların elverişsiz olduğu bölgelerde yoğunlaştığının açık bir kanıtıdır.

    Türkiye'nin çeşitli bölgelerine dağılmış olan keçi varlığı, bu bölgelerde yaşayan geniş halk yığınlarının aile ekonomisinde olduğu gibi yurt ekonomisinde de önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye keçi populasyonundan sağlanan et, süt, tiftik, kıl ve deri üretimi ile toplam üretim içerisindeki payları aşağıdaki çizelgede görülmektedir.


    Türkiye'nin Keçi Ürünleri Üretimi ve Toplam Üretim İçerisindeki Payları


    ÜretimToplam Üretimdeki Payı
    %Et ( t )24.2654.46
    Süt ( t )426.8509.17
    Tiftik ( t )3.260100.00
    Kıl ( t )6.430100.00
    Deri ( adet )1.683.00012.59*

    * Koyun ve keçi derisi üretimindeki payı
    Görüldüğü gibi keçilerden elde edilen ürünler toplam üretim içerisinde küçümsenemeyecek bir paya sahiptir. Ancak, elde edilen ürünlerin nicelik ve nitelik bakımından istenilen düzeyde olduğu söylenemez. Gerek keçilerin genetik yapıları, gerek bakım, besleme, yetiştirme ve pazarlama koşullarının yetersizliğinden kaynaklanan bu durum hayvan başına düşen gelirin çok az olmasına neden olmaktadır. Ancak keçi yetiştiriciliğinin Türkiye'deki durumu ve yapısı göz önüne alındığında aile ve ülke ekonomisindeki önemli yerini daha uzun süre koruyacağı kolayca anlaşılır.


    KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİ - 56001nci Müht.Dp.K.lığı








  2. HAYAT
    Devamlı Üye





    Keçi ırkları ile ilgili bilgi


    3.1. Süt Keçisi Irkları
    3.1.1. Saanen
    3.1.2. Toggenburg
    3.1.3. Alpin
    3.1.4. Beyaz Alman Keçisi
    3.1.5. Alaca Alman Keçisi
    3.1.6. Nubya Keçisi
    3.1.7. Malta Keçisi
    3.2. Et Keçisi Irkları
    3.2.1. Boer Keçisi
    3.2.2. Keşmir ve Tiftik Irkları
    3.3. Türkiye Yerli Keçi Irkları
    3.3.1. Ankara Keçisi
    3.3.2. Türkiye Yerli Kıl Keçisi
    3.3.3. Kilis Keçisi

    Geçmiş yıllarda keçi ırklarının sınıflandırılmasında ırkların boynuz ve kulak yapılarındaki farklılıklardan yararlanılmaya çalışılmıştır. Fakat bu yolla yapılan sınıflandırmanın tüm keçi ırklarını tanımlamada yetersiz kaldığı görülmüştür. Bugün, daha ayrıntılı bir sınıflandırma yapılması gerektiğinde, üzerinde durulan ırkların boynuz ve kulak yapıları yanında verim özellikleri ile, yetiştirildikleri bölgenin coğrafi koşulları da sınıflandırma kriteri olarak dikkate alınmaktadır.

    3.1. Süt Keçisi Irklrı

    Keçi ırkları içerisinde en önemlilerini ve en büyük grubunu süt keçileri oluşturmaktadır. Bu ırklar çeşitli dış yapı özellikleri bakımından benzerlik göstermektedirler. Süt ırkı keçilerin vücutları ince, zayıf ve kuru yapılıdır. Bu nedenle vücudun çeşitli bölümleri köşemsi görünümde olup, dokunulduğunda kemikler hissedilebilir. Deri genellikle yumuşak, ince ve esnektir. Tüm süt keçisi ırklarında meme iyi gelişmiştir ve bezel bir yapıya sahiptir. Memeye kan sağlayan damarlar oldukça iyi gelişmiş ve dıştan bakıldığında kolayca fark edilebilecek bir durumdadır.
    Süt keçilerinin belirtilen ortak anatomik özellikleri yanında fizyolojik özellikleri bakımından da ortak yönleri vardır. Örneğin süt keçi ırklarının süt verimleri yüksek, laktasyon süreleri uzundur. Ayrıca bu ırakların hemen tamamında döl verimi ve gelişme hızı diğer keçi ırklarına göre yüksektir.
    Süt keçisi ırklarının büyük bölümünde ortak olan bu özelliklerin bazıları veya tümü bakımından ırklar arasında az ya da çok farklılık olabileceğini de unutmamak gerekir.

    3.1.1. Saanen

    Saanen, İsviçre keçi ırklarından biridir. Vücut rengi düz beyaz olan Saanen keçileri gelişme hızı, süt ve döl verimi yüksek bir ırktır. Bu özelliklerinin yanında uyum yeteneklerinin de oldukça iyi olması nedeniyle pek çok ülkeye götürülen Saanen keçileri bu ülkenin yerli keçi ırklarının ıslahında yaygın olarak kullanıldığı gibi saf olarak da yetiştirilmektedir.
    Saanen keçileri, süt keçilerinin ortak yapısal özelliklerine sahiptir. Canlı ağırlıkları ergin keçilerde 50, tekelerde 65-70 kg dolayındadır. Mera ve yemleme koşullarının elverişli olduğu çok çeşitli çevre koşullarında yetiştirilebilen Saanen keçilerinin ortalama 280 gün olan laktasyonda süt verimleri 700 kg' ın üzerinde gerçekleşmektedir.

    3.1.2. Toggenburg

    İsviçre keçi ırklarındandır. Vücut rengi kahverengiden griye kadar değişen çeşitli tonlarda olabilmektedir. Süt keçilerinin genel dış yapı özelliklerine sahiptir. Ergin keçilerin ağırlığı 45, tekelerinki ise 65 kg dolayındadır.
    Toggenburg keçileri de çok çeşitli iklim ve çevre koşullarına kolaylıkla uyum sağlayabilmektedirler. Ancak yüksek süt verimlerini iyi bakım ve yemleme koşullarında sürdürebilirler. Uyum yeteneklerinin iyi olması bu ırkın da çeşitli ülkelere götürülerek yerli keçilerin ıslahında kullanılmasını sağlamıştır.
    Toggenburg keçileri ortalama 270 gün süren laktasyonda 650-700 kg süt vermektedirler. Gelişme hızı ve döl verimi yüksek olan Toggenburg keçilerinde ikiz ve üçüz doğumlara sık rastlanır.

    3.1.3. Alpin

    İsviçre ve Fransa'da yaygın olarak yetiştirilen Alpin keçilerinin bu iki ülkeden hangisinin gen kaynağı olduğu tartışmalıdır.
    Alpin keçilerinde vücut açık kahverengiden siyaha kadar değişen renklerde olabilmektedir. İnce ve kemikli bir yapıya sahip olan Alpin keçileri dağlık bölgelerde kolaylıkla yetiştirilebilmektedir. Ergin keçiler 45, tekeler 65 kg ağırlıktadır.
    Süt keçisi ırklarının tüm ortak özelliklerine sahip olan Alpin keçilerinin ortalama 270 gün süren laktasyonda süt verimleri 550 kg'nin üzerindedir. Döl verimi de yüksek olan bu keçi ırkının gelişme hızı Saanen ve Toggenburg'a göre biraz daha yüksektir.

    3.1.4. Beyaz Alman Keçsi

    Almanya yerli beyaz keçilerinin Saanen ile melezlenmesinden elde edilmişlerdir. Dış yapı olarak Saanene benzeyen bu ırk, beyaz renkli ve sağlam yapılıdır. Gelişme hızı ve döl verimi yüksek olan bir ırk olan Beyaz Alman Keçilerinin laktasyon süt verimleri 1100 kg'nin üzerindedir. Uyum yeteneklerinin çok iyi olması nedeniyle çeşitli ülkelere götürülen Beyaz Alman Keçileri başarılı biçimde yetiştirilebilmektedir.

    3.1.5. Alaca Alman Keçisi

    Bu keçi ırkı vücut rengi dışındaki yapı özellikleri bakımından Beyaz Alman Keçisine büyük benzerlik gösterir. Süt verimi 900 kg'nin üzerinde olan Alaca Alman Keçilerinin dişileri 60, erkekleri 80 kg ağırlıktadır





  3. HAYAT
    Devamlı Üye
    Bazı keçi türlerinin özellikleri nelerdir

    3.1.6. Nubya Keçisi


    Akdeniz keçi ırklarının önemlilerindendir. Kuzey Afrika ülkelerinin tümünde yetiştirilmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yetiştirilen Kilis keçilerinin kökenli de Nubya keçileridir.
    Nubya keçilerinin vücutları çeşitli renklerde olabilmekle birlikte, kahverengi-siyah ve sarı alacalılara çok rastlanır. Ergin keçiler 35, tekeler ise 55 kg ağırlıktadır. Nubya ırkının dikkat çekici dış yapı özelliklerinden birisi çok geniş ve uzun sarkık kulaklı oluşudur.
    Nubya keçilerinin en önemli özellikleri döl verimlerinin yüksek olmasıdır. Bu ırka ikiz ve üçüz doğumlara çok sık rastlanır. Kızgınlıkların büyük ölçüde tüm yıla yayıldığı bu ırkta yılda iki kez doğum yapan keçilere sık rastlanır. Doğumdan sonra 10 ay sağılabilen Nubya keçilerinin ortalama süt verimleri 850-900 kg dolayındadır. Sürekli yağ oranı %7-8 dolayında yani diğer ırkların süt yağı oranının iki katına yakındır.
    Sıcak iklim koşullarına iyi uyum sağlamış olan Nubya keçisi soğuk iklim bölgelerinde ancak ağılda yetiştirilebilmektedir.

    3.1.7. Malta Keçisi

    Akdeniz keçi ırklarından birisi olan Malta, Nubya ve Mursiye keçilerinin melezlenmesinden elde edilmiştir. Akdeniz iklimine çok iyi uyum sağlamış olan bu ırk Akdeniz ülkelerinin hemen tamamında yetiştirilmektedir.
    Malta keçilerinde renk büyük bir varyasyon göstermekte, beyazdan siyaha kadar değişen tek renklilere çeşitli renklerde alacalarına rastlanmaktadır. Vücut narin ve kuru yapılışlıdır. Yürüme yeteneği pek iyi olmadığından 3-5 başlık küçük birimler halinde ağıl, avlu ve bahçelerde yetiştirilmektedir. Sütçü ırk özelliklerine sahip Malta keçilerinin 6 ay süren laktasyon boyunca günlük 2-4 kg süt verdikleri bildirilmektedir. Döl verimi çok yüksek olan Malta keçileri bir doğumda 2-3, hatta bazı zaman 4-5 oğlak vermektedirler.

    3.2. Et Keçisi Irkları


    Geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerde ve esas olarak süt veya hayvansal lif üretmek amacıyla yetiştirilmeyen keçi ırklarının tümü bu gruba dahil edilebilirler. Bu ırklar herhangi bir verim yönünde ıslah edilmemişlerdir. Genellikle, deri ve bazen de lif ve sütünden de yararlanılan bu ırklar renk, cüsse ve yapısal özellikler bakımından geniş bir varyasyon gösterirler. Genellikle dışa kapalı bir ekonomik yapıya sahip işletmeler tarafından yetiştirilen bu hayvanlardan elde edilen ürünler işletme içerisinde tüketilmektedir.

    3.2.1. Boer Keçisi

    Yukarıda sözü edilen ırklar dışında ve et keçisi ırkı olarak nitelendirilebilecek en önemli keçi ırkıdır. Güney Afrika'da yetiştirilen Boer keçileri et verimi yönünden seleksiyon yolu ile elde edilmiştir. Boer keçilerinin vücut rengi beyaz, baş ve boyunları kızıl renklidir. But gelişmesi oldukça iyi olan Boer keçilerinin kastre erkeklerinin ağırlığı 100 kg'ye ulaşabilir.
    Boer keçilerinde yılın tüm mevsimlerinde kızgınlık görülmektedir. Bu nedenle yılda iki veya iki yılda üç kez doğum yapabilmektedirler. Böylece bir keçiden yılda 3.60 oğlak mümkün olmaktadır. Beside oldukça hızlı gelişen oğlaklarında günlük ağırlık artışı 227-270 g arasında değişmektedir. Bir kg ağırlık artışı sağlamak için tükettiği yem miktarı oldukça düşük olan Boer keçilerinin karkas ve et kalitesi yüksektir.





  4. HAYAT
    Devamlı Üye
    Türkiye'de keçi yetiştiriciliği nasıldır


    3.2.2. Keşmir ve Tiftik Irklar
    ı

    Keşmir ve Tiftik keçileri, tekstil sanayiinin önemli bir hammaddesi olan Keşmir ve Tiftik üretimi amacı ile üretilmektedirler. Orta Asya'nın 3000-5000 m yükseklikteki dağlık bölgelerinde yetiştirilen Keşmir keçileri, "Orta Asya Tüy Keçisi" veya yünlü anlamına gelen " Paşmina" olarak da adlandırılırlar. Dişileri 30-40, erkekleri 60 kg ağırlıktadır. Vücut kalın ve çok örtülüdür. Üst kıllar genellikle beyaz olmakla birlikte sarı, kahverengi, gri, siyah ve alacalı olabilir. Keçi başına Keşmir üretimi 100-200 g arasında değişir. Çok ince kıllardan oluşan Keşmir yüksek fiyatlarla satılmaktadır.
    İran, Irak, Afganistan, BDT, Pakistan, Hindistan ve Nepal'de 20'ye yakın Keşmir ırkı yetiştirilmektedir.

    3.3. Türkiye Yerli Keçi Irkları

    Keçi varlığı bakımından yapılan sıralamada dünya ülkeleri arasında ön sıralarda yer alan Türkiye'de; Ankara, Kıl ve Kilis olmak üzere başlıca üç keçi ırkı yetiştirilmektedir. Bunların dışında özellikle İzmir ve İstanbul dolaylarında da az sayıda Malta keçisi yetiştiriciliği yapılamaktadır.

    3.3.1. Ankara Keçisi


    Ankara keçisinin anavatanı Orta Asya'dır. Türkler tarafından Anadolu'ya getirilen bu keçiler özellikle Orta Anadolu'nun iklim ve çevre koşullarına çok iyi uyum sağlamış ve bugünkü özelliklerine sahip olmuştur. Bütün dünyada Ankara Keçisi olarak tanınan bu ırk 1838 yılına kadar sadece Anadolu'da yetiştirilmiş, bu tarihten sonra öncelikle Güney Afrika olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde yetiştirilmeye başlanmıştır.
    Türkiye'nin Ankara keçisi yetiştiriciliği özellikle Orta Anadolu'da yoğunlaşmıştır. Bunun dışında, Siirt, Mardin, Bitlis, Sivas, Burdur, Isparta illerinde de yetiştiriciliği yapılmaktadır.
    Ankara keçisi küçük ve zayıf yapılışlı bir ırktır. Keçiler 28-35, tekeler 35-45 kg canlı ağırlıktadır. Esas vücut rengi beyaz olan Ankara keçilerinin, krem, sarı, gri, kahverengi, siyah ve alacalı renklerine de rastlanmaktadır. Koyu ve alaca renkliler daha çok Kıl ve Ankara keçisi yetiştirme bölgelerinin birbirine karıştığı sınır bölgelerde görülür.
    Ankara keçileri genellikle boynuzludur. Kulaklar geniş, uzun ve sarkıktır. Baş, boyun, karın altı ve tüm vücut parlak, uzun ve tekstil sanayiince aranan bir hayvansal lif olan tiftik ile örtülüdür. Kas ve kemik gelişimi pek iyi olmamakla birlikte yürüme yeteneği çok iyidir. Yetiştiriciliği tamamen merada otlatmaya dayalı olan Ankara keçileri yaşam ve verimleri için gerekli besin maddelerini sağlayabilmek için zayıf meralarda çok uzun mesafeleri yürümek zorunda olduklarından bu özellikleri son derece önemlidir.
    Ankara keçilerinde esas verim tiftiktir. Tiftik verimi yaş, cinsiyet, beslenme ve bireyin özelliklerine bağlı olarak değişmek üzere dişilerde 1.5-3 erkeklerde 3-6 kg arasında değişmektedir. Türkiye genelinde ise hayvan başına ortalama tiftik verimi 1.6-1.8 kg arasında değişmektedir.
    Yüzyıllar boyunca sadece ülkemizde üretilen tiftik bu süreçte dünya piyasasında yeterli talebi bulmuş, gerek ülkenin, gerek Ankara keçisi yetiştiricilerinin bu üretimden yeterli gelir elde etmesini sağlamıştır. Tiftik üretiminin Türkiye'nin tekelinden çıkması dünya piyasasında rekabet ortamı yaratmış ve Türkiye'nin ve Ankara keçisi yetiştiricilerinin gelirlerinde önemli düşüşler olmuştur. Bunun sonucu olarak Ankara keçisi yetiştiriciliği albenisini büyük ölçüde yitirmiş, zaman zaman 5-6 milyon başa çıkmış olan Ankara keçisi varlığı hızla azalarak bugün 1.6 milyon başa düşmüştür.
    Ankara keçisi yetiştiriciliğinin bu durumu yetiştiricilerin gelirlerinin arttırılması için tiftik dışındaki verimlerinin, üzerinde de önemle durulması gerektiğini göstermiştir. Ankara keçilerinin ıslahında tiftik verim ve özellileri yanında süt ve et verim özelliklerinin de üzerinde durularak daha üretken bir tipin oluşturulmasına çalışılmalıdır. Ankara keçisi etinin kokusuz oluşu sevilerek tüketilmesi ve tüketiminin yaygınlaşması bakımından avantaj olarak kabul edilmektedir. Uluslar arası piyasanın keçi eti talebi ve keçi etinin bu piyasada kuzu eti fiyatına satılabildiği göz önüne alınırsa Ankara keçilerinin et verim özelliklerinin iyileştirilmesinin önemi daha iyi anlaşılır.

    3.3.2. Türkiye Yerli Kıl Keçisi


    Türkiye yerli kıl keçileri uzun sürüden beri yetiştirildiği Anadolu'nun iklim; çevre ve yetiştirme koşullarına dayanıklı, zayıf meralardan yararlanabilen kanaatkar hayvanlardır.Yetiştirildikleri bölge ve uygulanan bakım ve beslemenin farklı tipleri vardır.

    Kıl keçilerinde vücut rengi beyazdan siyaha kadar değişebilmekle birlikte en çok rastlanan renk siyahtır. Kıl örtüsünü oluşturan üst kıllar çok kaba, alt kıllar ise çok incedir. Genellikle boynuzlu olmakla birlikte boynuzsuzlarına da rastlanmaktadır, zayıf fakat güçlü bir vücut yapısına sahip olan kıl keçilerinin yürüme ve tırmanma yetenekleri çok iyidir. Bu nedenle, yetersiz mera koşulları ve sarp arazilerde besin maddeleri ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilirler. Canlı ağırlık ergin keçilerle 45, tekelerde 55 kg dolayındadır.

    Kıl keçileri 180-200 gün süren laktasyonları boyunca 70-100 kg dolayında süt verirler. Kıl verimleri ise 350 g ile 1000 g arasında değişmektedir. Kıl keçi eti yetiştirildikleri bölgelerde sevilerek tüketilir.

    Son yıllarda yapılan besi denemelerinde elde edilen sonuçlar kıl keçilerinin et verimlerinin düşünüldüğü kadar geri olmadığını, hatta gelişme hızının oldukça yüksek olduğunu göstermiştir. Dünya piyasalarındaki keçi eti talebi ve fiyatı göz önünde bulundurulduğunda önemli bir ihraç ürünü ve gelir kaynağı olabileceği anlaşılan keçi eti ve et verimi üzerinde önemle durulması gerektiği görülür. Kıl keçilerinin ikizlik oranı oldukça düşüktür. Yılda 100 keçiden 105-108 oğlak alınabilmektedir. Et üretiminde döl veriminin önemi göz önüne alınarak bu özelliğin ıslahı üzerinde de önemle durulmalıdır.


    .3.3. Kilis Keçisi

    Güneydoğu Anadolu bölgesinde özellikle Hatay, Gaziantep ve Urfa dolaylarında yetiştirilen bu ırk Damascus ( Şam ) keçileri ile kıl keçilerinin melezlenmesi ile ortaya çıkmıştır. Sayıları 100 bin dolayında olan Kilis keçileri Türkiye yerli keçileri içerisinde süt verimi en yüksek olan ırktır.
    Kilis keçilerinde vücut, çok uzun ve genellikle siyah renkli kıllarla kaplıdır. Kulaklar çok uzun, geniş ve sarkıktır. Vücut, uzun yol yürümeye uygun bir yapıya sahiptir. Ergin keçilerde canlı ağırlık 45-50, tekelerde 60-90 kg arasındadır.
    Kilis keçilerinin süt verimi 200-350 kg, sütte yağ oranı %4.7, kıl verimi 500 g, dolayındadır. Doğuran 100 keçiden 120-160 oğlak alınabilmektedir.


  5. HAYAT
    Devamlı Üye
    KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİNDE SELEKSİYON VE YETİŞTİRME METODLARI


    4.1 Giriş
    Bir bölgede veya işletmede yetiştirilen hayvanların verim kapasiteleri ekonomik seviyenin altında ise, bu seviyenin yükseltilmesi için iki yol önerilebilir:

    .1. Tespit edilen ekonomik verim seviyesini sağlayacak kabiliyette hayvanlar satın alınıp yetiştirmek,

    .2. Mevcut sürüyü ekonomik verim seviyesini geliştirmek üzere ıslah etmek.
    Birinci yol ülkemiz süt keçiciliği açısından ilk bakışta basit görülmekle birlikte yurt içinde bu tip hayvanları yeteri miktarda bulmak mümkün olmadığından yurt dışından getirtmek gerekmektedir. Bu durum ise normal tarım işletmelerinin, özellikle gelişmekte olan ve döviz sıkıntısı çeken ülkemizde karşılayamayacakları kadar büyük masraflara neden olabilmektedir. Öte yandan istenen seviyede verim kabiliyetli hayvanların yeterli miktarda bulunması da kolay değildir. Kaldı ki bu hayvanların, başka şartlarda elde edilen verim seviyelerini, ülkemizde getirilecekleri şartlarda beklemek de güçtür.
    İkinci yol ise uzundur, ancak birinci yolun izlenmesi çok güç olduğuna göre bu yolun tercih edilme zorunluluğu vardır.

    Süt keçiciliği açısından mevcut populasyonunun genetik ıslahı için önce populasyonda yeterli genetik varyasyonun mevcut olup olmadığını araştırmak gerekir.

    Ülkemizde süt verimi kıl keçilere göre daha yüksek ancak miktarları çok az olan Kilis ve Malta Keçilerinden de yararlanmak mümkündür. Ancak, bunlar sayısal olarak çok az olduğun dan ülkesel düzeyde süt keçiciliği ıslahı projeleri için bu hayvanlardan yeterli düzeyde damızlık ana materyal bulma güçlüğü daima mevcuttur.

    Malta keçileri Ege ve Marmara bölgelerinde rastlanan, rengi siyaha kadar değişen, çoğunlukla düz kahverengi veya kahverengi - alaca olan hayvanlardır. Günde 2 -3 kg süt veren 6 - 7 ay kadar sağılabilen Malta keçilerinden laktasyonda 400 kg hatta bakım ve beslemenin iyi olduğu şartlarda 600 kg’a kadar süt elde edilebilmektedir. En önemli özelliklerinden biri döl veriminin yüksek olmasıdır.

    Kilis keçileri, Gaziantep ve Hatay illeri çevrelerinde ve özellikle de Kilis ilçesinde yaygındır. Yerli Kıl keçileri ile Halep keçilerinin melezlenmesi sonucu meydana gelmiş ve uzun yıllar boyunca kapalı bir populasyon olarak yetiştirilmiş hayvanlardır. Bu nedenle ayrı bir yerli ırk olarak değerlendirilmektedirler. Renkleri genellikle siyah, kulakları uzun ve sarkık olan bu keçiler laktasyonda 210 -300 kg. iyi bakım ve besleme şartlarında 400 - 500 kg. kadar süt verebilmektedir. Laktasyon süreleri 7 - 8 ay civarındadır.

    Görüldüğü üzere ülkesel düzeyde yerli keçi populasyonların kendi aralarında ıslahı yolu ile yeterli miktarda süt verimi yüksek damızlık hayvan elde edilmesi genetik varyasyonun yetersizliği nedeni ile çok güç olduğu gibi uzun zaman da gerektirmektedir.

    Bu nedenle, en uygun çözüm yolu yerli ırklarımızın süt verimi çok yüksek kültür ırkı tekelerle melezlenmesi suretiyle süt verimi yönünden genetik varyasyon hudutlarını genişleterek bu varyasyondan yararlanıp istenen verim düzeyinde melez genotiplerin seçimi yapılmalı, bunlara döl verme şansı tanınmalı, uygun çiftleşme yöntemleri ile miktarlarını arttırmalıdır.

    Şu halde ülkemizde süt keçiciliğinin geliştirilmesi için uygulanacak genetik ıslah programları esas itibariyle melezlemeye dayanmaktadır. Ancak melezleme yapabilmek için de ana ve baba ırkların seçimi (seleksiyon) gerekir. Melezleme ile arttırılan genetik varyasyon saptanan amaca uygun sıkı bir seleksiyon ve damızlığa ayrılan hayvanların çeşitli kombinasyonlar halinde çiftleştirilmeleri ile değerlendirilir.

    Ancak çevre faktörlerinin yapıyı iyileştirme gayretlerinin sınırlayıcı etkilerini dikkatten uzak tutmamak gerekir. Örneğin Çukurova’nın entansif tarım işletmeleri ile dağlık bölgelerdeki mevcut çevre faktörleri süt verimi bakımından üstün genetik yapıya sahip keçilerin geliştirilip üretilmesinde teknik olarak farklılıklar meydana getirir. Dağlık yörelerdeki kısıtlı çevre şartları ova’ ya nazaran daha az süt içeren keçilerin ekonomik olarak geliştirilmesine olanak verir, zira ekonomik verim seviyesi çevre faktörlerinin iyileştirilmeleri için yapılabilecek masrafları karşılayabilecek verim miktarı olduğundan, bu seviye tabii, kültürel ve ekonomik şartlara bağlı olarak işletmeden işletmeye, aynı işletmede seneden seneye değişebildiğinden farklı yörelerde de büyük değişiklikler gösterir. Bu durum, çevre faktörlerinin hayvanlarda verimi arttırıcı etkisinin bütün şartlarda aynı olmaması kadar, arttırılacak verimlerden sağlanacak gelirin, her zaman ve her yerde değişebilmesinin de bir sonucudur.
    Buraya kadar anlatılanlar özetlenecek olursa;

    .1. Önce üzerinde durulacak keçi populasyonları (ana ve baba tarafı olarak tespit edilir.

    .2. Seçilen ana populasyonda üzerinde durulan süt verimi bakımın dan varyasyon tespit edilir, populasyonda istenen düzeyde süt veren hayvanların mevcudiyetleri, varsa miktarları, bunlarla diğerleri arasındaki farkın ne derecede kalıtsal olduğu saptanır.

    .3. Elde edilen bu bilgilere dayalı populasyona uygun çiftleştirme metodları uygulanır.

    .4. Meydana gelen yeni kombinasyonlardan süt verimi dikkate alınarak sıkı bir seleksiyon yapılır.

    4.1.1. Fenotipik Varyasyon ve Kaynakları
    Süt verimi, kantitatif tabiatta bir fenotiptir. Bilindiği gibi canlıların herhangi bir şekilde tespit ve ifade edilen özelliğine fenotip denmektedir. Fenotipler (karakterler) kalitatif ve kantitatif olmak üzere tespit ve ifade edilirler.
    Birde var-yok şeklinde ifade edilen fenotipler vardır. Bu yıl döl veren bir keçi ile kısır kalan keçinin farklılığı var-yok deyimi ile belirlenir. Birinin oğlağı var, diğerinin yoktur. Bu gibi fenotiplere Eşikli de (threshold) denmektedir. Ancak belirlenme şekli itibariyle kalitatif nitelikte olan bu fenotiplerin tezahürü kantitatif bir olaya bağlanmakta, böylece kantitatif fenotipler gibi incelenmesi sağlanmaktadır.

    4.1.1.1. Kalitatif Fenotipler

    Bu fenotipler birbirlerinden kesin olarak ayrılabilmekte ve populasyon içindeki hayvanlar bu fenotipik farklılıklar yönünden birbirlerinden kesin sınırlarla ayrılan sınıflar oluşturmaktadırlar. Kalitatif fenotipler bakımından meydana gelen farklılık iki nedene dayanmaktadır.

    .1. Bir genin tek başına veya 2-3 genin birlikte etkileri kalitatif fenotipin oluşmasını sağlamaktadır.

    .2. Çevre faktörleri kalitatif fenotiplerin genler tarafından determine edilen şeklini değiştirmemektedir.

  6. HAYAT
    Devamlı Üye
    Keçi Yetiştiriciliği nasıldır


    4.1.1.2. Kantitatif Fenotipler:

    Bu tür fenotipler sürekli bir varyasyon gösterirler. Hayvanlar bu fenotipler bakımından birbirlerinden kesin sınırlarla ayrılan fenotip sınıfları teşkil etmezler.
    Kantitatif fenotiplerin gösterdikleri sürekli varyasyon iki nedene dayanır:
    1) Böyle bir fenotip münferit veya karşılıklı etkileri küçük çok sayıda genlerden oluşan bir genotipten gelişir.
    2) Söz konusu genlerin ve bunlardan oluşan genotiplerin etkileri çevre faktörlerine göre değişir.

    Kantitatif karakterlerdeki sürekli fenotipik varyasyon, çokluk normal dağılım gösterir. Fertlerin çoğu ortalamaya yakın fenotiplerdir. Ortalama dan uzaklaşanların sayıları gittikçe azalır.

    Şekil l’de görüldüğü üzere P populasyonun ele alınan kantitatif fenotip (karakteri) bakımından ortalaması, Pij ise i genotipli fertlerden (Gi) herhangi birinin fenotipik değeridir. Bu genotipteki fertlerin fenotipik değerleri çevre faktörlerinin etkisi ile Gi etrafında yine normal bir dağılım gösterirler. Şekilde öteki genotiplerdeki fertlere ait fenotipik dağılımlar da gösterilmişlerdir
    Gi genotipli fertlerin fenotipik değerleri ortalaması (Pi), bu genotipin değerini verir. Zira farklı çevre etkileri olması idi, bu genotipli bütün fertler aynı fenotipe sahip olacaklardır. Diğer bir ifade ile Pi değerinde çevre faktörlerinin etkisi yoktur.
    (Pij—Pi) = 0

    yani fertlerin aritmetik ortalamadan sapmalarının toplamı sıfırdır. O halde;
    Pi=Gi dir.
    j ferdinin bu değerden sapması tamamen çevre faktörlerinden ileri geldiğine göre
    Pij — Gi = Eij
    yazılabilir. Eij ise i genotipli ferdin çevre faktörlerinin etkisi ile gösterdiği sapmadır. Bunlardan
    Pij = Gi + Eij
    elde edilir. Populasyondaki bütün fenotipler için yazılabilecek olan bu denklem ıslah kitaplarında genel olarak
    P=G+E
    şeklinde yer almaktadır. Bu eşitlik fenotipik varyasyonun genotip ve çevre olmak üzere iki ana amili olduğunu göstermektedir.

    Şekil 1 — Her genotip sınıfındaki fenotiplerin, frekansları ile birlikte dağılımı ve gene variyasyonun oluşumu. Pi — Gi; Pij —Gi = Eij. P fenotlplnln 4,5,6 veya 1 genotip sınıflarından hangisine ait olduğu bilinmez.

    4.1.1.3. Çevre Faktörleri

    Kantitatif karakterler dikkate alındığında populasyon içinde varyasyon meydana getirme bakımından,

    a) Mikro çevre : Belirlenemeyen veya hangi hayvanlara hangi yönlerde etki yaptıkları bilinemeyen çevre faktörlerine Mikro Çevre veya Tesadüfi Çevre Faktörleri denmektedir. Fenotipin tespitinde ve rakamla ifadesinde yapılan hatalar da tesadüfi çevre faktörleri kategorisine girmektedir.

    b) Makro çevre : Belirli hayvan gruplarına belirli yönlerde etki yaptığı bilinen çevre faktörlerine Makro Çevre denir. Doğum mevsimi, ana yaşı, doğum tipi (tek - ikiz) ve cinsiyet bu gruptandır. Hayvan ıslahı uygulamalarında genellikle Makro Çevre etkilerin istatistik metotlarla gidermek, böylece fenotipik varyasyonun çevre faktörlerinden ileri gelen kısmını azaltmak yoluna gidilmektedir.

    c) Sabit çevre : Bir hayvanın bütün dönemlerindeki verimlerini (fenotiplerini) aynı ölçüde, sabit olarak etkileyen, böylece dönemler ortalamasını öteki hayvanların ortalamalarından farklılaştırmaya yardım eden çevre faktörlerine Sabit Çevre faktörleri denir. Sabit çevre faktörlerinin etkisi aynı istikamette çalışan genotipin etkisinden ayrı olarak hesaplanamaz.

    d) C-Faktörü : Familyalardan oluşan bir populasyonda bir familyaya mensup şahıs ların bazı karakterler bakımından öteki familyalara mensup şahıslardan fenotipik farklılığına sebep olan faktörlere C - Faktörü denir. Bir ananın yavrularına rahim içi ve doğum sonrası sağladığı müşterek çevre, anaların birbirlerine daha yakın fenotipler geliştirmelerine neden olur. Bu misaldeki gibi C - Faktörüne özel olarak analık etkisi (ma ternal Effects) denmektedir.

    4.1.1.4. Çevre Faktörleri ve Genotip İlişkileri

    Fenotipik varyasyonun kaynakları olarak çevre faktörleri ve genotip hayvan ıslahı çalışmalarında
    P=G+E
    denkleminde de belirtildiği gibi daima bir arada düşünülmelidir. Bu denklem populasyondaki her fert (genotip) için yazılabileceğinden P, G ve E değişken durumdadırlar. Buna göre P’ye ait varyasyonun ölçüsü olan varyans için
    V(P) = V + V(E) + 2.rGE . karekök (V . V(E))
    eşitliği yazılabilir.

    Burada rGE her ferdin genotipik değeri ile çevre faktörlerinden ileri gelen fenotipik sapması arasındaki korelasyon katsayısıdır.
    Genotip x Çevre İnteraksiyonları

    Bir populasyonun içinde bulunduğu çevrede birbirlerinden farklı makro - çevre faktörleri rol oynamakta iseler, populasyon içindeki genotipler ile makro - çevre faktörleri arasında interaksiyondarı söz edilebilir. Bu, genotipik değerler arası farkın çevreden çevreye değişmesi veya çevre faktörlerinin etkileri arasındaki farkın her genotip için aynı olmaması demektir (3).
    x Çevresinde A — 8 = K
    Y Çevresinde A — 8 = L
    ve K = L ise Genotip x Çevre interaksiyonu var, K = L ise yoktur.

    Genlerin tezahür şekil ve dereceleri çevre şartlarına bağlı olduğundan bir genotipin her türlü çevre şartlarında aynı fenotipik değerleri göstermesi beklenemez. Bu nedenle aşağıdaki gibi hallerde genotip x çevre interaksiyonları yetiştiricilik yönünden önem kazanır.

    a) Bir işletme içinde bazı genotipler (hayvanlar) kışın diğerlerinden daha üstün fenotipik değerler gösterdikleri halde, yazın bunun tersi olursa,

    b) Bir işletmedeki bakım ve besleme şartlarında yüksek genotipik değerler gösteren genotipler (hayvanlar), diğer işletme şartlarında diğer hayvanlardan daha geri ise,

    c) Muhtelif ırklardan oluşan bir populasyonda, bunların yetiştirildikleri çeşitli çevre şartlarında daima aynı üstünlük derecelerini göstermeleri beklenemez. Bu durum özellikle bölge veya işletmede yetiştirilecek ırk saptanırken önemlidir. Zira dünyada hiçbir ırk her şartta diğer ırklar dan daha üstün fenotipik değerler gösteremez (2).
    Islahına çalışılan populasyonda istatistik olarak bir genotip x çevre interaksiyonu sezilirse yukarda verilen eşitliğin sağ tarafına f (G.E) terimi ilave edilir. Bu terim genotip ile çevre faktörleri arasındaki düz olma yan tüm ilişkileri ifade eder.

    Eğer ıslahına çalışılan populasyonda çevre faktörleri yüksek genotipik değerli fertlerle düşük değerli fertlerde belirli yönde farklı etki meydana getirmiyorlarsa (ki genellikle durum böyledir) genotip ile çevre arasındaki düz ilişkiler sıfır kabul edilir (G.E = 0).

    Görüldüğü üzere hayvan yetiştiriciliğinde teknik bilgi ve ekonomik koşulların elverdiği ölçüde, hayvanların tümüne uygulanan çevre faktörlerine karşı yeterli reaksiyon göstermeyenler için özel çevre faktörleri düzenlemek yerine, bunları elden çıkarıp gelecek generasyon yeterli reaksiyon gösterenlerden sağlamak, yani ıslah yolu tercih edilmektedir. Bu takdirde yukarda verilen formüldeki üçüncü terim sıfır değeri alır.

  7. HAYAT
    Devamlı Üye
    Keçi Yetiştiriciliğinde yapılması gerekenler


    Böylece elde edilen:

    V(P) = V + V(E)
    denkleminin her iki tarafı V(P) ye bölündüğünde,
    1= V / V(P) + V(E) / V(P)
    Bulunur.
    V / V(P) = h² ve V(E) / V(P) = e²
    olduğundan denklemimiz 1 = h² + e² şeklini alır.

    Bu eşitlik fenotipin genotip ile çevre faktörleri tarafından de termine edildiklerini, çevre faktörlerinin etkisi arttıkça genotipin etkisinin azaldığını gösterir. Hayvan yetiştiriciliğinde ekonomik değeri olan karakterlerde kalıtım derecesi (h O.5’den daha düşük bulunmuştur. Bu nedenle O.5’den daha büyük kalıtım derecesi elde edildiği zaman bu, yüksek derecede kalıtsallığı gösterir.

    4.1.5. Kalıtım Derecesi:

    Hayvan ıslahının genetik esaslara göre planlanıp uygulanmasında en önemli
    unsur kalıtım derecesidir. Bu, esas itibariyle kalıtım derecesinin populasyonda ele alınan karakter bakımından genotipik varyasyonun bir ölçüsü ve fenotipik farklılığın genotipik farklılığa tekabül etme derecesi olmasındandır.
    Gelecek generasyonda arzu edilen ilerlemenin elde edilmesi, mevcut populasyondaki genotipik farklılığın derecesine bağlıdır. Zira ancak genotipik farklılık döllere geçer. Eğer mevcut populasyonda genotipik varyasyon mevcut değilse veya az ise, en üstün fenotipik değerli hayvanların damızlığa ayrılmaları halinde dahi gelecek generasyonda bir ilerleme sağlanamaz. Bu durumda hayvan yetiştiricisi ele alınan karakterin seviyesini yeterli görüyorsa, damızlık seçiminde artık bu karakter üzerinde durmaz, aksine bu karakterin daha fazla yükseltilmesini istiyorsa o zaman önce populasyonda genotipik varyasyon yaratmaya çalışır.

    Bu amaçla ya aynı ırktan daha yüksek verimli sürülerden sağlayacağı damızlıklarla kan tazeler, ya da başka ırklarla melezleme yapar. Melezlerin açılmaları ile çeşitli genotiplerde şahıslar elde edilir ki, bu genotipik varyasyonun sağlanması ve artması demektir.

    Bu amaçla uygulanacak diğer bir yöntem de akrabalı yetiştirme yolu ile çeşitli akraba hatlar tesis etmektir. Akraba hatlar arasındaki farklılıklar çokluk genotipiktir. Bu hatları daha sonra birbirleri ile çiftleştirip genotipik varyansı, melezlemede olduğu gibi, arttırmak mümkündür. Görülüyor ki kalıtım derecelerini bilmekle yetiştirici hangi çiftleştirme metodunu uygulayacağını tespit etme imkanına sahip olmaktadır.
    Öte yandan kalıtım derecelerinden seleksiyonda takip edilecek yön temin tespitinde de faydalanılır.
    Her generasyonda elde edilecek ilerlemenin hesaplanması da kalıtım derecesinin bilinmesi ile mümkün olmaktadır.
    Genotipin ıslahı için hayvan yetiştiricisi iki imkana sahiptir. Bunlar:

    .1. Seleksiyon - Damızlık Seçimi,

    .2. Çiftleştirme - Yetiştirme Metotları,

    Yukarda da belirtildiği üzere bu iki imkanın verimli bir şekilde kullanılması, üzerinde çalışılan karakterin kalıtım derecesini bilmeye bağlı olduğuna göre, kalıtım derecesi hayvan ıslahı faaliyetlerinin temelini teşkil eder. Kalıtım derecesi bilinmeden uygulanacak seleksiyon ve çiftleştirme metotlarının sağlayacağı yararlar, kadar zararları da hesaba katmak gerekir.

    4.2. Seleksiyon :
    İlmi anlamda seleksiyon, ele alınan populasyonda bazı şahıslara diğerlerine nazaran daha fazla çoğalma, döl verme imkanı sağlamaktır. Bu iş tabiat tarafından yapıldığı takdirde tabii, insan tarafından yapıldığı takdirde de suni seleksiyondan söz edilir.
    Gerek tabiat ve gerekse insan kendileri için en uygun fertlerin mümkün olduğu kadar fazla döl vererek çoğalmalarına, uygun olmayanların ise döl vermeden ortadan kalkmalarına çalışırlar.
    Hayvan ıslahı yönünden seleksiyon, populasyon (veya sürü) içindeki hayvanlardan ıslahta ele alınan karakter bakımından üstün genotipik değerlere sahip olanların ayrılmasına ve gelecek generasyonun bunlardan elde edilmesine denir.

    Ancak üstün genotipik değerli hayvanların diğerlerinden ayrılması zordur. Zira hayvanların ekonomik değeri yüksek karakterlerinin hemen hepsi kantitatif tabiattadır. Bu karakterler bakımından hayvanlar arasında tespit edilen farklar (fenotipik), sadece onların genotipik farklılıklarından ileri gelmemekte, çevre faktörlerinin de bunda büyük etkileri olmaktadır. Seleksiyonun fenotipik farklılıklara göre yapılması halinde, bu nedenle, üstün genotiplerin tayininde yanılmalardan kaçınılmaz. Böylece seleksi yondan beklenen fayda azalır.
    Poulasyonda genotiple çevre faktörleri arasında düz olan ve olma yan ilişkiler varsa gelecek generasyonun genotipik değerini arzulanan yönde değiştireceği ümit edilerek seçilen hayvanların, gerçekte düşük genotipik değerlere sahip olabilecekleri, özellikle bunlardan elde edilecek döllerin daha başka şartlarda yetiştirilmeleri halinde yanılmaların çok daha büyük olabileceği bilinmelidir.

    4.2.1. Seleksiyonun Genetik Etkileri:

    1. Seleksiyon, arzu edilen genlerin nispi miktarlarını arttırır,

    2. Seleksiyon, arzu edilen genlerin yeni kombinasyonlar meydana germelerine ve bu kombinasyonları taşıyan gametlerin nispi miktarlarının artmasına tesir eder.

    4.2.2. Seleksiyonun Uygulanması:


  8. HAYAT
    Devamlı Üye
    Keçi Yetiştiriciliginde bilinmeyenler


    Bir populasyonda seleksiyonun uygulanabilmesi için;


    1. Önce hangi karakter veya karakterler bakımından genotipik ilerleme istendiği saptanmalı,

    2. İkinci olarak bu karakterleri belirtecek kayıtlar toplanmalıdır.
    Ülkemizde devlet kurumlarının büyük bir çoğunluğunda kayıt tutul maktadır. Ancak bu kayıtlara dayalı bir seleksiyon programı uygulandığı ise söylenemez.
    Gerçi kayıt tutulmadan da seleksiyon yapılabilir. Ülkemizde genellikle durum böyledir. Bu sistemde ele alınan verimle ilgili olduğuna inanılan özelliklere göre subjektif olarak hangi hayvanların damızlık olarak sürüde bırakılacaklarına karar verilir. Ancak yapılan pek çok araştırma hayvanların bu şekilde subjektif olarak sıralanmaları ile gerçek verimlerine göre sıralanmaları arasında önemli farkların bulunduğunu göstermiştir. Fenotipik değerler olduklarından gerçek verim kayıtlarının bile genotipik değerlere tam olarak tekabül etmedikleri bilindiğine göre, hayvanlara verilecek subjektif değerlere göre yapılacak seleksiyonla başarı sağlamanın ne kadar güç olacağı kolayca anlaşılabilir.
    Elde başka bir olanak yoksa uygulanabilecek olan bu sistemin başarı şansını biraz daha arttırmak için hayvanların puanlanması önerilir. Puanlamanın birkaç kişi tarafından müstakil olarak yapılarak ortalamasının alınması şansı biraz daha arttırır.

    4.2.3. Seleksiyonda Verimlilik:
    Kantitatif bir karakter bakımından populasyonun genotipik değerinde seleksiyonla meydana getirilecek değişme önce seleksiyonda kriter olarak kullanılan fenotipik değerin kalıtım derecesine, sonra da seleksiyon üstünlüğüne bağlıdır.
    Bu: ? G = ih² formülü ile ifade edilir.
    Burada h = kalıtım derecesi, i = bir generasyon dölleri arasından damızlığa ayrılanların ortalaması ile generasyon ortalaması arasındaki fark olup seleksiyon üstünlüğü olarak ifade edilir.

    Seleksiyon üstünlüğü, selekte edilen hayvanların populasyona nazaran nispi miktarına bağlıdır. Selekte edilen hayvanların nispi miktarı azaldıkça seleksiyon üstünlüğü, dolayısıyla bir generasyonda elde edilecek genetik ilerleme (? G) artar (Şekil 3). Ancak damızlığa ayrılacak hayvanların mensup oldukları generasyonun ortalamasına nazaran üstünlükleri (i değeri) istendiği kadar arttırılamaz. Sürü mevcudunun muhafaza edilme zorunluluğu, ıslahta ele alınan karakterlerin sayısı, gen sayısı, tabii seleksiyon ve fizyolojik sınırlamalar gibi faktörler bu bakımdan önemli rol oynarlar (1).

    Şekil 3 — X- verimi bakımından bır generasyondaki fertlerin dağılımı Po = generasyonun fenotipik ortalaması olup genotipik değeri (Go) belirtir; Xs — selekte edilenlerin başlangıç sınırı; B — selekte edilenlerin kapladığı alan (Seleksiyon entansitesi) fz = Xs noktasının ordinatı (frekansı); Ps — selekte edilenlerin ortalaması; i = seleksiyon üstünlüğü.
    Seleksiyon üstünlüğünü arttırma bakımından suni tohumlama büyük olanaklar sağlamaktadır.

    Fenotipin genotip tarafından determine edilme derecesi veya fenotipik farklılıkta genotipik farklılığın nispi payı olarak ifade edilen kalıtım derecesi (h²) hayvan ıslahının genetik esaslara göre planlanıp yürütülmesinde en önemli unsurdur.
    Kalıtım derecesini bilmekle;
    .1. Damızlık seçiminde (seleksiyon) takip edilecek usul,
    .2. Poulasyonda uygulanacak yetiştirme (çiftleştirme) metodu tayin ve tesbit edilir.

    4.2.4. Seleksiyon Usulleri:
    Ele alınan populasyonun (veya sürünün) genotipik değerini yetiştiricilerin yararı istikametinde değiştirmede ıslahçının kullanabileceği en etkili imkan seleksiyondur. Seleksiyon fenotipik değerlere göre yapıldığından bundaki başarı, populasyonu teşkil eden hayvanların fenotipik değerleri arasındaki farkların genotipik farklara tekabül etme derecesine, diğer bir ifade ile seleksiyonda isabet derecesine bağlıdır. Bununda ölçüsü kalıtım derecesidir.

    4.2.4.1. Kalıtım Derecesine Bağlı Olarak Seleksiyonu

    .1. Kitle Seleksiyonu (masş-Selection) veya fertlerin kendi fenotipik değerlerine göre seleksiyon.
    .2. Akrabaların Fenotipik Değerlerine Göre Seleksiyon olmak üzere başlıca iki gruba ayırmak mümkündür.
    a) Kitle Seleksiyonu:
    Kalıtım derecesi yüksek olan karakterler bakımından seleksiyonun, fertlerin kendi fenotipik değerlerine göre yapılması ile tatmin edici bir genetik ilerleme sağlanabilmektedir. Bu usulde populasyondaki (sürüdeki) hayvanlar fenotipik değerlerine göre sıralanmakta, üstten başlayarak önceden tespit edilen sayıda damızlık ayrılmakta, geri kalanlar elden çıkarılmaktadır. Genellikle kalıtım derecesinin O.40’dan daha yüksek olduğu karakterler için bu basit seleksiyon metodu tercih edilir
    b) Akrabaların Fenotipik Değerlerine Göre Seleksiyon:
    Ancak ıslahına çalışılan verimlerin büyük çoğunluğu O.40’dan daha düşük kalıtım derecelidir. Diğer taraftan bazı verimler de tek cinsiyette tezahür ederler. Böyle verimler bakımından kitle seleksiyonu uygulanamaz. Bu takdirde akrabaların fenotipik değerlerine göre üç seçim şekli bahis konusu olabilir.
    Familya seleksiyonu :
    Kitle seleksiyonunun tatmin edici ilerleme sağlamayacağı özellikler için düşünülmüş metodlardan biridir. Islahına çalışılan populasyonun familyalardan, teşekkül etmesi halinde uygulanabilen bu yöntemde en yüksek ortalamaya sahip familyalardan yeteri kadarı bütün fertleri ile damızlığa ayrılır. Burada belirtilen familya birbirleri ile aynı derecede akraba olan fertlerden oluşan topluluk anlamındadır.


  9. HAYAT
    Devamlı Üye
    Keçi Yetiştiriciliği hakkında yazı


    Familya Seleksiyonunun Verimliliği:

    .1. Kalıtım derecesi düşük verimlerde
    .2. Familyalardaki kardeş sayısı arttıkça
    .3. Familyalar içindeki kardeşlerin birbirleri ile akrabalık dereceleri arttıkça, artış gösterir.

    Familya seleksiyonunu da kendi arasında ikiye ayırarak incelemek mümkündür:
    .1. Üstün familyaların seçimi
    .2. Üstün familyalardan üstün şahısların seçimi, kombine seleksiyon.
    Üstün familyaların seçiminde familyalar bütün fertleri ile birlikte seçilmekte iken ikinci tipte arzu edilen verim yönünde üstün olduğu saptanan familyalardaki fertlerin yalnız belli seviyeleri aşan üstün fertleri damızlığa ayrılırlar. Görüldüğü gibi bu seçimde populasyon içindeki fertlerin hem mensup bulundukları familyaların ortalamaları, hem de kendi fenotipik değerleri göz önünde bulundurulmaktadır.

    Pedigriye göre seleksiyon
    Bir hayvanın geçmiş generasyonlardaki akrabalarını verim özellikleri ile birlikte tanıtan belgelere hayvancılıkta “Pedigri” denir. Pedigri hem erkek ve hem de dişi hayvanlar için tutulduğundan bunlardan yararlanarak kendi verimleri tespit edilmeyen erkek damızlıkları seçmek mümkün olmaktadır (3).
    Pedigri kayıtları dişi damızlıkların seçiminde de önemli bir vasıtadır. Bu suretle çok erken çağda hayvanların damızlık olup olamayacağına karar verilebileceğinden generasyonlar arası süre kısaltılmış, öte yandan işletme de damızlık olmayacak hayvanları en kısa zamanda elden çıkartarak masraftan kurtulmuş olur.

    Süt verimi, hayvan doğurduktan sonra başlar. Doğuran hayvan gelecek generasyona bir katkıda bulunmuş olmaktadır. Ancak sürüde döl vermesi ne müsaade edilen hayvan damızlığa ayrılmış demektir. Şu halde sürüde alı konacak bu dişinin seçimi de pedigri kayıtlarından yararlanmak gerekir.
    Keza seleksiyonda dikkate alınması gerekebilecek döl verimi ve konstitüsyon gibi karakterler yaşama dönemleri ilerledikçe daha belirgin bir seviyeye ulaşacağından geçmiş generasyonlardaki akrabalara ait bilgilerden yararlanmak zorunludur.

    Pedigriye göre seleksiyonda dişi ebeveynin fenotipik değerleri kadar, hatta bunlardan daha önemli olarak, erkek ebeveynin çeşitli metotlarla tahmin edilmiş damızlık değerleri de göz önünde bulundurulur.
    Bir hayvanın genotipi yarı yarıya ana ve baba genotipleri tarafından tayin edildiğine göre ebeveyne ait bilgilerin seleksiyonda büyük ölçüde yararlı olacağı düşünülürse de bunun genetik dayanakları maalesef görüldüğü kadar sağlam değildir. Şöyleki;

    .1. Seleksiyona tabi tutulacak hayvanların ebeveynlerine ait genotipik değerler bilinmemektedir. Bilinen sadece fenotipik değerlerdir. Fenotipik değerce üstün olan bir ananın dölü fenotipik değerce daha düşük bir ananın dölüne tercih edildiğinde birinci dölün ikincisinden genotipik olarak da üstün olma ihtimali kalıtım derecesinden de azdır (3). Zira kantitatif tabiattaki fenotiplerin birbirlerinden farklılığında, çevrenin genotipten daha büyük rolü vardır.
    .2. Bir ebeveyn her dölüne kendi genotipinin yarısından oluşan bir tesadüf numunesini geçirir (Şekil 4). Bu numunede anada mevcut süt verimine müsbet yönde etki eden genlerin ne kadarının bulunacağı tamamen tesadüfe bağlı olduğu gibi, kardeşlerin bu genlerden ne kadarını müşterek olarak taşıyacakları da yine tamamen tesadüfe bağlıdır. Eğer anaların sonsuz sayıda dölü olursa, bu döner ortalama olarak ananın genlerinin yarısını müşterek olarak bulundururlar. Herhangi iki kardeşin analarından aldıkları müşterek genler ve dolayısıyla süt verimini müsbet yönde etkileyen genler çok geniş bir varyasyon gösterirler.
    Bu nedenlerle pedigriye göre damızlık seçimine ancak belirli şartlar da başvurulur. Bunlar;
    .1. Bahis konusu karaktere ait kalıtım derecesinin düşük olması,
    .2. Pedigride kayıtlı cetlerin yavru ortalamalarına göre seçilmiş bulunmaları
    .3. Bahis konusu karakterin ileri yaşlarda tezahür etmesi.
    Döllere ve Kardeşlere Göre Seleksiyon
    Bu ıslah programında kendi fenotipik değerleri henüz belli olmayan genç hayvanlarda pedigri kayıtlarına göre yapılacak ön seçimden sonra bu hayvanların kendi damızlık kabiliyetlerinin tespit edilmesine çalışılır.
    Hem erkek, hem de dişide tezahür eden verimler (canlı ağırlık, yapağı verimi, gelişme gibi) bakımından hayvanların ileri yaşlarda belli olacak kendi fenotipik değerleri ve familya ortalamaları ayrı ayrı veya kombine edilerek bu amaç için kullanılabileceği gibi, çeşitli dönemlerde tekrarlanan verimlerinden damızlık değerlerinin hesaplanması da mümkündür.
    Yalnız dişide görünen verimler (süt gibi) bakımından dişi damızlıkların değerleri de aynı şekilde bulunabilir. Ancak erkek damızlıklar muhakkak ya kız kardeşlerine veya dişi döllerine ait verimlere göre değerlendirilirler.

    Şekil : 4 — Bir ebeveynin meydana getirebileceği gametlerin muhtemel genotipleri . + laryüksek, — ler düşük etkili genleri temsil etmektedir.
    a) Öz Kardeşlere Göre Seleksiyon (Full-Sib-Testing)
    Her erkeğin yalnız bir tek dişi ile çiftleştirilmesi ve bu dişiden bir defada birden fazla döl alınması halinde elde edilecek generasyon ana - baba - bir öz kardeş familyalarından oluşur. Her familyada erkek ve dişi öz kardeşler bulunacağından, erkekler (yalnız dişide görünen karakterler bakımından) dişi kardeşlerinin ortalamalarına göre değerlendirilirler.
    Ancak hayvancılık pratiğinde, hiçbir işletme dişi hayvan sayısı kadar erkek bulundurmadığından bu metot uygulanamaz.
    b) Üvey Kardeşlere Göre Seleksiyon (Haif Sib - Testing)1
    Tek doğuran hayvan türlerinde bir generasyonda yalnız baba-bir üvey kardeş familyaları teşekkül eder. Her familyada erkek ve dişi kardeşler bulunur. Erkeklerden pedigrilerine göre uygun görülenler alıkonup kız kardeşlerinin verimleri belli olunca bunların ortalamalarına göre ikinci bir seleksiyona tabi tutulurlar.
    Öz kardeşlerle mukayese edildiğinde üvey kardeşlerin fenotipik ortalamasının damızlık namzedinin genotipik değerini belirtmede etkisi takriben yarı yarıya azdır. Bu sebeple üvey kardeşlere göre seleksiyon metodu ancak döl kontrolüne tabi tutulacak erkek damızlık namzetlerinin (pedigriden sonra) ikinci bir defa daha değerlendirilmeleri için kullanılabilir.
    c) Döllere Göre Seleksiyon (Progeny Testing)
    Döl veya kardeş ortalamalarına göre seleksiyonda isabet,
    .1. Değerlendirilecek hayvanlarla dölleri veya kardeşleri arasındaki genetik ilişki derecesine (rG),
    .2. Kardeş veya döl familyalarının büyüklüğüne (n),
    .3. Islahına çalışılan verimin münferit şahıslardaki değerlerine ait kalıtım derecesine (h
    .4. Familyalar içindeki şahısların birbirleriyle akrabalık derecesine, bağlıdır.
    Üvey kardeşlere göre seleksiyonda isabet, döllere göre seleksiyondakinden yarı yarıya düşük olmaktadır. Bu nedenle ıslah, programlarında bu metot ancak, pedigriye göre seleksiyonla döllere göre seleksiyon dönemleri arasında bir kademe olarak söz konusu olabilir. Böylece aynı zamanda babanın ilk döl kontrolünde isabetli seçilip seçilmediği de bir daha kontrol edilmiş olur (3).
    Hayvanlarda döllere göre seleksiyon daha uzun süreye ihtiyaç göstermesine rağmen öz kardeşlere göre seleksiyondan daha isabetlidir ve daha fazla tercih edilmektedir.
    Birden Fazla Karakter Bakımından Seleksiyon
    Çiftlik hayvanlarının hemen hepsinde birden fazla karakter üzerinde durma zorunluluğu vardır. Sığırlarda süt verimi yanında besi alma kabiliyeti, koyunlarda yapağı miktarı ve kalitesi, vücut büyüklüğü, besi alma kabiliyeti, süt ve döl verimleri, tavşanlarda kürk kalitesi ve gelişme hızı, yük sek döl verimi, tavuklarda yumurta verimi, kalitesi, yemden faydalanma oranı, yaşama gücü, süt keçilerinde süt verimi yanında yüksek döl verimi gibi. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli husus ele alınacak karakterleri tayin ederken çok iyi düşünmeli, işletmeye ekonomik yarar sağlanamayacak karakterlere önem vererek faydalı olanlara uygulanması mümkün seleksiyon üstünlüğünü boş yere azaltmamalıdır. Zira seleksiyonda birden fazla karakter dikkate alındığında bunlardan her birisi için uygulanacak seleksiyon üstünlüğü düşer. Karakterlerin birbirlerinden bağımsız olmaları oranında bu düşüş fazlalaşır. Birden fazla karakter bakımından seleksiyonun uygulanmasında genellikle üç metot kullanılmaktadır. Bunlar:
    .1. Teksel Seleksiyon (Tandem Selection)
    .2. Bağımsız ayıklama metodu (Independent Culling Method)
    .3. İndeks metodu (Selection İndex)
    Teksel Seleksiyon: Bu usulde ele alınan verimde arzu edilen ilerleme temin edilene kadar yalnız bu verim üzerinde durulur ve ancak arzu edilen seviyeye ulaşıldıktan sonra diğer bir verime geçilir. Bu usul sarfedilen emek ve zamana göre sağlanan genetik ilerleme bakımından üç metotdan en verimsizidir .


  10. HAYAT
    Devamlı Üye
    Keçi Yetiştiriciliği hakkında farklı bilgiler


    Bağımsız Ayıklama Sınırları :
    Her generasyon ıslahına çalışılan verimlerin tümü birden ele alınır. Her verim için tespit edilen seviyeleri aşan hayvanlar damızlığa ayrılırlar.
    İndeks Metodu : Bu usulde populasyona dahil tüm hayvanlara ele alınan verimlerin hepsini birden kapsayan bu toplam puan vermek ve seleksiyonda kriter olarak bu toplam puanı kullanarak popuasyonunun ele alınan karakterler bakımından genetik seviyesini yükseltmektir (3).

    4.3. Yetiştirme Metotları :
    Damızlığa ayrılan erkek ve dişi hayvanlar aşağıda belirtilen esaslara göre çiftleştirilerek kombine edilirler.

    4.3.1. Rastgele Çiftleştirme (Panmixia) :
    Populasyona dahil bütün şahısların döl verme bakımından aynı şansa sahip olduğu ve herhangi bir yumurtanın herhangi bir erkeğin sperması ile döllenme şansının eşit olduğu çiftleştirme sistemidir. Ancak seleksiyon yapıldığı takdirde birinci şart uygulanmaz. Panmixia’nın teorik şekline seleksiyonsuz rastgele çiftleştirme adı verilir (4). Genel olarak bu çiftleştirme sistemi ile generasyona ne gen frekansı ve genetik varyasyon ve nede öz kardeşlerin akrabalık dereceleri değişir. Ancak seleksiyon uygulanmaya başlayınca birinci husus değişmeye başlar.

    4.3.2. Genetik Benzeyenlerin Çiftleştirilmesi :
    Bu çiftleştirme şekline genellikle akrabalı yetiştirme denir. Akrabalı yetiştirme ilerledikçe şahıslar arasında müşterek genlerin nispi miktarı, bunun sonucu olarak da genetik benzerlik artar. Genetik benzeyenlerin çiftleşmelerinde esas özellik bunun allelleri ve dolayısıyla, kalıtıma bağlılık dereceleri ile mütenasip olarak fenotipleri sabitleştirmesindedir.

    4.3.3. Genetik Benzemeyenlerin Çiftleştirilmesi :

    Bu çiftleştirme şekli ırklar arası veya aynı ırktan akraba hatlar arası melezlemeyi içerir.
    Melezleme: Genetik yapı ve fenotipik görüntü bakımından birbirlerine benzemeyen şahısların çiftleştirilmesine melezleme denir. Melezleme yalnız başına gelecek generasyonda heterozigotluğu arttırır ve böylece genetik varyasyon için kaynak ve vasıta olarak kullanılır. Melezleme çeşitleri şunlardır.
    a) Islah Melezlemesi : Populasyonun belirli bir verimini geliştirmek amacıyla, o verim bakımından üstün genotipli başka bir populasyondan (ırktan) damızlıklar kullanmaya ıslah melezlemesi adı verilir. Bu melezleme şeklinde ilk melez generasyon elde edildikten sonra bunlar arasından istenen verim seviyesini gösteren hayvanlar kendi aralarında yetiştirilirken bu seviyeye ulaşamayan melezler tekrar ıslah edici ırktan damızlıklarla çiftleştirilirler. Elde edilen geriye melezler arzu edilen verim seviyesine ulaşırlarsa melezleme bu seviyede durdurularak sürü kapatılır, döller arasında yapılacak seleksiyonla amaçlanan hedefe varılmaya çalışılır. Böylece bir taraftan populasyonda genetik varyasyon arttırılırken bir yandan da ıslah edilmekte olan populasyona yüksek ortalama etkili genlerin katılması sağlanır.
    b) Kombinasyon Melezlemesi : Mevcut ırklardan hiç birinde bulunmayan bir karakter kombinasyonunu taşıyan yeni bir tip veya ırk geliştirebilmek amacıyla yapılan melezlemeye kombinasyon melezlemesi denir. Yetiştirme amacında yer alan özellikleri taşıyan iki veya üç ırk literatür bilgilerine göre seçilir ve melezlenir. Melez döllerden yetiştirme amacına uyan kombinasyonu taşıyanlar damızlığa ayrılıp kendi aralarında (akraba olanların birbirleri ile çiftleştirilmelerine özen gösterilerek) yetiştirilir. Melezleme işlemine istenen kombinasyonu gösteren yeter genişlikte bir sürü elde edilinceye kadar devam edilir. Daha sonra sürü kapatılarak seleksiyonla amaca ulaşılmaya çalışılır. Böylece bu melezleme şekli yeni bir tip veya ırk geliştirme amacını güder.
    Malya koyununun elde edilmesi buna güzel bir örnektir. Bu koyun Akkaraman ırkının bölgeye uyma kabiliyeti ile yağlı kuyruğunu, Alman Merinoslarının sık ve ince yapağısı ile etçilik vasıflarını belirli düzeyde bir araya toplamıştır.
    c) Kullanma Melezlemesi :
    Elde edilen melez döllerin saf ebeveynlere nazaran daha üstün performans göstermelerinden (heterosis) yararlanılmak amacıyla mevcut ırklar ve hatlardan kullanma hayvanı elde etmeğe müsait olanların seçilmesi suretiyle yapılan melezlemeye kullanma melezlemesi denir.
    Kullanma Melezlemesi Metodları:
    Irklar Arası Melezleme
    Kullanma melezlemesinin iki ayrı ırktan yararlanılarak yapılan şeklidir. Süt sığırlarından et üretiminde yararlanmak amacı ile yapılan melezleme buna bir örnektir. Halen Avrupa ülkelerinde süt ve mamullerindeki talep fazlası aşırı stokları eritmek ve et talebine cevap vermek amacıyla geniş ölçüde uygulanmaktadır. Bu sistemde her yıl süt ineklerinin belirli bir miktarı etçi ırktan boğalarla astırılarak elde edilen erkek ve dişi döller kasaplık olarak değerlendirilmektedir.
    Koyunlarda bir batında çok yavru doğuran ırkların dişileri ile erken gelişen ve yüksek kaliteli karkas veren ırkların erkeklerini çiftleştirerek çok sayıda kasaplık melez döller elde edilmektedir.
    Rotasyon Melezlemesi
    Bu melezleme şekli, kullanma melezlemesinde kullanılacak ebeveyn ırkların, yeter miktar melez döl elde edilebilmesi için, geniş sürüler halin de saf olarak bulundurulmalarının getirdiği ağır masrafları hafifletmektedir. Bu usulde dişi ebeveyn olarak melezler kullanılmakta, ebeveyn ırklardan yalnız erkek damızlıkları sağlayacak miktarda bulundurulmaktadır. Her generasyonun melez dişileri rotasyonla ebeveyn ırklardan birinin erkekleri ile çiftleştirilmektedir.
    Akraba Hatlar Arası Melezleme
    Üçlü ve Dörtlü Melezlemeler
    Üçlü melezlemede kullanma melezlerinin anaları her generasyon sürekli olarak iki hattın melezlenmesinden elde edilmekte ve bunlar mevcut hatlardan birine ait erkeklerle çiftleştirilmektedir.


+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu


keçi yemi hazırlama