+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Her Telden Eğitim Konuları Forumunda İran cami mimarisi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    İran cami mimarisi








    Müslümanların yaşadığı her toprakta camii görülebilir.Ama eğer müslüman toplumdan sonra başkası gelir ve o camileri yıkarsa o ayrı bir durum ve kötü de.Bu durumla ilişkili Osmanlı'nın Ayasofya kilisesini camiye dönüştürmesi örneğini verebiliriz

    Camiler

    Karahanlı ve Gazneli camileri tanınmadan önce, Türk cami mimarisi, İran'da Büyük Selçuklularla başlatılıyor ve bu yüzden mimari gelişmede birçok problemler aydınlatılamadığı gibi, sürekli değişen hipotezler ortaya atılıyordu. Bugün mihrap önü kubbesi ile bir mekân birliği gösteren camilerin, Karahanlı ve Gazneli mimarisinde ele alındığı son yıllardaki araştırma ve kazılarla anlaşılmıştır.

    Selçuklular, İran'da Türk mimarisinde daha önce başlayan gelişmeleri toplayıp değerlendirerek, büyük ölçüde anıtsal bir cami mimarisi yaratmışlar, ondan sonra, bütün İran ve Orta Asya'da dört eyvanlı, avlulu ve mihrap önü kubbesi ile, onların cami tipleri hakim olmuştur.

    iran-cami-mimarisi.jpg

    İlk Selçuklu camii, en önemli kısımları Melikşah zamanında (1072-1092) yapılmış olan Isfahan Mescid-i Cuması'dır. Kitabelere göre, büyük mihrap kubbesi ile bunun tam karşısında avlu dışında kuzeydeki küçük kubbeli mekân, Melikşah zamanında, dört eyvanlı avlu ve revaklar da bütün ana hatlarıyla yine Selçuklular devrinde meydana gelmiştir. Bundan sonra cami, otuza yakın kitabe ile belirtilen uzun bir devrede çeşitli ilâve ve değişikliklerle genişletilmiş,XIX. ve XX. yy.'larda da tamirler geçirmiştir.



    Bir defada, avlulu, mihrap önü kubbeli olarak gerçekleştirilen cami; "Zavvare Ulu Camii" (1135)' dir. Bu camiden sonra, bütün İran - Orta Asya'da bu plân şeması uygulanmaya başlanmış ve Selçuklular'dan sonra da devam etmiştir. Ancak bu şema, mihrabın her yandan görülmesini engellediğinden, çeşitli yerlere mihrap yapmak gerekmiştir. Eyvanların çok yüksek görünmemesi için revaklar iki katlı yapılmıştır. Ardistan'daki Mescid-î Cuma da (1160) bu grup tandır ve İran'daki Selçuklu camilerinin en göze çarpan eserlerindendir.



    İran'da, daha önce yapılan Selçuklu camileri, tuğladan, hafif sivri, tromplu kubbeleri ile küçük ölçüde, İsfahan'da Melikşah kubbesinin devam eden varyasyonları olarak görünürler. Bunlardan ilki olan Gülpayegân Camii (1108-1118), kare bir mekân üzerine, mukarnaslı tromplarla çok hafif sivrilen bir kubbeden ibarettir. Cami, XIX. yy.'da Kaçarlar zamanında dört eyvanlı hale getirilmiştir.



    Kazvin şehrinde gene XII. yy’ın başlarında (1113 veya 1119) yapılmış olan Mescidi Haydariye, kare bir alan içinde daha farklı bir plan şeması gösterir. Oldukça geniş tutulan açık avlu, yapının bütününe hakimdir. Avluyu dar hacimler halinde çevreleyen küçük mekanlar dış duvarlara paralel olarak devam eder. Kuzeydeki eyvanın karşısına düşen hacim gene eyvanlı bir giriştir ve 10 m’den biraz daha geniş çaplı bir kubbeyle örtülü olan ana mekana girişi sağlar. Bu mekanın avluya doğru taşırılarak önemle vurgulanmış olması, mimari tasarımda kubbe-mekan ilişkisinin araştırıldığını anlatır. Günümüze ulaşabilen mihrap duvarının süslemeleri diğer yapılardan farklıdır. Tuğla duvar örgüsü üzerine alçı kabartmalarla zenginleştirilmiş olan bu yüzey, enli bordürler ve sivri kemerlerle bölünmüştür.

    Selçuklu kubbelerinin daha İsfahan'da tamamen gelişmiş olan zengin iç yapılarına karşılık, dış görünüşleri her türlü süslemeden uzak, sık tuğla örgüsünden, kübik masif yüzeyler halindedir. Kübik blok üzerinde, sekizgen bir geçiş bölgesinden sonra hafifçe sivrilen kubbe silueti, sağlam bir ifade kuvveti ile Selçuklu kubbesini sembolize eder. Gaznelilerde daha önce ele alınan kubbe-eyvan birleşmesi, en başarılı şekli ile Selçuklularda geliştirilmiştir. Selçuklulardan önce, İslâmiyet devrinde ne doğu ne de batı İran'da kubbe ile eyvanın birleştiği bir tek örnek görülmemiş ve Selçuklular bunu yeniden bulmuşlardır.

    Büyük Selçuklu camilerindeki minareler, genel olarak Karahanlı minarelerinin özelliklerini sürdürmektedir. Zaman zaman Gazneli formlarına yakın örnekler de görülür. Büyük Selçuklular İran'da, ince uzun silindirik gövdeli minareleri yeğlemişlerdir. Bunların en eski örneklerinden biri, Damgan Mescid-i Cuması'nın 1058 tarihli minaresi olup, düz silindirik gövde tuğlaların, değişik biçimde dizilmesiyle baklava ve geometrik motifler ve kûfî kabartmalı yazıt kuşağıyla süslenmiştir (Selçukluların ilk çini bezemeli minarelerindendir). Daha sonra yapılanlar, bu biçimi geliştirip zenginleştirmiştir.







  2. Eleman
    Devamlı Üye





    İran'da cami mimarisinin Selçuklulardan kalma olduğu düşünülmektedir. Daha sonra yapılan kazılar Karahanlı ver Gaznelilerden kalma bir mimarinin günümüze kadar geldiğini göstermiştir.




+ Yorum Gönder