+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Her Telden Eğitim Konuları Forumunda Sanat Akımları Gerçekçilik (Realizm) Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Sanat Akımları Gerçekçilik (Realizm)








    Sanat Akımları Gerçekçilik (Realizm)




    Gerçekçilik (Realizm)
    Gerçekçilik, ilkeleri sadece sanat veya edebiyatla sınırlı kalmayan kamplar belirledi: mesela Delacroix’ya göre gerçekçi ressamlar «1848 devrimini yapan veya alkışlayan sakallı ressamlar mangası»ydı; çok geçmeden nöbeti natüralistlere bırakacak olan gerçekçi yazarlar, genellikle solcu insanlar, inanmış cumhuriyetçilerdi ve tasvir etmek için, edebiyat dünyasında henüz www.alasayvan.net/ yaşama hakkını elde etmemiş bir gerçeklik ararlarken, sefaleti ve çirkinliği kullanmaya kalkışmadan, hiçbir zaman gösterilmeyenlerin gösterilmesine,’ dikkatlerin gerçeğin o dev bileşenine, sıradan insanlara, yoksullara, emeğe, mütevazı çevrelere çekilmesine katkıda bulundular.
    sanat-ak-mlar-ger-ek-ilik.jpg
    Bir sanat akımı
    Gerçekçilik akımını istemeden de olsa başlatan bir ressam Gustave Courbet. Sanatçının Baudelaire’e göre «pozitif, dolaysız» bir dış dünyanın tasviri olan Ornans’da Bir Cenaze Töreni (1849) adlı tablosu, konusuyla olduğu kadar üslubuyla da skandal yaratmıştır. Gerçekçiliğin önce resimde ortaya çıkması bir rastlantı değildir: bütün estetik kurallar içinde, görsel olanla karşılaşması en zorunlu olanı resim sanatıdır.

    Resim ve gerçeklik
    Resim sanatı «gerçekçilik» sözcüğünün XIX. yy sanatının belli bir akımı için kullanılmaya başlamasından epeyce önce, gerçeği taklit etmenin ve birtakım hilelerle kendisini kuşatan dünya kadar hakiki, bir gerçeklik yaratmanın yollarını aramıştır. Bu çerçevede, eserin yanılsatma gücünün az veya çok mükemmel olması, tamamen ressamın ustalığına bağlıdır. Plinius’un aktardığı, rakip iki ressam olan Zeuksis ve Parhasios arasında geçenleri anlatan bir Yunan masalında olduğu gibi, göz aldanması bir tablonun ideal tamamlanma noktası gibi görünmektedir:Zeuksis kuşların gelip gagalamaya kalkışacakları kadar kusursuz üzümler çizmiş olmakla övünür. Parhasios onun yokluğundan yararlanarak aynı resmin üzerine bir perde resmi yapar. Geri gelen Zeuksis göz aldanmasıyla gerçek sandığı perdeyi açmaya çalışır ve rakibinin üstünlüğünü derhal kabul eder.

    Bununla - birlikte resim tarihi, sanatçıların tek kaygısının gerçekçilik olmadığını göstermektedir. Ortaçağ’da ressamlar, eserlerinde Hıristiyan dinine özgü tinsel ve doğaüstü bir atmosferi yansıtmayı görev edinirler. Buna rağmen resimleri, bireyselleştirilmiş modellerin, mimari öğelerin veya günlük eşyaların çizimiyle gerçekliğe sıkı sıkıya bağlıdır. Bu gerçeğe yakınlık kaygısı, işkence, din uğruna şehit olma veya çarmıha gerilme sahneleri olduğu gibi dayanılmaz bir gerçeğin tasviriyle noktasına kadar vardırılabilir. XVI. yy’da Flandres ve Fransa’da, natürmort modasıyla gerçekçiliğe olan ilgi yeniden canlanır. XVII, ve XVIII. yy’larda iyice gelişecek olan bu «sessiz yaşam» okulu sadece günlük yaşamdaki nesneleri titizlikle tasvir etmeye sarılmaz, onların gerçeklikle hakikatin yerini yanılsama aldığında, bir hiç
    www.alasayvan.net/ durumuna geldiklerini gösterir. Ama resim dünyanın aldatıcı bir taklidi olmaktan çok bir görme biçimidir bir tanıklıktır. Flandres’da Ouentin Metsys ve Bruegel’den Adriaen Van Ostade ve Jan Steen’e kadar uzanan ve tablolarında öyküler anlatan gerçekçi bir akım gelişir; ressamlar köylülerin günlük yaşamın gözlenmesinden hareketle, panayır eğlencelerini, oyun veya meyhane sahnelerini ve soğuk bir gerçekçiliği olan burjuva iç mekanlarını resmederler.

    Gerek üslup, gerek konu açısından Courbet’nin yapıtları Barbizon okulunun akademik geleneklere karşı çıkarak geliştirdiği gerçekçi bakış açısı üzerine kurulmuştu. 1824’te Paris’te bir sergi açan İngiliz ressam Constable’ın manzaralarından etkilenen Theodore Rousseau, Charles Daubigny ve başka sanatçılar Fontainebleau Ormanı yakınlarındaki Barbizon’a yerleştiler. Amaçları doğayı gerçeğe bağlı olarak yerel nitelikleriyle betimlemekti. Bir süre sonra onlara katılan Jean François Millet toprak işçilerini o güne değin ancak devlet büyüklerine yakıştırılan bir anıtsallık ve görkem içinde yansıttı. Millet bir köylü ailesinin çocuğu olarak doğmuştu; bilinçli olarak köylülerin yaşam koşullarını değiştirmeye çalışmıyordu, ama sevgi dolu yaklaşımı Fransızların kırsal kesime bakış açılarını büyük ölçüde etkiledi.

    İspanya’da da aynı kaynaklardan esinlenen ve Zurbaran, Murillo ve Velasquez tarafından temsil edilen gerçekçi bir okul gelişir; Velasquez resme başlamasını izleyen yıllarda yaptığı dilenci tabloları ve natürmortların İspanyol versiyonu olan bodegonelerle büyük bir başarı elde eder. Bu gerçekçilik, bütün Avrupa’da egemen olan ve Caravaggio’nun güçlü bir aydınlatmayla dramatize edilmiş, idealleştirilmemiş kompozisyonlarıyla başkaldırdığı akademik resmin anlatımına karşı çıkar. XIX. yy’da dünya bu «nesnel» gözlemlenişine, sanatçının konusunu toplumsal bir bağlama oturtma arayışının ürünü olan politik bir bilinçlenme eşlik edecektir.

    Gerçekçiliği savunan Fransız sanatçılar, sanatı klasik ve romantik akademizmin yapaylığından kurtarmak, çağdaş sanat yapıtları üretmek ve konularını, daha önceleri yüksek sanata uygun görülmeyen toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmek gereğinde birleşiyorlardı. Ayrıldıkları nokta ise, sanatçının benimseyeceği bakış açısıydı. Bir grup, sanatçının bir bilim adamı tavrıyla toplumdan kopuk olmasını, bir başka grup da işçi sınıfı ve yoksul halkla yakın ilişki kurulmasını öneriyordu. Gerçekçiler arasında beliren bu ayrılık, gerçekçilik teriminin estetik kullanımı ile ilgili temel bir felsefi sorun olarak bugün de sürmektedir. A.B.

    Tarihi gerçekçilik: Courbet
    Courbet 1855’te açtığı serginin kataloğunda: «Gerçekçi unvanı bana, tıpkı 1830’lardaki insanlara romantik unvanının dayatılması gibi dayatıldı» diye yazar ve şunları ekler: “Dönemimin adetlerini, fikirlerini, görünüşünü kendi değerlendirmelerime göre yansıtabilmeyi, sadece bir ressam değil, bir insan olmayı, özetle yaşayan bir sanat yapmayı istedim, amacım budur.” Sergiyi izleyenlere yapılan bu uyarı, biraz gecikmiş (gerçekçi hareket 1848 dolaylarında oluştuğuna, : «gerçekçilik» sözcüğü ilk kez 1836’da Gustave Planche tarafından la Chroniqu de Paris’de kullanıldığına göre) gerçek bir sanat manifesto sudur.

    Champfleury, Henri Murger, Max Buchon gibi yazarlar ve Courbet’nin çevresindeki hepsi de inanmış cumhuriyetçiler olan ressamlar romantik akıma ve Gautier’nin «sanat için sanat» anlayışına karşıt yeni bir estetik geliştirmek için, düzenli olarak Martyrs sokağındaki Andler birahanesinde buluşurlar.

    Champfleury, halkın yaşamından alınmış konularla gerçekçi romanı savunurken, Le Nain kardeşlerin (kendisi gibi Laonlu olan XVII. yy ressamları) resmini
    www.alasayvan.net/ unutulmuşluktan kurtarır ve geleneksel Fransız şansonlarını yeniden keşfeder. Sanatta, gerçeğin taklidi şiirsel kurguyla yarışmaya başlar.

    Gerçekliğin yayılması
    Gerçekçiliğin XIX. yy sanatı içindeki tanımı zaman zaman çok belirgin politik renklere bürünür. Daumier kendini resim ve gravürlerinde güçlü ışık kontrastları ve anlam yüklü çizgi deformasyonlarıyla ifade ettiği toplumsal sefaleti ve adaletsizlikleri sergilemeye verir. Daha 1834’te, romantik dönemin tam ortasında, Transnonain Sokağı’yla dramatik bir gerçeğin, İnsan Hakları Derneği üyelerinin uğradıkları baskının acı bir saptamasını yapmıştır. Karikatürleri çoğunlukla politiktir ve İkinci İmparatorluk sırasında sansüre uğrayacaktır; gene de bu dönemde Demiryolları (1852) ve İyi Burjuvalar (1865) gibi iğneli taşbaskı dizileri gerçekleştirecektir.

    Bu anlatımcı çizgi yüzyılın sonunda, Jean-Louis Forain, H Gabriel Ibels veya Caran d’Ache gibi çizerlerle zenginleşecektir. Bu toplumsal gerçekçilik, resimlerinde Bröton balıkçılarının acımasız yaşam koşullarını sergileyen, Charles Cottet ve Lucien Simon’un çevresindeki Kara Kuşak ressamlarıyla gelişir.

    1880’li yıllarda Avrupanın her yanında yükselen sosyalist düşüncelerin damgasını taşıyan ve Hollanda’da La Haye okulu (Joseph Israels, Jacob Maris), Belçika’da Constantin Meunier veya Léon Frédéric, Almanya’da Max Liebermann (sonradan izlenimciliği benimseyecek, 1898’de Berlin’e yerleştikten sonra Ayrılık hareketinin başına geçecek ve halkın yaşamından kesitler sunan sahneleri bırakarak manzaraya yönelecektir), Rusya’da Ilya Yefimoviç Repin tarafından temsil edilen bir sanat doğar.

    Çoğunlukla sefaleti vurgulayan bu saptamaların karşısında, 1849’da Barbizon’a yerleşen jean-François Millet’nin resmi köylülerin yaşamının yumuşacık ve özlem dolu bir aktarımı olarak belirir. Sanatçının Başak Toplayan Kadınlar’ı (1857) akademizm yandaşları tarafından «Yoksulluğun üç cehennem meleği» olarak nitelense bile, tablolarının neredeyse Kitabı Mukaddes’e özgü
    www.alasayvan.net/ atmosferi (Kalburcu, 1848; Akşam Duası, 1857,1859) bunları, Le Nain’in çalışan köylülerin cesaretini ve onurunu en yüce noktaya ulaştırdığı kompozisyonlarına yaklaştırır. XVII. yy Hollanda resminin etkisi, Antoine Vollon’un aşırı kontrastlı natürmortlarında, François Bonvin’in katı sahnelerinde (Yetimhane, 1849), ressam ve ofortçu Théodule Ribot’nun, benzerliği kimi zaman taklide kadar vardıran yoksul kadınları veya ahçı yamaklarında da kendini hissettirir.

    Yararlanılan Kaynaklar:

    Ana Britannica
    Théma Larousse
    Gelişim Hachette
    Dünya Sanat Tarihi- Adnan Turani








  2. Esma
    Devamlı Üye





    Realizm yani gerçekçilik görüşüne göre varlık vardır ve var olan her şey gerçektir. Duyu organlarımızın algıladığı var olan her şeye gerçeklik denir. Örneğin insan, dünya, masa, hayvan, deprem, savaş, rüzgar, sıcaklık vb.




+ Yorum Gönder