+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Her Telden Eğitim Konuları Forumunda Urartu Sanatı Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Urartu Sanatı Hakkında Bilgi








    Urartu Sanatı Hakkında Bilgi


    Yaklaşık olarak 1 yüzyıldan beri Urartu yerleşme merkezi ile mezarlarından, gerek kaçak kazılar sonucunda gerekse yapılan bilimsel kazılar sonucunda binlerce parça sanat eşyası ele geçirilmiştir. Ele geçirilen bu değerli sanat eserleri üzerinde yapılan uzun çalışmalar sonucunda, bu sanatın kendine özgü özellikleri ve genel karakteri saptanmıştır. Urartu Sanatı;
    1. Saray sanatı
    2. Kent Sanatı
    3. Halk Sanatı

    olmak üzere üçe ayrılmaktadır.

    Saray Sanatı
    Barbarca bir görkemliliği yansıtan Urartu saray sanatı örnekleri, özellikle krallığın ilk kuruluş yıllarında, Yeni Asur Krallığı’nın sanat çalışmalarıyla büyük bir benzerlik gösterir. Hatta uzun yıllar Urartu sanatı eski Doğu sanatı üzerinde çalışan bilim adamları tarafından Asur eyalet sanatı olarak tanımlanmış ve Asur sanatından ayırt edilememiştir. Urartu sanatının 10 ve 9. yüzyılda Asur sanatının etkisi ile benzer özellikler göstermesi şaşılacak bir durum olmasa gerekir. Çünkü bu dönemde Urartu Krallığı, güçlü bir sosyo-ekonomik devlet yapısına sahip olan ve komşularını egemenliği altına alan Asur Krallığı’nın etkisindedir. Urartu Krallığı -önemli bir eski Doğu devleti olan Asur Krallığı gibi- tamamen bir güç üstünlüğü olmayı kendine erek edinmiştir. Bu nedenle krallığın ilk yıllarında çiviyazısı ile birlikte Akadça’yı ve kil tabletleri, Asurlular’dan taklit eden Urartular, birçok tanrı adını da Asur ideogramı ile yazmışlardır. Önceleri Asur kralı unvanları, daha sonra da diğer kültür öğeleri ile birlikte askeri donatımı olduğu gibi benimsenmiştir. Bundan başka görkemli Asur saraylarının duvar resimleri, hayvan ve bitki motifleriyle birlikte Urartu saraylarına hazır bir biçimde ulaşmıştır.



    Gerçekten de Yeni Asur sanatı ile organik bir bağlantı içinde olan Urartu saray sanatının erken dönemlerine ait eşyalar üzerindeki hayvan motifleri ve hayvan ayrıntılarını gösterme yöntemi, Asur örnekleri göz önüne alınarak yapılmıştır. Yani bugünkü arkeolojik buluntulara göre Urartu saray sanatının kökeninin eski bir kültüre, daha belirgin olarak da Yeni Asur ve Yeni Babil sanatına dayandığı kuşkusuzdur. Bu eserler üslup, biçim ve gelenek olarak önceleri Yeni Asur ve Yeni Babil sanatına uyar. Örneğin, Urartu Krallığı’nın ilk yıllarına ait sanat eserleri üzerindeki aslan, boğa, hayat ağacı ve kanatlı güneş motifleri, Mısır ve Mezopotamya kültürlerinden esinlenen Asur kökenlidir. Eşyaların büyük bir çoğunluğu da yapılış geleneği olarak Asur, fakat içerik ve biçim olarak Urartu özelliğini taşır. Sanat eserlerinin ve eşyaların üzerini bezeyen ilginç sahnelerin büyük bir bölümü ise Urartu toplumunun insanını temsil etmekte, dolayısıyla bölgenin sosyo-ekonomik tarihini, etnografyasını, dinsel inançlarını ve bugüne değin çözümlenemeyen mitoloji ile gizemli kült törenlerini canlı bir biçimde yansıtmaktadır.



    Urartu saray sanatının oluşmasında rol almış etmenlerin yanı sıra, Urartu sanatının kendine özgü özellikleri de açık ve tam olarak göze çarpmaktadır. Nitekim Urartu sanatı üzerinde yapılan uzun çalışmaların sonucunda, Urartu sanatının özellikleri tek tek belirlenmiştir. Urartu sanatında görülen tek düzeyliliğe karşın, değişik üslup çalışmaları saptandığı gibi, Hurri, Geç Hitit, Arami, Kuzey Suriye, Yeni Babil, Kimmer ve Kuzeybatı İran sanatının etkileri de ortaya çıkarılmıştır. Bu yararlı çalışmalar sonucunda anıtsal Urartu sanatı, Yeni Asur sanatından kesin olarak ayırt edilebilmiştir.


    urartu-sanat-.jpg



    Örneğin aşağıda sıraladığımız özellikler, -tüm yüzeysel benzeyişlere karşın-Urartu sanatının Asur sanatından ayıran öğeleri oluşturur.

    1. Tipik yüz profilleri ile betimlenen “basık”, “şişman” ve “hantal” görünüşlü insan tipi, Urartu sanatının kendine özgü özelliklerinden birini oluşturur.
    2. Bütün Urartu tanrı başlarında “tek boynuzlu” bir başlıkla betimlenmiştir.
    3. Bıyık uzatma geleneğinin olmadığı Urartular’da, “kemerli ve etli burun” alnın bir devamı imiş gibi gösterilmiştir.
    4. Urartu sanatında figür ve olaylar özgür ve rahat değil, “kenar çizgili”, “köşeli” ya da “geometrik çerçeveler” arasına sıkıştırılmıştır.
    5. Stilize edilmiş hayvan resimleri, gerçek görüntülerinden oldukça farklı bir gelişme göstermiştir.
    6. Hayvan gövdeleri en ince ayrıntısına varıncaya değin zengin süslemelerle bezenmiş, bel kısımları ise sanki “at giysisi” ve “kilimi” ile kaplanmış gibidir.
    7. Zengin bezemeler için daireler, kıvrımlar, üçgenler, eğri ve düz hatlardan oluşan çok iyi bir “çizgi bezeme” kullanılmıştır.
    8. Urartu sanatında hayvan yüzlerindeki şiddeti gösteren hırlayan açık ağız dışında, bütün hayvanlar “durgunluk” içinde betimlenmiştir.
    9. Kalkanlar üzerindeki, aslan motifleri sanki “gezintiye çıkmış” gibi, saray-tapınak eklentilerinin iç odalarını bezeyen boyalı duvar resimlerindeki diz çökmüş boğalar ise “Sakin, dinlenmeye hazırlanır durumda” betimlenmiştir.

    Yalnız anıtsal Urartu saray sanatının en karakteristik, en eksiksiz ve en güvenilir yapıtları bile, Yeni Asur sanatına yön veren eski Doğu sanat ilkelerinin en azından bir yansımasını taşır. Ancak bu özelliğin, Urartu sanat eserlerinde kınanacak ya da aşağılanacak bir yanı olmadığını, tersine çeşitli kültürlerden etkilenen ve her türlü üslubu kullanarak sanatsal yetkinliğe ulaşmak için olağanüstü çaba harcayan Urartu sanat ustalarının övgüye layık olduklarını da belirtmekte yarar vardır.








  2. Asel
    Bayan Üye





    Urartu saray sanatı anıtsaldır. Kaya kabartmalarında, boyalı duvar resimlerinde, mühür ve özellikle tunçtan yapılmış madeni eşyalar üzerindeki Urartu tanrıları, kalıplaşmış ve üslup yönünden hemen hemen benzer anlatımlara sahiptir. Örneğin Karinir-Blur’dan ele geçirilen küçük bir mühürde, boğa üzerindeki tanrı Teişeba figürü, Adilcevaz’da bulunan ünlü kaya kabartmasında boğa üzerinde duran Teişeba figürü ile yalnızca ebat ve bezeme ayrıntıları yönünden ayrıcalık göstermektedir. Yani her iki resimde de uyulması gereken yapay bir taslak esas olarak göz önüne alınıp yapılmıştır; çalışma biçimleri tek bir plan içinde olup, sanatçıya yakışır bir biçimde üslup ve simgecilik dikkati çekmektedir.

    Urartu sanat ustalarının sürekli olarak model ve aynı tür bezemeyi uyguladıkları ve orantı kurallarım göz önüne almış oldukları hiçbir zaman kuşku göstermemektedir. Bu özellikle de, Urartu saray sanatının anıtsal kalitesini açıkça kanıtlamaktadır. Urartu saray sanatına ait kral tahtı üzerindeki figürler, hayvanlar üzerindeki tanrılar, insan- hayvan karışımı yontular ile kalkan, miğfer, sadak, adak levhaları, madalyon, gerdanlık, kemer ve at koşum takımları üzerindeki insan, hayvan, bitki, atlı ve arabalı sahneler küçük boyutlu olmalarına karşın, kesin bir anıtsal biçim göstermekte ve her zaman büyütülmeleri olası görülmektedir. Urartu sanatı anıtsal olduğu kadar, ekonomiyi de yansıtmak tadır. Krallığın kuruluşundan yıkılışına değin saray sanatı, kent sanatı ve halk sanatı olarak tanımlanan etkinlikler üzerinde bu olguyu şu ya da bu biçimde sezmemek olanaksızdır. Çünkü Urartu Krallığı’nın yaşadığı Doğu Anadolu yüksek yaylası, Kafkasötesi ve Kuzeybatı Iran Bölgesi’nde her şeyden önce karasal iklim egemendi. Sözünü ettiğimiz coğrafi bölgelerde, engebeli ve yüksek dağlar arasına sıkışmış küçük verimli ovalar, uzunlamasına dar vadiler, platolar ile dalgalı geniş dağ düzlükleri uzanıyordu. Yüksek dağ yamaçlarına kadar uzanan orman alanlarının yanı sıra, zengin akarsu vadilerinin de sık korularla kaplı olduğunu düşünecek olursak, çok büyük bir hızla artan nüfusun tarım ürünlerine olan gereksinmesini karşılayacak ekime elverişli toprakların yetersizliği daha belirgin olarak gözler önüne serilir.

    ()

    Urartu Krallığı’nın saray sanatı, yönetim aygıtını elinde bulunduran. merkeziyetçi Urartu Krallığı’nın egemenliği altındaki bölgelerde yaşayan toplulukları birleştirici bir öğe olarak kullandığı resmi devlet kültünün evrensel bir aracı olarak görev yapar, monarşik devletin egemenliğini haklı çıkarmaya yarar ve aynı zamanda da geniş boyutlu bir dinsel yerine getirir Hatta “din sanatın annesidir” önerisi hem merkeziyetçi Urartu Krallığı’nın saray sanatı, hem de tüm Eski Doğu dünyasının sanatı için geçerlidir. Çünkü bu çağlarda din bir sanat boyasına bürünerek, büyük sanat olan tapınak, kilit merkezleri, kaya kabartmaları, :kaya mezarları, yontu gibi değişik ölçüde, ayrı yapıda ve ayrı türde varlıkları ortaya çıkardığı gibi mühür madalyon gerdanlık, muska, adak levhaları vb gibi koruyucu işlevinin olduğuna inanılan küçük sanat eşyalarına da damgasını vurmuştur. Hatta bu çağlar din ile sanatın el ele verdiği dönemdir. Eğer bugün Eski Doğu sanatının yaratıcı zenginliğine, barbarca. görkemliliği ve yüceliği yansıtan eserlerine ve çeşitli eşyalar üzerinde akıl almaz ilginç sahnelerine hayran kalabiliyorsak, sanatçıların kafasını büyüsel güçlerin, mitolojik konuların, doğaötesi düşüncelerin ağır bastığı bir düş dünyasına iten Eski Doğu dinlerine borçluyuz. Çünkü Eski Doğu uygarlıklarında olduğu gibi, Urartu uygarlığı da, dinle düşüncenin, doğa ile doğaötesinin birleştiği kaynaştığı bir uygarlıktır. Bu nedenle saray-tapınak eklentilerinin iç odalarını bezeyen boyalı duvar resimleri, anıtsal kaya kabartmaları mühür, mühür baskıları ve özellikle madeni eşyalar üzerine betimlenen dinsel ve büyüsel içerikli sahneler ile mitolojik konular, anıtsal Urartu sanatının özünü oluşturur. Sevilerek işlenen dinsel ve mitolojik konuların başında şunlar yer almaktadır.

    1. Hayvanlar üzerinde duran tanrılar.
    2. Tanrı ve tanrıçaların düzenlediği kült törenleri.
    3. Tanrı ve tanrıçalara sunulan adaklar.
    4. Tanrıya dua törenleri.
    5. Tanrıya kurban törenleri.
    6. Taş stellere düzenlenen kült törenleri.
    7. Hayat ağacına düzenlenen kült törenleri.
    8. Tanrıçaların kale ve kapılarına düzenlediği kilit törenleri.
    9. Savaşa giden kral ve ordusunun hayat ağacına düzenlediği kült törenleri.
    10. İnsan ve hayvan oı birleşmesiyle oluşan doğa dışı yaratıklar.
    11. Birkaç hayvan organının birleşmesiyle oluşan mitolojik yaratıklar.
    12. Mitolojik yaratıkların kendi aralarında savaşı ya dabunlara karşı verilen savaşım.





  3. Asel
    Bayan Üye
    Sözünü ettiğimiz bu ilginç sahnelerin hemen hepsi "yapay" ve "basmakalıp" bir biçimde betimlenmiştir. Oldukça sık betimlenen bu sahneler, günlük yaşamın sorunlarından daha derinde yatan Urartu toplumu insanının gizemli düşünceleri*ni, dinsel inanç ve yaşama bakış açılarını yansıtmaktadır. Daha genel bir deyimle bu sahneler, eski bir Doğu devleti olan Urartu toplumunu besleyen efsaneleri resimlendirdiği gibi, içerik olarak da ideolojik ve mitolojik konuları kapsamaktadır. Çünkü tüm İlkçağ devletlerinde olduğu gibi, Urartu toplumunda da mitoloji, Urartu sanatının yalnızca malzeme deposu değil, aynı zamanda temelini oluşturur. Ancak çiviyazılı Urartu belgelerinin eksikliğinin yanı sıra, mitolojik konuları yansıtan malzemenin yetersizliği de şimdilik Urartu mitolojisinin içinden çıkılamayacak derecede zorlaştırmakta ve ilgi çekici gizemli sahnelerin içeriğinin yorumlanmasını engellemektedir.

    Eğer biz Urartu sanatını besleyen, hatta bu sanatın özünü oluşturan Urartu toplumu insanının düşünce, dinsel inanç ve mitolojisini bilirsek, görkemli sarayları topınakları, kült merkezlerini, kabartmaları, kaya mezarlarını, askeri donatı*mı oluşturan silahları, mühürleri ve çeşitli sanat eşyalarını süsleyen dinsel ve büyüsel içerikli bezeme öğelerinin anlamını daha kolay' yorumlayabiliriz. Çünkü insanların anlaşılmasında bir araç olarak kullanılan sanatı, ya içinde geliştiği ekonomik ve teknik üretim ya da toplumsal ilişki ve gereksinmeler belirler. Dolayısıyla sanat ve sanat eserlerini çeşitli biçimlerde etkileyen en büyük olgulardan biri' de, Urartu toplumuna egemen dinsel ve büyüsel inançlar ile mitolojik konulardır. Bu nedenle Urartu Krallığı'nın görkemli sanatını yönlendiren ve bu sanatın temelini oluşturan dinsel ve büyüsel inançlar ile mitolojisini bilemezsek, bu dönem sanatının gizemli içeriğini kesinlikle anlayamayız.




    Urartu Krallığı'nın saray sanatı olarak adlandırılan adak yazıtlı tunçtan yapılmış "kalkan", "kemer", "miğfer", "sadak" ve "at koşum takımları" üzerine, kutsal birer yaratıkmış gibi aslan, boğa, kartal, aslan başlı yılan ejderi gibi kudret ve kuvvetin simgesi olan hayvanlar bitemlenmiştir. Amacı kralın kahramanlıklarını göstermek olan Asur Krallığı'nın av sahnelerini yansıtan kabartmalarda da, kral yabanıl boğa, aslan ya da kartal biçiminde kuvvet ve kudretin birer simgesi olarak betimlenmekteydi. Urartu Krallığı'nın kudret ve kuvvetini zengin bir biçimde yansıtan bu eserler, aynı zamanda kendilerini evrensel gücün simgesi olarak gören Urartu krallarının yaşayan toplum üzerindeki egemenliğini de açıkça vurgulayan canlı belgeleri oluşturur*lar. Böylece tüm Eski Doğu devletlerinde olduğu gibi, Urartu Krallığı da tamamen bir güç üstünlüğü örneği olmayı kendine erek edinmiştir. Çünkü bir güç üstünlüğü olduğu sürece varlığını koruyabilen Urartu Krallığı, savaşçı niteliğini yitirdiği anda yıkılıp yok olmak zorundavdı. Bu nedenle aslan gibi yürekli ve savaşçı, yabanıl boğa gibi güçlü, dağ keçisi gibi çevik, kartal gibi aşılmaz engelleri aşan, keskin görüşlü ve yırtıcı yetenekleriyle özdeşleşen Urartu kralları, insanlar üzerinde önemli bir üstünlük sağlamış olduğuna inanır. Dolayısıyla dinsel ve büyüsel güçlerin etkisinde erk ve güçlülüğün birer simgesi olarak betimlenen aslan, kartal, yabanıl boğa, dağ keçisi, aslan başlı yılan ejderi ile birkaç hayvan organının birleşmesiyle oluşan gerçekdışı yaratıklar, Urartu krallarının güç ve egemenliğinin koruyucu ve pekiştiriri niteliklerini sembolik de olsa simgelediğinden, saray sanatının sosyal işlevini daha net yansıtır. Bu sanatın amacı da, öncelikle sosyal yapının sürdürülmesi ve evrensel gücün simgesi olan Urartu krallarının egemenliklerinin korunmasına, doğaüstü erk ve yetiye sahip güçler ile onların simgeleri olan üstün yetenekli hayvan güçlerinin yardımını sağlamak zorunda olduğundan, toplumsal sıradüzeni tüm canlılığı ile yansıtır.

    Anıtsal Urartu saray sanatının en önemli özelliklerinden biri de, kaya kabartmalarının, yontuların, duvar resimlerinin, yazıtların, keramik, ağaç, fildişi ve madeni eşyaların biçimleriyle üzerindeki figür ve bezemelerin, sanki tek bir yasa buyruğunca belirli mekanlarda üretilmiş olmasıdır. Anıtsal Urartu saray sanatını yöneten kurallar, her esere ağırbaşlı bir uyum, sadece ve samimi bir denge etkisi katmaktadır. Bu nedenle Urartu saray sanatı üslubu, sanatçı ve zanaatçıların öğrenmesi gereken çok sıkı ve katı kurallardan oluşuyordu.





    Kökeni çok eskiye dayanan yetkinleşmiş Urartu zanaatçılarının maden döküm ve işlemedeki başarısı, gerçekten akla durgunluk veren bir beceriye ulaşmıştır. Tüm bu işlerin ne denli kaba araçlarla yapıldığı düşünülecek olunursa, yüzyıllarca süren uzmanlaşma sürecinde, sanat ustalarının elde ettikleri "işçilik" sabrı ve güveni karşısında şaşırmamak olanaksızdır. Bu nedenle Urartular, özellikle ÎO 1. bin yılından itibaren Doğu Anadolu Bölgesi'nin yüksek maden işçiliğini yansıtan yetkinleşmiş gerçek maden ustalarıdır. Devletin maddi refah kaynağını yansıtan madenciliğin ve bununla ilgili olarak maden zanaatının çok hızlı bir biçimde gelişerek yüksek bir düzeye ulaştığını, Urartu Krallığı'nın kuruluş dönemine ait ele geçirilen yazıth, yazıtsız ve üzeri resimli çok sayıdaki tunç eşya açıkça kanıtlamaktadır. Ayrıca çift-dilli yazılan Keliş in Steli de, krallığın kuruluş yıllarında madenciliğin geliştiğine dair çok önemli bilgiler vermektedir. Örneğin, Urartu krallarından İşpuini ile oğlu Menua'nm ortak krallıkları döneminde, Urartular'm kutsadığı Muşaşir Bölgesi'ndeki ulusal tanrı Haldi'nin tapınağına, bu iki kralın yaptığı bir tek ziyareti sırasında 1.112 adet büyükbaş hayvan ile 21.500 adet küçükbaş hayvanın yanı sıra, çok sayıda silah, tunç kap vb. bağışlamışlardır. Bu somut kaynaktan da anlaşılacağı üzere, Urartu Krallığı'nın kuruluş yıllarında madenciliğin çok hızlı bir biçimde gelişmiş olduğu, hatta devletin gereksinmesi dışında tunç kap, silah gibi üretim aracı olan madenlerden üretim artığının dahi olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yerleşme merkezlerinin mezarlarından ele geçirilen çok sayıdaki kemer parçası, Urartu resim sanatına ait zengin sahneleri yansıtmaktadır. Tunçtan dövme ve kazıma tekniğıi ile yapılan ve arkası kösele ile kaplı bulunan Urartu kemerleri:
    1. Omuz kemeri.
    2. Bel kemeri.
    Olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Omuzdan kalçaya doğru çapraz olarak kullanılan omuz kemerleri, 1 m. ile 2 m. uzunluğunda, 5-15 cm. genişliğindedir. Bel kemerleri ise 60 cm. ile 1 m. uzunluğunda ve 5-10 cm. arasında değişen genişliğe sahiptir. Kemerler üzerinde oldukça ilginç sahneler bulunmaktadır, Örneğin,:
    1. Hayvanlar üzerinde duran tanrılar.
    2. Tanrıçaların düzenlediği kült törenleri
    3. Tanrı ve tanrıçalara sunulan adaklar.
    4. însan ve hayvan organlarının birleşmesiyle oluşan gerçekdışı yaratıklar.
    5. Birkaç hayvan organının birleşmesiyle oluşan korkunç mitolojik yaratıklar.
    6. Mitolojik yaratıkların kendi aralarında savaşı ya da bunlara karşı verilen savaşım.
    7. însan hayvan organlarının birleşmesiyle oluşan avcılar.
    8. Av sahneleri.
    9. Koşar durumda gösterilen aslan, boğa ve karışık yaratıklar.
    10. Çeşitli hayvan ve bitki motifleri.
    11. Savaşa giden kral ve ordusunun hayat ağacına düzenlediği kült törenleri.
    12. Savaşa giden arabalı, atlı ve piyadeler.
    13. Kale resimleri.
    14. Ölü ziyafet sahneleri.





  4. Asel
    Bayan Üye
    Genellikle insan ve hayvan motifleri, birbiri peşi sıra büyük bir uyum içinde betimlenmiştir. Motifleri birbirinden ayırmak için bantlar ya da bezeme öğeleri kullanılmıştır. Aynı motifin birkaç kez yinelenmesi üe elde edilen kompozisyonlarda, bezeme yöntemine büyük bir önem verilmiştir. Askeri donatımın bir parçası olan tunç kemerler üzerine sık sık işlenen "savaş hazırlığı" ile "av sahneleri", Urartu resim sanatında savaş ve savaşla ilgili gelenek ve göreneklerin yaygınlaşarak her şeye egemen olduğu dönemi yansıtmakta*dır. Örneğin, yatay panolara ayrılan kemer parçalarının üzerinde, Urartu ordusunu oluşturan "savaş arabaları","süvariler", "hafif silahlı askerler", ile "piyadeler" savaşa giderken betimlenmiştir.

    Bu resimlerde görüldüğü gibi, Urartular dizlerine kadar inen etek giymekteydiler. Kalçalarının üzerinde ise bu giysiyi sıkan tunçtan yapılmış kemer bulunmaktadır. Başlarına ters huni biçiminde karakteristik Urartu miğferi giyen savaşçıla*rın silahları ise, ok-yay, uzun kargı, kısa kargı ve ortasında bir çıkıntı, bulunan kalkandan oluşmaktadır. İÖ 9. yüzyılda Urartu ordusunun giysisi ve askeri donatımını oluşturan silahları, Asurlular'dan farkh olup daha çok Hurri ve Hititler'in giysi ve silahları ile yakınlık göstermektedir. Ancak İÖ 8. yüzyılın başlarından itibaren, özellikle l.Argişti (ÎÖ 786-764) döneminde, Urartu ordusunun askeri donatımını oluşturan silahlar, Asur ordusundan alınarak benimsenmiş*tir.


    Bazı kemerlerin toka kısmı üzerine kartal motifi ile Urartu ordusunun vurucu gücünü oluşturan, ellerinde kalkan ve kargı taşıyan süvariler ile savaş arabası içinde sağ elini "V" biçiminde bir kıvrımla ileriye doğru uzatan kral ya da kral soyundan olduğu sanılan kişi, birbiri peşi sıra savaşa giderken betimlenmiştir. Bilindiği gibi bir elin "V" biçiminde bir kıvrımla ileriye uzatılarak geleneksel selamlama biçiminde gösterilmesi, Eski Doğu uygarlıklarından Hitit, Asur, Ahamenid Krallıkları ile bu krallıkların etkilediği komşu devletlerin sanatında olduğu gibi, Urartular'da da kral, kral soyundan olanlar ile çok yüksek mevkideki kişüeri göstermek için başvurulan özgül kuraldır. Kral ve süvarilere yol gösterilmişçesine önlerinden aynı yöne doğru uçan kartal motifi, bezeme öğesi olarak kemerin toka halkasını tamamladığı gibi, özellikle bu motifin dinsel, ülküsel ve pekiştirilmiş koruyucu işlevine olan inanç geleneği de, küçümsenemeyecek ve yadsınamayacak kadar önemli olmalıy*dı. Çünkü kartal motifli kemerleri taşıyan Urartu kralı ve onun savaş gücünü simgeleyen ordusu, ister savaşta ister avda kartal gibi olacağına aşılmaz engelleri aşacağına, onun keskin görüşlülüğünü, yırtıcılığını ve gücünü alacağına inanmış olmalıydılar.
    ()





    Kemerler üzerinde sık sık savaş arabası içinde Urartu krallarının aslan, boğa ve birkaç hayvan organının birleşmesiyle oluşan karışık yaratıklara karşı verdiği savaşımı yansıtan ilginç sahneler de betimlenmiştir. Bu sahneler aynı zamanda evrensel gücün simgesi olan Urartu krallarının kahramanlıklarını da yansıtmaktadır. Çünkü Urartu kralları her şeyden önce askeri bir önderdi. Devletin ve yönetici tabakanın varlık edinmelerini sağlayan, bir refah kaynağı olan savaş ise, sürekli ve yasal bir faaliyetti. Gerek elverişsiz, sert ve .acımasız doğa koşullarına, gerekse düşmanlara karşı sürekli savaşım veren Urartu toplumunun tüm yaşamı, savaş ve av ile ilgili sanat ve geleneklerledoluydu. Bu nedenle o çağlarda insanlara karşı verilen savaşım ile hayvanlara karşı verilen savaşım (av) birbirinden ayrılmaz. Dolayısıyla Urartu kralları hem en iyi savaşçı, hem de en iyi avcı olmak zorundadır. Çünkü kralın kahramanlığı ile tanınması ve insanlar üzerinde egemenliğini sürdürebil*mesi, ister savaşta, ister avda başarı kazanmasına bağlıdır. Tunçtan dövme tekniği ile yapılmış üç ayaklı büyük kült kazanları, Urartu tapınak avlularında durmaktaydı. Bu kazanların boğa başlı ya da insan yüzlü, kanatlı ve kuş gövdeli ilginç kulpları bulunmaktadır. Kulpların sırt bölümünde bulunan delikten, kazanı taşımak ya da asmak için halkalar geçirilmekteydi. Figürlü tutamaklar ayrı olarak balmumu kalıplara döküldükten sonra, orjinal kalıpta olmayan bezemeler yapılıp, kazanın üst bölümüne karşılıklı olarak perçinlenmekteydi.






    Kadın yüzlü, kuş gövdeli kazan kulplarının, güneş ile ilgili bir tanrıyı simgelediği sanılmaktadır. Özellikle kuşların açık kanatlarının arasında yer alan ve güneşi simgeleyen disk biçimindeki daire, Asur'da tanrı Şamaş'ın sembolüdür. Urartu güneş tanrısı Şivini'nin sembolü de, kanatlı güneş kursudur. Bu nedenle kült kazanlarında kadın yüzlü kuş gövdeli kanatlı tanrıçanın, güneş tanrısı, Şivini'nin eşi Tuşhpuea olduğu anlaşılmaktadır.






    Urartu kalelerinin kutsal silah depolarında, dövme tekniği ile yapılmış miğferler ele geçirilmiştir. Ucu sivri, ters huni biçiminde karakteristik Urartu miğferleri:
    1. Süs ya da adak miğferi.
    2. Savaş miğferi.
    olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Anıtsal Urartu saray sanatını yansıtan ve kralların adak yazıtlarını taşıyan süs miğferleri önünde, gerek bezeme, gerekse içerik yönünden ilginç resimler bulunmaktadır. Miğferin görünen ön kısmına büyük bir özenle betimlenen sahnelerin başında şunlar gelmektedir:
    1. Kanatlı güneş diski içinde tanrı motifi
    2. Aslan başlı yılan ejderleri.
    3. Hayat ağacına kült yapan kanatlı tanrıçalar.
    4. Şimşeğe benzeyen üsluplaştırılmış hayat ağacı
    5. Süvari ve savaş arabaları.
    Adak yazıtlı kral miğferleri üzerine betimlenen mitolojik aslan başlı yılan ejderleri, havat ağacı ve Urartu Krallığı'nın savaş gücü, motif ve kompozisyon seçiminde olduğu kadar, içerik yönünden de çok yüksek değerde olan bezeme öğelerini oluşturur. Bu gizemli sahneler, tinsel güçlerin etkisinde, büyüsel kuvvetlerin desteği ile "düşmana karşı kovma" ve "korunmanın" kudretli bileşimini oluşturmaktadır. Savaşçı*lar ve Urartu kralı, kudret ve kuvvetin simgesi olarak, Urartu sanatının karakteristik özelliklerinden biri olan aslan başlı yılan ejderi ile el "korku" ve "savunma" işlevini, ölümsüzlüğü simgeleyen hayat ağacı inancı ile pekiştirmektedir. Tunçtan dövme tekniği ile yapılan ve Urartu saray sanatını yansıtan adak yazıtlı kalkanlar üzerinde, kudret ve kuvvetin simgesi olan aslan ve boğa motifleri betimlenmiştir. Aslanlar, yüzlerinde şiddeti gösteren hırlayan açık ağız dışında, sanki gezintiye çıkmış gibi durgunluk içinde betimlenmiştir. Urartu saray sanatında sanatçılar, yöneticiler tarafından belirlenen katı kurallar çerçevesinde eserlerini yapmakla yükümlü olmuşlardır. Nitekim kalkanlar üzerindeki aslan ve boğa motifleri, özde ve biçimde herhangi bir değişikliğe uğramaksızın Urartu Krallığı'nın sonlarına değin aynı biçimde kopya edilmiştir.


  5. Asel
    Bayan Üye
    Keramik
    Krallığın emrindeki Urartu zanaatçıları, -diğer sanat dallarında olduğu gibi- keramik yapımında da çeşitlilik yaratamamışlardır. Bugüne değin ele geçirüen Urartu keramiği, kalite, ölçü ve biçim yönünden hemen hemen benzer özellikler göstermektedir. Örneğin tipik Urartu keramiği, çok iyi kaliteli, parlak astarlı ve kırmızı renklidir. Karmir-Blur kalesindeki kilerin birinde, biçim olarak birbirine benzeyen, aynı belirsiz oval gövdeye ve ince kulpa sahip bini aşkın kırmızı cüah şarap testisi bulunmuştur. Başka bir kilerde ise, daha yuvarlak bir gövdeye ve daha kavisli bir kulpa sahip testiler ele geçirilmiştir. Kuşkusuz bunlar bir başka atölye yapımı değilseler, herhalde ayrı birsanatkarın elinden çıkmışlardır. Her iki durumda da biçimlerde gözle görülür bir yetkinlik vardır; bu yetkinlik sanatçının değişik biçimlerde çömlek yapmamasından, fakat kendisini tek bir biçime ayırmasından ileri gelmektedir. Devletin egemenliği altındaki çömlekçi atölyelerinin hemen hepsinde, çoğunlukla kalite, form, ölçü ve renk yönünden tek biçim keramik üretilmiştir. Nitekim Kafkasötesi'nde Karmir-Blur, Armavir ve Arin-Berd'de, Kuzeybatı İran'da Bastam'-da, Van Bölgesi'nde Toprakkale, Van Kalesi, Çavuştepe, Adilcevaz, Patnos, Kayalıdere ve Altmtepe'de ele geçirilen keramikler, kalite, renk ve biçim yönünden büyük bir benzerlik gösterirler.




    Eski Doğu uygarlıklarının sanatında olduğu gibi, Urartu Krallığının saray sanatı da, önceden saptanan yolu izler, ama yine de sanatçıya kendi yeteneğini gösterme olanağı bırakılır. Sanatçıların, krallığın kuruluşundan beri süregelen sanata ellerinden geldiğince tam bir bağlılıkla sarıldıkları, bu sanatın özenle kutsanmış kurallarına uyarak onu aşmaya çalıştıkları ve bir tür yetkinliğe ulaşmak için büyük çaba harcadıkları anlaşdmaktadır. Urartu sanatçılarının verilen katı örnekleri oldukları gibi resmetmedeki sabır Ve yeteneklerinin övülmesi gerekir. Sanatçılar en küçük ayrıntıyı bile büyük bir özenle yapmak için çaba harcamışlardır. Teişeba kabartması*nın bu iki özelliği dahi, bunu büyük bir sanat yapıtına dönüştürmeye yeterlidir. Kabartma ustası, modeli olduğun*dan daha canlı, öze daha yakın ve en küçük ayrıntıyı bile büyük bir özenle işlemesini bilmiştir. Özellikle sanatçı, tanrı giysisini bezeyen akıl almayacak zenginlikteki dantel gibi örülmüş bezeme öğelerini, en küçük bir karışıklığa dahi yer vermeksizin çok sert olan bazalt taşı üzerine işlemiştir. Sanatçının bitmek tükenmek bilmeyen bir çabayla işini başarıyla sona erdirmek için ne denli sabırlı ve kararlı olduğunu düşünmek bile güç bir iştir. Eğer gerekliyse Adilcevaz kaya kabartmasını, Urartu sanat ustalarının beceri ve teknikten yoksun olmadığını kanıtlayan yetkin bir eser olarak gösterebiliriz.



    Anıtsal Urartu saray sanatına bugün bile hayranlık duymamak olanaksızdır. Ancak sanat yapıtları üzerindeki barbarca bir gösterişi yansıtan sahneler, -uzun geçen kış mevsimine, yaşam koşullarının zorluğuna, sert doğa koşullarına, düşmanlara karşı verüen sürekli savaşıma ve tek bir yöneticiye bağımlılığın sonucunda- katı ve acımasızlığın yanı sıra, günümüz düşüncesinde yadırganan ilkel boş inançları da yansıtmaktadır. Fakat bu mutlaka, Urartular'ın güzellik duygusundan yoksun oldukları ya da kendilerine özgü sanat değerleri bulunmadığı anlamına gelmez. Tersine mimarlıkta, duvar resimlemede, kaya kabartmalarında, maden döküm ve işleme ile ince maden işçiliğinde uzmanlaşmış yetkin zanaatçılar vardı. Urartu toplumu bu eşsiz sanat eserleri üzerine işlenen dinsel, büyüsel, mitolojik ve kahramanlık konularını, av ve savaş sahnelerini içeren konuları seviyorlardı. Dolayisiyle, sevilerek benimsenen konu ve efsanelerin betimlenerek canlandırılması eğilimi, tüm Eski Doğu toplumlarında olduğu gibi, Urartu toplumunda da yaygın bir gelenek halindeydi. Ayrıca Urartular, tunçtan yapılmış yontuların yüzlerini, kilden yapılmış insan figürinlerini, keramik üzerindeki insan yüzlerini, saray-tapınak eklentilerinin duvarları ile çatıyı taşıyan ince uzun ağaç direkleri bile gerçeğe daha yakın renklerle boyayarak, figür ve motiflere canlılık, sıcaklık ifadesi kattıkları gibi, bu dönemdeki resim sanatının özniteliği hakkında da açıkça bilgi edinmemizi sağlamışlardır. Hatta taş temeller üzerine kerpiçten örülen saray-tapınak duvarlarının dışını beyaz, içini ise çoğunlukla kırmızı ve mavi gibi kontraslı renklerden oluşan figür ve motiflerle bezeyerek, kerpicin ağır ve tek düzeyli görünümünü yok edip, insana rahatlık veren, iç açıcı bir uyum sağlamışlardır. Yalnız bunlar bile, Urartu insan ruhunun güzellikten yoksun olmadığını kanıtlayan somut belgeleri oluştururlar.

    Halk Sanatı
    Buraya kadar anlattığımız anıtsal saray sanatı, UrartuKrallığı'nın kudret, ihtişam ve zenginliğinin güçlü etkisini anlatan ve yansıtan örneklerini oluşturuyordu. Taşra eyaletlerindeki kent sanatı da, saray sanatının bir uzantısı ve devamı durumunda idi. Ancak halk sanatı olarak tanımlanan eserler, saray ve kent sanatından oldukça farklı özellikler göstermektedir. Bugüne değin çok az olarak ele geçirilen halk sanatına ait eserler , özellikle merkeziyetçi Urartu Krallığı'*nın zayıflayıp gücünü kaybettiği dönemde daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Ele geçirilen örneklerde, Urartu sanatında karşılaştığımız alışılagelmiş kural ve göreneklerin önemli ölçüde değiştiği görülmektedir. Nitekim halk sanatına ait örnekleri yansıtan Giyimli (Hırkanis) definesinden ele geçirilen tunçtan yapılmış adak levhaları üzerindeki ilginç sahnelerde, Urartu Krallığı'nın erk ve güçlülüğünü simgele*yen üstün güç ve yeteneklere sahip aslan, yabanıl boğa, kartal ve birkaç hayvan organının birleşmesiyle oluşan korkunç karışık yaratıkların yavaş yavaş ortadan kalktığım gözlemleyebiliriz. Sanatçılar, Urartu Krallığı'nın kuvvet ve kudretini zengin bir biçimde canlandırmak yerine, toplumun ortak gereksinmelerini, ekonomik ve beslenme sorununu -o dönemde topluma egemen dinsel ve büyüsel inançların yardımıyla da olsa- daha inandırıcı bir biçimde yansıtmaya çalışmışlardır. Bu nedenle merkeziyetçi Urartu Krallığı'nın çöküş döneminde halk sanatı olarak tanımlanan sanat eserlerinin önemli olan özelliği, üslup ve bizim ölçülerimize göre güzel olup olmadığı değil, sanatçıların geniş halk yığınlarının gerçek sorun, istek ve düşüncelerini bir ölçüde de olsa yansıtıp yansıtmadığıdır.

    Halk sanatına ait örneklerde tüm canlılığı ile karşılaştığımız en büyük olgulardan biri de, "Halk kültleri" dir. Gerçek sorunların acımasızlığına karşı bir avunma ve başkaldırma aracı haline gelen dinsel içerikli gizemli halk külteri, toplumun bağrında kendiliğinden filizlenen idealist akımlar*dır. Urartu Krallığı'nın emrinde ve denetiminde olan resmi kültlerin aksine, doğaüstü erk ve yetiye sahip kuvvetlerin karşısında güçsüz, despotik güçler karşısında çaresiz toplumun umududur. Bugüne değin malzemenin yetersizliği nedeniyle çok az bilinen halk kültleri, ancak merkeziyetçi Urartu Krallığı'nın zayıflayıp gücünü kaybetmesiyle Giyimli adak levhaları üzerindeki halk sanatına daha belirgin olarak yansıyabilmiştir.

    Van ilinin 68 km. güneydoğusunda bulunan Giyimli definesinden ele geçirilen halk sanatına ait tunç levhalar üzerine işlenen insan figürleri, kaba ve çirkin olmasına karşın, abartılmadan daha sade ve canlı bir biçimde çizilmeye çalışılmıştır. Sanatçılar, sanki insan biçimi hakkında sahip olduğu bilgiden bir figür ortaya çıkarmak istemiştir. Bunları yaparken de, Urartu sanatının kökleşmiş katı kurallarını göz önünde bulundurmak bile istememişler*dir. Örneğin, -tüm Eski Doğu sanatında olduğu gibi, Urartularda da değişmeyen ve kesin bir kural halinde uygulanan insan figürlerinin yandan gösterilmesi yönteminin tersine- halk sanatında insan figürleri karşıdan betimlenmiş-tir. Bu ise nerdeyse sanatçının, figürleri gördüğü açıdan dikkate aldığı anlamına geliyordu. Ama yine de sanatçı ayakları karşıdan değil, yandan göstermek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla bu tür resimler de, "basık" ve "çarpık" olmaktan kurtulamamıştır.

    Giyimli yöresindeki yerel atölyelerde işlenen halk sanatına ait adak levhaları üzerindeki resimlerin büyük bir çoğunluğunu da, karşıdan işlenen insan yüzleri oluşturur. Madeni levhalar üzerine kazınarak ya da vurgu tekniği ile noktalarla oluşturulan insan yüzleri, çirkin ve basit olmasına karşın, daha gerçekçi ve en küçük ayrıntısına varıncaya değin büyükbir özenle betimlenmiştir. Belki de halk sanatçıları insan figürlerini ve özellikle insan yüzlerini tüm insansal zaafları ile çizmeyi yeğlemişlerdir. İşte özellikle bu tür figürler, yasaklayıcı ve katı kurallı Urartu sanatının tutuculuğunu büyük bir şaşkınlığa uğratacak niteliktedir. Kapalı bir meslek haline gelen Urartu saray sanatı, her şeyden önce yönetim aygıtını elinde bulunduran yönetici tabakanın güç ve egemenliğinin koruyucu ve kuvvetlendirici niteliklerini sembolik de olsa yansıtmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle Urartu Krallığı'nın saray sanatı, yönetim aygıtım elinde bulunduran yönetici tabakanın siyasal durumunu sağlamlaştırmasında, geniş halk topluluklarını bir tek merkezi yönetim altında birleştirebilmesinde, bunlar üzerin*de otorite ve egemenliğin sürdürebilmesinde çok yaygın ve etkin bir propoganda aracı haline geldiğinden, yaşayan toplum üzerinde yabancılaşmıştır. Barbarca bir gösterişi yansıtan Urartu saray sanatına ait eşyalar üzerindeki dinsel, büyüsel, mitolojik ve kahramanlık konularım yansıtan sahneler, kuşkusuz geniş halk toplulukları tarafından da büyük bir hayranlıkla izlenmiştir. Yalnız çözümlenmesi gereken asıl sorun, acaba toplum bu dönemdeki sanat eserlerinin içsel değerlerini de aynı ilgiyle izleyip benimseyebilmişmidir. Ancak geniş halk yığınlarının kapalı bir meslek haline gelen Urartu saray sanatına ait eserlerin içsel değerleriyle ilgilenip benimsediğini gösteren en küçük bir belgenin yokluğuna karşın, bu sanat eserlerinin içsel değerlerini benimsemediğine, bunlara yabancı kaldığına dair elimizde canlı deliller bulunmaktadır.


+ Yorum Gönder


urartular,  urartular hakkında bilgi,  urartu sanatı hakkında bilgi,  urartular eserleri,  urartuların eserleri,  urartular hakkında resim