+ Yorum Gönder
Peygamberlerimiz – Siyer ve Hz.Muhammed Forumunda Hz. Muhammed'in ve diğer peygamberlerin ortak nitelikleri nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Kadir
    Devamlı Üye

    Hz. Muhammed'in ve diğer peygamberlerin ortak nitelikleri nelerdir








    Hz. Muhammed'in (s.a.s.) ve diğer peygamberlerin ortak nitelikleri nelerdir?

    Peygamberler Allah Teâlâ tarafından seçilip, insanlara doğru yolu göstermek üzere görevlendirilen üstün ahlâklı kimselerdir. Onlar bir aileden, birbirinin kardeşi gibidir. Kur'ân'da şöyle buyrulur: "Şüphesiz Allah, birbirinden gelme bir nesil olarak Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi ile İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı. Allah her şeyi işiten ve bilendir." (Âi-i imrân, 3/33,34). Bütün peygamberler akıllı, doğru sözlü, güvenilir, sağlam karakterli, uyanık kalpli, dünya ve ahirette itibarlı ve Allah'a en yakın olan sevgili kullar, ilâhî elçilerdir.
    Peygamberlerin diğer insanlardan ayrı, kendilerine ait, değişmeyen sıfat ve özellikleri vardır. Onlar bu nitelikleriyle birlikte görev üstlenirler. Peygamberlik istemekle veya çalışmakla veyahut çok ibadet ve taatla elde edilen bir derece değildir. Başka bir deyimle peygamberlik kesbî değil vehbîdir. Cenab-ı Hak tarafından dilediği kimseye re'sen verilir. Ayette şöyle buyrulur: "Allah, peygamberliğini kime ve nereye vereceğini daha iyi bilir." (En'âm, 6/124). Bütün peygamberlerde ortak olan nitelikleri şu beş maddede toplamak mümkündür: Emanet, sıdk, fetanet, ismet, tebliğ. Aşağıda bu sıfatları vahiy ve sünnetten dayandığı delillerle kısaca açıklamaya çalışacağız.

    a) Emanet (Güvenilir olmak): Bütün peygamberler son derece güvenilir, dürüst ve seçkin kimselerdir. Çünkü Allah Teâlâ peygamberlerini emin, sadık ve dürüst kulları arasından seçer. Onların hıyaneti söz konusu olamaz. Kur'ân-ı Kerim'de geçmiş peygamberlerin emanet sıfatından söz eden çeşitli ayeder vardır. Hud peygamber kavmine şöyle demiştir: "Size Rabbimin vah-yettilderini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm." (A'râf, 7/68). Şuarâ sûresinde Nuh, Hud, Lut ve Şuayb peygamberlerin kavimlerine; "Şüphesiz ben, size gönderilen emîn bir peygamberim."42 dedikleri belirtilir.

    Hz. Muhammed (saiiaiiahu aleyhi ve sellem) de gerek peygamberlikten önce ve gerekse peygamberliği sırasında toplum içinde en güvenilir ve üstün bir kişiliğe sahipti. Bu yüzden Mekke'de Kureyş toplumu ona "Muhammeduni'l-Emîn (Güvenilir Muhammed)" lakabını takmışlardı. Nitekim gençlik yıllarında, dul ve varlıklı bir kadın olan Hz. Hatice'nin sermayesini kervanlar düzenleyerek işleten Hz. Muhammed, ticaretteki bu dürüstlüğü yüzünden Hz. Hatice'nin dikkatini çekmiş ve bu güven evlilikle noktalanmıştır. O'nun Kureyş toplumu nezdindeki itibarını gösteren başka bir olay da 35 yaşlarında iken meydana gelen Kabe tamiri ile ilgilidir. Kabe tamir edilirken Hacer-i Esved'in (siyah taş) yerine konulması büyük bir anlaşmazlığa neden olmuş, hatta silahlı çatışmaya varacak bir gerilim doğmuştu. Çünkü herkes bu şerefin kendi kabilesinde olmasını istiyordu. Bu arada bir Kureyşlinin "Şu kapıdan ilk mescide girecek olanı hakem yapınız" teklifi kabul edildi. Biraz sonra, belirtilen Beni Şeybe kapısından 35 yaşlarındaki Hz. Muhammed'in girdiği görüldü. Kureyşliler topluca: "İşte el-emin, güvenilir kimse, onun hakemliğine razıyız" dediler.44

    Diğer yandan kimi peygamberlere vahiy, sahifeler (suhuf) halinde verilirken kimilerine de kitaplar haHnde verilmiştir. Hz. Muhammed (saiMahu aleyhi ve sellem) son peygamber olduğu gibi,45 Kur'ân-ı Kerim de semavi kitapların sonuncusudur.

    b) Sıdk (Doğruluk): Sıdk, doğru olmak demektir. Peygamberler doğru sözlü ve dürüst kimselerdir. Kesinlikle yalan söylemezler. Peygamberin her sözü gerçeği yansıtır. Sözlerinin doğruluğu, gerektiğinde mucizelerle desteklenir. Sıdk'ın zıddı olan kizb (yalan söylemek) bir peygamber hakkında düşünülemez. Çünkü peygamber, her şeye gücü yeten Yüce Allah'ın yeryüzündeki elçi-sidir. Bu elçiliğin yalan ve hıyanetle etkisiz ve sonuçsuz kalmasına Cenab-ı Hak izin vermez.

    Kur'ân'da peygamberler doğruluk sıfadarıyla övülmüştür: "Ey Muhammed! İnsanlara Kur'ân'daki İbrahim kıssasını anlat. Şüphesiz ki o, özü sözü doğru, sıddîk bir peygamberdi." (Meryem, 19/41)
    "Kitapta İsmail'i de an. Çünkü o, sözünde duran, elçi bir pey-
    gamberdi.', (Meryem, 19/54)
    "Kitapta İdris'i de zikret. Çünkü o çok doğru bir Nebi idi."
    (Meryem, 19/56)
    Hz. Muhammed'in söylediklerinde doğru olduğunu bildiren pek çok nass vardır. Hicretin beşinci yılında, Kureyş, diğer Arap müşrikleri ve Yahudiler yaklaşık on bin kişilik bir askeri güçle, İslâm'a son ve öldürücü darbeyi vurmak üzere, Medine önlerine gelmişlerdi. İslâm tarihinde > Hendek Gazvesi diye bilinen bu gazvede, birleşik düşman ordusunu gören sahabenin ilk duygusu Kur'ân'da şöyle bildirilir: "Müminler düşman birliklerini (ahzâb) gördüklerinde: işte Allah ve Rasûlü'nün bize vaat ettiği! Allah ve Rasûlü doğru söylemiştir, dediler. Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah'a bağlılıklarını artırmışür." (Ahzâb, 33/22)

    Hz. Muhammed'e (saikikhu aleyhi ve sellem) Mekkede peygamberlik geldikten bir süre sonra, "(Ey Muhammed), önce en yakın hısımlarını uyar." (Şuarâ, 26/214) ayeti inince, yakın hısımlarını toplantıya davet ederek Safa tepesinin üstüne çıkmış ve şöyle demiştir: "Şu dağın arkasında düşman var, desem bana inanır mısınız? Evet, inanırız, çünkü senden bugüne kadar yalan duymadık, dediler. Öyleyse size, kıyamet gününde şiddetli bir azabın varlığını bildiriyorum." dedi. Ancak putperestliğin kök saldığı bu ortamda, başta Ebu Leheb olmak üzere, Hz. Muhammed'in çağrısına olumlu cevap vermediler.46 Buna göre, Hz. Muhammed'in doğruluğu konusunda dost, düşman herkes görüş birliği içinde idi. Ancak bir toplumda kökleşmiş olan inançları ve kurulu sistemi değiştirmek güç bir olaydır. Bu yüzden, toplumun çok dürüst bildiği bir kimse, çeşitli menfaatler yüzünden kimi çevrelerce, bir anda kötü ve zararlı ilân edilebilir. Hz. Peygamber de başlangıçta böyle bir durumla karşılaşmışür.
    Sonuç olarak peygamberlerin doğruluğu, insanlar arası ilişkilerde söz konusu olduğu gibi, özellikle Yüce Allah'tan aldıkları vahiy emanetini topluma ulaştırmada güvenilir kimselerdir. Kur'ân'da şöyle buyrulur: "Bir peygamber için, emanete hıyanet etmek olur şey değildir." (Âi-i imrân, 3/i6i>

    c) Fetanet (Zeki olmak): Zeki, akıllı ve hikmet sahibi olmak demektir. Peygamberler gerçekten, insanların en akıllı ve hikmet sahibi olanıdır. Aptal, ahmak ve geri zekâlı birisinin peygamber olduğu görülmemiştir. Toplumunu ikna ederek hak yola sevk edecek ve onlara liderlik yapacak olan birisinin akıllı olması gerekir. Zeki ve yetenekli olmanın zıddı, akılsızlık ve gaflet olup, peygamberler hakkında düşünülemez.
    Kur'ân'da, peygamberlerin üstün zekâ ve yetenelderine işaret eden ayetler vardır. Peygamberlere ilim yanında, derin ve yararlı bilgi anlamına gelen hikmet de verilmiştir. Ayetlerde şöyle buy-rulur: "Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın lütfü sana gerçekten büyük olmuştur."
    (Nisa; 4/113)

    "Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret
    alirlar." (Bakara, 2/269)
    "Şüphesiz biz Lokman'a; Allah'a şükret, diyerek hikmet verdik."
    (Lokman, 31/12)







  2. Kadir
    Devamlı Üye





    Hz. Peygamber vahyin gelişi sırasında, derhal hafızasına yerleştirmek için dilini oynatır, ya da ayeti yazılmadan önce tekrarlamak için kendini zorlardı. Bu durum onun keskin zekâ ve bellek gücünü gösterir. Kur'ân'da O'nun bu durumu şöyle belirtilir: "Sana O'nun vahyi tamamlanmadan önce Kur'ân'ı okumakta acele etme ve Rabbim, benim ilmimi artır, de." (Tâhâ, 20/114)
    "Ey Muhammedi Cebrail sana Kur'ân'ı okurken, acele ederek onunla birlikte dilini oynatma. Onu bir araya toplamak ve okutmak ŞÜphesİZ bize aittir." (Kıyâme, 75/16,17)

    Hz. Muhammed in (saUallahu aleyhi ve sellem) gerek peygamberlikten önce ve gerekse peygamberliği sırasında üstün yeteneklerinin bulunduğu dost ve düşman herkesçe bilinmektedir. Nitekim Kureyş'in Kabe onarımında Hacer-i Esved'i yerine koymada düştükleri anlaşmazlığı Hz. Muhammed'in onların hepsini memnun edecek şekilde çözmesi, onun üstün zekâsını gösterir. Bu çözüm şudur: Kutsal siyah taşı bir yaygının üzerine koymuş, her kabile temsilcisi, yaygının bir yanından tutarak, taş konulacağı yere getirilmiş, orada da Hz. Muhammed taşı alarak yerine yerleştirmiştir.47

    d) İsmet (Masum olmak): Günahsız oluş, bir kimsenin, Yüce Allah tarafından küçük veya büyük günahlardan koruma altinda bulunması demektir. Peygamberlerin ismet sıfatı ise; onların gizli ve açık her türlü günah işlemekten ve peygamberlik şerefiyle bağdaşmayacak davranışlardan uzak bulunmalarıdır. Eğer peygamberin günah ve suç işlemesi caiz olsaydı, ona uyan toplumun da benzer çirkin işleri yapması normal sayılırdı ki, bu durum peygamberliğin misyonu ile bağdaşamaz.

    Kur'ân-ı Kerim'de, açıkça ismet sıfatı zikredilmez. Ancak peygamberlerin, Allah'ın tam olarak kontrolü altında bulundukları belirtilir.48

    Ehl-i sünnet inancına göre, peygamberler kesinlikle büyük günah işlemezler, ancak yanlışkkla "zelle (ayak kayması)" denilen küçük kimi hatalara düşmeleri mümkündür. Böyle bir durumda Allah Teâlâ tarafından derhal uyardırlar ve bir daha aynı yanlışlığa düşmezler.
    Kur'ân-ı Kerim'de, bazı peygamber kıssaları anlatılırken, onların günah işlediklerini düşündüren örneklere rastlanır. Hz. Âdem'in yasak meyveyi yemesi,49 Nuh'un (aleyhisselâm) iman etmeyen oğlunu gemiye almak için dua etmesi,50 Hz. İbrahim'in putları kendi kırdığı halde, kimin kırdığını büyük puttan sormalarını istemesi,51 Hz. Musa'nın bir şahsın ölümüne sebep olması,52 Hz. Yunus'un kavmini izinsiz terk etmesi,53 Hz. Muhammed' in (sallailahu aleyhi ve sellem) kimi kabile başkanlarını İslâm'a davet ettiği bir sırada, gelip soru soran ve gözlerinden özürlü Abdullah İbn Ümmi Mektûm'a karşı yüzünü buruşturup, arkasını dönmesi,54 bunlara örnek verilebilir. Ancak bu ve benzeri peygamber kıssalarında görülen hallerin kimileri ya peygamberlikten önceye aittir, ya da peygamberlerin şanına yakışacak biçimde açıklanmıştır. Bunlar; unutma, sürçme, yanılma veya iki alternatiften Cenab-ı Hakk'm rızasına uygun olmayanı tercih etme gibi özürlere dayanır. Nitekim Hz. Âdem'in yasak meyveyi yemesi, Allah'a verdiği sözü unutması yüzünden olmuştur.55 Hz. Musa, zulmü engellemek için adama vurmuş, mubah hatta o sırada gerekli olan bir fiili işlemiştir. Hz. Muhammed'in, İbn Ümmi Mektûm'a yüzünü buruşturması o sırada kendileriyle özel görüşme yaptığı Kureyş'in ileri gelenlerinden dört kişi yüzündendir. Çünkü Allah'ın elçisi onların İslâm'a girmelerini çok istiyordu. Ancak onların kalplerini bilen Yüce Allah, bu konuda ihlâsla soru soran ve bir şeyler öğrenmek isteyen İbn Ümmi Mektûm'un bu şekilde dışlanmasını istemediği için Hz. Muhammed' 1 (sallailahu aleyhi ve sellem) uyarmıştır.56

    Ebu Mansur Mâtürîdî'ye (ö. 333/944) göre, peygamberin günahtan korunmuş olması, onu taate zorlamadığı gibi, günah işlemekten de acİ2 bırakmaz. İsmet sıfatı, Yüce Allah'ın peygamberine bir lütfü olup, onu hayır işlemeye sevk eder ve kötülükten de alıkoyar. Bununla birlikte peygamberin cüz'î iradesi mevcuttur.57

    Peygamberler dışında kalan, Allah'ın veli kulları, ashab-ı kiram, Hz. Peygamber'in neslinden gelen imamlar ve başkaları masum ve günahsız sayılmazlar, kısaca peygamberler dışında herhangi bir kimsede ismet (masumluk) sıfatının bulunduğu öne sürülemez.58

    e) Tebliğ sıfatı: Tebliğ, Arapça "belega" fiilinden "tef'îl" babında bir mastar olup, Kur'ân'da "belâğ" sözcüğü ile eş anlamda kullanılmıştır. Bir peygamberin Yüce Allah'tan aldığı vahyi olduğu gibi ümmetine bildirmesidir. Peygamberler Allah'tan aldığı vahyi ne bir eksiltme ne de bir ilâve yapmaksızın ümmetine ulaştırmakla yükümlüdürler. Onlar vahiyden hiçbir şeyi gizlememişlerdir. Aksi halde görevlerinde hıyanette bulunmuş olurlardı.

    Tebliğ, peygamberlerin sıfatlarından ve onların görevlerindendir. Kur'ân'da şöyle buyrulur: "Ey Rasûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah, inkarcılar topluluğunu doğru yola iletmez." (Mâide, 5/67). Peygamberler tebliğ görevini yaparken, herhangi bir zorlayıcı yola başvurmamışlar, sadece vahyi topluma ulaştırmakla yetinip sonucu Yüce Allah'a bırakmışlardır. Bu konu Kur'ân'da şöyle dile getirilir: "Peygambere düşen görev sadece tebliğden ibarettir. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de
    bilir." (Mâide, 5/99)59

    "Eğer onlar yüz çevirirlerse, bilesin ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır." §ûâ, 42/48)60
    Hz. Muhammed (saiiaUahu aleyhi ve sellem), "(Önce) en yakın hısımlarını uyar!" (Şuarâ, 26/214) ayeti inince, yakınlarını Safa tepesi yanında toplayarak ilk tebliğde bulunmuş ve kıyamet günü hesaptan ve azaptan söz etmiştir.
    insanlara dini tebliğ etmede izlenecek yol, Kur'ân'da şöyle belirlenir: "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir." (nm, 16/1-25). Toplumda araştırıcı, aydın ve aklını kullananları "hikmet" le; çoğunluğu oluşturan ve sağlam fıtratını koruyanları "güzel öğüt" le ve mücadeleci, inatçı ve düşmanca tavır içine giren insanları ise "en güzel bir mücadele" metodu izleyerek vahiy dinine çağırmak asıldır. Unutmamak gerekir ki, Allah Teâlâ Hz. Musa ve Harun'u irşat için Firavun'a gönderirken, ona karşı yumuşak davranmalarını öğütlemiştir. Onların, kendini ilâh ilân eden bir ateisti, Allah'ın yoluna çağırması Kur'ân'da şöyle belirtilir: "Firavun'a gidin. Çünkü o, iyice azdı. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar. Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize çok kötü davranmasından veya iyice azmasından korkuyoruz. Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm. Hemen ona gidin ve deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, israil oğullarını bizimle birlikte gönder, onlara eziyet etme. Biz senin Rabbinden bir ayet getirdik. Kurtuluş, hidayete uyanlarındır. "(Tâhâ, 20/43-47)
    Yukarıda belirtilen sıfadara sahip olan peygamberlerin Allah Teâlâ'dan getirdikleri haberler gerçek olup, son peygamber Hz. Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelen ilâhî mesajla, vahiy zinciri tamamlanmıştır.


    43 bk. 26/107, 125, 143, 162, 178.
    44 İbn İshak, Sîre, Beyrut 1391, I, 209; İbn Sa'd, Tabakât, I, 146; İbnu'l-Esîr, el-Kâmil, Beyrut 1385/1965, II, 45; Ahmet Önkal, "Hz. Muhammed" mad., Şamil İslam Ansik., IV, 242 vd.
    45 bk. Ahzâb, 32/40.
    46 bk. Kurtubî, Cami', XIII, 96; İbn Kesîr, Muhtasar Tefsîr, II, 661, 662; Abdulfettâh el-Kâdî, Esbâbu'n-Nüzûi, Beyrut, t. y., s. 251.
    47 İbn Hışam, Ske, I, 206-211; İbnu'l-Esîr, el-Kâmil, II, 45; İbn Sa'd, Tabakât, I, 146.
    48 bk. En'âm, 6/89-90; Enbiyâ, 21/73.
    49 bk. Bakara, 2/35-37; A'râf, 7/20, 21, 23.
    50 bk. Hûd, 11/45-47.
    51 bk. Enbiyâ, 21/57, 62, 63.
    52 bk. Kasas, 28/15.
    53 bk. Enbiyâ, 21/87, 88.
    54 bk. Abese, 80/1-12.
    55 bk. Tâhâ, 20/115.
    56 Tirmizî, tefsîru sûre, 80/1; Elmalık, Hak Dini Kur'ân Dili, Neşr. Feza Gazetecilik A. Ş. İstanbul, t. y., VIII, 525, 526.
    57 Sâbûnî, Bidâye, tere. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 121, 122.
    58 Râzî, hmetu'l-Enbiyâ, Kahire 1986, s. 5-7.
    59 Ayrıca bk. Âl-ı İmrân, 3/20; el-Mâide, 5/92; Ra'd, 13/40; Tegâbun, 64/12.
    60 Ayrıca bk. Nahl, 35, 82; Nûr, 24/54; Ankebût, 29/18; Yâsîn, 36/17.




  3. Nesrin
    Devamlı Üye
    Hazreti muhammed hem insanların hemde bütün peygamberlerin en üstünüdür. peygamber efendimiz diğer tüm peygamberler gii görevi allahın mesajlarını insanlara olduğu gibi anlatmaktır. bütün peygamberler zekidirler, güvenilirler, ve hiç biri yalancı değildir.




+ Yorum Gönder


peygamberlerin ortak nitelikleri,  peygamberler in ortak nitelikleri