+ Yorum Gönder
Bölge bölge Türkiye ve İç Anadolu Bölgesi Forumunda Ankara yöremizde düğünler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    Ankara yöremizde düğünler








    Ankara yöremizde düğünler

    Nişan ve Düğüne Davet (Okuntu)

    Eski Ankara nişan ve düğünlerinde davet (okuntu) işini herkesi iyi tanıyan okuyucu kadınlar yapardı. Okuyucu kadın, elindeki listeye göre evleri gezerek davet işlemini yapardı. Bu olay halk arasında okuntu olarak adlandırılır. Bu gelenek hâlen bir çok köyde sürdürülmektedir. Günümüzde davetiye kullananlar bile davetiye yetişmediği zaman bu işleme başvurmaktadırlar. Okuyucu kadın kapı gezerken davet edilenlere çam sakızı çoban armağanı bir takım küçük hediyeler sunar. Genelde lokum türünde şekerlemeler okuntu olarak kullanılır. Elmadağ ve civar köylerinde (Karacahasan, Edirge) nişan veya düğün sahibi bir top kumaş alır, okuyucu kadın bunu parça parça keserek okuduğu kimselere davetiye olarak dağıtır. Kutludüğün köyünde ise "Kahya" adı verilen kişiler okuntu işlemini yaparlar.

    ankara_dugun.jpg

    Bala Karaali köyünde ise okuntuluk olarak havlu, peşkir, mendil verildiği gözlemlenmiştir.

    Kalecik'in Akkuzulu ve Arkbörk köylerinde ise gömlek, basma, ayakkabı gibi hediyeler verildiği görülmüştür. Bu hediyelere "yolluk" adı verilmektedir.

    Nişan (Takı, Şerbet İçme)

    Nişan, sözkesiminden sonraki 3-4 ay içerisinde yapılır. Nişan gününe çoğu zaman söz esnasında karar verilir. Nişan töreninden önce bütün hazırlıklar tamamlanır.. (Başlık bozma). Başlık bozmaya kız ve erkek tarafından birer gurup toplu bir şekilde gider. Oğlan evi nişan için, kız evinin bütün halkına, aynı zamanda kızın bütün yakın akrabalarına ayrı ayrı hediyeler alır. Nişanın bütün masraflarını oğlan evi karşılar. Hatta Kutlu Düğün köyünde nişanda kız evinin yemek pişirmek için kullanacağı yakacağa kadar bütün masrafları oğlan evinin karşıladığı araştırmalarımız sırasında gözlemlenmiştir. Oğlan evinden nişan için gelen malzemeleri getirene "yolluk" adı altında havlu, mendil gibi hediyeler verilir. Ayaş'ın Gökler köyünde ise başlık bozma işlemine nişan eksiği denir. Samanpazarı Ankara köyleri tarafından hâlen başlık bozmak için gidilen ve köylülerin gereksinimlerine en iyi şekilde karşılık veren bir ticaret merkezidir.

    Eski Ankara'da nişan, oğlan evinin misafirlerinin toplu olarak kız evine gitmesiyle başlardı. Kız anası misafirleri karşılar, okuyucu kadının getirdiği bürüncekli sini ortaya konulan bir masa üzerine bırakılır, kız tarafı da gereken hürmeti gösterirdi. Önce bir yorgunluk kahvesi içilir, şeker ikram edilir, nişanın uğurlu ve hayırlı olması için dua ve ilahiler okunarak dağılınırdı. Kız evi tarafından okuyucu kadına yemeniler içine sarılmış bahşiş verilirdi. Güveye gecelik, içlik, çorap, mendil, başına çelkilik yemeni, acem şalı, yağlık ve uçkuru; kaynanaya da gömlek, mendil mahrama; görümceye gömlek ve üzerine çerçeve konarak okuyucu ile gönderilirdi. Ağırlık alındıktan sonra komşulara dikiş dağıtılırdı. Hediye getirenlere keten don, gömlek dikilirdi. Tüm bunları kız anası düzenlerdi.

    Damadın giysileri usta bir terziye verilir, geceliği, içliği, gömleği para karşılığı diktirilirdi. Çorap, mendil, başına has iyisinden çelgilik, yemeni ve acem şalı damat için alınan hediyeler arasında olurdu. Damada ayrıca yağlık ile yıldız işlemeli uçkuru almak da adettendir.

    Daha sonra okuyucu, gelin evindeki hazırlıklara yardımcı olması amacıyla komşuları gelin evine çağırırdı. Burada yataklar hazırlanır, dikişler dikilirdi. Ev sahibi tarafından yemekler yapılır ve bulunanlara ikram edilirdi. Zaman zaman burada bulunan kadınlar ve kızlar kendi aralarında köşe oyunu, deli kız oyunu gibi oyunlar oynarlardı.

    Düğün Öncesi Hazırlıklar

    Düğün tarihi, dünürler (hısımlar) arasında belirlendikten sonra, düğün hazırlıkları başlar. Önce düğün yemekleri hazırlanır. Ankara ve civar köylerinde düğün yemekleri hazırlanır.

    Ankara ve civar köylerinde düğün yemekleri büyük farklılıklar göstermez. Genelde yoğurt çorbası, etli kuru fasulye veya etli patates yemeği, zeytinyağlı, yoğurtlu yaprak dolması, haşlama et yemeği, tatlı olarak da pişmaniye baklava veya zerde pilavı düğün yemeklerini oluşturur. Düğün yemeklerinde et çokça kullanıldığı için, düğün sahibi (oğlan evi) ekonomik durumu ne olursa olsun bol miktarda hayvan keser. Ayrı olarak muhabbette (dernek) içki ile yenilmek üzere bol miktarda meze hazırlanır. Düğün sahibi özellikle yemek ve meze konusunda elinden gelen çabayı sarfeder.

    Kutludüğün köyünde davet edilenlerin hepsine birer havlu ya da mendil hediye edilir. Davetliler ise bir paket çay ve bir paket şekerle düğün evine gelirler. Eğer köy dışından okunut yapılan misafirler varsa köy halkı, gelecek misafirleri, ağırlamak (konuk etmek) için, kendi aralarında paylaşırlar. Düğün boyunca bu misafirlerin her türlü ihtiyacı ev sahibi tarafından karşılanır. Bundan amaçlanan düğün evinin yükünü biraz olsun hafifletmektir.

    Eski Ankara da ise düğün öncesi, okuııut yapan kişi şeker külahları ile mumları, bir tepsiye dizer, kolduğuna alıp okuntuya çıkardı.

    "Darısı başınıza olsun, yahut darısı çocuklarınıza olsun, çocuğunuz yoğ ise bilinize olsun. Çarşamba günü kına gecesine, cuma günü de duvağına (mevluduna) buyuracağınız. Filan kadının selamı var, azını çoğa sayacağınız" derlerdi. Davet edilen (okunan) kadın ise, "pekala sen de selam söyle, o benim hatırımı almış azı çoğu olmaz" diye davete karşılık verirdi.

    Kadın da akşam kocasına "bize filancadan ağırlık geldi, ne alacaksan al da götürelim" derdi. Kimisi bir sini içinde entarilik koyar, üstüne de bürüncük örter, bir hammal çağırır, hammal yanına adam katar düğün olacak eve giderdi.

    Okuntuyu çağrılan; "azımızı çoğa sayın, gücenmem, Allah hayırlı etsin düğüne mi kakdınız? değeri bu değildi amma, elimizin darlığına rast geldi" gibi sözlerle düğün yapacak evi hem kutlarlar hem de gönüllerini alırlardı. Düğün yapacak ev sahibi ise "Allah berekat versin, pek memnun olduk; Ne olacaktı pek çok zamet etmişsiniz, darısı çocuklarınızın başına.

    "Düğüne de geliverin; zere (sakın) gelmemek itmen, biz yine adam göndeririz" gibi sözlerle karşılık verirlerdi.

    Çeyiz Asma

    Çeyiz asma genillikle Pazartesi günü yapılır. Kızın kendi eliyle işledikleri (danteller, örgüler, entariler iç ve dış çamaşırları) bir odaya gerilmiş ipe iğnelerle iliştirilerek yakın akraba ve çevresine gösterilir. Çeyiz serilerecek ipi genillikle damadın annesi getirir. Gerilen ipe serilecek çeyiz işlemini iki kız üstlenir. Duvarın dört köşesindeki çeyiz halkaları ipe bağlanır. Ankara'nın bazı bölgelerinde üç sıra yemeni, peşgir (havlu) ve çevre takılırken duvarın sağına soluna esvab, altına da havlu takılır. Kapının arkasına da elbiseler asılır. Gelin ayakkabısı siniye dikilir. Kız tarafı zengin ise iki tane sini ayakkabısı olur. Çeyizin yanında gümüş eşyası da olur. Yatak, yorgan ve bakır eşyalar ya çeyiz yanında ya da salonda bekletilir. Çeyiz görmeye gelen kadınlar serili çeyiz altında kahve içerler.

    Haymana Güzelce Kale köyü ve Civarında Çeyizin Odaya degil Evden eve Gerilen ipe Serildiği görülmüştür.

    Düğün

    Geleneksel kültürün değerleriyle örülmüş olan yerleşme alanlarında toplumsal yaşamın en önemli olaylarından biri düğünlerdir. Kentlerde ve köylerde insanların günlük yaşamlarını derinden etkileyen düğün olayı çevresinde büyük bir gelenek, görenek ağı oluşturmuştur. En çok kurallaştırılmış töreler düğünlerle ilgilidir.

    Ankara düğünleri Oğuz Türklerinin gelenek ve göreneklerinin etkisi altında kalmış olup, günümüzde bu özellikler yavaş yavaş yitirilmektedir. Eski Ankara düğünleri perşembe günü başlar, tam bir hafta sürerdi. Bir hafta boyunca davul, zurna, saz çalınır, çeşitli oyunlar düzenlenir, misafirler ağırlanırdı. Düğün davul ile başlar, davulcu zeybeği andırır bir şekilde döne döne oynar, gelenler davulcunun etrafında halka oluşturur, seyre dalarlardı.

    Ayrıca düğün simgesi olarak uzun üç çatalayak çalı bulunur, üstüne ocak demiri yerleştirilir, onun üstüne de ekmek saçı koyulurdu.

    Düğünler önceleri bir hafta sürerken, günümüzde çeşitli sosyo-ekonomik nedenlerle üç-dört güne indirilmiştir. Ankara'da düğünler genelde perşembe veya cuma günü başlar. Birinci gün oğlan evine üzerine elma, portakal veya soğan türünde simgelerin takıldığı düğün bayrağı, damat evine asılır. Buna "Bayrak Kaldırma" denir.

    Bayrak kaldırmada bir de "Bayrak Ekmeği" denilen bir yemek verilir. Bala Karaali köyünde ise bayrağın üstüne yemeni takılır. Perşembe günü bayrak dikilmesiyle birlikte oğlan tarafı yakın akrabalarını yemeğe davet eder. Bu bayrak yemeğine ise "Danışıklı Yemek" adı verilir.

    Ayaş Gökler köyünde ise düğün bayrağı, sancak biçiminde parlak pullarla gelin tarafından hazırlanır. Bu bayrak düğün evine kız evi tarafından getirilip, takılır.

    Hasanoğlan, Kutludüğün gibi köylerde düğünün ilk gününün (cuma) akşamı kız kınası yapılır. Güdül Yeşilöz köyünde ise kız kınası bir hafta önceden yapılır.

    İkinci gün düğünün en hareketli günüdür. Gün boyunca davullar çalınır, halaylar çekilir, yemekler yenir. Oğlan ve kız kınası genelde ikinci günü akşamı olur.

    Köçekçe Saçı (Hediye gönderme): Eskiden özellikle zengin düğünlerinde köçek tutmak adetti. Gerek kına , gecesinde gerekse duakta tutulan köçek kadınlardan birisi tef çalıp diğeri oynardı. Ayrıca bu köçeklerin kendine özgü giyinişleri de vardı (altlarına uçlar, kıvrım kıvrım olan eteklik, üstüne kolları büzmeli çarlık içliği giyip, bellerine kuşak bağlarlar ve göbeğin üstüne uçları sarkan bir mendil sokarlardı). Köçek kadınların, oğlan evinin hediyesini (saçı) kız evine götürmesi düğün sahibine ayrıcalık sağlardı. Akşama oğlan evi kız, evine gelirken gurubun önünde maşalama davul bulunur; kız ve oğlan evinin davetlileri ayrı ayrı odalarda ağırlanırdı.







  2. Harbi @ kız
    Bayan Üye





    Kına Gecesi

    Kız Kınası: Davet evinden "Kınacılar" adı verilen kadınlardan oluşan grup, bir davulcu eşliğinde kız evine giderler. Oğlan evi kınada konuklara dağıtılmak üzere çerezle birlikte (kuruyemiş, kuru üzüm, iç üzüm, fıstık, şeker, lokum) kına da götürür. Eski Ankara kına gecelerine köçekler de çağrılır; böylece misafirleri coştururlardı. Kına gecelerinde müzisyen olarak "def" çalan kadınlar görülmektedir. Bu kadınlar hem def çalar hem türkü söylerler.

    Sıra kına yakmaya geldiğinde odanın ortasında üst üste konmuş yastıklardan bir taht kurulur, gelinin yüzü bürüncekle örtülür ve iki genç kız gelinin iki elinden tutarak onu yüzü kıbleye dönük olarak oturtur. Kına özellikle yaşlı bir kadın tarafından yakılır. Ancak bu olay kutsal sayıldığından kınayı yakan kişinin halk diliyle "uğursuz" yani dul veya çocuksuz olmaması gerekir. Kına yakan kadın "Bismillah diyin karın kınayı, çağırın gelsin anayı" diye seslenir. Bunun üzerine gelinin anası bir yandan sevinç bir yandan da kızından ayrılmanın üzüntüsü ile gözyaşlarını tutamayarak ağlar. Kızında annesiyle birlikte ağlaması adettendir. Ağlamaması durumunda kızın gözlerine soğan sürülür. Konuklar ise bu arada kına havları söylerler. Kına bir tas içinde karılmış olarak getirilir ve önce sağ el, sonra sol el ve en sonunda aynı sırayla ayaklara yakılır. Eskiden avuçlardan birine bolluk ve bereketi simgeleyen küçük bir altın konulurdu. Avuca konan bu altın, güveyi (damat) yemeğinde çorba içine atılır, damat altını alarak, kesesini bereketli olsun diye kesesinden dibine diktirirdi.

    Kına yakılmadan önce, ellere ve ayaklara düzenli şekiller oluşturacak biçimde ipler bağlanır. Özellikle ayaklara mihraplı olarak kına yakılmasına özen gösterilir. Kınayı yakmak büyük bir özen de beceri gerektirir. Çizgiler bozuk olursa, gelin kızın geçiminin de bozuk olacağına inanılır.

    Kına yakılmış eller ve ayaklar önce yünle, daha sonra bezlerle bileklerden sarılarak bağlanır. Gelin, iki genç kızın yardımıyla ayakları yere değdirilmeden sırt üstü yatılırı, böylece yattığı yerden oyunları seyrederek uyur. Sabah olunca el ve ayaklarındaki bağlar çözülür.
    Kına gecesinde sesi güzel olan kız veya kadınlardan birisi tarafından kına yakılırken, hasret ve ayrılığı anlatan, aşağıda bir kaç örneği verilen, türküler, söylenir.

    Atladım çıktım eşiği

    Sofrada kaldı kaşığı

    Yarenim gınan kutlu olsun

    Bunda dirliğin datlı olsun

    Ekinimi soktum astara

    Elimi kesti testere

    Yarenim gınan kutlu olsun

    Bunda dirliğin datlı olsun

    Dağdan keserler ardıcı

    Hani bu kızın sağdıcı

    Yarenim gınan kutlu olsun

    Bunda dirliğin datlı olsun

    Dağdan keserler cevizi

    Hani bu kızın çeyizi

    Yarenim gınan kutlu olsun

    Bunda dirliğin datlı olsun

    Ankara'nın elvan elvan oyası

    Bakamadım yüzüne karnım doyası

    Aman allı gelin, nice oldu

    Aman ayrılmamız güç oldu

    Bir başka kına yakma türküsü

    Altın tas içinde gınam ezilir

    Gümüş tarağınan örgüm çizilir

    Aş gel garip anam aş gel ben varamam

    Eller anam didikçe ben duramam

    Bir orak verin tarla biçeyim

    Biçeyim anama babama yollar açayım

    Anadan babadan vazgeç diyorlar nasıl geçeyim

    Aş gel garip anam aş gel ben varamam

    Eller anam didikçe ben duramam

    Anamın bacası yüceden tüter

    El kadar ekmeği bana yeter

    İllerin gapısı gahir gapısı

    Anamın gapısı altın gapısı

    Aş gel garip anam aş gel ben varamam

    Eller anam didikçe ben duramam

    İllerin devesi çölden geç gelir

    İller ana dedikçe bana güç gelir

    Aş gel garip anam aş gel ben varamam

    Eller anam didikçe ben duramam

    Gurbetlik, gurbetlik zalim gurbetlik

    Gayanın başında öter bir keklik

    Sana yakın emme bana gurbetlik

    Aş gel garip anam aş gel ben varamam

    Eller anam didikçe ben duramam

    Ötme horozum ötme, sabah geç olur

    Gurbete giden gızlara gurbet güç olur

    Aş gel garip anam aş gel ben varamam

    Eller anam didikçe ben duramam

    Evlerinin önünde bir büyük gaya

    Çıkarlar bakarlar da gökteki aya

    Gendin gelemezsen babamı yolla

    Aş gel garip anam aş gel ben varamam

    Eller anam didikçe ben duramam

    Davulcular çala çala geldiler

    Büyük gapıdan içeri girdiler

    Anamın babamın sevgilisini aldılar

    Aş gel garip anam aş gel ben varamam

    Ellerin anam dedikçe ben duramam

    Kına gecesinde kadınlar def eşliğinde çeşitli oyunlar oynayarak eğlenirler. Bunun yanı sıra kendi aralarında köy seyirlik oyunlarından örnekler sergilerler. Kutludüğün Köyünden derlediğimiz "Şembelek Kadın" oyunu bunlara bir örnektir.

    Elmadağ ve köylerinde kına türküleri söylemeye "gelin öğme" denir. Aşağıda örneği verilen gelin öğme havası Hasanoğlan yöresindeki araştırma çalışmaları sırasında, THBT tarafından, Meral Çubukçu'dan derlenmiştir.

    Esvab yuduğum akdaylar

    Sırtımı verdiğim ağaçlar

    Yiyip içtiğim kardaşlar

    Yarenim kınan kutlu olsun hey

    Orda dillerin tatlı olsun ey.

    Ben amansız değilem tutturam, tutturam

    Arkasından abasını sattıram, sattıram

    Hayatsız evlere hayat yaptıram, yaptıram

    Burnu karanfilli gelin ağlama, ağlama

    Ellerin yanında halin söyleme, söyleme

    Polatlı Toydemir, Tatlı Kuyu, Sakarya, Karakuyu Karım ve Romanya göçmenlerinin yoğun olduğu) köylerindeki araştırmalarımızda, kına gününde, genç kızların "Horoz Telleme" denilen bir tür geleneği sürdürmekte oldukları gözlenmiştir. Boynu koparılmadan kesilmiş, temizlenmiş bir horoz, genç kızlar tarafından jelatin kağıdıyla süslenir. Horozun boynuna bir demir çubuk geçirilir ve ucuna bir elma bağlanıp bir tepsiye konur. Daha sonra horoz, oğlan evine getirilerek gençlere teslim edilir. Gençlerin eğlenceleri sırasında bu horoz yenilir ve karşılığında da, kızlara çeşitli hediyeler verilir. Bu geleneğe, yörede "Horoz Telleme" adı verilir.

    Polatlı ve yöresinde söylenen bir kına havası da şöyledir:

    Dağdan keserler fındığı nenni, nenni

    Hani bu kızın sandığı nenni, nenni

    Sandıksız kız gelin mi olur nenni, nenni

    Olsa bile ağlar kalır nenni, nenni

    Dağdan keserler fındığı fıstığı nenni, nenni

    Hani bu kızın yorganı yastığı nenni, nenni

    Yastıksız kız gelin mi olur nenni, nenni

    Olsa bile ağlar kalır nenni, nenni

    Dağdan keserler urganı nenni, nenni

    Hani bu kızın yorganı nenni, nenni

    Yorgansız kız gelin mi olur nenni, nenni

    Olsa bile ağlar nenni, nenni

    Dağdan indirin cevizi nenni, nenni

    Hani bu kızın çeyizi nenni, nenni

    Çeyizsiz kız gelin mi olur nenni, nenni

    Olsa bile ağlar kalır nenni, nenni

    Kızın gelin gideceği yer gurbet ise, kına havasının şekli de değişir. Bu durumda söylenen yaygın türkülerden birkaçı da şöyledir:

    Yol üstünde budana

    Selam söylen babama

    Bir çok kızı var gibi Beni verdi yabana

    Ah annam beni niye verdin yabana

    Ah vereydin köy içinde çobana

    Yol üstünde bilişler

    Baban geldi demişler

    Kızın geliri oldu demişler

    Ah garip anam beni niye verdin yabana

    Ah anam beni niye verdin yabana

    Ah vereydin köy içinde çobana

    Evimizin önü küllük

    Aşırdılar tünnük tünnük

    Ben gideyim edin dirlik

    Anam garip anam

    Ben derdimi kime yanam

    Gözleme saldım saca

    Ne tütmen garip baca

    İşte ben gidiyom

    Otur karı koca

    Ah anam beni niye verdin yabana

    Ah vereydin köy içinde çobana

    Ey anam yokmuydu

    Yakında oğlan yokmuydu

    Gurbet bana hakmıydı

    Ey dostlar orda anam yok benim

    Ah anam beni niye verdin yabana

    Ah vereydin köy içinde çobana

    Çubuk yöresinden derlenmiş bir gelin ağlatma havası da şöyledir:

    Çam başına çıktım çıram yanmadı

    annem oy

    Etrafına baktım kimsem kalmadı

    annem oy

    Ağlama derler nasıl ağlamayım

    Gurbet elde kaldım nasıl durayım

    annem oy

    Ellerin bacası inceden tüter

    annem oy

    Annemin bacası yüceden tüter

    annem oy

    Ağlama derler nasıl ağlamayım

    Gurbet elde kaldım nasıl durayım

    annem oy




  3. Eleman
    Devamlı Üye
    Ankara yöresinde eskiden düğün işlerini okuyucu kadın yapardı. Okuyucu kadın bu işin ustası olarak bütün düğün işleri ile ilgilenir kapı kapı gezerek gelin ve dağmadın akrabalarını düğüne davet ederdi. Günümüzde ise düğünler okuyucu kadın olmadasa da gelenek ve göreneklere göre yapılmaktadır.




+ Yorum Gönder