+ Yorum Gönder
Genç Forum ve İsimler ve Anlamları Forumunda Hz Ali nin İsimleri ve Özellikleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizli @ yara
    Özel Üye

    Hz Ali nin İsimleri ve Özellikleri









    Hz Ali nin İsimleri, Özellikleri ve Hitabın Çıkışı


    Size o zamanlar hitap şeklinin nasıl ortaya çıktığını Hz Ali'nin özelliklerini yansıtacağız.
    O zamanlar Arap Yarımadasında bir gelenek vardı. İnsanlara hitap edildiği zaman çocuklarının ismi okunur ve onun babası diye hitap edilirlerdi. Bu günkü türkçe ile yorumladigimizda Ahmet’in babasi veya Mustafa’nin babasi anlaminda kullanilabilir. Ayrica o yörenin bir diger gelenegi ise biraz da Yahudilerle inatlasma sonucu edindikleri bir mentalitedir. Yahudi inancinda, bu inancin devami genellikle kiz çocuklari üzerinden devam eder. Yani Yahudi bir aileden dogan bir kiz baska inançtan biri ile örnegin bir Budist ile evlense, ondan dogacak çocuklar otomatikmen Yahudi’dir. Ancak Yahudi bir aileden dogan bir erkek baska inançtan biri ile örnegin bir Budist ile evlense, onun çocuklari Yahudi degildir. Yahudi olabilmeleri için bir takim Yahudi inanç presedürlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu vesile ile soyun, yani neslin yürümesi bu cografyada çok önemli görülmektedir. Bu hem Kabile yasaminin bir töresi, hem de dini degerlerin devami için önemsenen bir degerdir. Arap yarimadasinda yasayan insanlarin erkek evlatlari varsa zaman zaman çocuklarinin adlari anilarak babalarina hitap edilmesi, ayrica onlari onere eden, onlari sevindiren bir hitap biçimidir. Onlarin soylarinin devam edileceginin tasdik edilmesi, bunun müjdelenerek telaffuz edilmesi anlamına gelir.
    Bu vesile ile Hz. Ali’nin diger künyeleri ise çocuklarinin adlarindan ötürü Eb’ül Hasan ve Eb'ül Hüseyin’dir.
    Peygamber Efendimiz, Hz. Ali’ye hitapta bulunarak kendisine "Ebû Türâb" demiştir. Ebu Türap yopragin babasi anlamına gelir. Ayrica mütevazilik, her türlü bencillik ve kibirlikten uzak olmak, basit bir deyim ile yer olmak, kendisini halk için herkesden daha alçakgönüllü demeye de Turap olmak adi verilir. Hz. Ali’ye bu ismin verilmesinin diger anlami da onun yukarida saydigimiz özelliklere sahip olmasidir. Bu Ulu zat bir sözünde söyle der ‘’ Ben müminlerin Emiriyim. Onlarin en yoksulunun yediğini yemeli ve giydiğini giymeliyim ki yoksul olanlar hallerinden utanmasın,şükretsinler’’ Bu mütevazilik ancak kendisine toprak kadar tevazu gösteren insanların genişligidir. Turaplik ayrica bir doga ve evren yasasidir. Baska bir deyimle Varolma yasasidir. Insan topraktan gelmis ve dopraga dönecektir. Bir insanin kendisini toprak görmesi onun büyüklügü ve ululugudur.
    Baska bir açidan baktigimizda da Turaplik (Toprak) cömerttir. Insanogluna karsiliksiz nimet verendir. Ona ürün ve ihsan ulastirma, onun gida deposodur. Toprak olmadan insanoglu yasayamaz. Toprak olmadan insanoglu onun içinden çikan enerji ve maddelere, dogal madenlere sahip olamaz. Toprak dogayi, baska bir deyimle evreni var eden temel etkenlerden biridir. Günes, su, hava ve toprak insanoglunu var eden, ona yasam olanagi verebilen temel etkenlerdir.
    Cenabi Allahin, Hz. Adem’i topraktan yaratmasi bundandir. Topragin varligini ve nimetini red edip onu küçümseyerek ‘’Ademi çamurdan yarattin, beni atesten. Ben ondan üstünüm ve ona itaat etmem’’ diyen, Allaha baskaldiran ve nimeti red eden Seytandir. Seytan turaba, yani dogaya isyan etmistir. Varolma yasasina isyan etmistir.
    Seytana lanet edilmesi ve tüm kötülüklerin anasi olarak kudsi kitaplarda yer verilmesi bundandir.
    Toprak ayrica ayiplari örtendir. Tüm atiklar ve artiklar dopraga atilir. Topraga gömülür.
    Toprak bundan küsmez. Nimet ve ihsanda cimri davranmaz. Yesillik verir. Bitki örtüsü ile süslenerek insana yasami sevdirir. Bu yüzden ona Toprak ana da denilir. O topraklarin belirli bir yerinde dünyaya gelip yer yurt edinen insanlar oraya Anavatan derler. Onu sever ve onunla bütünlesirler. Ona sahip çikarlar. Belirli yerlerini çizerek üstüne harita yapar ve bayrak dikerler. Ugruna siirler okur, destanlar yazar ve gerekirse paylasamadiklari için birbirleri ile savasirlar.
    Insanoglu topragin üstünden yararlanir, topragin altindan yararlanir, topragin çesidinden yararlanir. Tarih var oldukça üzerinde en çok müzakere edilen, paylasiminda çeliski duyulan gene topraktir.
    Toprak kucaklayandir. Toprak bütünleyen, toprak örten, toprak yasamin temel yasasidir. Insanoglunun üstüne basildigindan dolayi kendini toprak görmesi her ne kadar mütevazilik ise de, diger güzellikleri ile bir erdemdir. Güzellik ve zenginliktir. Genis ve büyük olmaktir.
    Hz. Muhammed’in Hz. Ali’ye Ebu Turap demesinin ve onun bu künyeyi severek kullanmasinin derinligi onun çok yönlü erdemidir.
    Hz. Ali’ye Kahramanligi ve çok cesur olmasindan dolayi ona verilen isimlerden Aslan, Allahin Aslani, Haydar, Kerrâr veya Haydar’i Kerrâr deyimlerini bir arada degerlendirelim. Haydar, Kerrâr veya Ebu Kerrâr kavramlari yigitligi, kararliligi, gözüpekligi simgelerler.
    Haydar-i Kerrâr döne döne ve tekrar saldiran, vaya dönerek yilmadan saldiran yigit anlaminda telaffuz edilir. Tanrinin Aslani düzeyinde yigitligi simgeleyen ve Hz. Ali için söylenen Haydar ismi, Alevi inancinda derin bir yer edinmis ve bi isim nesiller boyu yeni dogan çocuklara verilerek Hz. Ali sevgisi sahiplenilmistir.
    Zaten Hz. Ali’nin en bilinen özelligi yigitligi, özverisi ve yilmadan her tehlikede öne çikmasidir. Onun bu yigitliginden dolayi pek çok temsili resmi çizilmis ve pek çok resimde elinde Zülfikâri ile Düldül üzerinde görülmektedir. Hz. Ali ve Hz. Muhammed tarafindan Uhud savasinda kendisine hediye edilen çift agizli Zülfikâr adi kiliç bütünlesmis bir simgedirler. Hz. Ali resimleri de bu anlamda genellikle Zülfikâr ile birlikte temsil edilir.
    Halicilarda, kilimcilerde, fotografçilarda bu şekilde çizilmis pek çok Hz. Ali ve Zülfikâr fotograflari vardir. Ancak bu fotograflar veya bunu içeren kavramlar sadece ticari alanlarinda değil, halkın öz değerleri içinde de geniş yer edinmistir.







  2. Gizli @ yara
    Özel Üye





    Hz.Ali'nin İsimleri ve Özellikleri


    Anadolunun pek çok köy veya kasabalarinda kadinlar ve kendileri için çeyiz hazirlayan gelinlik genç kizlarin pek çogu bu pozisyonu içeren danteller, örgüler, yastik yüzleri, bebek örtüleri ve benzeri el isleri yapar, bu görüntüyü yasamlarinin bir parçasi olarak kabul ederler

    Hz Ali ve Zülfikâr, Alevi toplumunun yüreginin en derin yerine islemis, Zülfikâri simgeleyen resim ve kolyeler her eve girmis ve neredeyse her Alevi gencinin boynuna asilmistir Türkiye’nin veya Dünyanin her hangi bir yerinde bir Alevinin baska bir Aleviyi kolaylikla taniyacagi ve ayird edecegi bir simge haline gelmis, bazen üzerinde bir çok güzel sözlerin de yazili oldugu bu simgeler beyinlere bir daha çikmamak üzere kazinmistir

    Bu vesile ile Zülfikâr ve Hz Ali’nin birlikte oldugunu yansitan bu portreler artik Alevilige mal olmus ve Hz Ali sevgisi olarak, onun adina gönüllere kazinmistir

    Alevilik konusunda fazla bilgileri olmayan Alevi canlar bile bu imge ile Hz Ali’nin gönüllerine taht kuran bir yigit, mazlumun ahini alan bir kahraman olarak görmüs ve kabul etmislerdir

    Hz Ali’nin halk arasinda kabul gören ve telaffuz edilen bir ismi de Allahin Aslanidir Hz Ali’nin yigitligini formüle eden bu imge, onun bir aslan ile olan görüntüsüdür

    Hz Ali ve Aslan portreleri hem Hz Ali’nin Allahin Aslani oldugunu, yani onun adina savasan, onun yigidi, onun kahramani oldugunu içeren bir isim ve kavram, hem de Hz Muhammed’in 621 yilinda Mirac’a giderken yolda gördügü ve karsilastigi bir aslanla olan bagidir

    Hz Muhammed’in Mirac’da karsilastigi bir aslanin agzina yüzügünü vermesi ve bu yüzügün 40’lar Ceminde Hz Ali tarafindan agzindan çikarilarak Hz Muhammed’e tekrar iade edilmesi, Alevi inancinda, Hz Ali ve Aslan kavramlarini bütünlestirir Bu yüzden de Hz Ali’nin diger çok bilinen ismi ise Allahin Aslani (Esedullah) olusudur

    Hz Ali’nin diger bir ismi ise Sahi Merdan Hz Ali’dir Bu isim de yigitler yigidi, bilgeler bilgesi Hz Ali anlaminda kullanilir Bu sözü yigitlerin en Sahi ve Sahlarin en yigidi olarak da kabul etmek mümkündür Ama asil anlami özünü fakir gören, mütevazi yigitler yigididir Baska bir deyimle kuvvetine ve kudretine güvenip benlik getirmeyen, sürekli tevazu da bulunan yigitler yigidi olarak algilamamiz gerekir Bütün bu kavramlar Sahi Merdan Hz Ali isminde bütünlesirler

    Hz Ali için kullanilan baska bir isim de Pirlerin Sahi Hz Ali veya ayni anlami içeren Evliyalar Sahi Hz Ali ismidir 18 bin Alemi var eden nura gösterdigi Takdiri ilahiyyeye ve tam rizâdan dolayi ona "Mürteza" adi da verilmistir Evliyalar Sahi ve Murteza isimlerini bir arada degerlendirdigimizde, onun Hakka tam teslim olmus, hikmetine Evliyalarin ve Ermislerin akil sir erdiremedigi bir Veliyullahtir

    Hz Ali’nin makam ve yeri Pir, Piran, yani Pirlerin Sahi, Pirlerin en Ulusu, en büyügü olarak algilanir Bu ululuk ayni zamanda Murteza, yani Allah rizasini kazanmis ve ilahiyete tam riza göstermis olmakla birlikte ele alinir

    Hz Ali’nin diger bir ismi ise Turnalar Sahi Hz Ali’dir Hz Ali’nin sesinin yani avazinin çok güzel oldugu ve kulaga hos geldigi anlaminda, çok sonralari onun hakkinda telaffuz edilmistir Turnanin sesinin çok güzel olduguna inanilarak Hz Ali ile Turna bir araya getirilmistir

    Turnalar Sahi demek, Turna gibi yüksek avazla Ehli Beyt figanini paylasanlarin Sahi anlaminda söylenmektedir




  3. Asel
    Bayan Üye

    Hz Ali nin İsimleri ve Özellikleri

    Dini İsim Neden Önemlidir


    Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerde üç ana özellik göze çarpmaktadır. Kötü, sevimsiz, çirkin manalı olanlar; güzel manalı olup daha güzeli ile değiştirilenler; tevhîde aykırı olanlar.

    1. Kötü Manalı Olanlar

    Resûlüllah (s.a.) mana itibarı ile çirkin olan isimleri değiştirirdi. Meselâ Ensardan Usey’in, oğluna verdiği ismi(61) Hz. Peygamber beğenmemiş, “ona Münzir adını koy”buyurarak önceki ismi değiştirmiştir. Ebû Dâvûd (ö.275/888), Resûlüllah’ın (s.a.), Âsî, Azîz, Atele, Şeytan, Hakem, Gurab, Hubâb, Şihab isimlerini değiştirdiğini, Şihab’ı Hişam, Harb’i Silm, Muzdacî’ı Münbais yaptığını, Afire adını taşıyan bir araziyi de Hadire, Şi’bu’d-Dalâlet geçidi(n)’i Şi’bu’l-Hüdâ; Benü’z-Zinye‘yi Benü’r-Rişde; Benû Muğviye‘yi de Benû Rişde olarak değiştirdiğini nakletmektedir.

    Hz Peygamber bu isimleri, şüphesiz manalarındaki çirkinlik ve sevimsizlikten; Hakem ismini, Allah’ın bir ismi; hubâb‘ı, şeytan veya bir yılan cinsinin adı olduğundan; şihâb‘ı da alev gibi yanmayıifade ettiğinden beğenmemiş, onları bu sebeple değiştirmiştir.

    Ayrıca isyankâr, itaatsız kadın anlamına gelen Âsiye‘yi güzel kadın anlamına gelen Cemile’ye, sert anlamına gelen Hazn‘i kolay anlamına gelen Sehl’e, kesik anlamına gelen Asram‘ı tohum, ziraat, verim anlamına gelen Zür’a'ya çevirmiştir. Bu tür isimlerin özelliklerini şu sekilde izah etmek mümkündür:

    Kesik anlamına gelen Asram verimsizliği, merhametsizliği, başkasına yararlı olmamayı; tohum, bitme, büyüme anlamına gelen Zür’a ise kesikliğin zıddı olan verimliliği, faydayı temsil eder68. Hazn, sertlik ve kabalığı; Âsî ve âsiye, itaatsizlik ve isyankarlığı; Şeytan her türlü hile ve çirkinliği; Gurab/karga, sevimsizlik ve uğursuzluğu; Müzdacî’, yatmayı ve tembelliği; Afire/çorak verimsizlik ve merhametsizliği, başkasına faydasız olmayı şuur altına yerleştirmektedir.

    Burada Mesrûk’un şu naklini de ilave etmek gerekir: Mesruk; “Hz. Ömer’le karşılaştım. Bana, ‘Sen kimsin?’ diye sordu. ‘Mesruk b. Ecd⒠dedim. Dedi ki; ‘Ben Resûlüllah’ın, ‘Ecdâ’, şeytandır’ dediğini işittim” demektedir. Bu da Hz. Peygamber’in hoş görmediği isimler arasında yer alır.

    Netice olarak burada, Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerin, anlam itibarı ile çirkin olup hoş olmayan, bir takım şuur altı saplantılarla sahibinin karakterini etkileyen, tâzim ya da aşırılık ifade eden isimleri değiştirdiğini söyleyebiliriz. Bu tür isimlerin değiştirilme sebeplerini şu şekilde izah etmek mümkündür:

    Şu bir gerçektir ki, hoş karşılanmayan bir şey duyula duyula ona karşı tepki ve duyarlılıklar söner, sonunda normal karşılanır hale gelir. İnsanın bu fıtrî yapısını dikkate aldığımızda, “Şuyûu vukûundan beterdir” ata sözünün ne kadar yerinde söylenmiş olduğunu daha iyi anlıyoruz. Zira vukûu sınırlı kalabilir, neticede zararı az olur. Ancak şuyû bulur, geniş bir alana yayılır da normal karşılanır hâle gelirse, o zaman bunun zararı daha çok olur. Yaptığı tahribatın düzeltilmesi de imkânsız olabilir. Buradaki menfi etkilenme, ismin sahibinden ziyade, çevredekiler için söz konusudur.

    Dilimizde Aziz, Kadir, Samet gibi isimler, yukarıda verilen ölçüye göre mahzurlu sayılmasına rağmen çocuklara verilmektedir. Ancak bunlar Abdülaziz, Abdülkadir, Abdüssamet’den kısaltma olmalıdır. Çünkü Cenab-ı Hakk’a ait isimlerdir. Resûlüllah (s.a.) bu gruba dahil isimlerle tesmiyeyi/isimlenmeyi uygun görmemiş ve her seferinde değiştirmiştir. Bu tür isimleri, örneğin sadece Âziz şeklinde değil, Allah’a kul olmayı ifade eden Abdülaziz şeklinde “abd/kul” izafetiyle verilmesi en uygun bir yol olacaktır.

    Hz. Peygamber kötü manalı isimleri güzel manalı isimlerle değiştirirken genelde o kelimenin taşıdığı anlamın zıddını vermekle gerçekleştirmiştir. Mesela sert anlamına gelen Hazn ismini, zıddı olan ve kolay anlamına gelen Sehl kelimesi ile değiştirmiştir. Ancak bu metot genel değildir. Daha önce Ehl-i kitap olan Abdullah b. Selâm, müslüman olunca ona bu adını Hz. Peygamber vermiştir. “Sulh ve Selametin oğlu Allah’ın kulu” anlamına gelen bu isim, Allah’a kul olmayı ve onun neticesi olan sulh ve selameti hatırlatmaktadır.

    Mensup olduğu batıl dinî bırakıp girdiği yeni dinde nasıl bir yaşantı ile ne tür bir neticeye ulaşacağını hatırlatır mahiyettedir. Gerçi Hz. Peygamber Abdullah adını ilk doğan çocuklara da vermiştir. Ancak burada yeni din ile ilgili belirgin bir hatırlatma göze çarpmaktadır.

    Hz. Peygamber sadece şahıs isimleri değil köy ve geçit gibi isimleri de değiştirmiştir. Değiştirdiği isimlere bakıldığında onların kötü manalı oldukları, özellikle mekân isimlerinin bir uğursuzluğu çağrıştırdıkları ya da halkı bu yöne sevk ettikleri göze çarpmaktadır. Bu tür isimleri muhtemelen, tefeül amacıyla güzel manalar çağrıştıran isimlerle değiştirmiştir.

    Ancak şurası iyi bilinmelidir ki, Hz. Peygamber hiçbir zaman herhangi bir şeyden uğursuzluk çıkarmazdı. Bir yere bir memur göndereceği zaman o şahsın ismini sorar, anlamı hoşuna giderse sevinir, hatta neşesi yüzünde görülürdü. İsimden hoşlanmazsa bu da yüzünden belli olurdu. Bir köye gidecek olsa köyün adını sorar, anlamı hoşuna giderse sevinir, hoşlanmazsa bu da yüzünden okunurdu. Hz. Peygamber’in bu tutumunun uğursuzluk inancını reddetmek için olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu tür isimleri değiştirmesinin ve ad koyarken de güzel manalı sözcükler seçmesinin bir sebebi, aslında halkı uğursuzluk gibi yanlış inançlara düşmekten kurtarmaktı. Bu da onun gönderiliş amacına gayet uygundu. Zira o günün toplumu kötü manalı isimlerden zaten uğursuzluk gibi yanlış manalar çıkarıyordu.

    Hz. Peygamber tefeülden hoşlanırdı. Göndereceği memurun veya gireceği köyün isminin güzel olmasından hoşlanması bundandı. Kötü isimlerden hoşlanmaması ve tefeüle imkan tanımayan kötü isimleri güzelleriyle değiştirmesi, uğursuzluk duymasından değil, tefeülün ortadan kalkmış olmasındandı. Ayrıca Resûlüllah’ın tefeülden hoşlanması, güzel isim koyma emrinin müminlere benimsetilmesine yönelik bir çaba olarak da yorumlanabilir. Görüldüğü gibi, Resûlüllah’ın güzel isimleri tercih etmesi, bunlardan da tefeül edip sevinç izhar etmesi, kötü isimlerden uğursuzluk çıkardığı manasına gelmez. Bilakis uğursuzluk çıkarma geleneği ile mücadele gayesini taşır.

    2. Güzel Manalı Olup Daha Güzeli İle Değiştirilenler

    Hz. Peygamberin değiştirdiği isimler arasında, kötü manalı ve tevhîdi zedeleyici isimlerden başka güzel manalı isimler de vardır. Ancak bütün güzel manalı isimleri değiştirmiş değildir. Güzel manalı olup da Hz. Peygamber’in değiştirdiği isimleri genel bir analize tâbi tuttuğumuzda, onların, anlamları güzel olmasına rağmen sahibi ve çevresi üzerindeki menfi etkiler bırakan isimler olduğunu görmekteyiz.

    Mesela; Hz. Peygamber, “iyi insan, kusursuz kimse, günahsız” anlamına gelen Berre ismini Zeyneb’e çevirmiştir. Bu ismi taşıyanın zihninde, kendini beğenme gibi bir mana teşekkül edebilir. Bu da isimlenenin karakterini olumsuz yönde etkilemek demektir. Zira bu isim hakkında Hz. Peygamber, “Allah sizin iyi olanlarınızı en iyi bilendir” buyurarak bu adı değiştirirken, “kendinizi temize çekmeyin!” sözüyle de, güzel bir ismi başka güzel bir isimle değiştirmenin gerekçesini belirtmiştir. Bunun anlamı, “Berre adını takıp da bununla iyi olduk sanmayın! Allah kimin iyi olduğunu herkesten daha iyi bilir!” demektir. Rivayetlere göre Zeynep bnt. Ebî Seleme’nin adı Berre idi. Nefsini tezkiye ediyor denildi. Bunun üzerine Hz. Peygamber onu Zeyneb diye isimlendirdi. Demek ki buradaki çirkinlik, mananın çirkinliğinden gelmiyor.”Kendinî temize çıkarmayın, kimin muttaki (temiz) olduğunu O (Allah) çok iyi bilir” âyetine muhalefetten ileri geliyor, denebilir. Şu halde İslam âdâbına uymayan, kişiye gurur, kibir, aldanma telkîn eden isimler uygun değildir.

    Diğer bir rivayette belirtildiğine göre Cüveyriye bnt. el-Haris’in ismi de Berre idi, Hz.Peygamber onu da Cüveyriye’ye çevirmiştir. Resûl-i Ekrem’in (s.a.), “Yanından çıkan birinin ‘Berre’nin yanından çıktı’ denmesini sevmiyorum” buyurarak yasağın diğer bir gerekçesini açıkladığını görmekteyiz. Şu halde bu kategoride yer alan isimleri değistirmesinin genel sebebi; hem ismin anlamından hem şahsa yansıyan menfi etkisinden kaynaklandığı şeklinde yorumlanabilir. Çünkü nefsin tezkiyesini yalnız Allah bildiği gibi, ismin ifade ettiği anlam hakikatin hilafına da olabilir. Bu sebeple sahibini yersiz güvene ve bunun bir uzantısı olarak da kullukta gevşekliğe itebilir. Zira yersiz güven takvayı zedelediği gibi kulluk ifasında gevşekliğe de sebep olur.

    3. Tevhîde Aykırı Olanlar

    Hz. Peygamber’in yeni doğan çocuklara tevhîdi ve Allah’a kulluğu ifade eden Abdullah ve Abdurrahman gibi isimler vererek bunların Allah’a en sevimli adlar olduğunu ifade buyurduğunu, bunun tam tersini ifade eden “Melikü’l-Emlak/mülklerin maliki gibi isimleri de Allah’ın en sevmediği isimler olarak takdim ettiğini, bunun sebebini de “Allah’tan başka mâlik yoktur” şeklinde açıkladığını burada tekrar hatırlatmakta yarar görmekteyim. Görüldüğü gibi bu tür isimler, tevhîde aykırı olarak şirk anlamı ifade etmektedirler.

    Tevhîdi zedeleyen isimleri iki açıdan ele almak mümkündür. Biri Allah’a ait sıfatların kullara izafe edilmesidir; Melikülemlâk gibi. Diğeri de, Allah’tan başkasına kul olmayı veya kulluk etmeyi ifade eden izafetlerle verilen isimlerdir. Mesela Mekke müşrikleri nezdinde en önde gelen ve en büyük kabul edilen putlardan olan Uzza’ya izafe edilerek Abduluzza benzerinde verilen isimler gibi, ki Ebu Leheb’in ismi Abdüluzza idi. Uzza’nın kulu demektir. Abdüşşems/güneşin kulu şeklinde verilen isimler de bu kabil isimlerdendir.

    Konuyu genel bir kaideye bağlayarak ifade edecek olursak, tevhîde aykırı isimleri, Allah’tan başka bir varlığa kulluğu ifade eden isimlerle sadece Allah’ın şanına layık olan sıfat ve isimler olarak belirtmek mümkündür. Bu tür isimleri vermek ise haramdır. Zira Hz. Peygamber, “Hakem Allah’tır, hüküm de ona aittir; öyle ise sen nasıl Ebu’l-Hakem künyesini taşırsın?” diyerek, Ebu’l-Hakem künyesini, “Ebu Şüreyh’e çevirmiştir”. Bu uygulamada yasağın illeti açıkça görülmektedir.

    F. Hz. PEYGAMBER’İN DEĞİŞTİRMEYİ ARZU EDİP DE DEĞİŞTİRMEDEN VEFAT ETTİĞİ İSİMLER.

    Hz. Peygamber, bazı isimlerin kullanılmasını yasaklama arzusunda olduğunu izhar etmiş, ancak bunları değiştirmeden vefat etmiştir.

    Yaşadığı süre içerisinde Hz. Peygamber’in bunları değiştirmemesi, muhtemelen değiştirmenin şart olmadığındandır. Zira çeşitli sebeplerle arzu edip de yapmadığı veya yapmaktan vazgeçtiği daha birçok hususlar vardır. Bunu, “yapılırsa daha güzel ancak yapılmadığında sakınca olmayan” türden bir olay olarak değerlendirmek mümkündür. Yasaklamayı arzu edip de yasaklama işleminden vaz geçmesi, yasağın keraheti tenzihiye ifade edip haram olmadığını gösterir.

    Câbir b. Abdillah (r.a.) Hz.Peygamber’in değiştirmeyi arzu edip de değiştirmeden vefat ettiği isimleri şu sözleriyle belirtir: “Peygamber (s.a.); Ya’lâ, Bereket, Eflah, Yesâr, Nâfi‘ ve buna benzer isimleri koymaktan nehyetmek istedi. Sonra onun bu mevzuda süküt ettiğini gördüm; artık hiçbir şey söylemedi. Sonra Resûlüllah bunları yasaklamadan vefat etti”. Nevevî (ö.676/1277) kerahetin sadece bu isimlere mahsus olmayıp kıyas yoluyla benzer manalar taşıyan başka isimlere de şamil olduğunu belirtmektedir.

    Ebû Dâvûd’un (ö.275/888) rivayetinde yer alan, “Zira kişi ‘Bereket burada mı?’ diye sorar da ‘Hayır yok!’ diye cevap verirler” ziyadesinde yasaklama arzusunun gerekçesi belirtilmektedir. Yasağın sebebi, hadiste açıkça görüldüğü gibi, ismin kullanılışı esnasında zihne gelebilecek uygunsuz manalardır. Daha açık bir ifade ile burada gerçekte var olan bir şeye yok demenin uygunsuzluğu dile getirilmiş; ismin taşıdığı anlam ile hakikatlerin çatışması söz konusu olmuştur. Bu da bize gösteriyor ki, verilen isimlerin taşıdığı manalar, hakikatlerle çelişmemesi gerekir. Ayrıca, “Bereket burada mı?” sorusuna “hayır yok!” cevabında teşeume/uğursuzluk inancına sebebiyet ya da meydan verme ihtimali de vardır. Bu tür ihtimallere yer vermemek için söz konusu isimlerin değiştirilmesi arzu edilmiş olabilir. Ancak değiştirmenin ya da bu tür isimleri vermemenin şart olmadığı da anlaşılmaktadır. “Olsaydı, uyulsaydı, yapılsaydı daha güzel olurdu” kabilinden bir arzudan ibarettir. Ancak Hz. Peygamberin bu tür arzularına mümkün olduğu kadar uymanın yararlı olduğu kanaatini taşımaktayız.




+ Yorum Gönder


hz alinin isimleri ve anlamları,  hz ali isimleri,  hz ali nin isimleri ve anlamları,  hz ali nin isimleri,  hz alinin isimleri,  hz alininin isi