+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
Genç Forum ve İsimler ve Anlamları Forumunda A'dan Z'ye Öz Türkçe İsimler (Anlamları ile) Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    --->: A'dan Z'ye Öz Türkçe İsimler (Anlamları ile)

    OBA:1- Yurt, mekan, mesken,diyar, çadır, mahalle 2- kabile, aşiret
    OBAR: Ev, baraka
    OBEN: 1- Genç aygır 2- Erkek deve yavrusu
    OBULAZ: (Oblas, oflas) 1- Gözü pek, atılgan 2- Alicenap, yüce gönüllü.
    OBUT: Şeref, haysiyet
    OBUZ: Kaynak, menba
    OCAK: (Otak, odak) Ateşlik, ateş olan yer, ateş tüten yer. Mec. Ev, yuva, insan eğitiminin, başladığı, insanın pişmeye ve biçimlenmeye başladığı yer.
    OCAKLI: Ocak sahibi.
    OD: Ot, ateş
    ODAK: Ocak, yanma, yansıma merkezi
    ODAKAN: Hanım ozan
    ODANA: birl. Od/Ana
    Şamanist gelenekte, “Dişi Melek”
    ODATA: birl. Od/Ata
    Şamanist gelenekte “erkek melek”
    ODÇU: Ateşçi
    ODGURMUŞ: 1- Oturmuş, oturaklı, sakin, kendinden emin 2- Yuva kuran, birlik kuran
    ODHAN: birl. Od/Han
    Şamanist gelenekte, “Ateş Tanrısı”
    OG: Ok (Doğma, doğum, yaratılış)
    OGAN: (Okan, Ugan) 1- Tanrı, Tanrılık vasıfları, yaratma, yaratış, doğuş, halik 2- Anlayış, zeka,bilgelik 3- Eski Türklerde, kan davalarına karşı çıkan, oba ve oymaklar arasındaki geçimsizliklerde,arabuluculuk yapan, “Barış Tanrısı” 4- Altay ve Tuna Türklerinde “ Ateş Tanrısı”
    OGLAĞU: Körpe, genç kız
    OGRAK: 1- Azim, kararlılık 2- Niyet
    OGRAŞ: Uğraş, mücadele, meşgale
    OGSAT: Benzer, benzerlik, benzeyiş
    OGTADURMUŞ: birl. Okda/Durmuş ( Bu ad, iki anlamda da yorumlanabilir. Akıllı, zeki Durmuş. Zor durumda kalan, zor koşullarda olan)
    OGUR: 1- Gizlilik, gizem 2- Uğur, baht, talih, mutluluk
    OGURLU: Uğurlu
    OGURMUŞ: Gizemli, ağzı sıkı
    OGUTUR: Gizli, gizemli
    OGÜN: birl. O/Gün (..Eski bir Türk geleneği olan, tarihin önemli ve özel günlerinin anısına verilen, o gün ya da o günlerin yıldönümüne denk düşen günlerde doğanlar için kullanılan bir ad.
    OĞÇU: Okçu, haberci, ulak
    OĞIRCIK: Uğurcuk
    OĞLAGU: Körpe kız
    OĞLAK: Keçi yavrusu
    OĞLAMAN: Bir yaşında doğum yapan, koyun ve keçi
    OĞLAN: Oğul, erkek çocuk, genç erkek
    OĞRAMIŞ: Uğurlu
    OĞRUN: 1- Gizli, gizemli 2- Yavaş, ağır
    OĞUL: 1- Oğlan, erkek çocuğu 2- Evlat, genel olarak, kız yada erkek çocuğu
    OĞULÇA: 1- Oğulcuk, biricik oğul, biricik evlat 2- En küçük oğul
    OĞULGANMIŞ: Oğlu olmayan
    OĞUR: 1- Uğur, talih, bahtiyarlık 2- Vakit, zaman, devir
    OĞUŞ: 1- Bolluk, bereket 2- Hısım, akraba, nesil
    OĞUZ: 1- Ok-Uz 2- Ağuz, ağız 3- Olağanüstülük 4- Çağrı, davet, toparlama
    birleştirme, yaratış
    OK: 1- Doğum, doğuş, yaradılış 2- Akıl, us 3- Dokunma, el sürme 4- Söyleyiş, çağırış, haber verme 5- Silah, yay ile kullanılan ok 6- Örgüt, teşkilat
    OKAN: 1- Ogan 2- Anlayış, fehim
    OKATMIŞ: (Okutmuş) Haberci, ulak
    OKÇI: 1- Okuyucu, haberci 2- Ok atan, okçu 3- Örgütçü
    OKIÇI: Davetçi, davetkar, çağırıcı
    OKİ: Çağrı, davetiye
    OKLAMIŞ: Ok atmış, savaşçı
    OKLU: 1- Akıllı, zeki 2- Örgütlü
    OKŞAK: Benzeyen, andıran, tanıdık, bildik
    OKŞAN: Benzeyen, okşayan
    OKTA: Akıllı, zeki, dahi
    OKTAR: 1- Okçu, iyi ok atan 2- Bilgili, akıllı, yaratıcı 3- Davetçi, davetkar
    OKUKLU: Alim, bilgin
    OKUMAGAN: Arif, eğitimsiz ama kendini yetiştirmiş, olgunlaşmış
    OKUNÇ: Toy ve düğün davetiyesi
    OKUŞ: 1- Bilgi, bilgelik 2- Bereket
    OKUŞLUĞ: 1- Alim, bilgin 2- Bolluk, bereket, bereketli
    OKUTGAN: Okutan, eğitmen
    OKUTAN: Eğitmen, öğretmen
    OKUV: Okuyuş, kıraat, çağırış
    OLAGAN: Olan, doğal, olumlu
    OLAM: Debdebe, gösteriş, tantana
    OLBAK: Oluş, oluşum
    OLCA: Ganimet, bolluk
    OLCAŞ: Tören, seremoni, tazim
    OLCAY: Tanrı sıfatlarından. Baht, talih, açık talih, ululuk
    OLCAYTU: Açık talih, bahtı açık, bereketli
    OLÇA: Ganimet, bereket
    OLÇAM: Ganimet, nimet, bolluk
    OLÇAR: 1- Saldırı komutu, saldırı 2- haber, havadis 3- Uygun, muvafık
    OLÇUM: 1- Olgunluk, olgun, yetişkin 2- Hüner, marifet
    OLGAÇ: Olgun, olmuş
    OLGUN: Yetişkin, olmuş, kamil
    OLUM: Oluş, doğuş, olmaya elverişli.
    OLUN: 1- Oluş, olgunluk, ağırbaşlılık 2- Genç, taze 3- Soyluluk
    OLUŞ: Oluşum, düzen
    OMAÇ: Amaç, gaye
    OMAK: 1- Soy, kan, soyluluk 2- Aile, akraba
    OMAY: (Umay) Seçkin, güzide
    OMRAK: Sevilen, maşuka
    OMUR: (Umur) 1- İlgi, heves 2- Güç, dayanıklılık, dayanıklı
    OMURCA: Sağlam, dayanıklı
    OMURTAG: Kartal yavrusu
    ONAK: 1- Onanmış, kabul görmüş 2- Sevgili, el üstünde tutulan
    ONAL: 1- Doğuş, ortaya çıkış 2- Sağlam, dayanıklı
    ONANLI: Sağlam, meyin, mütehammil
    ONANMIŞ: Sağlam, bayındır, destekli
    ONAT: 1- Sağlam, dayanıklı 2- Yakışıklı 3- Terbiyeli, iyi davranışlı
    ONATÇA: Makbul, hatırşinas
    ONAY: 1- Sağlam, dayanıklı, uygun 2- Makul, kabul,tasdik
    ONG. 1- Sağlamlılık, kalıcılık, dayanıklılık 2- İyilik, rahmet, bereket, bolluk 3- Sevinç, neşe, mutluluk
    ONGAN: 1- Uğurlu, mutlu, bahtiyar 2- Verimli, gelişkin 3- Bayrak, simge, totem
    ONGU: 1- Kar, kazanç 2- Set, sütre
    ONGUÇ: Karlı, kazançlı, verimli, uğurlu
    ONGUDAY: Karlı, kazançlı
    ONGUN: 1-Bolluk ve bereket tanrısı. 2- Uğurluluk, verimlilik, kalıcılık 3- Av totemi, kutsanmış av hayvanı 4- Totem, sembol, bayrak, flama
    ONGUR: Kurtuluş, salah
    ONGUT: Koruyucu, muhafız, kale muhafızı
    ONUK: 1- Sağlıklı, dayanıklı 2- Uğurlu, aziz, saygıdeğer 3- Usul, yol, teamül 4- Yararlı, faydalı
    ONUŞ: 1- Bereket, bolluk, verim 2- Uğur, talih
    OPAK: (Apak) Temiz, bakımlı
    OPAN: Mağara, delhiz
    OPÇIN: (Apçın,afşın) Zırh, demirağ
    OPUR: Obur, iştahlı
    OPUZ: Katı,sert
    OR: 1- Yer, durak, bölge 2- Doğramak, biçmek 3- Mevki, mertebe 4- Düzen, kuruluş
    ORAK: Doğramak, kesmek, doğrayıcı, biçici
    ORAN: 1- Taht, şeref makamı 2- Yüksek mevki, yüksek derece
    ORAY: birl. Or/Ay 1- Aynı, eşit, eş değerde (Kırgızlarda) 2- Fırsat, hamle
    (Kazaklarda)
    ORAZ: (Uraz, uras, ıraz) Şeref, onur, talih
    ORÇUN: 1- Kesici, keskin, doğrayıcı 2- Bölge, vilayet 3- Onurlu, ahlaklı, iyi huylu
    ORDA: Orta, merkez (Kağan veya Han otağının bulunduğu yer)
    ORDU: (Orda) 1- Orta, çekirdek, merkez 2- Silahlı ve düzenli topluluk
    ORDUCA: 1- Ordu ile ilgilenen 2- Ortaca, ortanca
    ORGA: Bayrak, flama
    ORGARUN: 1- İstihkam 2- Bayraklı, bayrak sahibi
    ORGİR: Kesici, biçici
    ORGUN: Sırdaş, sır saklayan, ketum
    ORHUN: Sır saklayan, sırdaş, gizli, gizemli
    ORMAG: Doğramak, biçmek
    ORMAN: Ağaçlık, bölge
    ORMUŞ: Doğrayan, biçen
    ORNAK: 1- Taht, tahtırevan 2- yer, yöre
    ORPAG: Menşe, kök, nesep
    ORTAÇ: 1- Ortadaki, ortanca 2- Ilımlı, dengeli
    ORTAÇI: Ilımlı
    ORTAĞ: Ortak, ortalama, ortada buluşma
    ORTUG: Ortak, pay sahibi
    ORUK: 1- Yol, eylem, gidişat 2- Çare, çözüm, imkan, uygunluk
    ORUM: Mera, otlak
    ORUN: 1- Makam, mevki, özel yer, şerefli yer, taht 2- Karargah, görev yeri
    ORUNÇ: Hediye, bahşiş
    ORUNÇAK: 1- Oya, işleme 2- Rehin, emanet
    ORUNDUK: Koltuk, iskemle
    ORUNGULUK: Bayrak, flama
    ORUNLUG: Taht, makam
    ORUNTAG: Yüksek mevki, makam
    ORUS: 1- Talih, uğur, baht, mutluluk 2- Amaç, hedef
    OSKAY: 1- Hamarat, işgüzar 2- Neşeli, şen
    OT: 1- Ateş, ocak, ev 2- Nebat, bitki
    OTACI: (Utacı) 1- Doktor 2- Eczacı, ot ve bitkilerden ilaç yapan kişi 3- kam, baksı
    OTAĞ: 1- Oda, içinde ateş yakılarak oturulabilen büyük ve geniş çadır 2- Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır
    OTAĞA: birl. Ot/Ağa ..evin reisi, aile reisi, evde sözü geçen kişi
    OTAK: Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır, oda
    OTAMIŞ: Doktor, hekim
    OTANCAK: İlaç, merhem, deva
    OTAR: Geçici, fani
    OTÇİGEN: birl. Ot/Çigen (“Ot/Tigin” adının , Moğol ağzındaki söylenişi.)
    OTGUN: Kabadayı.
    OTKUN: Kabadayı.
    OTLUĞ(K): Ateşli
    OTMAN: Ailenin en küçük oğlu .Ocağın ateşini yakıp ısıtacak ve devamlılığı sağlayacak olan, Çok eskilerden beri süregelen,Türk töresince çocuklar arasındaki paylaşımlarda ev , en küçük çocuğa kalır. Bu yüzden ilerde evin yada mülkün idaresi küçük oğlandadır. Yani, ocak,onunla yanmaya devam edecek,aile oba yada oymağın yaşamı onun sayesinde sürecektir. Bu çocuklara içeren ”Otman,Ot Tigin,Othan” vb. adlar verilir.
    Otmanlı devletinin kurucusu ve ilk hanı. Ertuğrul Beğ’in en küçük oğlu. Daha Ertuğrul Bey
    ölmeden,Töreye göre,birçok mal mülk, büyük çocuklara, beylik, en küçük olan Otman’a geçmişti.
    OTMAR: Ateşli, ateş saçan
    OVAT: Düzgün, muntazam
    OVLAZ: Gözü pek, atılgan
    OVMAÇ: El ile yoğrularak yapılan yiyecek
    OY: 1- Düşünmek, düşünce, fikir 2- Çukur
    OYA: 1- Oyularak yapılan elişi, işleme 2- Emanet, rehin 3- Sempatik, minyon
    OYAN: 1- İman, inanç 2- Düşünce, efkar
    OYAZ: Çukur, kuyu
    OYBAK: Çukurlu vadi
    OYBAT: Oyuk ve çukurlu yer
    OYGAK: 1-Oya, rehin 2- Uyanık, müteyakkız
    OYGUR: Dere yatağı, dere oyuğu
    OYINLI: Düşünceli, efkarlı
    OYLUM: 1- Çukur, kuyu, boşluk 2- Kurucu, kuruntu, yormak
    OYMAK: Yığın, kitle. Türklerin sosyal birimleri içindeki sıralamada, Obadan büyü Boy’dan küçük olan akrabalar topluluğu
    OYMUR: Dere, dere yatağı
    OYNAK: Maral, ceylan, vb. Hayvanların bir arada olup su içtikleri kuyu, su birikintisi
    OYRAM: Girdap, anafor
    OYRAT: Derin, oyuk, derinleşmiş
    OYTUN: Kutsanmış, mübarek
    OYUR: Vücut, endam
    OZ: İleri, ön, önde
    OZA: Kadim, eski, ezeli, hep var olan
    OZAĞI: Tecrübeli, bilgili, uzman
    OZAMIŞ: Uzamış, uzman, usta işinin ehli
    OZAN: (Uzan) Öncü, herkesin önünde olup hitap eden, şiir yazan ve okuyan, kopuz çalarak şiir okuyan ve yazan. Usta, işinin ehli
    OZAR: Uzman, usta, bilir kişi
    OZGAN: Kademeli, dereceli, öncelikli
    OZMAN: Uzman
    OZMUŞ: Uzmanlaşmış, yetik
    OZUL: Esas, kaide
    OZUT: İkamet, ikametgah
    OZUTGAN: İleride, ilerici
    ÖBEK:Küçük grup, tim, takım, parça
    ÖBGE: Ced, Ata, Soy
    ÖCAL: birl. Öc/Al intikamcı
    ÖCEK: 1- Esinti, hafif yel 2- Burç
    ÖCÜT: İntikam, öç
    ÖDEM: 1- Borç, bakiye 2- Ödül, mükafat
    ÖDEMİŞ: 1- Eczacı, doktor 2- Ricacı, yakaran 3- Borçsuz, bakiyesiz 4- Ödül veren
    ÖDEN: 1- Ricacı, duacı 2- Ödül
    ÖDGÜLMÜŞ: 1- Övülmüş, övülen, başarılı, ödül almış 2- Ricacı, duacı
    ÖDGÜR: Uygun, yerinde, vaktinde
    ÖDRÜM: Seçkin, mümtaz
    ÖDÜGET: Ricacı, yakarıcı, duacı
    Yakutlarda, “ Akarsular Tanrısı”
    ÖDÜK: Rica, yakarı, dua, niyaz, arzu
    ÖDÜL: 1- Usluluk, akıllılık 2- Yüceltme, ululama, mükafat
    ÖDÜN: 1- Ödeme, ödeyiş 2- Yakarış, niyaz
    ÖDÜŞ: Vakit, devir
    ÖG: (Ok) Ana, anne, yaratan, doğuran
    ÖDGÜL: Övülme, övünç kaynağı, övülme nedeni
    ÖGE: (Öke) Dahi, çok zeki, çok akıllı
    ÖGEÇ: İki yaşına gelmiş koç
    ÖGEL: 1- Zeki, akıllı, aklı başında 2- Burç
    ÖGET: 1- Akıl, zeka, akıllılık, 2- Sevgi, muhabbet
    ÖGİR: Sevinç, neşe, eğlence
    ÖGLÜ: Dahi, çok akıllı
    ÖGREDİK: 1- Mürebbiye, eğitmen, yetiştirici, öğretmen 2- İdman, talim, antrenman
    ÖGRÜ: 1- Öğrenilecek olan 2- Arkadaş, refik
    ÖGÜŞLÜ: Övülen, methedilen, övülmeye layık
    ÖGDÜ: Övme, methiye
    ÖGDÜM: 1- Övülen, methedilen 2- Önce, öncelikli
    ÖĞER: Övücü, methedici
    ÖĞLEŞ: Akıl birliği, fikir birliği
    ÖĞREK: Toplantı yeri, cemiyet , dernek
    ÖĞREN: Öğrenmekten
    ÖĞRET: Gelenek, terbiye
    ÖĞREYÜK: Gelenek, görenek, terbiye
    ÖĞRÜK: Munis, cana yakın, el üstünde tutulan
    ÖĞRÜNÇ: 1- Deneyimli, bilgili, öğrenmiş, ders almış, yetişmiş 2- Hoşnutluk, memnuniyet
    ÖĞTÜ: Metih, övme, ululama
    ÖĞTÜR: Övme, methedici
    ÖĞÜÇÜ: Övücü, methedici
    ÖĞÜLMÜŞ: Başarılı, destekli, övülmeye layık
    ÖĞÜN: 1- Öğünmek..ten öğün 2- İtina, dikkat 3- Sıra
    ÖĞÜNÇ: Övünç, iftihar, övünme gerekçesi, iftihar vesilesi
    ÖĞÜNÇEK: Öğünmeye değer, öğünme nedeni
    ÖĞÜNMÜŞ: Övünmüş, övünmeyi hak etmiş, gururlu
    ÖĞÜNÜR: Gururlu, mağrur
    ÖĞÜR: Över
    ÖĞÜT: 1- Anlayış, kavrayış 2- Nasihat, tavsiye, deneyim aktarımı
    ÖK: (ög) 1- Öz, doğuş, oluş, gelişme 2- Zeka, bilme, us, yetenek, ana, doğuran
    ÖKÇİ: Okeci, çağırıcı, davet edici, davetiye veren kişi
    ÖKÇÜR: Zeki, anlayışlı
    ÖKE: Dahi, yanılmaz, bilge, çok akıllı
    ÖKER: Dahi, süper zeka
    ÖKERMAN: Dahi, bilge, yanılmaz
    ÖKLÜ: 1- Dahi, akıllı 2- Egemen, denetimci
    ÖKSÜM: Arzu, murat
    ÖKSÜZ: Desteksiz, arkasız, oluşumsuz, gelişmeye engel durumu olan, (Halk arasında, anası
    olmayan, ölen ya da ayrı olan çocuklar için de bu adın kullanılmasındaki neden, ananın, çocuğun yetişme ve gelişimindeki önemine atfendir.)
    ÖKTE: 1- Ökeli, akıllı, dahi, yanılmaz, deneyimli, bilgili 2- Azametli, gösterişli
    ÖKTEM: 1- Akıllı, bilge 2- Asi, başına buyruk, pervasız 3- Meşhur, gösterişli 4- Bahar, ilk yaz
    ÖKTEN: 1- Akıllı, bilinçli 2- Kahraman, cesur, korkusuz, başına buyruk
    ÖKÜÇ: 1- Çok, çokluk, bolluk 2- Akıl, us, bilinç
    ÖKÜN: Kendine dönüş, öze dönüş
    ÖKÜNMÜŞ: Özüne bağlı, özüne dönen
    ÖKÜŞ: 1- Çok, çokluk, bolluk, bereket 2- Akıl, bilinç, bilinçli
    ÖKÜŞ KARA AÇKI: birl. Öküş/Kara/Açkı mec. Keskin zekalı
    ÖKÜZ: 1- Irmak, nehir, büyük akarsu 2- Uzman, bilge, ehil, dahi
    ÖLÇER: 1- Mühendis 2- ağırbaşlı, ölçülü 3- Savaş buyruğu, saldırı buyruğu
    ÖLÇÜM: 1- Adap, usul, erkan, yol 2- Ağırbaşlılık
    ÖLMEZ: 1- Dirayetli, dayanıklı 2- Çok sevilen, unutulmaz, iz bırakmış
    ÖN: 1- Doğu, güneşin doğduğu yön 2- İlk, başlangıç, doğuş, meydana geliş 4- İlke, öncelik, prensip,temel
    ÖNAL: birl. Ön/Al Öncü, lider, önde olan
    ÖNALAN: birl. Ön/Alan, lider, öncü
    ÖNALDI: birl. Ön/Aldı, lider, öncü
    ÖNCEK: Önce, önceki, selef
    ÖNCEL: 1- Selef, daha önceki 2- Önde olan, öncü, rehber 3- Öncelikli, imtiyazlı
    ÖNCELİK: İmtiyaz, torpil
    ÖNCÜ: 1- İlk, orijinal 2- Lider, yol açan, önde olan
    ÖNCÜL: 1- Öncü, önde, rehber 2- Birinci, ilk
    ÖNÇEK: Önceki, önceki, selef
    ÖNDAŞ: Aynı öncelikte, aynı imtiyazı paylaşan
    ÖNDE: Öncü, önceki
    ÖNDEGÜN: birl. Önde/Gün 1- Önemli gün 2- Önceki gün
    ÖNDER: Önde olan öncü, lider
    ÖNDEŞ: Yol açan, rehber, mihmandar
    ÖNDÜÇ: Öncü, mihmandar
    ÖNDÜL: 1- En önde, en öndeki, öncü 2- Öncelik, imtiyaz
    ÖNDÜN: 1- Peşin, peşinat 2- Önde, önde gelen
    ÖNE: İleri, ileride, ötede
    ÖNEK: Dayanak, direk, destek
    ÖNEL: 1- Usta, uzman, pir 2- Vade, mühlet
    ÖNEM: Öncelik, imtiyaz, değer, kıymet, hassasiyet
    ÖNEN: 1- Önde olan, öne geçen 2- Bağlılık, sadakat
    ÖNER: birl. Ön/Er Öncü, rehber, kılavuz
    ÖNEY: 1- Öne geçen, önde gelen 2- Yükseklik
    ÖNG: İlk, birinci, başta gelen
    ÖNGEL: 1- Ağırbaşlı, olgun 2- Öncü, öncülük eden
    ÖNGEN: 1- Zafer, utku 2- Uzun boylu, levent
    ÖNGER: Hiddetli, asabi
    ÖNGİ: (Öngü) 1- Değişik, farklı, sıra dışı 2- Önce, öncelikli
    ÖNGÜÇ: 1- Öncü, kılavuz 2- Atak, atik, hareketli 3- Delil, kanıt, ispat
    ÖNGÜK: Yastıkların ucuna yapıla işleme
    ÖNGÜL: Yol gösteren, ön ayak olan
    ÖNKUZU: birl. Ön/Kuzu mec. Kurban, kurbanlık
    ÖNÜÇ: Önce, önceki, selef
    ÖNÜM: 1- Birinci, ilk 2- Hasılat, ganimet, kar
    ÖNÜR: Başlangıç, siftah
    ÖNÜRT: Önce, öncelik
    ÖNÜT: Önce, öncelik
    ÖPGİNE: Öpücük, buse
    ÖPKE: İç geçirme, öfke, hırs
    ÖPÖZ: Can, ruh, nefs
    ÖRÇÜM: Üreyiş, gelişim, büyüme
    ÖRÇÜN: İpten örülmüş merdiven
    ÖREN: 1- Örme yapan, örücü 2- Eskiden kalma kalıntı, kalıntı kent ya da mezar
    ÖRGE: 1- Örnek, motif, örgü örneği 2- Şahika, yükseklik
    ÖRGEN: 1- Örülü ip, urgan 2- Keçi kılından yapılan ip
    ÖRGÜÇ: 1- Dokuma aleti, dokuma tezgahı 2- Mevki, mertebe 3- Tümsek, tepe
    ÖRİKLİ: Şeciyeli
    ÖRKEN: 1- Urgan, örülü ip 2- Fidan
    ÖRKİN: 1- Fidan 2- Taht, tahtırevan
    ÖRNEK: Numune, standart, ölçü
    ÖRPEN: 1- Örtülü, kapalı, gizli 2- Alev, alev ışığı
    ÖRS: Üzerinde metal maden dövülen demir kütle mec. Dayanıklılık
    ÖRTE: Örtü, örtülü
    ÖRTGÜN: Samanı ayrılmış, harmanlanmış tahıl
    ÖRTÜN: Omuz üstüne alınan örgülü giyecek, pelerin
    ÖRÜÇ: Örgü malzemesi, dokuma tezgahı
    ÖRÜM: Çit, ağıl
    ÖRÜN: 1- Saç örgüsü, belik 2- Beyazlık, temizlik 3- Gökyüzünün bulutsuz hali 4- Ürün, hasılat
    ÖRÜNDÜ: Arı, temiz, saf, pakize
    ÖRÜNDÜL: 1- Seçkin, güzide 2- Saf, temiz, pak
    ÖS: Gerçek, hakiki
    ÖSRÜK: 1- Mert, özü sözü bir 2- Esrik, kendinden geçmiş
    ÖSTERİŞ: Fantezi, hayal, fantastik
    ÖTER: 1- Ricacı, yakaran 2- İleri, ileri geçmiş 3- Çığırıcı, ötücü, okuyucu
    ÖTGEN: Geçmiş, aşmış, ötede olan
    ÖTGÜR: Delici, delip geçen
    ÖTİLİG: İtibarlı, saygıdeğer, muhterem
    ÖTKER: 1- Ricacı, duacı 2- Geçici, fani
    ÖTNÜ: Rica, yakarı, istirham
    ÖTÜG: (Ötük) Arz, niyaz, rica, dua, dilek
    ÖTÜGEN: (Ötüken)
    ÖTÜKEN: 1- Ricacı, duacı, niyazcı, Tanrıya yakaran 2- Geçmiş, mazi, onurlu ve övünçlü mazi
    ÖTÜN: 1- Ödün, verme, bağış, mağfiret 2- Yakarı, yalvarış, niyaz
    ÖTÜNÇ: 1- Rica, dilek, maruzat, istirham 2- İltimas, tarafgirlik
    ÖVET: Övüş, övgü
    ÖVGÜ: Övme, methetme
    ÖVGÜN: Övülen, övülmeye layık
    ÖVÜÇ: Övünç, iftihar
    ÖVÜL: Övülen, övülmeye layık
    ÖVÜNÇ: Övülmeye yol açan davranış, gurur ve onur kaynağı
    ÖVÜT: Öğüt, nasihat
    ÖYKE: Öfke, hiddet, hınç
    ÖYKÜ: 1- Taklit, benzeme, benzetme, 2- Hikaye
    ÖYKÜNÇ: Eğilim, benzeme, taklit etme eğilimi
    ÖYLEK: Zaman, devir
    ÖYÜK: Coşku, coşkunluk, tezahürat
    ÖZ: Kişinin “ben” derken, anlatmak istediği, tinsel varlık. 1- Ben, tin, can, ruh, gönül 2- Asıl, esas,temel, unsur 3- Şahsi, kişisel, kendi, kendine aitlik 4- Uz, uzluk, ustalık 5- Dere, ırmak
    ÖZAK: birl. Öz/Ak mec. Soylu
    ÖZBEK: birl. Öz/Bek mec. Cesur, kendine güveni tam
    ÖZBİR: birl. Öz/Bir mec. Soylu
    ÖZDEK: 1- Madde, temel, asıl, yapı, kuruluş, oluş, oluşum 2- Beden, vücut 3- Ağacın, köküne yakın olan kısım
    ÖZDEL: 1- Soylu 2- Armağan, hediye
    ÖZDEN: 1- İçten, samimi 2- Ender rastlanan, olağanüstü 3- Akraba, hısım 4- Armağan, hediye
    ÖZEK: 1- Temel, asıl, üs, merkez 2- Can, ruh, gönül
    ÖZEL: 1- Ayırt, fark, farklılık 2- Uzman, usta, kalifiye 3- Kişiye özgü, kişisel
    ÖZEN: 1- İçten, samimi 2- Dikkat, itina, emek, heves 3- Irmak, küçük akarsu
    ÖZENÇ: 1- Gıpta, heves 2- Direnç, gayret, dik başlılık
    ÖZERK: birl. Öz/Erk Kendine egemen, kendine sözü geçen
    ÖZGE: Ben’in karşıtı. Başka, öteki, yabancı, ,gayrı
    ÖZGEL: Öze ait, özden gelen, samimiyet
    ÖZGERİŞ: 1- Hayal, kurgu, fantezi 2- Devrim, başkaldırı
    ÖZGÜ: Öze ait, özle ilgili, ait, has, mahsus
    ÖZGÜN: Öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has
    ÖZGÜR: Hür, bağımsız, kendinden başkasını dinlemez
    ÖZGÜVEN: birl. Öz/Güven Cesaret, kendine güvenme, kendinden emin olma, kendinden bilgi, beceri ve konumundan kuşku duymama
    ÖZİ: Fert, Şahıs
    ÖZİÇ: Varlık, şahsiyet
    ÖZİL: birl. Öz/İl mec. Anayurt
    ÖZKER: 1- Ulu ruhlu kişi 2- İyilik sever, hayırsever
    ÖZKONUK: Can, ruh
    ÖZLEK: 1- Üretken, münbit 2- Felek, talih 3- Özel, şahsi, kişisel
    ÖZLEM: 1- Öz’ün ilgisi, ilgi duyarak yönelişi, hasret 2- Özel, hususi, kişisel
    ÖZLEN: 1- Özlenen, aranan 2- Dürüst, özü sözü bir 3- özel, hususi, kişisel
    ÖZLEŞ: Kendine dönüş, kendinden veriş
    ÖZLÜ: Orijinal, sağlam
    ÖZLÜK: Şahsi, özel, kişisel
    ÖZMEN: Dürüst, özü sözü bir
    ÖZRÜM: Seçkin, seçilmiş
    ÖZÜÇ: Vücut, gövde, endam
    ÖZÜM: Kendine katma, kendine çekme, kendinden yapma
    ÖZVEREN: birl. Öz/Veren mec.Fedakar, fedai
    ÖZVERİ: birl. Öz/Veri Fedakarlık

    --->: A'dan Z'ye Öz Türkçe İsimler (Anlamları ile) frmacil sayfa 2iki --->: A'dan Z'ye Öz Türkçe İsimler (Anlamları ile)

  2. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    PARS:Leopar
    PARSAK: 1- Acıma duygusu, merhamet 2- Porsuk
    PAŞA: Baş komutan, general. ( Bu sözcük, bazı dilbilimcilerimize göre, Baş-Şad, bazılarına göre de Baş- Ağa birleşimi ve zamanla ağız değişimiyle bu biçime gelmiştir.
    PEÇEN: Çayır, çimen, çayırlık, otlak
    PEÇENEK: 1- Otlak, çayırlık 2- Bacanak
    PEK: 1- Berk, katı, sıkı, sert, kuvvetli, dayanıklı 2- Bey sözcüğünün, değişik ağız ayrılığı Bek, beg,beğ, bey vb.
    PEKİŞ: Sıklık, sertlik, pekişmişlik
    PELEN: İyi, ehven
    PELİN: Acı ve keskin kokulu bir yayla çiçeği
    PELİT: Meşe ağacının çiçeği
    PERİNÇEK: (Berincek) 1- Sadık, içten bağlı 2- Fedakar
    PINAR: Kaynak, kaynarca, göze
    PIŞGAN: Olgun, pişkin
    PİŞKİN: Olgun, pişmiş
    PUSAT: (Busat, basat) 1- Silah 2- Zırh, koruyucu
    PUSUG: Pusu
    PUSUN: Pusu, pusma, sinme
    PUSUNÇ: İltica, sığınma, sinme, pusma, sığınmış, mülteci
    PÜSKÜL: Sarkık, asılı duran süs, aksesuar





  3. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    SABA:(Sava) 1- (Sapa, sopa) Sopa, değnek, savma aleti, savaş aleti 2- Söz, iddia, hitap
    SABACI: 1- Sopacı, sopayla dövüşen 2- Konuşmacı, hatip
    SABAK: (Savak) 1- Sopa, cop sopa kullanan, dövüşçü, sopa ile dövüşen 2- Kımız saklamak için beygir derisinden yapılan tulum
    SABAR: 1- Sapar, savar, döver, sopayla döven 2- Savar, savaşır, savaşçı 3- Hatip, konuşmacı
    SABI: 1- Sopa, cop 2- Savaş, dövüş 3- Söz, sohbet
    SABU: 1- Sopa, cop, değnek 2- Savaş, dövüşçü, dövüş ustası, savaşçı
    SAÇA: Saçı, bahşiş, armağan
    SAÇAN: 1- Cömert, dağıtan, harcayan 2- Yayıncı, yayın yapan
    SAÇI: 1- Armağan, bahşiş 2- Adak, inanç gereği dağıtılan nesne
    SAÇILIK: Armağan, hediye, bahşiş
    SAÇUK: 1- Eli açık, cömert 2- Armağan, bahşiş 3- Aleni, saklısız, gizlisiz
    SADAK: Okların, içinde muhafaza edildiği torba ok torbası
    SADU: İyi, çok iyi, ala
    SAGAY: 1- Düşünceli, Düşünen, sakınan 2- Özleyen, özlemiş, özlem oymaklarından
    SAGIM: 1- Emel, arzu, Murat 2- Düşünce, fikir, düşünceli, fikir sahibi 3- Sağlamlık,dayanıklılık
    SAGIN: 1- Özlem, hasret 2- Düşünce, plan, tasarım 3- Davet 4- Kıvılcım
    SAGINÇI: Sagınan, düşünen, özleyen, sakınca duyan
    SAGU: Ağıt, mersiye
    SAGUNDU: Özlenen, düşünülen, kollanan
    SAGUNDUK: Özlenen, düşünülen, özlemeye değer
    SAGUNUR: Düşünce, tasarım
    SAĞ: 1- Sağlık, dirilik, canlılık, yeterlilik 2- Akıl, fetanet 3- Doğruluk, inanırlık 4- Halis, saf, net
    SAĞ BİLGE: birl. Sağ/Bilge Doktor, sağlık uzmanı
    SAĞAN: Doğan türü, yırtıcı avcı bir kuş
    SAĞANAK: Sağanak, sert ve hızlı yağan yağmur
    SAĞANÇIĞ: Nefs, can, ruh
    SAĞBİLİ: birl. Sağ/Bili (Bilig) Sağduyu, hikmet
    SAĞDAÇ: Sağlıklı günlerin arkadaşı, can yoldaşı
    SAĞDIÇ: Sağdaç “ Damadın en yakın, en güvenilir arkadaşı”
    SAĞIK: 1- Düşünceli, planlı 2- Sağ, diri, uyanık 3- Ateş, kıvılcım, ateşli
    SAĞIM: 1- Yaşam, sağlık 2- Serap, algın
    SAĞIN: 1- Düşünce, tasarım 2- Özlem 3- Ateş, kıvılcım
    SAĞINÇ: 1- Kurgu, hayal 2- Sakınca, mahsur, endişe 3- Özlem
    SAĞIŞ: Hesap, matematik, sayış
    SAĞLAM: Sağlıklı, güçlü, dayanıklı, dirençli
    SAĞLI: (Sağlık) Diri, canlı, sağlıklı
    SAĞLICA(K): Sağlıklı, diri, esenlikli
    SAĞMAN: Sağlıklı, güçlü
    SAĞNAK: (Sağanak)
    SAĞRAK: İçki içilen kap, kupa, kadeh
    SAĞRI: 1- Sağrak 2- Sarı
    SAĞUNÇAK: Ağıt, mersiye
    SAĞUNMUŞ: 1- Özlem içinde olan 2- Düşünen, düşünceli 3- Davet eden, davetkar
    SAKA: 1- Akıllı, arif 2- Düşünceli, kaygılı 3- Sakal 4- Saklı, saklayan, koruyan
    SAKAR: 1- Alnında beyaz lekesi bulunan at 2- Uğursuz, sakıncalı
    SAKÇI: Koruyucu, muhafız
    SAKIK: Çoban yıldızı
    SAKIN: 1- Düşünme, tasarım, kaygılanma, kaygıyı ortadan kaldırma eylemi 2- Saklama, koruma,esirgeme 3- Uzaklaşma, ayrılma
    SAKINÇ: Düşünce, kaygı
    SAKIŞ: Kaygı, endişe
    SAKLI: 1- Korunmuş, mahfuz, esirgenen 2- Zinde, dinç, sağlıklı
    SAKLICA: 1- Gizli, örtülü, korunan 2- Hazine, mücevher
    SAKLIÇAK: 1- Gizli, gizlenmiş, örtülü 2- Yaşam, sağlık, esenlik
    SAKMAN: 1- Uyanık, diri, sağlam 2- Sokman, dize kadar çıkan çizme
    SAL: 1- Saldırı, saldırmak 2- Salmak, bırakmak, azat etmek, serbestlik 3- göndermek, yaymak,ulaştırmak, uzatmak
    SALAÇAK: Salınan, bırakılan, salınmış
    SALACUK: Saldıran, saldırıcı, gönderici
    SALAMAN: Salınan, bırakılan, azat edilen, serbest, azade
    SALAMIŞ: 1- Saldıran, düşmana karşı hamle ve manevra yapan 2- İyi kılıç sallayan, silahşor
    3- Salmış, köle azat etmiş
    SALANÇU: Saldırgan, iyi kılıç kullanan
    SALAR: 1- Ordu sevk eden 2- İyi kılıç kullanan, silahşor
    SALÇI: 1- Salıcı, sevk edici 2- Salan, serbest bırakan 3- Karahanlılar döneminde, saray aşçılarının unvanlarından
    SALÇUK: 1- Salınmış, azat edilmiş, saltuk, eski köle 2- Başına buyruk, bağımsız, otoriteye karşı çıkan 3- Saldıran 4- Silahşor, iyi silah kullanan 5- Küçük yel, esinti 6- Haber salan, mesaj yollayan
    SALDIRAN: Hücum eden, asker sevk eden
    SALDIRGAN: Saldırıcı, hücumcu
    SALDIRI: Hücum, taarruz
    SALDIRMIŞ: Hücum etmiş, taarruz etmiş
    SALDUR: Saldırı
    SALGARA: Salınmış, azade, başına buyruk, otorite tanımaz
    SALGIN: 1- Serbest, bağımsız 2- Serap, hayal
    SALGUR: Atak, tetik, saldırmaya hazır
    SALGUT: Mebus, vekil. Eskiden bir bölgeyi temsilen, Kağan’a (Başkente) gönderilen kişilere verilen unvan
    SALIK: 1- Vergi, vergi borcu, haraç 2- Haber, öğüt, tavsiye
    SALIKÇU: Haberci, öğütçü
    SALIM: 1- Serin esen yel, serinlik 2- Ferman, emirname 3- Üzüm demedi, salkım
    SALIN: 1- Serbest, serbestlik, salınma, boy gösterme 2- Jest, eda 3- salıncak
    SALINMIŞ: Serbest, azade, salaman
    SALKIM: Salınmış, sarkık
    SALTUK: 1- Serbest bırakılmış, azade, hürriyetine kavuşmuş eski köle 2- Başına buyruk, bağımsız
    SALTIN: Yalnız, yalnızlık içinde, tek kalmış
    SALUK: (Salık) Serbest, azade, hürriyetine kavuşmuş
    SALUM: 1- Özgürlük, azat 2- Kılış, silah
    SALUN: 1- Jest, mimik, eda, cilve 2- Boy gösterme, ortaya çıkma
    SALUNDU: 1- Özgür, hür 2- Edalı, boy gösteren
    SALUR: 1- Saldıran, saldırgan, asker salan 2- Silahşor, iyi silah kullanan 3- Saldırma, kılıç,
    silah 4- Serbest, azade
    SAMSA: Baklava türü bir hamur tatlısı
    SAMUKA: İnatçı, dirençli
    SAN: Sanmak, saymak, var kabul etmek
    SANAGA: 1- Serap, hayal 2- Niyet, maksat
    SANAĞ: Hesap, matematik
    SANAK: Matematik
    SANÇAK: Ucu sivri mızrak
    SANÇAR: Saplayan, batıran, dürten, mızrak kullanarak sançan, sançıcı, iyi silah kullanan
    SANÇI: 1- Ucu sivri demir, silah 2- Sivri bir aletin, vücuda değince verdiği acı 3- Acı duymak
    4- Hayalet
    SANÇIĞ: Ucu sivri demir, kargı
    SANÇIŞ: Hamle, kılıç veya kargıyla yapılan dürtüş
    SANDUGAÇ: Bülbül
    SANEK: Hayran, meftun
    SANG: San, düşünce var sayma
    SANGI: Hayal, serap
    SANIR: 1- Hayal 2- Burç
    SANKUR: Hayret, şaşkınlık
    SANLAV: Hürmet, saygı
    SANLI: 1- Sanıcı, düşünücü 2- Şüpheci
    SANSAK: Anlayış, intiba
    SAPA: 1- Sopa, değnek 2- Kılıç sapı, kabza 3- Aykırı, farklı, başka
    SAPAK: 1- Sopa 2-Aykırı, aykırılık
    SAPAR: 1- Sabar, döver, dövücü 2- Aykırı, farklı 3- Kabza
    SAPURLUŞ: Devrim, ihtilal, ayaklanma, ayrılma
    SARAR: Saran, sarıcı, sarma eyleminde olan, ören, örücü
    SARGIN: 1- Sevimli, sempatik, çekici 2- Sargı, sarılı, örülü
    SARGUT: 1- Güneş ışığı 2- Bağış, ihsan
    SARI: 1- Sarı renk, sarışın 2- Sarılı, sarılmış, saran, sarılma
    SARICA: Sarılı, sarı gibi, sarıya çalan
    SARIG: Sarılı, sarılmış, örgülü
    SARIL: Sarılmaktansarıl, mec. Sevgili, saygılı, cana yakın
    SARIM: 1- Suyu süzmeye yarayan, ince dokuma 2- Sarma, sarılma
    SARIP: Sarp, dik, sarılı, çıkılması güç, yalçın
    SARMAN: (Sarıman) 1- Sarışın, sarıya çalan 2- Sıcak kanlı, cana yakın
    SARMAŞIK: Sarılı, sarpa sarmış, sarılan
    SARTIK: 1- Sarılı, örgülü, örülmüş 2- Farklı, dikkat çekici
    SARU: 1- Sarı 2- Sıra dışı, farklı, dikkat çekici 3- Batı, batı yönü
    SARUCA: 1- Bir sungur türü avcı kuş 2- Sarıya çalan, sarışın
    SARUL: Sarılı, sarılmış
    SATI: 1- Satık, satuk, satılmışın dişisi 2- Pazar yeri
    (Eski Türk geleneklerine göre, çocukları sık ölen ya da olmayan ailelerin, çocuğu olduğunda,
    yaşaması ve uzun ömürlü olması için, onu Tanrı’nın sevdiği, toplumun sevip saydığı, bir ulu kişiye ya da onun ruhuna, çocuğu koruması, manevi bir destek vermesi bakımından emanet edilmesi eylemine satma-satılma adı verilir. Çocuk erkekse, “Satılmış”, kız ise “Satı” adı verilir. )
    SATIÇ: 1- Satıcı, tüccar 2- Mertebe, rütbe
    SATIM: 1- Satıcığım 2- Ticaret
    SATIŞGAN: Satıcı, tüccar
    SATUK: Satı, satık, satılmış
    SATUN: Satın alma, satın alma gücü, paha
    SAV: (Sava) 1- Mesaj, haber, yeni haber 2- İddia- isnat 3- Ün, san 4- Savaş, vuruşma, dövüş 5-Öykü, atasözü, darbı mesel
    SAVA: (Sav)
    SAVACI: (Savcı)
    SAVAN: 1- Savıcı, savaşçı, def edici 2- Elçi, arabulucu
    SAVAR: Savaşçı, savıcı, defedici
    SAVARU: 1- Bahşiş, armağan 2- Geçici, muvakkat
    SAVAŞ: Harp, döğüş, vuruşma, savma, defetme
    SAVAŞGAN: Savaşçı, cengaver
    SAVÇI:(Savcı, savacı)1- Elçi, haberci, resul, sözcü 2- Savaşçı, cengaver 3- Ünlü, meşhur, ün salmış
    SAVDUK: Uğurlama, veda
    SAVGAT: Armağan, bahşiş
    SAVGU: 1- Haraç, vergi 2- Şifa, derman
    SAVRIN: 1- Armağan, bahşiş 2- Ahd, azim
    SAVRUK: Savrulmuş, derbeder
    SAVTUR: Veda, uğurlama
    SAVUN: 1- Davet, çağrı 2- Savunma, savaş 3- Ağıt, mersiye, ölenlerin yiğitlik ya da hayırlı işlerini anlatmak için verilen yemek
    SAVUNDUK: Davetiye
    SAVUNGAN: Savunucu, savaşan, direnen, müdafi
    SAVUR: Eli açık, cömert, hovarda
    SAVURKAÇ: 1- Savurgan, hovarda, eli açık 2- Fırtına, katı yel
    SAVUT: 1- Koruyucu, koruyan, müdafi 2- Zırh, çelik yelek, demirağ
    SAY: (sag, sağ, sak, sayı) 1- Saygı, sayma, geçerli kılma 2- Düşünme, ölçme, seçme, tasarım, hesap, ödeşme 3- Taşlık yer 4- Zırh, göğüslük
    SAYAK: Saygılı, hürmetli
    SAYAN: 1- Saygılı, saygıdeğer, saygıya layık 2- saygı gösteren, efendi, ağırbaşlı
    SAYDAM: Saf, net, berrak, sayılabilen, açık, temiz, bilinen
    SAYDUR: Saygı duruşu, ihtiram duruşu
    SAYGI: 1- Hürmet, önem, değer, edep 2- Sayı, sayım, matematik
    SAYGIN: İtibarlı, hürmet gören, saygı gören, hatırı sayılır
    SAYIL: Seçilmiş, seçkin, sayılan
    SAYILGAN: Sayılan, saygı gösterilen,muteber
    SAYIM: Saygı, saygı gösteriş
    SAYIN: 1- Seçkin, değerli, muteber, güzide, muhterem 2- Saf, halis, arı 3- Güzel, ender rastlanan
    SAYINDI: Saygı duyulan, itibar gören, muhterem, saygın
    SAYIR: İçinden su çıkan mağara
    SAYIŞ: Ödenek
    SAYIT: Saygın, muteber
    SAYLAK: Sayılan, takdir gören, usta, uzman
    SAYLIK: Şeref, haysiyet, onur
    SAYMAN: Sayıcı, hesapçı, hesap ve sayı uzmanı
    SAYRI: Üzgün, mahzun, yorgun ilgisiz
    SAYVAN: Gölgelik, kamelya
    SAZAĞAN: (Sazan) Soğuk yel
    SAZAK: 1- Sazlık, bataklık 2- İnce yağan kar 3- Ak bulut 4- Çok konuşan, geveze 5-Poyraz, soğuk esen yel 6-Sezgin, sezici, uyanık
    SAZAN: 1- Soğuk esen yel 2- Sazlık, bataklık 3- Sezen, sezici
    SEBE: Sevgi, sevi
    SEBÜK: Sevik, sevilen, sevgi gören
    SEÇEN: 1- Titiz, seçici, ayırıcı 2- Konuşkan, hoş sözlü
    SEÇİL: 1- Seçkin, güzide, seçilmiş 2- Farklı, olağanüstü
    SEÇİLİR: Seçkin, güzide
    SEÇİLMİŞ: Seçkin, güzide
    SEÇKİN: 1- Farklı, göze batan, olağanüstü 2- İtibar gören, muhterem
    SEGREK: Seyrek, ender rastlanan
    SEĞİRTGEN: 1-Koşucu, atlet 2- Afacan, ele avuca sığmaz, tez canlı
    SEĞREK: Seyrek, nadir, az rastlanır
    SEKMEN: Seviye, mertebe
    SELÇİK: (Seligcik) 1- Temiz, pakize, namuslu, bakire 2- Küçük kılıç, bıçak 3- Açık,beliğ, fesahatli
    SELEK: Eli açık, cömert
    SELEN: 1- Salınan, sallanan, kıvrılan 2- Temiz, pak, namuslu, zarif, bakire 3- Fısıltı, hafif ses 4-Haber, havadis 5- Yılan (Tuva ve Çuvaşlarda)
    SELENGE: Kıvrılan, kıvrık
    SELİG(Silig): 1- Namuslu, temiz, dürüst, pakize 2- Kibar, narin, zarif
    SELİGÇİK: (Selçik) Temiz, namuslu, bakire
    SELİN: 1- Selen, salınan, haber, fısıltı 2- Sülün kuşu
    SEMİZ: 1- İri yarı, şişman 2- Besili, bakımlı
    SENGER: 1- Canavar, ejderha 2- Kale, burç
    SENGİ: Sevgi, sevi
    SENGÜN: Ordu komutanı, general
    SEPİL: 1- Yaygın, yayılmış, bulaşmış 2- Kale, hisar
    SEPİN: 1- Çeyiz, kalın 2- Yaygın, yayık
    SEREDAY: Yüzük, takı, aksesuar
    SERİM: 1- Gösteriş, teşhir 2- Sabır, metanet
    SERİN: 1- Gölge, gölgelik 2- Genişlik, gerilmişlik 3- Soğuğa yakın, hafif soğuk 4- Sabırlı, dayanıklı
    SERİNGEN: 1- Serince, serinleşmiş 2- Sabırlı, dayanıklı
    SEVEN: Sevmekden sevgi sahibi, şefkatli, tutkulu
    SEVERGE: 1- Dost, yakın, yaren 2- Aşk, sevgi, tutku
    SEVGİ: Sevme eyleminin nüvesi
    SEVİ: Sevgi, sevgi eğilimi, sevgi yakınlığı
    SEVİGEN: Seven, sevgisini veren
    SEVİK: 1- Sevilen, sevgi gösterilen, sevgiye layık, sevgili 2- Dost, gönüldaş
    SEVİL: Sevilen, el üstünde tutulan
    SEVİLGEN: Sevilen, aşırı ilgi gören
    SEVİM: Sempati, alım, çekicilik- sevgiye yol açan
    SEVİMLİ: Çekici, sempatik
    SEVİN: Sevinç, mutluluk
    SEVİNÇ: Neşe, coşku, sevinme duygusu, mutluluk
    SEVİNÇEK: Sevinilecek şey, sevinç kaynağı
    SEVİNDÜK: Mutluluk, bahtiyarlık (Uzun süren bir çocuksuzluk döneminden sonra, çocukları olan ailelerin sık kullandığı, geleneksel adlardan)
    SEVİNMİŞ: Sevinçli, mutlu, mutlu olmuş
    SEVİNTİ: 1- Mutluluk, mutlu olmaya değen 2- Ferahlık, gevşeme, rahatlık, huzur
    SEVÜK: Sevilen, sevgili, canan
    SEYİRTGEN: Afacan, çalışkan, ele avuca sığmaz
    SEYREK: Az rastlanır, sıra dışı
    SEZEK: 1- Hassas, duygulu, ferasetli 2- Sezgi, anlayış, kavrayış, his
    SEZEN: Anlayan, kavrayan, hisseden
    SEZER: Hassas, duygulu, fark edici
    SEZGİ: İdrak, seziş, hissediş, ilham
    SEZGİN: Hassas, sezici
    SEZGİR: Hassas, narin, alıngan
    SEZİGEN: Sezen, sezgin
    SEZİK: Sezgin, içli
    SEZİKLÜ: Tedbirli, sezici
    SEZİM: Hissediş, anlayış
    SEZİMTAL: Hassas, duygulu
    SEZMİŞ: İdrak eden, anlayan
    SIBAK: Sopa, değnek
    SIDAL: Muktedir, güçlü, egemen
    SIGUN: 1- Yabani geyik 2- Emek, zahmet, sıkıntı
    SIĞIN: Erkek geyik, Ala geyik
    SIĞINAK: Sıkı korunan, sığınılacak yer, yoğun ve katı olan yer
    SIĞINDIK: Bağlılık, sadakat
    SIĞLAM: 1- Sağlam, sıkı, yoğun 2- Sine, bağır
    SIK: Katı, yoğun
    SIKI: Katı, sıkılmış, yoğun
    SIKILGAN: Daralmış, daralan, sıkılaşan, utangaç
    SIKIN: 1- Keder, yas, üzüntü, sıkıntı 2- Ala geyik
    SILIV: Temiz, pakize, bakire
    SILKIM: Cesur, gözükara
    SIN: 1- Deney, deneme 2- Endam, gösteriş
    SINAÇI: Hakem, sınayıcı
    SINAĞ: Sınav, imtihan, deneme
    SINAK: Deney, sınav, imtihan
    SINAUVU: Sınav, deney
    SINAYÇI: Hakem, sınayan
    SINÇI: Hakem, sınaçı
    SINDIRAÇ: Bülbül
    SIRAY: Çehre, yüz, beniz
    SIRGA: 1- Küpe, takı, aksesuar 2- Armağan, bahşiş 3- Halka, halkalı
    SIRGALU: Küpeli
    SIRMA: Sırlı, boyalı, gümüş tel
    SIYKIM: Sevgili, canan
    SIYLI: 1- Sevimli, sempatik, muteber 2- Armağan
    SIYLIK: Armağan, bahşiş
    SIYURGAL: Armağan
    SIZGIÇ: Kalem, yazgaç
    SIZIM: Sızı, yakınma, hüzün
    SİBEL: 1- Buluttan ayrılıp henüz yere düşmemiş yağmur tanesi 2- Buğday, buğday tanesi
    SİLGİ: Arınma, temizlik, parlaklık
    SİLİG: 1- Temiz, namuslu, dürüst 2- El değmemiş, bakir, bakire 3- Tatlı dilli
    SİNÇE: Çehre, beniz
    SİNGİL: Küçük kız kardeş
    SİNGİN: Mahçup, sıkılgan
    SİNKEL: İmtiyazlı, ayrıcalıklı
    SİNKİL: İmtiyazlı
    SİR: 1- Şeciye, soy, kök 2- Birleşik, birleşmiş
    SİREK: Zeki, akıllı
    SİTACU: Nazlı, narin, alıngan, hassas
    SİYAVUŞ: Sevimli, sempatik, sevgiye layık
    SİYENDİ: Sevilen, sevilmiş, sevgiye layık
    SİYREK: Az rastlanır, seyrek bulunur
    SİYUN: Sevim, sevimlilik, sempati, beğeni
    SİYURAN: Utkan, muzaffer
    SİYURGAL: 1- Ödül, armağan, ödül alma 2- Madalya, askeri nişan
    SİYURGATMIŞ: 1- Düşmanı bozguna uğratmış 2- Başarılı, ödül ve övgü almış
    SİYÜNÇ: Sevinç, mutluluk
    SİZGEK: Zeki, sezgin, müdrik
    SİZÜÇEN: Hassas, zeki, uyanık, akıllı
    SOBAY: 1- Bekar, yalnız, münferit 2- Silahını iyi kullanan, deneyimli asker, savaşçı
    SOĞAY: Sağlıklı, zinde, dinç
    SOKMAN: 1- Mert, dürüst 2- Diz kapağına kadar gelen uzun bir tür çizme (Türkmen çizmesi)
    SOKULAG: 1- Adak, kurban 2- Sokulgan, munis, cana yakın
    SOKULGAN: Cana yakın, munis
    SOKUM: Kurban, adak
    SOLAGAY: 1- Solak 2- Ters, hiddetli, öfkeli
    SOLAK: 1- Asker yöneten, asker sevk eden (Sulag) 2- Sol el ve ayağını kullanan
    SOLAŞIGLI: Yararlı, çok yararlı, iş bitirici
    SOLGUN: Rengi kaçmış, yıpranmış, hüzünlü
    SOLGUR: (Salgur) Atak, saldırı
    SOLIN: Araştırmacı, meraklı
    SOLMAGAN: Canlı, ölümsüz, solmaz
    SOLMAZ: Canlı, diri, çekici
    SOLTU: Soludu, soluklu
    SOLUK: Nefes, can
    SONGAR: Sungur, şahin
    SONUÇ: 1- Son, bitim, kıyı 2- Uç, sınır, limit
    Otmanlı ve Salçuklular döneminde, sınır karakollarında görev yapan kişiler verilen bir ad
    SORGUÇ: Başa takılan çelenk
    SORGUN: Söğüt türü bir ağaç
    SOYÇA: Soylu, soyluca
    SOYDAM: 1- Soylu, soyunu düşünen 2- Ailesine bağlı, yuvasına bağlı
    SOYDAN: 1- Soylu, soylu bir aileden gelen 2- Hanedan, hanedanlık
    SOYDAŞ: Aynı soydan gelen, aynı soyun kişileri
    SOYLAMIŞ: 1- Soyunu çoğaltıp, kutsayan, örgütleyen 2-söz, söyleyen, konuşmacı, hatip
    SOYLU: Asil, asalet sahibi
    SOYLUHAN: birl. Soylu/Han
    SOYON: (Sayın)
    SOYSAL: birl. Soy/Sal 1- Ünlü, meşhur 2- Soylu, asil 3- Medeni, uygar
    SOYURGAL: 1- Ödül, askeri ödül,madalya, nişan 2- Armağan, bağış, ihsan
    SOYURGAT: İhsan, bahşiş
    SÖKE: Diz üstü çöküş, çökme
    SÖKMEN: 1- Yiğit, gözü kara, düşmana diz çöktüren, dize getiren, buyruğunu
    dinleten 2- Sokman, uzun çizme
    SÖKÜR: 1- Kızgın, hiddetli, kabarmış 2- Dize getiren, diz çöktüren,buyruğunu dinleten
    SÖKÜRMÜŞ: Dize getirmiş, baş eğdirmiş
    SÖN: Güçten kesilme, azalma
    SÖNMEZ: 1- Canlı, enerjik, ateşli, iddialı 2- Parlak, göz alıcı
    SÖNÜ-k- : Sönük, pasif, cansız, heyecansız
    SÖYKEM: Sempati, sevim, sevimlilik
    SÖYLEM: Anlatım, hitap, hitabet, demeç, izah
    SÖYLENCE: Efsane, mit, destan, lejant
    SÖYÜ: 1- Aşk, sevda 2- Sevinç
    SÖYÜÇEN: 1- Aşık, sevdalı 2- Sevinçli, mutlu
    SÖYÜNDÜK: Sevindik
    SÖZBAY: birl. Söz/Bay Söz zengini, hatip, söz cambazı
    SÖZBİR: birl. Söz/Bir mec. Doğruluk, dürüstlük, söz birliği, sadakat
    SÖZEÇEN: (Sözen)
    SÖZEN: Hatip, konuşmacı
    SÖZER: birl. Söz/Er, mert, sözünün eri
    SÖZERİ: birl. Söz/Eri, mert, sözünün eri
    SU: 1- Sıvı 2- Asker, er, erat
    SUBAK: Sopa, değnek, cop
    SUBAY: birl. Su/Bay 1- Bilgili ve deneyimli asker 2- Hafif süvari, atlı asker 3- Bekar evlenmemiş (Anadolu ve Azerbaycan’da) 4- Çocuksuz, çocuğu olmayan ( Kazak ve Kırgızlarda)
    SUGAY: Aya benzer, ay parçası
    SUĞUNÇAK: Sığınak, sığınılacak yer, sine, bağır
    SUKTA: Sıkıcı, ezici, acı kuvvete sahip
    SULAK: 1- Asker sevk eden, sefere çıkan 2- Sulu, verimli
    SUN: 1- Çağrı, davet 2- İncelik, nezaket 3- Vermek, ihsanda bulunmak
    SUNA: 1- Emsalsiz güzellik 2- Yeşilbaş ördeği
    SUNAK: Adak, kurban
    SUNAR: 1- Davetkar 2- Cömert, abadan
    SUNAYAN: Çığırıcı, davetkar
    SUNÇA: Sunak, adak
    SUNÇAK: Adak, kurban
    SUNGU: Bağış, ihsan, ikram
    SUNGUN: 1- Yetenek, yetenekli 2- Sunulan, adak, hibe
    SUNGUR: 1- Kartal 2- Şahin
    SUNGURCA: Sungur yavrusu, küçük sungur
    SUNKA: Sunak
    SUNKAK: Sunak
    SUNKAR: Sungur
    SUNKUR: Sungur
    SUNTAY: birl. Sun/Tay
    SUNU: İkram, davet, bağış, armağan
    SUSKUÇAK: Küçük, körpe
    SUSÜ: Sağlık, şifa
    SUTU BOĞDA: Mübarek, Tanrısal, Tanrıdan gelen (Eski dönem Tanrı sıfatlarından)
    SUVAN: Savaşçı, cengaver
    SUVAR: Bolluk, bereket
    SUVAT: 1- Su kanalı 2- Suyun taksim edildiği yer
    SUYUN: (siyun, sevim) Sevimlilik, sempati, niyet
    SUYUNÇUK: 1- Sevinç, sevimlilik 2- Müjde
    SÜÇÜG: (Süçig) Tatlı, lezzetli, hoşa giden
    SÜDÜN: birl. Süt/Ün, Soylu, temiz
    SÜLEDİ: Saldırgan, akın yapan, akıncı
    SÜLEK: Saldırgan, akıncı
    SÜLEMİŞ: 1- Akıncı, saldırgan, düşman üzerine asker yollayan 2- İyi silah kullanan, silahşor
    SÜLÜN: Uzun kuyruklu, renkli bir kuş
    SÜNE: Ruh, can
    SÜNGÜ: (Süngük) 1- Kesici ve delici, uzun bıçak 2- Kemik, kemik parçası, kemikle yapılan mızrak 3-Eskiden, mezar başlarına dikilen sırık
    SÜNGÜK: Süngü
    SÜNGÜŞ: Süngü darbesi, süngü hamlesi, süngüleme, savaş
    SÜRÇEK: Yemek, oyun ve eğlence için yapılan, gece toplantısı
    SÜREN: 1- Asker sevk eden, savaşa asker yollayan 2- Haykırış, nara, savaş narası
    SÜRER:Asker sevk eden
    SÜRGİT: 1- Payidar, kalıcı 2- Ulak, postacı
    SÜRÜN: Süs, makyaj, makyaj malzemesi
    SÜSÇEN: Kargı ve kılıç saplamada usta olan kişi
    SÜSMEN: 1- Süslü, süsü ve süslenmeyi seven 2- Tos atan, toslayan
    SÜSÜN: Süslü, işveli, sempatik, çekici
    SÜVERCE: Canan, aşık olunan, maşuka
    SÜYEK: Kemik, soy, sop
    SÜYGEN: Sevgili, canan
    SÜYÜK: Kemik, soy, oymak
    SÜYÜM: 1- Sevim, sempatik 2- Görüş, kanaat
    SÜYÜN: Sevim, sempati
    SÜYÜNÇ: 1- Sevinç,mutluluk 2- Müjde
    SÜYÜNÇÜ: (Süyünç) müjde
    SÜYÜRGE: Toy, şölen, ziyafet
    SÜYÜŞ: Buse, öpücük
    SÜZEM: Diksiyon, söz söyleme ve konuşma ahengi
    SÜZGE: Tarak, çok ince dişli saç tarağı
    SÜZGÜ: 1- Tarak 2- Süzgeç
    SÜZGÜN: 1- Arınmış, süzülmüş 2- Mest, mahmur, kendinden geçmiş 3- Göz alıcı, alımlı
    ŞAD:(Şat) 1- Ordu komutanı, general 2- Tigin, prens 3- Cesur
    ŞADAPIT: Şad’a bağlı birlik ve beyliklerin genel adı
    ŞAKAR: 1- Şakır, bülbül gibi öter 2- Çakar, cesur
    ŞAKIR: 1- Öter 2- Çakır
    ŞAKRU: Çağrı, mesaj, davet
    ŞAMAN: Kam, baksı
    ŞANÇI: Saplayıcı, iyi ok ve kargı kullanan, silahşor
    ŞANDA: Alçak ve rutubetli yer
    ŞANYU: (Tanyu) Sonsuzluk, genişlik
    ŞARA: (Çara) Ufuk, ufuk çizgisi
    ŞAŞ: 1- Şiş, sivri uçlu, et pişirme aracı 2- Taş 3- Dış kısım, dışarı dışarıda kalan, taşra
    ŞAŞLIK: Şiş, şiş kebabı
    ŞAYBAL: Şımarık, nazlı
    ŞAYLAN (çaylan): Nazik, kibar, neşeli, güler yüzlü
    ŞAYLIĞ: Şeref, onur
    ŞEYBAN: (Şeban, şıban, çıbın, zıbın) Sinek, haşarat
    ŞIMGA: Acele, aceleci
    ŞORAMUN: (Çoramun, çuramun) Ruhlarla ilgilenen, kötü ruhları kovan
    ŞORLAK: Şorul, şorul akan su, çağlayan
    ŞÖLEN: Yalnızca fakir ve kimsesizlere verilen toy, yemek ziyafeti, Bey yemeği
    ŞUMGA: Aceleci, tez kanlı
    ŞURLAK: Çağlayan
    ŞURLAYU: Çağlayan
    ŞÜYÜN: Müjde





  4. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    TABAN:1- Tapan, tapınan 2- Temas, dokunma, vurma 3- Dizi, sıra, kafile
    TABAR: 1- Tapan, tapınan 2- Vuran, döven, dövüşçü
    TABGAÇ: 1, Dövüşçü, kavgacı 2- Ulu, saygıdeğer, muhterem 3- Tapıcı,tapınıcı
    TABIN: (Tapın) İbadet
    TABKI: Vicdan
    TABU: (Tapı, tapu) Kutsanmış, kutlu yapılmış, tapılacak duruma getirilmiş
    TABUK: 1- Tabu 2- İnayet, yardım, hizmet
    TABUN: Tapın, ibadet
    TAÇA: Tasarı, kurgu, plan
    TAÇAM: Tasarı, plan, kurgu, senaryo
    TADIK: Tat, lezzet, damak
    TAG: (Tak, tağ, dağ)
    TAGA: 1- Silah 2- Kural, kaide 3- Saygıdeğer, hürmet edilen
    TAGAY: 1- Saygı duyulan kişi 2- Dayı, ana tarafından gelen akraba
    TAGI: 1- Dindar, inançlı 2- Takı, aksesuar
    TAGUK: Tavuk
    TAĞ: Dağ
    TAĞAN: Üç ayak, saç ayağı
    TAĞAŞAR: birl. Dağ/Aşar mec. Azimli, kararlı
    TAĞLUK: Dağlık, dağlık bölge
    TAĞMA: 1- Dağ eteği 2- Elçi, devlet temsilcisi, devlet görevlisi
    TAĞUDAR: 1- Heybetli, dağ gibi 2- Dağıtıcı, yok edici, yıkıcı, şiddetli 3- Kısmet, nasip
    TAKAK: Ucu, ateşli ok
    TAKAY: 1- Dayı, ana tarafından akraba 2- Dolunay
    TAKIĞ: Takı, ziynet, aksesuar, mücevher
    TAKIR: Takı, ziynet
    TAKIŞ: Takı, süs, aksesuar
    TAKİ: Dindar
    TAKSUK: Harika, olağanüstü, anormal
    TALA: 1- İri cüsseli, heybetli 2- Seçkin, güzide
    TALAKAN: Yağmacı, yağmalayan
    TALAN: Yağma, yağmalama, üşüşme, saldırı
    TALAS: 1- At yarışlarındaki, başlangıç ve bitiş çizgisi 2- Fırtına, kum fırtınası 3- Dalga
    4- Tartışma, münakaşa
    TALAY: (Taluy, Tulay, Toluy,Tolu) 1- Okyanus, derya, büyük deniz, büyük göl
    mec. Ululuk, büyüklük, sonsuzluk 2- Gelecek, ikbal 3- Seçkin,güzide
    Şamanist gelenekte Deniz ve göllere bakan Tanrı
    TALAZ: Dalga
    TALI: Güzide, seçkin
    TALIKU: Seçkin, güzide, beğenilen
    TALIMAN: Seçkin, güzide
    TALKILIÇ: (Dalkılıç) Zırhsız, korumasız
    TALKAN: Kızartılmış tahıl
    TALPIN: Faal, aktif, çalışkan, himmetli
    TALŞIK: İtimat, teminat, güvence
    TAMAN: Duman, sis
    TAMAR: 1- Damla, damlayan 2- Demir, demir cevheri
    TAMGAÇ: Memur, devlet memuru, damgacı, devlet görevlisi
    TAMIŞ: 1- Demiş, söylemiş, bilgili, deneyimli, sözüne değer verilen, sözüne güvenilen 2-Damla
    TAMİR: Temir, demir
    TAMİZ: Damla
    TAMTUK: Büyük ve kuvvetli ateş
    TAMU: (Tamuğ) Yerin dibi, yer altı, cehennem
    Şamanist gelenekte, kötü kişi ve ruhların, öldükten sonra gittikleri yer
    TAN: (Tang) 1- Gün açımı, gün doğumu, şafak 2- İlginç, acayip, şaşkınlık yaratan 3- Tatlı, tat veren,huzur veren
    TANA: (Dana) dana, iki yaşındaki inek yavrusu
    TANDU: 1- Tan vakti, tan vaktinde doğmuş 2- Alev, alevli büyük ateş
    TANG: 1- Mucize, olağanüstülük 2- Tan vakti 3- Giriş, antre
    TANGAK: Kaygı, endişe
    TANGSUK: Mucize, şaşırtıcı olay, olağanüstülük
    TANGUT: (Tankut) Savaşlarda, mızrak ve tuğların yanına ya da ucuna takılan ipek kumaş, flama
    TANIK: 1- Tanuk, şahit, gözlemci 2- Tanıdık, dost, yaren
    TANIL: Ünlü, meşhur, tanınan
    TANIP: Tanınmış, ünlü
    TANIR: Ünlü, tanınmış
    TANIŞ: 1- Tanınan, bilinen, aşina, tanıdık 2- Danışılan, bilgi ve deneyimine başvurulan, danışman
    TANIŞIK: Yakından tanınan, tanıdık, bildik, dost, yaren
    TANIŞMAN: (Danışman) Tanış, danışılan, bilgili kişi
    TANIT: Tanınacak nitelikte, belirgin, tanınabilen
    TANJU: (Tanyu) Sonsuz genişlik, ululuk,olağanüstülük, mucize gibi
    Hun imparatorlarının unvanlarından
    TANLA: 1- Şaşılası, ürkütücü, olağanüstü, mucize 2- Suçlayan, yargılayıcı 3- Doğuş, tan vakti
    TANLAĞI: Mucize
    TANMAN: Tan vakti doğan
    TANRIDAĞ: birl. Tanrı/Dağ “ Tanrı Dağı”
    Çok eski dönemlerden beri, kutsanarak, Tanrı tarafından yalnızca Türklere tahsis edildiğine
    inanılan ve halen kutlu kabul edilen sıradağların genel adı
    TANRIKUT: birl. Tanrı/Kut
    Tanrısal, Tanrıdan gelen, Tanrının Kutunu üzerinde bulunduran, haşmetli, Hun
    imparatoru Mete Han’ın unvanı
    TANSIĞ: (Tansık,Tansu) hayret verici, şaşırtıcı, olağanüstü
    TANSU: 1- Tansık, mucize 2- Yadigar, armağan 3- Birleşik
    TANTIK: 1- Çok konuşan, konuşkan 2- Tanıdık, hısım, ahbap
    TANUĞ: Tanı, teşhis, kanıt, tanınan, tanınmaya yol açan
    TANYU: (Tanju) Ulu, ulaşılmaz, hükümran
    TAP: Dilek, istek, umut, yardım ve bunları içine alan beklentilerle dolu inanç
    TAPAĞ: 1- Tapma, tapınma, saygı 2- Görev, iş
    TAPAR: Tapan, seven, uman
    TAPARLU: 1- Mutlu, umutlu 2- Sofu, dindar
    TAPDUK: 1- Çocuğu uzun süre olmayanların, çocuğu olduğunda verdiği adlardan 2- Saygı ve sevgiye layık, saygıdeğer 3- İbadet, tapınma
    TAPI: Tapınma, ibadet
    TAPIK: Önde, önde olan, önde gelen
    TAPIN: Tapınma, umma, beklenti
    TAPINGU: Tapınılacak nitelikte sevilen
    TAPIR: Buluş, yenilik, icat
    TAPKI: Vicdan
    TAPKIR: Ayak altında kalıp, katılaşan toprak
    TAPKUR: Tabur, dizi, topluluk, kafile
    TAPLAK: Rıza, kabul, teyit
    TAPUK: Tapu, Tabu 1- Tapınma, dilek, istek 2- Tabu, kör inanç 3- Hizmet, hizmetli
    TAPUKÇI: (Tapıcı) Saray muhafızı, muhafız askeri
    TAPUKSAK: Saygılı, hürmetli
    TAPUN: Kutsama, kutsal bir varlığa yönelme, beklenti, ibadet
    TAPUNMUŞ: Sofu
    TAR: Dar, darlık, zahmet, sıkıntı
    TARA: Ağaç dallarını budamak için kullanılan bıçak
    TARAGAY: Turgay, tarla kuşu, çayır kuşu
    TARAKA: 1- Tarak, eşme, ayırma aleti 2- Saygı gösteren
    TARAMAN: Tarayıcı,rençber, çiftçi
    TARAN: 1- Geniş arazi, ekinlik, ekin yeri 2- Sınır, hudut
    TARANÇI: 1- Sınır muhafızı 2- Ekinci, rençber
    TARANG: Mevki sahibi, imtiyazlı, saygıdeğer
    TARBAN: Gururlu, mağrur
    TARDU: 1- Öncelikli, imtiyazlı 2- Durdu, duran yaşam
    Göktürkler dönemi, üst düzey yöneticilere verilen bir unvan
    TARDUŞ: İmtiyazlı
    TARGAN: Savaşlarda, düşmanın geçeceği yollara, onların gidişini ağırlaştırmak ve güçleştirmek için bırakılan, kaya ve kütük parçaları
    TARGUN: Mahçup, sıkılgan
    TARHAN: (Tarkan) İmtiyaz sahibi soylu kişi. Bu kişiler, vergi vermez, suçları dokuz kereye kadar bağışlanır, kağan ve hanların huzuruna izinsiz girebilirlerdi.
    TARHUN: Güzel kokulu bir yayla çiçeği
    TARIK: Darı, tahıl, ekin
    TARIM: 1- Emek, enerji, zahmet, sıkıntı 2- Ziraat, rençberlik 3- Irmakların küçük kolları
    TARINÇ: Sınır, hudut, uç
    TARING: 1- Derin, derinlik 2- Ziraat
    TARKAN: İmtiyazlı ve soylu kişi (Tarhan)
    TARKANÇ: 1- Öfke, gücenme, rahatsızlık, kızgınlık 2- Darılma, sıkılma
    TARKAT: Bakan, nazır, yönetici, bürokrat
    TARKINÇ: 1- Darılma, darlanma, küsme, küskünlük 2- İsyan, başkaldırma
    TARLIG: 1- Güçlük, darlanma, sıkılma 2- Bahşiş, hediye
    TARTA: Terazi
    TARTAGAN: 1- Tartan, terazi 2- Dağınık, derbeder
    TARTIŞ: Armağan, bağış
    TARUG: 1- Darı, ekin 2- Hediye, bağış
    TASAR: Plan, tasarı, tasarım
    TASIM: Gösteriş, afi
    TAŞ: 1- Dış, dışta olan, görünürde olan 2- Kaya parçası mec. Sertlik, dayanıklılık
    TAŞAN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkun
    TAŞAR: Taşmış, coşkun, ateşli
    TAŞGAN: Taşan, coşan, ateşli
    TAŞGARU: Dışarı, dışarıdan, taşra
    TAŞGIN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkulu, ateşli, asabi
    TAŞKI: Dışarıdan, taşralı
    TAŞKIN: Coşkun, ateşli
    TAŞRALU: Dışarıdan, yabancı
    TAŞRIK: Dışarıda, gurbet, gurbetçi, sefere giden.
    TAŞUG: Taşınabilir mal, menkul değer
    TAŞÜREK: birl. Taş/Yürek ( Cesur, gözü kara)
    TAT: 1- Yemek, damak 2- Uzak, uzakta, uzaktan, yabancılaşmış 3- Kılıç pası, paslı kılıç
    TATAR: 1- Uzakta kalmış, yabancılaşmış 2- Çayırlık, mera 3- Kent dışında yaşayan
    TATAŞ: (Dadaş) 1- Yakın dost, yaren, arkadaş 2- Uzakta kalmış, aynı uzaklığı paylaşan
    TATIG: Tatlı, hoş
    TATIR: Çayırlık, otlak, mera
    TATLI: Tatlı veren, hoşa giden mec. Güler yüzlü, sevimli, cana yakın
    TATU: 1- Barış, sulh 2-Uzağı gören, uzak görüşlü 3- Bakıcı, eğitici 4- Tatlı, tat veren
    5- Yaratılış, fıtrat
    TAV: 1- Hız, devinim, çeviklik, koşu, davranmak, harekete geçmek. 2- Dağ
    TAVAR: Hızlı hareket eden, hızlı davranan.
    TAVGAÇ: 1- Hızlı koşan, hızlı davranan, atik 2- Çekici, cezbedici
    TAVIŞGAN: Tavşan
    TAVLI: 1- Hızlı, atik 2- Dağlı
    TAY: 1- Dayak, dayanak, dayanılacak nesne 2- Soy, asalet, soyluluk unvanı 3- Ululuk, büyüklük,çokluk 4- Mevki, yer, bölge 5- Ananın erkek kardeşi, dayı 6- Süt emen at yavrusu
    TAYAK: Baston, değnek, dayanılacak nesne.
    TAYANÇ: 1- Dayanç, dayanak 2- Hami, koruyucu, sırdaş, güvenilen kişi
    TAYANÇI: Danışman, memur.
    Uygurlar döneminde, küçük dereceli memur unvanlarından
    TAYANG: Dayak, dayanak, destek, dayanak
    TAYANGU: Danışman, aracı, sıra dışı. Han ve kağanların danışmanlarına verilen bir unvan
    TAYCU: 1- Hami, destekçi, koruyucu 2- Soylu, seçkin 3- Tay sahibi,tay eğiticisi
    TAYEÇE: birl. Tay/Eçe..Soylu, saygıdeğer hanım. (Teyze, sözcüğünün buradan
    geldiğini söyleyen dilciler var.)
    TAYGA: 1- Kavak, çam, söğüt karışımı ormanlık bölge 2- yoğurtlu sebze çorbası
    TAYGAN: 1- Karışık ağaçlı orman 2- Dayanak, destek
    TAYGANA: Kaygan, kayıcı
    TAYGUN: Yavru, çocuk, torun
    TAYGUR: Kayan, kızakla kayan
    TAYIK: Kibar ve nazik genç
    TAYLAN: 1- Beyefendi, centilmen 2- Yakışıklı, heybetli 3- Düzgün ve etkileyici konuşan
    TAYŞI: 1- Mürşit, yol gösteren 2- Hami, koruyucu
    TEBER: Balta, baltalı mızrak
    TECİMEN: İdareli, ekonomist
    TECİMER: Ekonomist, hesaplı
    TEDAN: Tutan, zapt eden, zabit
    TEDİK: (Tetik) 1- Usta, becerikli, bilgili 2- Öğüt, nasihat
    TEGEN: (Değen) Değerli, karşılığı olan
    TEGİN: Tigin, prens, şehzade, bey oğlu. Göktürkler döneminde, vali unvanı olarak da kullanılmıştır.
    TEGİNEK: Değnek, baston
    TEGİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- Hücum, taarruz 3- Ulaşım, ulaşma
    TEGİŞ: 1- Değişim, değişme 2- Dövüş, temas, çarpışma, hücum
    TEGRE: Daire, çevre, civar, etraf
    TEGREK: 1- Değer, kıymet 2- Tekerlek, değirmi, yuvarlak
    TEĞME: Değme, seçkin, farklı
    TEKER: 1- Değer, kıymet 2- Çevre, yöre, daire 3- Saldırgan, mütecaviz
    TEKEŞ: Döğüş, değiş, temas, savaş, savaşçı
    TEKİN: 1- İyi, güzel, biricik, emsalsiz, uğurlu, uygun 2- Rahat, güvenli,güvenilir,
    3- Tigin, prens, bey oğlu 4- Tabi, bağlı, kul, köle 5- Boş, ıssız, toplumdan uzak kişi 6- Saldırgan
    TEKİNİK: Güvenilir, iyi, münasip, uygun
    TEKİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- kara benli, kara çizgili 3- Hücum, saldırı, saldırganlık
    TELA: 1- Delici, delen 2- Tolu, olgun, bilge 3- Armağan, adak, sungu
    TELEK: Armağan, sungu
    TEMİR: Demir
    TEMİR YALUP: birl. Demir/Yalup demirci ustası, silah yapımcısı
    TEMİRÇAL: birl. Temir/Çal ( kılıç darbesi, kılıç vuruşu)
    TEMİREN: Ok başlığı, okun ucundaki sivri ve delici demir parçası
    TEMİRHAN: birl. Temir/Han
    Eski dönem, “ Maden Tanrısı”
    TEMİRKIRAN: birl. Temir/Kıran mec. Acı kuvvet, acı kuvvete sahip kişi
    TEMİŞ: Demiş, söylemiş, bilgin, deneyimli
    TEMÜGE: (Temürge) demir, nüvesi
    TEMÜRKAZUK: birl. Temir/Kazık Kutup yıldızı
    TENBE: At koşumu, koşum takımı
    TENEKUR: Boraks madeni
    TENGİZ: Deniz
    TENİK: Azim, kararlılık
    TENŞİ: Eşit, adil, adaletli
    TEOMAN: Sis, duman, tuman
    TEPE: 1- Uç, sınır, doruk, yükseklik, yüksek yer 2- Yığın, kütle 3- Bir nesnenin sivri ucu
    TEREÇE: İnce, narin, zarif
    TEREK: Siper, koruyucu
    TEREKEME: Siper, siperlik, sütre
    TERİLGEN: Diri, canlı, hazır, tetik, tetikte
    TERİLGENBUDUN: birl. Terilgen/Budun
    Devletin çekirdeğini oluşturan boy merkez halk Devletin, temel, ulusal askeri gücü
    TERİM: 1- Bilim, sanat, bilim ve sanat erbabı 2- Emek, alın teri, zahmet 3- soyluluk, şeref, onur,nurlu 4- toplantı, dernek 5- Han soyundan gelen kızlara verilen bir soyluluk unvanı
    TERİŞ: Derleme, toparlama, birleştirme, birleştirici, derleyip toparlayıcı
    TERKEN: 1- Süs oku, süslü ok 2- Savaş arabası 3- Soylu, soyluluk unvanı
    TERNEK: Dernek, toplantı
    TESİYEMİ TANYU: (Ululuğun sınırı olmayan, en ulu )
    TETİK: 1- Uyanık, hazır 2- Becerikli, mahir
    TEYENG: Sincap
    TEYMUR: Demir
    TEZ: 1- Hızlı, ivedi, hızlılık 2- Kaçma, ürkme, ürküntü 3- Şiddet, şiddetli
    TEZME. Çabuk kızan, canı ağzında, kızıp çekip giden
    TEZÜREK: birl. Tez/Yürek Heyecanlı, ateşli
    TIBIK: Sakin, asude
    TILSIM: Büyü, efsun, sihir
    TIN: (Tin) Ruh, can, nefes
    TINGI: 1- Tin, can, yaşam 2- Kulağa gelen ses, ses dinleme (Tınlama)
    TINGLAK: Efendi, söz dinleyen
    TINGLAR: Dinler, hürmetkar
    TINGLATUR: Sözü dinlenen, sözü geçer
    TINGLAYU: Munis, söz dinleyen
    TINGLIĞ: Canlı, diri
    TINI: 1- Ruhsal, ruhla ilgili 2- İnanç, iman 3- Tıngırtı, kulağa gelen ses
    TİGİN: Prens, şehzade, han oğlu, bey oğlu
    TİGREK: Çevre, daire
    TİKE: Parça, bölüm, lokma, tıkım
    TİKEN: Dikili, dik, dikmiş
    TİKİM: Parça, lokma
    TİLBE: Dilek, dilenen şey, murat
    TİLBİ: Dilek
    TİLEK: Murat, istek, dilek
    TİLKİ: Tilki, kürkü için avlanan hayvan
    TİLMAÇ: Çevirmen, tercüman
    TİLMEN: (Dilmen) Konuşkan, hatip, çenebaz
    TİLTAY: Etken, amil, neden
    TİLUN: Dolun, tolun, dolu, tam, eksiksiz, kusursuz
    TİMAGUR: Merhametli, vicdanlı
    TİMUÇİN: (Temuçin, temurçin, timurçine)
    Çengiz Kaan’ın ilk adı. Ancak doğrusu, Timurçin’dir. Demir ucu, sivri demir anlamındadır.
    TİMUR: Demir
    TİMUR KÜRKAN: birl. Timur/Kürkan
    Türk dünyasının en ünlü simalarından. Yalnızca Türk tarihi değil, dünya tarihinin de başta gelen liderlerinden. Çengiz Kaan’dan sonra, dünyanın ikinci büyük fatihi. Yaşamı hep çetin mücadelelerle geçmiş, koca bir imparatorluğu adeta yoktan var etmiştir. Kürkan (Damat) lakabını, evliliğinin ilk yıllarında, kayın eçesi olan Buhara Emir’ in himayesinde oluşu nedeniyle almış, daha sonraları,İranlılar ona “ Timurleng”, Otmanlılar “ Aksak Timur” lakabını takmışlardır. Bu ulu kişi zamanında,Türk dünyası üçüncü ve son kez olarak, tek devlet çatısı altında toplanmış, “ Birleşik Türk devletleri” ideali, bu ulu kişinin döneminde son kez gerçek olmuştur.
    TİN: 1- Can, ruh, öz 2- Soluk, nefes, yel 3- Dinmiş, dingin, sakin, bitik 4- Gök, göksel, Tanrısal
    TİRGEÇ: Diri, canlı, dirilik veren
    TİRİG: Diri, canlı, güçlü
    TİRİGLİĞ: Dirlik, yaşam, geçim
    TİRİL: 1- Can, ruh, yaşam 2- Dirilik, canlılık, derlenip toparlanma 3- Derlenme, derleniş
    TİRİM: Yaşam, geçim, hayat yolu
    TİRKİŞ: Kervan, kafile
    TOGA: 1- Doğa, tabiat, hilkat, yaratılış, huy 2- Kalın, katı, yoğun, doymuş 3- Usul, yordam, teamül
    TOGAY: 1- Toga 2- Dolunay 3- Koruluk, küçük orman
    TOGU: 1- Doğu, doğuş 2- Vuruş, darbe
    TOĞAÇ: (tokaç) Topuz, çamaşır yıkarken kullanılan tahta topuz
    TOĞAN: 1- Doğan, doğan kuşu 2- Canlı, doğmuş olan, yaşayan
    TOĞMA: 1- Dokuma, dokumadan yapılan giysi 2- Yerli, yerli halktan olan kişi
    TOĞMAK: (Tokmak)
    TOĞMUŞ: Doğmuş, ortaya çıkmış, canlı, yaşayan
    TOĞRUL: 1- Tuğrul 2- Doğrulmak, ayağa kalkmak
    TOĞRULÇA: Doğan kuşu, doğan yavrusu
    TOĞSIK: Doğuş, doğum, ortaya çıkış
    TOĞUL: 1- Doğulu, doğudan 2- Doğum, doğuş, ortaya çıkış
    TOĞULGA: Tolga, tulga, savaş başlığı, miğfer
    TOK: 1- İrilik, katılık, dayanıklılık, yoğunluk 2- Vuruş, darbe, dövüş, savaş 3- Yol, yöntem, yordam
    TOKA: 1- Tok, sert, katı 2- Usul, yol, yordam, teamül 3- Dövüş, vuruş, vuruşma, 4- Huy, hilkat,yaratılış
    TOKAÇ: (Togaç) Topuz, çamaşır topuzu
    TOKALIG: Tokluk, katılık, sertlik
    TOKAY: 1- dolunay 2- Dere kenarlarında yetişen bir çiçek, çalı
    TOKLU: 1- Yol, yordam, bilen, bilge 2- Bir yaşını geçmiş kuzu 3- İri, dolgun, besili
    TOKMAK: Vurma, ezme, dövme aracı
    Kalın, geniş, ağaçtan yapılmış çekiç
    TOKOL: Kuma, ikinci hanım
    TOKTA: 1- Durma, yaşama, direnç, dayanıklılık 2- Tedbir, tedbirlilik
    TOKTAK: Tedbir, tedbirli, temkinli
    TOKTAMIŞ: Durucu, kalıcı, dirençli, dayanıklı, uzun ömürlü, dirayetli
    TOKTAR: Dayanıklı, dirayetli, uzun ömürlü
    TOKU: 1- Doğu 2- Dövüş, temas, savaş
    TOKUM: 1- Doğum, doğuş 2- Yaşam, direnç, dayanıklılık
    TOKUMAK: Tokmak
    TOKUR: 1- Gözü pek, cesur 2- Dokur, dokumacı
    TOKURGAK: Dokuma aleti, dokuma tezgahı
    TOKUŞ: 1- Dövüş, savaş, vuruşma 2- Doğuş, direnç, yaşam, dirayet
    TOKUZ: 1- Dokuz sayısı (..Türklerin uğurlu ve kutlu saydıkları sayılardan) 2- sıkça ve kalınca
    dokunmuş bir kumaş
    TOLAN: Eşsiz, emsalsiz
    TOLAY: Bir tavşan türü
    TOLDI: Doldu, dolu, doluluk, bütünlük, olgunluk, irilik, bilgelik, erginlik
    TOLDIKORGAN: Anıt, lahit, abide
    TOLGA: Miğfer, çelik başlık
    TOLGAN: 1- Dolgun, iri, dolu 2- Acı, üzüntü, inleme
    TOLKAN: Dolgun
    TOLMIŞ: Dolmuş, dolu, olgun, bilge
    TOLU: 1- Dolu, olgun, kamil, yetkin, usta 2- İçki, içki kadehi, içki ile dolu kadeh 3- Seçkin, güzide
    TOLUHAN: birl. Tolu/Han
    Arap işgalleri sırasında, onlara karşı direniş örgütleyen ve çeşitli savaşlara giren bir bey
    TOLUK: 1- Dolu, olgun, yetkin, bilge 2- Tuluk, tulum
    TOLUM: 1- Silah, savaş aleti 2- Olgun, dolgun
    TOLUN: Dolu, tam, bütün, eksiksiz, kusursuz, olgunlaşmış
    TOMAN: Duman,sis
    TOMBAY: Manda, camış
    TOMRİS: (Tomris Hatun) 1-Demir ucu 2- Demir sesi. 3- Demirin özü, nüvesi.4- Bereket, bolluk,uğur.
    T Türk tarihinin ünlü simalarından. Sakalar devletinin katun’u (kraliçesi) (İran – Turan savaşları sırasında, zalimliğiyle ünlü, Pers kralı Hüsrev’in, Türk topraklarını işgal etmesine karşın yapılan savaşta büyük kahramanlıklar göstererek, onu yenmiş, başını kesip kan dolu bir fıçıya atarak, “Hayatın boyunca kana doymadın, kan döküp kan içtin. Ben de sana yakışanı yapıp, seni bundan mahrum etmeyeceğim.” diyen ulu kişi.)
    TON: Don, giyim, giysi, elbise
    TONA: Giyimli, varlıklı, yakışıklı
    TONAT: Donat, cömert, eli açık, aç doyuran – çıplak giydiren.
    TONATMIŞ: Giydirmiş, hayır hasenatta bulunmuş, cömert ve eli açık.
    TONGA: Kaplan, Asya kaplanı.
    TONGUZ: Domuz
    TONKA: 1- Tunga , kaplan 2- iri,büyük,gösterişli
    TONLU: Giyimli,şık,zengin,varlıklı
    TONSUZ: Yoksul
    TONYUKUK: (Tanyu/Kök,gök) Sonsuzluk ve genişlik,bilgelik ve deneyimlilik.
    TOP: Yığın, topluluk, bütünlük, erk
    TOPAÇ: 1- Top gibi, toparlak, dolgun 2-İbrik 3- Sepet, sele
    TOPAK: Topluca, toplanmış, yığın
    TOPRAK:.. Yer, yurt, arazi
    TOPURGAN: Ayak basıldığında toz çıkaran, yumuşak toprak
    TOPUZ: Toplanıp, kurutulmuş, katılaşmış, topluca ve katıca. Silah, dövme ve ezme aracı
    TOR: 1- Mevki, mertebe, şeref, şereflilik 2- Türeme, doğma, soy, gelişme, yayılma 3- Ağ, tuzak 4-Giysi 5- Evlat, çocuk, nesil 6- Zayıflık, incelik, hamlık
    TORAMAN: 1- Fahri, onursal, şerefli 2- Kaba, yetişmemiş, acemi 3- İri, dolgun, heybetli
    Toran: Turan, duran, yaşayan, dirençli
    TORÇUK: Kozalak
    TORKU: İpekli kumaş
    TORLAK: 1- Eğitilmemiş at 2- Çırak, acemi, ham
    TORMIŞ: Durmuş, yaşayan, yaşar, yaşam
    TORMU: Yaşam süresi, yaşam
    TORU: 1- Duruş, yaşam 2- Bolluk, bereket, fazlalık 3- Doru, doru renk
    TORUG: Doruk, Doru renk
    TORUK: 1- Doruk, zirve 2-İnce, zayıf, ham, olmamış
    TORUM: 1- Aygır, aygır yavrusu 2- Kul, köle, muti, bağlı 3- Deve yavrusu
    TORUN: 1- Evladın, evladı 2- Sevgili, biricik, çok sevilen 3- Acemi, ham, yetişmek üzere olan 4-Genç boğa
    TOSUN: 1- Genç boğa, 2- Tos atan, tos vuran, azgın, azmış, saldırgan
    TOY: 1- Şölen, yemekli eğlence, düğün dernek 2- Em, ilaç, doyum, doyumluluk 3- Ordu, ordu birliği 4- Çamur bataklık 5- Doğan türü bir avcı kuş 6- Genç, gençlik, acemilik, çıraklık
    TOYAK: 1- Atlara giydirilen savaş zırhı 2- Tırnak, at tırnağı
    TOYAN: Toy sahibi, toy veren kişi
    TOYGA: 1- Toy sahibi, toy veren kişi, 2- Toylarda yapılan çorba, ayranlı çorba
    TOYGAN: 1- Kurultay üyesi 2- Bir kuş türü 3- Genç, taze
    TOYGAR: Tarla kuşu, çayır kuşu
    TOYGUN: 1- Genç, taze, deneyimsiz 2- Doymuş
    TOYGUR: Doymuş, gözü tok, olmuş, olgun
    TOYLAK: 1- Toy yeri, toy yapılan yer 2- Karargah, ordunun toplandığı yer.
    TOYLUK: Toy yeri, Toy yapılan yer
    TOYMADUK: 1- Özlenen, özlemi duyulan 2- Hırslı, doyumsuz
    TOYMAGUR: İştahlı, obur
    TOYTİMUR: Ermiş, keramet sahibi, Şaman büyüğü, kam, rahip
    TOZUN: 1- Tosun 2- Düzen, uyumluluk
    TÖGİ: Cömert , eli açık
    TÖGÜN: Çekici, yakışıklı
    TÖKMEN: Çekici, yakışıklı
    TÖKÜ: Eli açık, cömert, müsrif
    TÖKÜŞ: Düğüş, savaş, vuruşma
    TÖLEÇ: Ücret, yevmiye
    TÖLEGEN: Olgun, kamil, yetişkin
    TÖLEK: 1-Ücret, yevmiye 2- Sükunet, sakinlik
    TÖLİS: Bölük, bölünmüş
    TÖLÜK: Tuluk, tulum
    TÖR: 1- Türemek, çoğalmak, yaratılış 2- Makam, mevki, onur yeri, şerefli yer 3- Usul, kural, teamül
    TÖRE: 1- Düzen, gelenek, usul, teamül, geleneksel hukuk 2- Türeyiş,yaşayış, çoğalma, yaratılış
    TÖRELİ: Töresi olan, töreye bağlı, geleneklerine bağlı
    TÖREMEN: Görgülü, töreye bağlı
    TÖREN: 1- Töreye uygun yapılan, töre gereği yapılan, merasim 2- Soylu, necip, seçkin
    TÖRKİN: Kök, menşe, dip, soy
    TÖRÜ: 1- Yasa, devlet düzeni 2- Türeyiş, yaratılış
    TÖRÜCE: Töreye ve yasaya uygun
    TÖRÜİÇİ: Töreye uygun
    TÖRÜLÜG: Töreye bağlılık, Töre bilgisi, Töre uygulaması
    TÖRÜM: 1- Türeyiş, yaratılış 2- Töreye bağlılık
    TÖRÜMÇÜ: Töreye bağlı, soyuna bağlı
    TÖRÜN: 1- Soylu, soyluluk 2- Tören, merasim, ihtiram
    TÖRÜTGEN: Yaratıcı, yaratan, halik
    TÖŞTÜK: Düş, rüya
    TÖZ: Kök, dip, temel, cevher, öz
    TÖZLÜK: Öz, esas, asıl, kök, köklü, özlü
    TÖZÜN: Soylu, temeli sağlam, köklü
    TUNAY: Evlatlık kız çocuğu
    TUDUN: (Tutun) 1- Tutunma, bağlılık, sadakat 2- Destek, güvence, tutunulacak nesne
    Hazar kağanlığı döneminde kullanılan “ vali “ unvanlarından
    TUGAN: Doğan
    TUGANA: Özel ok (İçi oyulmuş, içinde evrak gizlenen ok)
    TUGAN: 1- Küçük ırmak, çay, akarsu 2- Togay
    TUĞ: Sancağın tepesine takılan at kuyruğu, kıldan yapılan flama, Uğur ve Kut işareti olarak kullanılır olmasına karşın, bundan daha çok savaş isteği, başkaldırı ve isyan sembolü olarak kullanılmıştır. 2- Tıkaç,kapak, bent, set
    TUĞANÇI: Doğancı, doğan terbiyecisi, doğan eğitmeni, doğan yetiştiricisi
    TUĞCU: 1- Tuğ taşıyan kişi, alemdar 2- İsyancı, isyankar
    TUĞÇE: Küçük tuğ, tuğcuk
    TUĞLU: Tuğ sahibi, kutlu, uğurlu
    TUĞLUK: Tuğlu, tuğu olan, tuğ taşıyan
    TUĞMA: 1- Doğmuş, ortaya çıkan, boy gösteren 2- Tuğ kaldıran, isyankar
    TUĞRUL: 1- Doğan kuşu, bir doğan türü 2- doğru, doğrulmuş, dik- ayakta 3- Türk mitolojisinde, adı geçen, yarı insan, yarı kuş.
    TUĞSAVUL: birl. Tu/Savul
    Eski dönemlerde, ordu içinde tuğ taşıyan ve onu koruyup, önde tutmakla görevi olan kişilere
    verilen ad.
    TULA: 1- Tolu, dolu, olgun 2- Ayna
    TULAN: Dolu, olgun, kamil
    TULAY: 1- Talay, taluy, okyanus, deniz 2- Ayna 3- Dolu, dolgun, olgun
    TULGA: Tolga, miğfer
    TULGAR: 1- Azim, kararlılık, inanç, güvenç 2- Gösteriş, heybet, heybetlilik
    TULGAY: Tuga, Tolga, miğfer
    TULİ: 1- Dolu, olgun, kamil 2- Ayna
    TULKİ: Tilki
    TULTAG: Sakin, kendinden emin
    TULU: 1- Dolu, ergin, olgun 2- Ayna
    TULUK: 1- Dolu, olgun, bilge 2- yayık, çömlek
    TULUN: 1- Tolun, dolu 2- Çene kemiği
    TUMA: Yeğen, kuzen
    TUMAÇI: Erkek kuzen, (Amca, hala, dayı, teyze çocuğu)
    TUMAÇIM: Kız kuzen
    TUMAĞAN: 1- Nilüfer çiçeği 2- Duman, sis
    TUMAN: Duman, sis
    TUMAY: Sessiz, sakin, kendi halinde
    TUMGAN: Tuman, sis
    TUMRUL: Dumrul, Demir ucu
    TUNA: (Tona) Varlıklı, zengin, gösterişli, ihtişamlı
    TUNÇ: Bronz, Bakır, kalay karışımı
    TUNG: Nüfus sahibi, kudretli, muktedir
    TUNGA: 1- Kaplan, Asya kaplanı 2- Kudret, ihtişam, fevkaladelik
    TUNGUÇ: Çocuk, evlat, evlatlık
    TUNGUT: Evlatlık
    TUNUÇ: Tunç
    TUR: 1- Durmak, yaşam, canlılık 2- İrade, istek, yargı
    TURA: 1- Dura, durak, ev, mekan 2- Deriden örülen kamçı 3- Sibirya bölgesinin eski adı
    TURAK: 1- Durulan yer, yaşanılan yer, mekan 2- Yaşam, ömür
    TURAL: Durma, yaşama, ömür
    TURAM: Olgunluk, kemal
    TURAMUN: 1- Evcil, evcimen 2- Onurlu, onuruna düşkün
    TURAN: Duran, yaşayan, ömür, ömürlü, yaşama direnci (Çocukları sık ölen ailelerin, uzun ömür ve kalıcılık dileklerini içeren adlardan.
    TURÇAK: Filiz, fidan
    TURÇİK: 1- Durucu, kalıcı, uzun ömürlü 2- Fidan
    TURDU: Durdu, sağ, salim, yaşar, yaşayan, kalıcı, ömürlü
    TURGAK: Bekçi, muhafız, koruyucu
    TURGAN: Duran, ömürlü
    TURGAY: 1- Tarla kuşu, serçe 2- Türk/Ay
    TURGUT: (Turagut) 1- Ömürlü, durucu, uzun yaşamlı 2- Belde, mekan mesken, yaşanılan yer
    TURKAK: Nöbetçi, bekçi
    TURKU: Ateşli, heyecanlı
    TURKUAZ:Rengi mavi ile (Türk mavisi) özdeş olmuş bir süs taşı
    TURMUŞ: Ömür, yaşam, uzun ömürlülük (çocukları sık ölen ailelerin kullandıkları adlardan)
    TURNA: Leylek türü, iri ve geniş kanatlı bir kuş
    TURSUN: Dursun, Durdu, duran, durmuş vb. yaşam, ömür, uzun ömür
    TURŞAK : Filiz, sürgün
    TURU: 1- Duru, saf, arık 2- Duran, yaşayan, ömürlü 3- Durgun,sakin
    TURUM: 1- Yaşam, ömür 2- Sükunet, durgunluk
    TURUMTAY: 1- Turum/Tay 2- Doğan türü, avcı bir kuş
    TURUŞKAN: Dayanıklı, metanetli, dirençli, uzun ömürlü
    TURUT: 1- Yer, yurt, durulan, yaşanılan yer 2- Ömür, yaşam
    TUSİT: Göğün ötesi
    Şamanist gelenekte, ulu ruhların gittiği yer. Göğün katlarından
    TUSKAN: Akraba, yakın, hısım
    TUŞGÜL: İşaret, iz, nişan
    TUT: 1- Yakalayış, kavrayış, saklayış 2- Vuruşma, vuruş, yenme, ezme, koparma 3- Ordu, ordugah 4- Kılıç ve benzeri silahların üzerindeki kir, pas
    TUTA: Bahşiş, armağan
    TUTAÇ: Komşu, yakın, dost
    TUTAÇI: Komşu, yakın
    TUTAK: 1- Silah kabzası 2- Saldırı, hücum, taarruz 3- Evlatlık
    TUTAM: Demet, buket, deste
    TUTAN: Elinde bulunduran, yönetimi altında bulunduran
    TUTAR: Tutucu, hükmedici
    TUTAŞ: 1- Küçük hanım, evin en küçük kızı 2- Bekar, bakire kız 3- Komşu
    TUTGAK: 1- İnilti, inleyiş, hüzün 2- Geceleri keşfe çıkan savaş birliği
    TUTGAN: Tutucu, fanatik
    TUTGUÇ: kahvaltı, kuşluk vakti yenen yemek
    TUTGUN: Tutsak, esir, hapis,tutulu, tutulmuş, bağlanmış
    TUTKU: Kapama, ele geçirme, bağlama, bağlanma
    TUTGUK: Esir, hapis, tutsak
    TUTNAK: Destek, arka
    TUTNUK: Tutunulacak nesne, dayak, arka,destek
    TUTSU: 1- Vasiyet, öğüt, nasihat 2- Bağımlılık
    TUTSUK: Öğüt, nasihat, vasiyet
    TUTU: Esir, tutsak, rehine 2- Çekici, cazip, güzel 3- Tutuş, savaş, dövüş
    4- Ağırbaşlı,utangaç 5- Yiğit, batur, dövüşçü 6- Bakan, nazır, vali
    TUTUG: Vali, askeri vali
    Göktürkler döneminde kullanılan askeri unvanlardan
    TUTUK: 1- Dövüş, savaş, savaşçı 2- Devlet görevlisi, devlete bağlı 3- Evlatlık 4- Büyü, sihir
    5-Tutsak, esir, tutulmuş, rehin
    TUTUN: Tutunulacak nesne, destek, arka, güvence
    TUTUNÇ: 1- Evlat, oğul, uşak 2- Tutunulacak nesne, güvence
    TUTUNGU: Öğüt, nasihat, vasiyet
    TUTURGAN: Öğüt, nasihat, vasiyet
    TUTURGU: Öğüt, nasihat, akılda tutulan
    TUTUŞ: 1- Dövüş, savaş 2- Zapt etmek, egemenlik kurmak 3- bağlılık, sadakat 4- Orduyu ve devleti düzene sokmak
    TUTUŞUK: Demet, çiçek demeti,buket
    Çengiz Kaan’ın Uygur kökenli danışmanı, oğullarının eğitmen ve atabeyi bu ulu kişi,
    imparatorluğun resmi dilinin “Türkçe” oluşunda ve Türk kültürünün egemen kılınmasında, önemli etken olmuştur.
    TUYAK: 1- Dayak, destek, değnek 2- Duyan, işiten, işitici, dikkatli, uyanık
    TUYAN: Duyan, işiten
    TUYGU: Duygu, his duyumu
    TUYGUN: Doğan türü bir avcı kuş
    TUYUK: Dayak, destek, arka
    TUYUN: Saygın, muteber
    TUZGU: Yemek, yoldan geçenlere verilen yemek
    TUZAK: Sevgili,sevgili için söylenen söz
    TUZAĞI: Sevgili, aşık, maşuka
    TUZGUN: Armağan, sunu, bahşiş
    TÜBE: 1- Tepe, yüksek yer 2- Siper, sütre
    TÜBEK: Tübe, tepe
    TÜGÜN: 1- Düğün, bağlılık 2- bahşiş, hediye
    TÜGÜZ: Düz, tam, eksiksiz, mükemmel
    TÜKEL: 1- Tüy, saç, kıl 2- Dik, dikili
    Türk mitolojisinde, ağaçtan doğduğuna inanılan kişi
    TÜKÜN: 1- Düğün, dernek, toplantı 2- Bahşiş, armağan
    TÜLEK: 1- Zeki, kurnaz, fettan 2- Tüylü, kıllı
    TÜLGÜ: Alaca, renkli bir karga türü
    TÜLİN: 1- Ayna 2- Ayın çevresindeki ışık halesi
    TÜLÜ: 1- Rica, yakarış 2- Düş, rüya
    TÜLÜŞ: Ücret, değer, emeğin karşılığı alınan karşılık
    TÜMEN: 1- Duman, duman, sis 2- On bin sayısının askeri terminolojideki kullanılışı
    TÜN: Gece
    TÜNBAY: birl. Tün/Bay ( Kazak ve Kırgızlarda, yatak, şilte)
    TÜNEK: Gece kalınan yer
    TÜNG: 1- Gece, gece karanlığı 2- Olağanüstülük, fevkaladelik
    TÜNKÜR: Peri, melek
    TÜR: Soy, kök, orjin, çeşit, kan, damar, doğuş, yaratılış, oluş
    TÜRE: 1- Töre 2- Tigin, prens, şehzade
    TÜREL: Türeli, töreye bağlı, töresel, hukuk, hukuki, hukuka uygun
    TÜRELİ: Türe sahibi, töreye bağlı, hukuka bağlı
    TÜREMEN: Töreye bağlı, töreye göre yaşayan
    TÜRENER: Töreye bağlı, töre sahibi
    TÜRETGEN: Yaratıcı, mucit, üretken
    TÜRK: Bu kutlu ad, birçok anlamları içinde barındırır. Türeyiş, doğuş, güç, erk, soy, döl, çoğalma, düzen vb. ( Birçok dilbilimci, değişik anlatımlar yapıyormuş gibi görünseler de aslında tek bir şey vardır ortada. O da Töreli, Töreye bağlı, Töreye göre olmuş, Töre ile özdeş, iyilik, güzellik, doğruluk ve düzenlilik içinde yaşayan, bunun için gerektiğinde, mayasından gelen güç ve erkini kullanan kişi ya da kişiler topluluğu, anlamlarını net bir biçimde içinde barındırıyor olması.)
    TÜRK BİLGE KAĞAN: (Orhun anıtlarında, Bilge kağan kendini böyle tanıtır.)
    TÜRKÜ: Türk dilinde söylenen, melodi
    TÜRÜ: Dürülmüş, derli, toplu, düzenli
    TÜRÜNG: Aktif, faal, çalışkan
    TÜŞ: Düş, rüya
    TÜŞTEMİZ: birl. Tüş/Temiz
    TÜTSÜ: Güzel kokulu ot yakarak ortaya çıkarılan koku
    TÜTSÜK: 1- Tütsü, tüten koku 2- Öfkeli, kinci, öç alıcı
    TÜTÜK: 1- Güzel ve etkileyici koku, duman, tütme kokusu 2- Düdük, savaşlarda ve savaş talimlerinde komut vermek için kullanılan düdük
    TÜZ: Düz, düzen, kök, esas, kural, bütünlük, doğruluk, uyum, uyumluluk
    TÜZE: 1- Düz, doğru, düzen, kural, uyum, ahenk 2- İdare, yönetim 3- Ulus, topluluk, halk 4- Uyum, uyumluluk, barış, uzlaşı 5- Kusursuzluk
    TÜZBAYKÜÇ: birl. Tüz/Bay/Güç Bütün, hepsi, hepsini içine alan
    TÜZEN: Düzen, uyum, kurallar bütünü
    TÜZLİ: Uyumlu, uygun, düzenli, idareci
    TÜZLÜG: uyum, ahenk, geçim
    TÜZÜK: (Düzük) 1- Düzen, düzülü, sıralı, düzenleme, düzenlenmiş, düzenli, 2- Özel durumlara göre biçimlenmiş kurallar bütünü
    TÜZÜL: 1- Düzülü, sıralı, muntazam, disiplinli, hiyerarşik 2- Anlaşmış,anlaşmalı
    TÜZÜM: Düzgünlük, sıra, dizgi
    TÜZÜN: 1- Düzen, kural, teamül, gidişat 2- Öz, kök, soy, soylu, seçkin, egemen 3- Uysal, yumuşak huylu ve davranışlı


  5. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    UBUT:Ar, edep, tevazu, alçak gönüllülük
    UC: Uç, sınır
    UCAS: İddia, bahis
    UCUD: Yeryüzü, dünya
    UCUN: Uçta, sınırda, kenarda, uçbeyi
    UÇ: 1- Son, bitim, sınır, kıyı 2- Aşırılık, ekstrem 3- Herhangi bir nesnenin sivri kısmı
    4- Ordu kanadı, kol, cenah
    UÇA: 1- Koruma, himaye, arka 2- Uç, sınır, limit 3- Kendini aşmış, yüksek, ulu
    UÇAR: 1- Haber, havadis 2- Kanıt, delil 3- Göğe yakın, Tanrıya yakın, dindar 4- Uçarı,
    vurdumduymaz
    UÇBEY: birl. Uç/Bey
    Sınır karakollarında görev yapan askeri birlik komutanı
    UÇGUN: 1- Kam, baksı, kendinden geçmiş, transa girmiş 2- Kıvılcım
    UÇKAN: Uçan, uçucu
    UÇKARA: birl. Uç/Kara ..Sırtı renkli, kanatları kara bir kuş türü
    UÇKUN: Uçuk, kendinden geçmiş, ateşli, heyecanlı
    UÇMAĞ: (Uçmak) Cennet
    UÇSIZ: Sınırsız, geniş, büyük, alabildiğine..
    UÇUK: Uçmuş, kendinden geçen, mest olan kam, baksı
    UÇUMAK: Uçmak, cennet
    UÇUR: Devir, dönem
    UÇURAN: Kam
    UÇURUM: Son, uzak, uzak nokta, uçulan, uzaklaşılan, yüksek ve derin dağ yamacı, yar
    UÇUZ: birl. Uç/Uz 1- Alçak gönüllü 2- Basit, kolay
    UD: (Ut) 1- Arka, geri, ardından gitme, takip 2- karşılaşma, çatışma, yenme, utku 3- Uyuma, uyku
    UDAR: 1- Takipçi, peşini bırakmayan, kovalayan 2- Yener, galip gelir
    UDU: Uyku
    UDUK: Uyanık, diri
    UDUM: Art arka, arkası sıra
    UDUN: 1- Hüner, beceri 2- Sönmüş, sönük
    UDUZ: 1- Mürşit, yol gösteren, ardından gidilen 2- Yollayan, sevk eden
    UGAN: Kaadir, yaratan ve hükmeden, Ali, yüksek, kudretli
    Çok eski dönemlerden beri, Tanrı ve Tanrı sıfatı olarak kullanılan bu sözcük, Türklerin ilk
    Müslüman oldukları dönemlerde de, bir süre Tanrı adı olarak kullanılmıştır.
    UGIN: Fikir, düşünce
    UGIŞ: Zeka, üretkenlik
    UGUZ: Kutlu, mübarek
    UĞRAK: 1- başvurulan kişi, bilge ve deneyimli kişi 2- Savaşa giderken, Askerlerin, aile ya da
    eşyalarını topluca bıraktıkları yer 3- Uğranılan yer
    UĞRAŞ: 1- Düşünce, tasarı, iş, çaba, meslek 2- Mücadele, savaşım, savaş, Karşılaşma, karşı karşıya gelme
    UĞRAŞI: Meslek, iş, çaba, savaşım, geçim
    UĞRUK: Savaşa giderken, askerlerin eşyalarını bıraktıkları yer
    UĞRUN: Yan bakış, gizlice bakış
    UĞUR: 1- Baht, talih, iyilik, güzellik, kut, bolluk, bereket 2- Süre, zaman
    UĞURAL: Uğurlu, kutlu, bahtı açık
    UĞURÇAL: birl. Uğur/Çal (Sürmek, değdirmek)
    UĞUŞ: Akraba, hısım, kan bağıyla birbirine bağlı kişilerden her biri
    UKUŞ: Zeka, akıl, yetenek
    UL: 1- Temel, esas, kök, oluş, oluşum, doğuş 2- İşaret, nişan, iz
    ULA: Temel, esas, esaslı
    ULAÇ: 1- Ulaştıran, bağlayan, bağlayıcı 2- İsabet 3- Tim, takım, müfreze
    ULAÇLI: Ulaştıran, ulak
    ULAĞ: 1- Soy, nesil 2- Maiyet, bütünlük 3- ulak, haberci 4- Bağ, zincir
    ULAK: 1- Ulaştırıcı, ulaştıran, haberci, bağlantı sahibi
    ULAKÇI: Haberci, ulaştırıcı, bağlayıcı, bağlantı
    ULAM: 1- Eklenmiş, katılmış, tim, müfreze 2- Dizi, dizili, bağlı, dizgi 3- yetenek, yetenekli
    4- Ululama, selamlama, temenna
    ULAN: 1- Bağlayan, bağlayıcı, birleştirici, etkileyici 2- Ulu, ululanmış, saygıdeğer, söz dinleten 3- Taze, tazelik, gençlik, genç, cıvan
    ULANBATUR: birl. Ulan/Batur Ünlü ve ulu kahraman
    ULANDI: Ululandı, kutsandı, kutlu
    ULANMIŞ: Ulu, kutsal, mübarek, saygıdeğer
    ULAR: 1- Bağlayan, birleştiren, birleştirici 2- Erkek keklik
    ULAŞ: 1- Ululuk, ululaşma, yücelik 2- Oluş, temel, kök, soy, soyluluk 3- yetişme, kavuşma
    Ulaşılacak olan, bağlanılacak olan, ülkü, ideal 4- uluyuş, kurt gibi uluma 5- Savaş uranı,
    savaş narası 6- Kent, kent arazisi 7- İsabet
    ULAŞLU: 1- Amaçlı, idealist, ne istediğini bilen 2- Ulaşıcı, bağlayıcı, birleştirici
    3- Kentli, zengin, varlıklı
    ULAT: Bağlayıcı, birleştirici
    ULCA: 1- Ezeli, eskiden beri var olan 2- Pay, ganimet, savaş ganimeti
    ULCAŞ: 1- Tazim, ululama, büyükleme 2- Bölüşüm, paylaşım, ganimet
    ULDIZ: Yıldız
    ULIÇ: Yavru, yaren, sevilen ve korunan
    ULIÇIM: Yavru, yavrucak
    ULIG: Uluma, yakınma, sızlanma
    ULIŞ: Uluyuş, kurt gibi ulayış
    ULU: (Ulug, Uluğ) Yüce, yüksek, mübarek
    ULUCA: 1- Ululuğa yakın, saygıdeğer, hürmetli 2- Üst düzey yönetici, erk sahibi
    ULUÇ: 1- Temel, esas, oluş, ulaş 2- Bağ, bağlantı, ilişki 3- Uluyuş, uluma
    ULUĞAYGUÇİ: birl. Ulu/Ayguçi
    Göktürkler ve özellikle Uygurlar döneminde başbakan ( sadrazam, baş vezir) unvanı olarak
    kullanılmıştır.
    ULUĞNOYAN: birl. Ulu/Noyan
    Çengiz Kagan döneminde “Başkomutanlık” sıfatı olarak kullanılan bir unvan
    ULUKOYUN: birl. Ulu/Koyun
    Yakut destanlarında adı geçen “Ateş Tanrısı”
    ULULA: Yücelt, yükselt, mübarek kıl
    ULUM: Debdebe, şaşa, gösteriş
    ULUN: (Ulan, İlun) Ulu, ululanmış
    ULUNYEGE: birl. Ulun/Yeke Sözü dinlenen, saygı duyulan, bilgi ve deneyimine başvurulan hanım
    ULURAK: Ulu, kebir, en büyük
    ULUS: 1- Ul (Temel, kök, esas) danUl/Uz 2- Ülüş, bölüm, kesim, toplulukdan boy, halk, millet,budun (Uygurlarda)
    ULUŞ: Pay, bölüm
    ULUTOYUN: birl. Ulu/Toyun
    Yakut destanlarında, kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen Tanrı
    UMAK: Irk, soy, kemik
    UMAN: Umutlu, bekleyen
    UMANÇ: 1- Umutluluk 2- İntizar
    UMAR: Umutlu
    UMAY: Koruyucu, şefkatli, iyiliksever
    Eski dönem, Tanrıçalarından ( Halen, Altay ve tüm Kuzey Türkleri arasında çocukları sevip,
    koruduğuna inanılır)
    UMDI: Arzu, beklenti
    UMDU: Ümit, ümitli
    UMUCA: Umutlu bekleyiş
    UMUÇ: Rica, yakarış, beklenti
    UMUG: 1- Ümit, destek, dayanak 2- Sığınma, iltica
    UMUNÇ: Rica, beklenti
    UMUR: Umar, ümitli
    UMUŞ: Beklenti
    UMUT: Umuş, ümit, beklenti
    UNAT: Doğru, yerinde, uygun, olgun, yeterli
    UNGAN: (Ungan) 1- Bağlı, bağımlı 2- Bahtiyar, doğru yolda olan
    UR: 1- Uğur, baht, mutluluk 2- Vur, vurmak, darbe
    URAGUT: Dişi, üretken, tohum, tohumluk
    URAK: Orak, doğrayıcı, biçici
    URAN: 1- Savaş narası, nara 2- Vuran, vurma eyleminde bulunan, döven 3- parola
    URAS: 1-Kut, baht, mutluluk 2- Ateş bakışlı
    URAZ: Uras, kut, baht
    URAZLI: Mutlu, bahtiyar
    URKU: Uğur, baht, talih
    URPAK: (Urpağ) 1- Evlat, uşak 2- Kibar, nazik
    URUK: 1- Boy, ok, ulus 2- Vuruk, vurgun
    URUL: 1- Tür, cins 2- Örs
    URULU: Cins, soylu
    URUM: 1- Şeref, onur, haysiyet 2- Meleke, beceri, yatkınlık
    URUMDAY: Panzehir ve tedavi için kullanılan bir taş
    URUN: 1- Orun, şeref, itibar 2- Miktar, adet
    URUNÇA: 1- Şerefli, onurlu 2- Emanet, rehin
    URUNGU: 1- Şeref, onur, haysiyet, onurlu davranış 2- Eğitim ve talim kılıcı
    URUS: 1- Orus, uras, uraz) 2- Uruş, kırış, savaş
    URUŞ: Vuruş, döğüş, kırış, savaş
    URUŞKAN: Savaşçı, cengaver
    URUT: 1- Aşama, merhale 2- Amaç, maksat, hedef
    URUZ: 1- Uraz, uras 2-Vuruş, dövüş
    US: Öz, töz, yeti, anlayış gücü, akıl, zeka, uzluk
    USAN: Uslu, akıllı, usta, uzman
    USBOL: birl. Us/Bol ..Dahi, üstün zekalı
    USLU: Akıllı, uzman, üstad
    USLUM: Becerikli, mahir
    USLUY: Deneyimli, tecrübeli
    USUK: Uslu, akıllı, zeki
    USUN: 1- Uzun, uzman, derin, engin, deneyimli 2- Gerçek, sahih
    UŞAK: Çocuk, genç, taze, ufaklık
    UTA: 1- Tedavi, onarım, tamir, iyileştirme 2- Zafer, galibiyet
    UTACI: Doktor, eczacı, iyileştirici
    UTAMAN: 1- Utkan, galip, muzaffer 2- Eczacı, doktor 3- Edepli, mahçup, sıkılgan
    UTAN: 1- Galip, muzaffer 2- Utanma, ar, mahçubiyet
    UTANGAN: Utangaç, mahçup, kendi kendini sıkan
    UTAR: 1- Yener, utkan, galip 2- İyileştirici 3- Kovalayan, takip eden
    UTAŞ. 1- Yardım, imdat 2- Galibiyet, zafer, utku 3- Takip, kovalamaca
    UTGUÇU: Galip, muzaffer
    UTKU: Zafer, galibiyet, yenme, üstün gelme, güçlüklerden sonra ulaşılan mutlu son
    UTLU: 1- Galip, muzaffer 2- Sıkılgan, mahçup
    UTUGLU: Galip, muzaffer
    UTUŞ: Yenme, galibiyet, zafer
    UVUT: Utanma duygusu, edep, ar
    UYAN: 1- Dikkat, itina, dikkatlilik, tedbir 2- İman, inanç
    UYANIK: Dikkatli, tedbirli
    UYAR: Uyumlu, uygun
    UYAV: Uyanık, fatin, ferasetli
    UYDAÇI: Mürşid, yol gösteren, öğretmen
    UYGAN: 1- Uyumlu, geçimli, uysal 2- Bağlı, tabi, muti
    UYGAR: (Uygur) çağdaş, uyumlu, uygun, uyarlı, medeni
    UYGU: Ahenk, uyum
    UYGUL: Uyumlu
    UYGUN: 1- Yakışıklı, güzel, elverişli 2- Geçimli, dirlikçi, imtizaçlı
    UYGUR: (uygar)
    Türk boyları içinde, bu günkü anlamda bir kentleşmeye ilk başlayan Türk boyu. Kağıdı,
    akapunkturu, matbaayı, tekstil sanayiini ve daha birçok buluşu gerçekleştiren Türk boyu
    UYGUT: Uyumlu, ahenkli, uygar
    UYGUTALP: birl. Uygut/Alp
    UYLAŞ: 1- Uyum, geçim, dirlik, düzen 2- Fikir, düşünce, tefekkür
    UYLAŞI: Uyum, geçim, barış
    UYSAL: uyumlu, efendi,yumuşak başlı, halim, selim
    UYTUN: Kutlu, mübarek
    UYUM: Uygunluk, denklik, ahenk, armoni
    UZ: Us, öz, erk, yetme, beceri, başarı, açılma, uzama, genişleme, açılım, yayılım
    UZA: 1- uzay, genişlik, uzunluk, yaygınlık 2- Eski, eskiye dayalı, kadim, mazi 3- Geçiş, geçit
    UZAK. 1- Uzman, usta, sanatkar 2- Güçlü, egemen, başarılı
    UZAM: Uzmanlaşmış, ustalaşmış, usta
    UZAN: Uzman, usta, akıllı, bilgili, sanatçı, pir
    UZAY: Feza, gök boşluğu, uzamış, genişlemiş, geniş
    UZDU: Ezeli, çok eski, kadim
    UZEL: birl. Uz/El Usta, maharetli, becerikli, sanat erbabı
    UZELLİ: Usta, maharetli, elinden iş gelen
    UZLUK: İhtisas, uzmanlık
    UZMA: Kalifiye, uzman, pir
    UZMAN: Usta, pir, otorite
    UZUG: Uyanık, dikkatli, müteyakkız
    UZUN: (Usun) 1- Uzman, pir, becerikli, iş bitirici 2- yaygın, geniş 3- kalıcı, daimi
    ÜÇ:Üç sayısı. (Türklerin, dokuz, kırk gibi, uğurlu saydığı sayılardan)
    ÜGE: (Üyge) Ünlü, meşhur
    ÜGİT: Öğüt, nasihat, propaganda, ajitasyon
    ÜĞDÜL: Bahşiş, ihsan
    ÜKELGE: Armağan, bahşiş
    ÜLEGÜ: Bölüm, kısım, pay
    ÜLEŞÜR: Bölüşüm, paylaşım, paylaşımcı
    ÜLGEN: 1- Ulu, kebir 2- İri, büyük, heybetli, geniş
    Eski dönem Tanrılarından ( Türk mitolojisinde İyilik Tanrısı)
    ÜLGİ: Örnek, numune
    ÜLGÜDÜR: Örnek, numune
    ÜLGÜT: Örnek, numune
    ÜLKE: Bölüm, parça, toprak, diyar, memleket, vatan, yurt
    ÜLKEM: Ülke, memleket sevgisi
    ÜLKEN: (Ülgen)
    ÜLKER: 1- yıldızlar topluluğu, yıldız kümesi 2- Yedi kardeşler de denen bir yıldız grubu 3- Kadife,peşkir,gibi dokumaların üzerindeki, ince tüy, hav
    ÜLKER ÇERİĞ: Savaş hilesi, savaş taktiği
    ÜLKÜ: 1- İdeal, hedef, olacağına inanılan..”Olan, değil, olması gereken..” 2- Prensip, adet, düstur 10- Üleşme, bölüşme, pay, pay ortaklığı
    ÜLKÜCÜ: Ülkü sahibi, olması gerekeni düşünen
    ÜLKÜDAŞ: Aynı ülküyü benimseyen ve aynı ülküyü paylaşan kimse
    ÜLKÜM: Ülkü sevgisi
    ÜLÜGLÜ: Talihli, kısmetli,bahtı açık
    ÜLÜK: (ülüg) Kısmet, nasip, pay
    ÜLÜKBULMUŞ: birl. Ülük/Bulmuş
    Uygur kağanlarının unvanlarından
    ÜLÜŞ: 1- Bölüş, bölüm, bölünen, pay 2- Konuk payı, komşu payı, ailenin ihtiyaçları dışında, konu-komşu için ayrılan ve saklanan pay
    ÜMİT: Umut ÜN: 1- Ses, seda 2- Şöhret, nam
    ÜNAL: 1- Ün/Al 2- İnal (Han soyundan gelen, soylu ve imtiyazlı bey)
    ÜNALDI: birl. Ün/Aldı Ünlü, meşhur
    ÜNDEV: Namlı, meşhur
    ÜNLÜ: 1- Meşhur, namlı, tanınmış 2- Gür sesli, sesini duyuran
    ÜREGEN: Bereketli, münbit
    ÜREGİR: Bolluk, bereket, üretkenlik
    ÜREK: Yürek, kalp
    ÜREKLÜ: Cesur, yiğit
    ÜRENTUYUN: birl. Üren/Tuyun
    Eski dönem, Yakut Tanrı adlarından
    ÜRGAN: Kıvılcım, şerare
    ÜRGÜÇ: Körük, demirci körüğü
    ÜRK: Dehşet, korku, çekince
    ÜRKMEZ: Cesur, korkusuz
    ÜRKÜT: Ürkütücü, dehşet verici
    ÜRÜK: Süregen, daimi
    ÜRÜN: Döl, verim, ekin, üremiş, üretilmiş olan
    ÜRÜNDÜK: Verimli, seçkin, güzide
    ÜRÜNDÜL: Seçkin, güzide
    ÜRÜNG: 1- Maneviyat, manevi güç, 2- Temiz, pak
    ÜSTE: Galip, faik
    ÜSTEK: Üstün, galip, faik
    ÜSTÜN: Üstte olan, galip, faik, muzaffer
    ÜSTÜNGÜ: Üstün gelme, üste çıkma, mertebe atlama, derece
    ÜTGÜR: Hızlı, seri, çabuk
    ÜYEN: 1- İlkeli, özüne bağlı 2- İyilik sever, temiz yürekli
    ÜYGE: İyi, yararlı, zararsız
    ÜYGEN: İyilik dolu, temiz kalpli
    ÜYGENARIK: birl. Üygen/Arık
    Altay, Tuva, Sogay destanlarında adı geçen bir Tanrıça
    ÜZBE: Üzgün, kızgın, dargın, darlanmış, mahzun, sıkıntılı
    ÜZLÜNÇÜĞ: Olağanüstü, fevkalade
    ÜZÜT: Can, ruh, öz, tin


  6. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    VAR:(Bar) Oluş, ortaya çıkış, doğuş
    VARAK: Menzil, varılacak yer
    VARAN: 1- Varlıklı, zengin 2- Sonuca ulaşan, eren
    VARGI: 1- Varılan yer, sonuç 2- mal, mülk
    VARIM: 1- Servet, mal, mülk 2- Evlilik çağına gelmiş kız
    VARIMLU: Evlilik çağına girmiş kız
    VARIŞ: Menzil, varılacak yer
    VARIŞLI: Menzil
    VARLIG: (Varlık) 1- Mevcudiyet, var olma hali 2- Varlık, servet, zenginlik, bütünlük 3- Evren, kainat
    VAROL: birl. Var/Ol Uzun ömür dileği
    VERDİ: Cömert, eli açık, bağışlayıcı, ihsanda bulunan
    VERGİ: (Bergi, birgü) 1- Huy, tabiat, yaratılış, aitlik, özellik 2- Haraç, nüsum, verilen, ödenen nesne
    VERİM: Veriş, verme, bolluk, bereket
    VURGUN: 1- Vurulmuş, aşık 2- Baskın, ırgalama, yağmalama
    VURUŞ: Savaş, döğüş, kırış


  7. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    YABA:(Yapa, yapu) 1- Yapı, oluşum 2- Alet, edevat
    YABAGU: Yabgu, genel vali
    YABALAK: (Yablak) Dayanıklı, metin, mütehammil
    YABAN: 1- Yabancı, yabani, vahşi 2- Yapan, yapıcı
    YABAY: Yapay, yapan, yapıcı, yapılmış
    YABGU: 1- Üst düzey yönetici, genel vali 2- Merkeze bağlı, özerk, bölge yöneticisi, Göktürkler döneminde kullanılan unvanlardan
    YABIR: 1- Yapıcı, pozitif kişilikli, aktif, çalışkan 2- Güreşçi, dövüşçü
    YABIT: Yapı, yapıt, eser, mamulat
    YAD: Yabancı, el, değişik, farklı
    YADA: 1- Yabancı, yabancılık 2- Büyü, sihir, büyü yapmada kullanılan bir taş
    YADAÇI: 1-Yaya, piyade 2-yada taşını kullanan
    YADEL: birl. Yad/Er Gurbet, yabancı memleket
    YADU: Yadçı, yad edici
    YAGLA: Talan, yağma
    YAĞADUR: Yağış, yağmur, bolluk, bereket
    YAĞAN: (Yagan, yakan) 1- Ucu ateşli ok 2- Yağmur 3- Gökten inen nur 4- Yakın, yar, canan
    YAĞDIKAR: birl. Yağdı/Kar (kar yağarken doğan)
    YAĞDIBASAN: birl. Yağdı/Basan Düşmana baskın yapan, düşmanı yok eden
    YAĞISAVAN: birl. Yağı/Savan Düşmanı püskürten, düşmanı kovan, kovalayan
    YAĞISIYAN: birl. Yağı/Sıyan (defeden,kovan)
    YAĞIŞ: (Yakız- Yavuz) Kara, yanarak kararmış, karaya çalan mec. Cesur, gözü pek, şiddetli, yaman,yiğit
    YAĞMA: Ganimet, ganimet paylaşımı, bolluk
    YAĞMUR: Yağmur yağışı
    YAĞMURCA: 1- Sessiz ve kısa süren yağmur 2- Bir geyik türü
    YAĞRIK: Yakarış, dilek, niyaz
    YAĞRIKÇI: 1- Yakarıcı, duacı 2- Faydalı, yararlı, işe yarayan
    YAĞUK: (Yavuk) Sevilen, yakınlık duyulan, gönül yakınlığı
    YAKA: 1- Sınır, sınır bölgesi 2- Kıyı, sahil
    YAKACIK: Dağ eteği
    YAKAK: Ucu ateşli ok
    YAKAN: 1- Yakıcı, yok edici 2- yağan
    YAKARCA: Yakan, sıcaklığı artıran
    YAKARI: Dua, temenni, yakarış, dilek
    YAKI: 1- İlaç, em 2- Yakıcı, yakan
    YAKIT: Yakılan, enerji, ısı kaynağı
    YAKŞI: Yakışıklı, güzel, çekici, yakıcı, uygun, yakışan, doğru, iyi
    YAKŞILIK: İyilik, güzellik, uygunluk
    YAKTU: Işık, meşale, aydınlık
    YAKURA: Yakın, yakınlık duygusu
    YAKUŞUK: Yakışıklı, güzel, uygun, uyumlu
    YAKUT: Yakıt, enerji, yakılan
    YAKUZ: (Yağız)
    YALABIR: Parlak, parıldayan
    YALABUK: Parlak, parlayan, ışık saçan
    YALAP: Parlak, ışıltı, ışık saçan
    Eski dönem, Tanrı ad ve sıfatlarından
    YALAV: Alev, yalaz
    YALAVAÇ: (Yalvaç)
    YALAZ: 1- Yalın, çıplak, aleni 2- Yalın, parlak, ışıklı, alev
    YALÇIN: Dik, sarp, yukarıda, ulaşılmaz
    YALDIR: 1- Parlak, parlayan 2- Yıldır, yıldıran,caydırıcı, ürkütücü
    YALDIRAN: 1- Yıldırıcı, caydırıcı, ürkütücü 2- Parlak, parlaklık veren
    YALDIRIM: Yıldırım
    YALDIZ: Yıldız, ışık saçan parlaklık, parlayan, ışıyan
    YALDRUK: (Yaldırık) Parlak, parlatılmış
    YALGIN: Serap, yanıltıcı, görüntü
    YALIM: 1- Ateş, kıvılcım 2- Kılıcın keskin tarafı, ince ağzı 3- Yüksek kayalık
    YALIN: 1- Alev, parlaklık 2- Çıplak, net, açıkta olan, açık 3- Kınsız, kılıfsız kılıç 4- Tek başına, yalnız, korumasız
    YALINCA: Yalnız, tek başına
    YALINÇAK: Fakir, çıplak, garip, korumasız, sahipsiz
    YALMA: Yağmurluk, pelerin
    YALMAN: 1- Kılıcın keskin ağzı, kılıcın uç kısmı 2- Eğimli, dik tepe
    YALTUK: Yalınlık, yalın olma hali
    YALUNMUŞ: Yalın, çıplak, saf, arınmış
    YALUY: Büyü, tılsım, sihir
    YALVAÇ: Elçi, resul, nebi, peygamber
    YAM: 1- Ulak atı 2- At gibi, ata benzeyen 3- Çöl, kıymık
    YAMAÇ: 1- Bayır, dik yokuş, dağ ya da tepenin herhangi bir yanı 2- karşı, karşısı, öteki taraf
    YAMAN: 1- Müthiş, dehşetli, etki ve beceri bakımından olağanüstü 2- kötü, fena, üzücü
    YAMÇI: 1- Ulak, postacı 2- Ulak atı, postacı atı 3- Yağmurluk 4- Kalın, kolsuz yelek, kuzu derisiyle kaplı giysi
    YAMI: 1- Ulak atı 2- Çöp, kıymık 3- İtibar, nüfuz
    YAMTAR: 1- Yaman, güçlü, kuvvetli 2- Yağmurluk 3- Obur, iştahlı
    YAMUN: Denetleyici, murakıp, müfettiş
    YANAÇI: (Yanaç) Canip, candan
    YANAĞ: (Yanak) Yanak, kısım, yan
    YANAR: 1- Işıltı, ışık 2- Ateşli, sıcak kanlı, heyecanlı
    YANAŞIK: 1- Ev kızı 2- Evlatlık alınmış, kız çocuğu
    YANBAŞ: Sadık, bağlı, yakın, yanında,yanı başında, vefakar
    YANÇ: (Yanıç) Hilal, yarım ay biçiminde
    YANÇI: At zırhı
    YANÇUK: (Yancık) At zırhı, at örtüsü
    YANDAŞ: Yanında duran, destekleyen, taraftar
    YANDIK: Heybetli, gösterişli, azametli
    YANDU: İnançlı, inanmış, imanlı
    YANGAK: 1- Yanak 2- yanık, sevdalı
    YANGAL: Isı, hararet, ateş, ateşlilik
    YANGIR: Hazin söz, dokunaklı söz, hazin konuşma
    YANI: Cilve, işve, can yakıcılık
    YANIK: Sevdalı, aşık, istekli
    YANIT: 1- Ödül, mükafat 2- Karışık
    YANK: (Yang) Metod, tarz, usul
    YANKU: (Yankı) Aksi seda, eko
    YANKUÇİ: Mübaşir, mahkeme memuru
    YANTIR: Şehla, şehla gözlü
    YANTUK: Gösterişli, azametli
    YANTUT: Bedel, tazminat
    YANUÇ: İnce, zayıf, narin
    YANUK: 1- Esmer tenli, kara 2- Tutkun, aşık, sevdalı
    YANULMAS: Yanılmaz, deneyimli ve bilgili otorite
    YANUT: 1- Yanıt, karşılık 2- Ödül, mükafat
    YAPA: 1- Yaba, yapma, çaba, enerji 2- Bütün, hep, bütünlük 3- Vefa
    YAPAGI: Yapağı
    YAPAN: 1- Yapıcı 2- Yaban, vahşi
    YAPAR: Yapıcı, üretken, olumlu
    YAPARLI: Olumlu, yapıcı
    YAPI: Mamul, yapılmış
    YAPINÇ: (Yapınçak) Yapılmış, mamul, üretilmiş
    YAPRAK: (Yapurgak) Ağaç ve çiçek yaprağı
    YAPSIK: Memnuniyet, neşe, meftunluk
    YAPŞIN: Yapıcı, olumlu, becerikli
    YAPURGAK: (Yaprak)
    YAR: (Yarı) 1- Uçurum, dik bayır 2- Tanzim, tertip, organizasyon
    YARAGU: Yarar, fayda, faydalı, yararlı
    YARAĞ: (Yara, yarag) 1- yarar, fayda, faydalı, yararlı 2- Silah, zırh, kalkan
    YARAŞUK: Uyumlu, ahenkli, barışsever
    YARAŞUR: Uygun, münasip, layık
    YARATGAN: Yaratan, yaratıcı
    YARATU: Yaratma, tertipleme, düzenleme
    YARATUN: Yaratıcı, tertipli, düzenli, örgütlü
    YARATUR: Yaptırır, yaptırımcı, buyurucu, örgütleyici
    YARAY: Usta, ehil, beceri sahibi
    YARAYLI: uygun, münasip, yararlı
    YARÇI: Ortak, şerik, hissedar
    YARDAK: Yardımcı, asistan, muavin, refik
    YARGAN: 1- yararlı, faydalı, güvenilir, yakın 2- Koruyucu, muhafazakar 3- Mahkeme,
    yüksek mahkeme
    YARGI: Hukuk, hüküm, mahkeme, adalet
    YARGICI: (yarguçu, yagıçı, yargıç) Yargıç hakim, yargı mercii
    YARGIÇ: Yargıcı, hakim
    YARGIÇU: Yargıç
    YARGIN: (yarkın) 1- Gün ışığı 2- Şimşek, çakın 3- Canan, arkadaş, dost 4- Güler yüzlü
    YARGUÇİ: yargıcı, yargıç, hakim
    YARIM: 1- Yapıcı, yaparlı 2- yarış, müsabaka 3- Bölüm, bölünmüş
    YARIP: Yarı, yarım, bölük, bölünmüş
    YARIŞ: 1- Bölüş, bölüm 2- Müsabaka, karşılıklı, ileriye atılma
    YARIZ: Yarıcı, seri, çabuk, hızlı
    YARLIG: 1- Bağışlama, acıma 2- Ferman, buyruk
    YARLIGAÇ: İnayet, yardım, bağış, merhamet
    YARLIGAMAS: Acımasız, acımaz, bağışlamaz
    YARLIGAMIŞ: Bağışlayıcı, merhametli, rahman
    YARLIGAN: Rahman, bağışlayıcı
    YARLIGAR: Bağışlayıcı
    YARLIGASUN: Bağışlayıcı, rahman
    YARLIK: 1- Esirgeme, bağışlama 2- Buyruk, ferman
    YARLUĞ: İrade, istem, buyruk
    YARLUK: Muhtaç, yoksul
    YARLUKA: Bağış, lütuf, koruma
    YARMAKAN: (Yarmayan) Armağan, hediye
    YARP: (yarıp) Durgun, sabit
    YARPAN: (Yarban, yarıban) Sabit, sakin, kendi halinde
    YARŞI: Hissedar, ortak
    YARTIM: 1- Kısım, bölük, fırka 2- yardım, inayet, destek
    YARUK: 1- Işık, ziya, nur 2- Zırh, koruyucu
    YASA: (Yasağ, yasak) Yasa, kanun, nizam, kural, kaide, yasak
    YASAÇU: (Yasacı) 1- Parlamenter, Yasa yapan, yasa koyucu 2- Yasaya bağlı, yasal
    YASAĞ: yasak, yasa
    YASAL: 1- Disiplin, sıra, saf, ordunun yürüyüş düzeni 2- Yasalara uygun, nizami
    YASAN: 1- Tertip, düzen, tasarı, plan 2- İşaret, alamet, karar
    YASAR: (Yasur) yasaya uyan, yasayı uygulayan
    YASATAN: Yasalara saygılı
    YASATUR: birl. Yasa/Tur Yasaya bağlı, yasayı uygulayan
    YASAVUL: Yasayı korumak ve uygulamakla görevli memur. Zabıta, polis
    YASGUÇ: Nikap, gizlilik
    YASUN: (Yisun, İsun) Doğa, tabiat
    YASUT: (yasıt) Onur, şeref, haysiyet
    YASVUL: (Yasavul) 1- Polis, bekçi 2- Mübaşir
    YAŞ: Yaşam, ömür, dirilik, aydınlık, tazelik, ışımak, gelişim, yeşil, yeşillik, gençlik
    YAŞAGU: Ömür, yaşam, canlılık
    YAŞAM: Hayat, ömür, dirlik
    YAŞAR: Ömür, yaşam, hayatta kalış.
    YAŞIL: 1- Yeşil renk mec.Tazelik, gençlik, zindelik 2- Yeşillik, çimenlik
    YAŞIN: 1- Gizlilik, gizem 2- Şimşek, çakın
    YAŞIT: 1- Genç, körpe, taze 2- Eş, denk, eşit
    YAŞLAK: Giz, sır, esrar, gizli kalması gereken
    YAŞRU: Giz, gizlilik, gizem
    YAŞUK: 1- Işık, ışın, şua 2- Aşkın, aşık, aşmış
    YAŞURGAN: Ketum, sıkı ağızlı, sır vermez
    YATAĞAN: (yatağan, yatakan) 1- Kama türünde, iki tarafı da kesen bir bıçak 2- Tembel, miskin 3-Borcunu ödemeyen, üstüne yatan (Uygurlarda)
    YATI: Yatık, meleke, beceri, el yatkınlığı
    YATKIN: Yatık, yatan, uygun, uygunluk
    YATMAN: Muti, efendi, uyumlu, itaatkar
    YATUK: 1- Yatkın, becerili, meleke sahibi 2- Tembel, ağır kanlı
    YAVÇIN: (Yatçın) Konuk, yatıya gelen konuk
    YAVGA: Soy, sop, nesil
    YAVNIK: Sevinç, neşe
    YAVRİ: Zayıf, güçten düşmüş
    YAVRU: Zayıf, bakıma muhtaç, ilgi ve bakım bekleyen
    YAVUK: Yakın, yakında duran, yakınlık duyulan, sevgili
    YAVUZ: (Yağız) Kara. Mec. Sert, şiddetli, dehşetli, gözü kara, yaman
    YAY: 1- Yaz mevsimi 2- Silah, ok atmaya yarayan, gergin ip, gerginlik
    YAYAK: yaya, piyade
    YAYGARU: Bahar, ilkbahar, yaza doğru giden zaman
    YAYGIN: Yayık, yayılmış
    YAYGIR: (Yaykır) Uzay, sema, yıldızlar alemi
    YAYIK: 1- Yaygın, geniş, genişlemiş 2- Tufan, deprem 3- Altay destanlarında adı geçen, Tanrı Bayülken’in oğullarından
    YAYIN: Serap, feyezan
    YAYKIRU: Sema, feza, uzay
    YAYLA: Yaz yeri, yazlık. Bahar, yaz aylarını geçirmek için çıkılan, yüksek dağlık bölge
    YAYLAERİ: birl. Yayla/Eri Yaylada yada yaylaya çıkarken doğan çocuklar için kullanılan adlardan
    YAYLAK: Yayla, yazlık, sayfiye
    YAYLIM: Yayılım, yayılma yeri, otlak, mera
    YAYMUT: birl. Yay/Mut Yaz sevinci
    YAYUÇI: Yayıcı, dağıtıcı, haber yollayan
    YAYUK: 1- Yayvan, yayık, uçsuz bucaksız, geniş 2- Deprem, yer sarsıntısı
    YAZAL: Takı, süs, ziynet, mücevher
    YAZDIÇ: Anıt, kitabe
    YAZGAN: Yazan, yazıcı, yazgıyı tayin eden Eski dönem Tanrı ad ve sıfatlarından
    YAZGI: 1- Yazı, kader, mukadderat, alın yazısı 2- Tanrısal, ilahi
    YAZGULU: Talihli, bahtı açık
    YAZIÇU: Yazıcı, katip
    YAZIM: Yazgı, mukadderat
    YAZIN: 1- Yaz vakti, bahar vakti 2- Kader, alın yazısı
    YAZINÇ: Kader, alın yazısı, yazgı
    YAZIR: 1- Çok ülkeler gezmiş, görmüş 2- Çok ülke fethetmiş, fatih 3- yazar, yazıcı, katip
    YALIKSUZ: Günahsız
    YEDEN: 1- Yedeği olan, yedeğine alan, tedbirli 2- Yetkin, yeterli, usta
    YEĞ: (Yek, yeke) 1- Yüksek, ala, eftal, iyi, daha iyi 2- Soylu, asil, seçkin, güzide, mümtaz
    YEĞEN: 1- Yeğ, üstün tutulan, yeğin, yeğlenmiş 2- Kardeş çocuğu (Babası ya da anası ölmüş, ya da uzakta olup da yakın akrabaları tarafından yetiştirilen çocuklar için kullanılan adlardan) 3- Güveyi, damat
    YEĞİN: 1- Üstün, faik 2- Bereketli 3- Çok güçlü, hızlı, şiddetli
    YEĞİNEK: 1- Yığınak, küme 2- Üstün, faik, daha iyice
    YEĞNİ: 1- hafif 2- Alçak gönüllü, mütevazı
    YEĞREK: (Yekrek) Etfal, evla, iyi, üstün
    YEKREK: Evla, iyi, üstün, daha iyi
    YEKSEK: Tedbirli, ihtiyatkar
    YEKÜL: (Yeğül) Yeğni, faik, üstün, muzaffer
    YEL: Rüzgar, esi
    YELÇİ: Yel gibi, hızlı
    YELEÇ: Havadar, yel alan
    YELEGEN: Hızlı, süratli, yel gibi
    YELEĞİN: Yel alan yer, rüzgarlı yer
    YELEK: 1- yel gibi, hızlı 2- Okun arkasına takılan tüy, denge tüyü 3- Kolsuz ve yakasız üst giyeceği
    YELEKİN: (Yeleğin) Rüzgarlı, yel esen yer, yel alan yer
    YELEN: 1- Arzu, istek, dilek 2- Fırtına
    YELES: Yel esintisi, havadar, rüzgarlı
    YELESER: birl. Yel/Eser Esintili, havadar, yel esen..
    YELESEY: birl. Yel/Esey Yel esintisi
    YELİM: Hareket, eylem, devinim
    YELİN: 1- Yel uğrağı, yel alan yer 2- Yel değişi, yel teması
    YELİS: Havalı, havadar, rüzgarlı
    YELİZ: birl. Yel/İz Havadar, rüzgarlı, havalı
    YELKİM: Havadar, havası güzel yer
    YELKİN: 1- Konuk 2- Hızlı, yol gibi
    YELME: Öncü, yol gösteren, mihmandar
    YEN: 1- Yenmek, alt etmek 2- Deri 3- Yeni, yenilik, orijinal
    YENCİLEK: Hafif, yeğin, narin, ince
    YENDÜN: Tercih, seçim, referans
    YENGİ: 1- Yeni, orijinal 2- Zafer, utku
    YENİN: Galip, muzaffer, utkan
    YENİŞ: Galebe, galibiyet, utku
    YENTÜR: Kalender
    YENÜL: Mütevazı, alçak gönüllü
    YEPREM: Aktif, faal, becerikli, çalışkan
    YERÇİ: Başkan, yol gösteren, mürşit.
    YERÇİLİG: İzci, takipçi
    YERGİN: Mahzun, hüzünlü, bitkin, yere bakan, boynu bükük
    YERİNÜR: Durağan, üşengeç, müşkülpesent
    YERÜNMES: Hamarat, çalışkan, vurdumduymaz
    YESUGA: (Yesuge, yasagay) Yasa, yasak, yasaya bağlı, yasadan yana
    YESUKEN: (Yasuga, yasag, yasa) Yasa, yasak, yasalı, yasaya bağlı
    YEŞİL: (Yaşil) 1- Tazelik, taze, körpe 2- Çimen, çimenlik
    YEŞİM: Eski dönemlerde, Türklerce kutsanmış, değerli taş
    YET: (yeti, yete) Kudret, kuvvet, güç, yeterlilik, yetenek, beceri, maharet
    YETEK: Gaye, emel
    YETEN: Yeterli, yetkin, usta
    YETER: Yeterli, yetkin, uzman, usta
    YETGİN: (Yetkin) Çok çocuklu ailelerin, doğan çocuklarının sonuncu olması dileği ile verilen adlardan
    YETİ: 1- yetenek, kabiliyet 2- Yetkin, kamil, olgun, becerikli, mükemmel 2- Etki, etkileyici 3- Yitik, kayıp, harcanmış, zayi olmuş
    YETİŞGİN: (yetişkin) Yetişmiş, olgun, kamil, mükemmel, yetenekli
    YETİZ: Hazır, amade, yeterli, olgunluğa ermiş
    YETKİ: Sorumluluk, maharet, iş bitirme gücü
    YETKİN: 1- yetişkin, ehil, uzman, yeterli 2- Etkileyici, çekici, mükemmel
    YETMEN: Olgun, gelişkin, uzman, yeterli, yetenekli
    YEYGÜ: Armağan, bahşiş, ihsan
    YEYİN: Galip, kavi, üstte olan
    YEYNİ: Ehven, iyi
    YEYREK: Makbul, kabul gören, beğeni toplayan
    YEYTEM: Eski, kadim
    YIBAR: 1- Koku, parfüm 2- Kokulu mum
    YIĞ: Yığılı, toplu, birikim
    YIĞAÇ: 1- Ağaç 2- Erkeklik organı 3-Yığıcı, toplayıcı
    YIĞAN: (Yıkan) 1- Yığıcı 2- Yıkıcı
    YIĞIN: Birikim, kitle, yığılı olma hali, yığılmış, istifli
    YIĞINAK: Toplum, kitle
    YIĞINCA: Genel, teamül, sosyal kural, toplumun benimseyip uyguladığı kurallar
    YIĞLINÇ: (Yığlınçı) İffetli, edepli, namuslu
    YIĞNAK: Yığın, yığınak, toplum, cemaat
    YIĞRIK: Mahçup, utangaç
    YIKIN: (yığın) Afet, yıkım , zarar
    YIKINÇ: Yıkmış, yıkıcı
    YIKMIŞ: Yıkıcı, devirici, güçlü
    YILDIKU: Yıldız, yıldız kümesi
    YILDIR: Yıldırıcı, ürkütücü, heybetli, dehşetli, şiddetli, gözü kara, korkusuz
    YILDIRAN: Ürkütücü, korkutucu, heybetli, gösterişli
    YILDIRGAN: Yıldıran, ürküten, korkutan, şaşalı, gösterişli
    YILDIRIM: (Yaldırım) 1- Berk, yüksek voltajlı elektrik 2- Göz kamaştırıcı, ışık, aşırı parlaklık
    YILDIZ: Yaldız, parlak ışık, parlayan, ışıyan
    YILDURU: Berrak, net, temiz, billur
    YILGI: Yılma, dehşet, ürküntü
    YILGIN: Yılmış, ürkek, bezgin
    YILIĞ: Yılgın, yılmış, yılık
    YILKI: 1- At, at yavrusu 2- At sürüsü
    YILMA: 1- Yılmaz, azimli, dayanıklı, cesur, korkusuz 2- Dik yokuş, dağ yamacı
    YILMASIN: Yılmaz, korkusuz
    YILMAZ: Gözü pek, korkusuz, batur, dayanıklı, azimli
    YIRAGU: Yırcı, çalgıcı, enstrüman çalan, müzisyen
    YIRAK: Irak, uzak, mesafeli
    YIRI: Sol, sol taraf, tek taraf, tek taraflı
    YIRIM: 1- Solak 2- Yarım 3- yurt, toprak
    YIŞ: (Yaş, yaşıl) Orman, yeşillik içindeki bölge
    YIŞIK: 1- Tulga, demir örgülü tulga 2- ışık
    YİBEK: Ateşli, hararetli, heyecanlı
    YİGE: Dayanıklı, kavi, metin
    YİĞENEK: 1- Toplum, kitle, cemaat 2- Yeğen, yeğencik
    YİĞİN: Daha iyi, sıkı, dayanıklı, üstün, tercih edilir
    YİĞİT: 1- Yeğ, yiğ, iyi, daha iyi, sıkı, sağlam, güçlü, batur, cesur 2- Delikanlı, cıvan, genç 3- Koca, eş
    YİLUN: (Yulun) İri, heybetli, gösterişli, cesim
    YİNÇKE: İnce, zarif, narin
    YİNÇKELÜ: Nazik, anlayışlı, kibar
    YİNÇÜ: 1- İnce, zarif 2- İnci
    YİNDEK: Daimi, ebedi, sürekli, kalıcı
    YİR: Yer, toprak, arazi, arz, yeryüzü, dünya
    YİRÇİ: Kılavuz, izci, rehber, yer bilen, yer bildiren
    YİRDEŞ: Yurttaş, hemşehri, aynı toprağı paylaşan
    YİRDİNÇÜ: (Yirtinçü) Evren, kainat
    YİRGA: Mesut, mutlu, mutluluk dolu
    YİRTİNÇÜ: Evren, kainat
    YİSUN: (yasun, yosun) Doğa, tabiat, yeşillik
    YİTER: Varis, mirasyedi
    YİTİK: 1- Yetik, olgun 2- Keskin 3- Kayıp
    YİTİRMİŞ: Yitik, kayıp, kaybetmiş, yoksul
    YİTÜT: Meziyet, maharet, beceri
    YİZEK: Askeri kılavuz, öncü
    YOĞANAK: Yığınak, kütle
    YOĞÇI: Yuğcu, yuğ yapan, yokluk çeken, yas tutan, yasçı
    YOĞUN: Kalın, gür, iri, sık, sıkı, cüsseli, fazla, fazlalaşmış, katılaşmış
    YOKUŞ: Yukarı, yukarı doğru çıkan, dik yol, bayır
    YOL: Üzerinden gidilenmec. 1- Kut, mut, baht, yazgı, kader 2- Örf, adet, töre, gelenek
    teamül, ilke, tarz, gidişat
    YOLA: 1- Örf, adet, usul, erkan 2- Meşale, kandil
    YOLAÇ: Yol gösterici, mihmandar, rehber, önder, öncü
    YOLAÇAN: birl. Yol/Açan Önder, öncü
    YOLAK: birl. Yol/ak 1- Dürüst, namuslu, temiz 2- Çığır, yenilik, gidişat 3-Kısa yol, kestirme yol
    YOLALDI: birl. Yol/Aldı 1- İlerleme kaydeden, gelişen, uzman, profesyonel 2- Terbiyeli, yola gelmiş, geleneklerine bağlı
    YOLBAK: (Yolbaka, yolbakan) Konuksever, misafirperver
    YOLBİLİR: birl. Yol/Bilir Görgülü, bilgili, usul erkan sahibi
    YOLÇU: 1- Önder, başkan, şef, lider 2- Peygamber, nebi 3- Gelenekçi, muhafazakar 4- Yolcu, yola çıkmış, yolunda giden
    YOLDAM: 1- Uysal, yola gelen, yolunda giden 2- Usul, metot, tarz
    YOLDAŞ: Aynı yolun yolcusu, aynı yolu paylaşan, aynı yola gönül vermiş, aynı yola baş koymuş,aynı, töre ya da prensipler üzerinde, fikir ve gönül birliği eden, çok yakınlaşmış dost, dava arkadaşı
    YOLERİ: birl. Yol/Eri 1- Töreye bağlı, edep erkan sahibi, bilgili, deneyimli
    YOLKULU: birl. Yol/Kulu mec. Töreye ve kurallara bağlı
    YOLLUK: (Yolluğ) 1- Kutlu, mübarek 2- Olgun, ergin 3- Halas bulmuş, huzura kavuşmuş, mesut,bahtiyar
    YOLOĞLU: birl. Yol/Oğlu 1- Fedai, serdengeçti 2- Adak, adanmış, kurban 3- Bağlı, kendini töreye bağlamış
    YOLUM: Usul, kaide, prensip
    YONAT: Tam, eksiksiz, kusursuz
    YONCA: Sulu yerlerde yetişen bir bitki türü
    YORÇU: 1- Askeri kılavuz, öncü, yol gösteren 2- Yorumcu, yorumlayan, eleştirmen
    YORDAM: 1- Alışkanlık, eğilim, usul, meleke, beceri 2- Jest, eda, işve, naz
    YORGA: (Yurga) Rahvan giden at
    YORNUK: İstirahat, istirahatgah, dinlenme yeri
    YOVAŞ: (Yavaş) Çelebi, efendi, ağırbaşlı, halim
    YÖNDEM: (Yöntem) Usul, tarz, teamül, töreye uygun biçimde olan
    YÖNET: 1- Biçim, tarz, yöntem 2- uygun, uyumlu, uysal, geçimli
    YÖNTEM: (Yöndem)
    YÖNTEN: Uslup, tarz, biçim
    YÖRGENÇ: Dağ dönemeci, dağ yolu
    YÖRTEM: Usul, biçim, tarz
    YÖYEN: Mevsim, sezon
    YUĞAK: Bir su kuşu
    YUĞKA: İnce
    YUĞRUŞ: (Yukruş, Yukruç) Eskiden, halktan biri olmasına rağmen, gösterdiği performans ve
    yararlılıklardan sonra, bey mertebesinde değerlendirilerek, devletin üst düzey kademelerinde görev alan kişi.
    YULA: 1- Su kaynağı, yerden fışkıran su, göze 2- Işıldak, ışık veren, meşale, kandil
    YULU: Adalet
    YULYU: (Yulu, yuluk, Yulug) 1- Yardımcı, yardımsever, fedakar, adil 2- haraç, cizye, vergi 3- traş,traşlı, bakımlı 4- Yağma, yağmacı
    YULUĞBİRİM: birl. Yuluğ/Birim
    Uygurlar döneminde alınan mahsul vergisi
    YULUK: 1- Traşlı, matruş, bakımlı 2- Yağmacı
    YULUM: 1- Fedakar, yardımsever 2- Yolcu, yoluna bağlı, töresine bağlı
    YULUN: Yolcu, yola giden
    YUM: Mutluluk, neşe, ferahlık, rahatlık
    YUMLU: Mutlu, kutlu, mübarek, huzurlu
    YUMRU: 1- Yumulu, yumuk, yumruk 2- İri, heybetli, gösterişli
    YUMUK: Gül, goncagül
    YUMUŞ: (Yumuç) 1- Söz, öğüt, nasihat 2- Emir, ferman, buyruk 3- Müjde, müjdeli haber 4- Yumuk,yumulmuş, yumruk
    YUMUTGAN: Yapıcı, birleştirici, pozitif kişilik
    YUNAK: Üzerinde çamaşır dövülen ve yıkanan, büyük taş parçası
    YUNMUŞ: Yıkanmış, temiz, titiz, arık
    YUNT: 1- Çadır, oba, ev, yurt, vatan 2- Terbiyesi tamamlanmamış, yarı yabani at 3- Uygarlık,medeniyet
    YURÇI: 1- Becerikli, mahir 2- Yirçi, yer gösteren, rehber
    YURGA: Rahvan giden at.
    YURT: 1- Vatan, kutsanmış toprak 2- Kaynak, asıl, kök 3- Uygarlık, medeniyet 4- Çadır, oba, ev
    YURTLAK: Yurt, vatan, sonradan yurt edinilmiş yer, yurtlaştırılmış yer.
    YUTLUK: Kayıp, zarar
    YUTUM: Yudum, damla, tike, parça
    YUVANÇ: Teselli
    YÜCE: Yüksek, ulu, alicenap, haşmetli
    YÜCEL: Yücelik, ululuk, haşmet.
    YÜĞNEK: Alçak gönüllü, mütevazı.
    YÜĞNÜK: Salih, temiz
    YÜĞRÜK: Yürük.
    YÜĞÜNT: Selam
    YÜKNÜ: Secde, secdede olan
    YÜKSEL: Yükseklik, ululuk, büyüklük
    YÜKSELEN: Ulu, kişi.
    YÜKSELİŞ: Büyüklük, ululuk, ikbal
    YÜKÜN: Baş eğme, saygı duruşu, tazim.
    YÜKÜNÇ: Eğilme, reverans
    YÜKÜNGEN: Eğilen, reverans yapan, saygılı
    YÜKÜNTÜR: Baş eğdirir, diz çöktürür.
    YÜKÜNÜK: Eğilme, reverans
    YÜKÜNÜR: İbadet eden
    YÜLEK: Okun arkasındaki, denge tüyü.
    YÜNKÜL: Hafif, narin
    YÜRE: Daire, helezon, çember
    YÜREĞİR: Yürekli, cesur
    YÜREKLİ: Cesur, korkusuz.
    YÜRİK: Yaşam, hayat,, ömür, geçim.
    YÜRÜM: Yaşam, hayat, ömür
    YÜZAK: birl. Yüz/Ak Masum, günahsız.
    YÜZAKI: birl. Yüz/Akı Masumiyet, temizlik, namus, namusluluk, başarı, beceri
    YÜZLÜG: (Yüzlüg, yüzlük) Soylu, dürüst, namuslu.


  8. kemalist1923
    Yeni Üye
    Oldukça yararlı bilgiler bunlar. Türk oğlunun ve kızının adı da Türkçe olmalıdır.

  9. muzo_baba
    Devamlı Üye
    Ewt haklısınız şimdi konulan isimlere bakıyorumda garip garip hiç bir anlamı olmayan isimler oluyo çok iyi etmişsin abi bunları yazmakla

  10. msnadam
    Devamlı Üye
    iğrenç ya benim ismim nerde mete

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu


eski türk isimleri,  türk isimleri,  eski türk isimleri ve anlamları,  türkçe isimler,  türkçe isimler ve anlamları,  eski türkçe isimler