+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve İslamda Ahlak Forumunda Eşcinsellik günah mı. Bu duygu nasıl kontrol altına alınabilir? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. ßaran
    Devamlı Üye

    Eşcinsellik günah mı. Bu duygu nasıl kontrol altına alınabilir?









    Eşcinsellik günah mı. Bu duygu nasıl kontrol altına alınabilir hakkında geniş bilgi


    Bu meyilden dolayı günah işlenmiş olmaz. Ancak bu meylin fiile dönüştürülmemesi gerekir. Psikolojik tedaviyle veya evlilik yaparak bunun önüne geçilebilir.

    Ünlü bir şarkıcımızın ‘şüpheli’ fotoğraflarının medyada yayınlanması ve cinsel tercihinin tartışılmaya başlanması, geçen ayın en flaş olaylarından biriydi. Bu durumda, bir psikiyatrist olarak eşcinsellik (homoseksüellik) üzerine yazmak, sanırım şart oldu.

    Her fırsatta "Erkek milletiz" diye övünürüz ama, bu problem aslında ülkemizde öteden beri gizliden gizliye yaşanan, sargıların altında kanayan bir yaradır; bilen bilir. İşte bu yara ‘star,’ ‘ilah(!)’ vs. diye tanıtılan bir şarkıcı vesilesiyle açığa çıkınca, toplum olarak birden irkildik tabiî. Oysa biz sadece hakemleri öyle sanırdık; bir de, elin gavurunu... Bizi tatlı gaflet uykumuzdan uyandırmanın ne âlemi vardı ki?

    Böylesi yazılara problemin tarihçesi ile başlamak adettir esasında. Ne var ki, Kur’ân sayesinde, bu problemin Lût kavminden beri var olduğunu hepimiz zaten biliyoruz. Bu noktada dikkat çekici olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı bile ayıp saydığı bu konuda Kur’ân’da o derece çok ve açık ifadelerin bulunmasıdır. Meraklıları Hûd, Hicr, Şuarâ, Neml ve Ankebût sûrelerine havale ediyorum. Kur’ân, Lût kavmi örneğinde kendisine temas ettiğine göre, demek ki, bu problem ‘Lût kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, zinadan bile çirkin, ama herhangi bir insanî yanılgı kadar da konuşulabilir’ imiş.

    Problemin yaygınlığı konusunda rivayetler muhtelif. Bu konuda araştırma yapmaya sadece Batı ülkelerinde cesaret edilmiş. Orada çıkan yüzdeler bile hayli çelişkili. Erkeklerde yüzde 1 yaygınlıktadır diyen yayınlar da var, oranı yüzde 5 olarak bulanlar da. Anlaşılan, o ‘özgür ve hoşgörülü’ ülkelerde bile bu yönelim rahat, doğru ve tutarlı biçimde ifade edilmiyor. Araştırmadan araştırmaya bu denli rakam oynamaları başka nasıl açıklanır ki? Demek ki, yapılana ‘özgürlük’ adına alkış tutanların zıddına, oralarda bile ‘yapanlar’ın çoğu yaptıklarından utanıyor aslında. Anlamlı, değil mi?

    Peki, neden böyle birşey oluyor? Böylesi bir cinsel sapma neden ve nasıl yaşanıyor?

    Önce biyolojik-genetik faktörlerle başlayalım:

    Aslında hepimizin vücudunda karşı cinsin hormonları da az miktarda bulunur—bilmem biliyor muydunuz? Zaten, öyle olmasa, bütün erkekler aşırı sert ve maço, bütün kadınlar ise aşırı kırılgan olurlardı ve cinslerin birbirini anlayıp hissetmesi pek de mümkün olmazdı. Ancak normalde var olan bu minimal yönelimler, genetik ve hormonal bozulmalar sonucu, bazı kişilerde ileri düzeylere varabiliyor. Ve ortaya doğuştan eşcinselliğe yatkın bireyler çıkabiliyor.

    "E, sonra?" diyorsanız, şu sohbeti dinleyin:

    Geçenlerde bir psikiyatrist arkadaşım beni telefonla aradı. Kısa bir girişten sonra, "Baksana!" dedi, "Biliyorsun; son araştırmalar eşcinselliğin bazı durumlarda neredeyse önlenemez olduğunu gösteriyor. İşin doğuştan gelen genetik bir boyutu da olduğu tesbit edildi; sen de okumuşsundur. Yani, bu kişilerin en azından bir kısmı, yaratılışlarında var olan meyil dolayısıyla o yöne gidiyorlarmış; bu açık artık. Oysa biz İslâmî yönden bunun kabul edilemez bir yönelim olduğunu, hatta ceza gerektirdiğini okuyoruz. Nasıl çözüyorsun bu ikilemi?"

    Ona, "Belki garip bir örnek olacak ama" dedim, "Biliyorsun, meselâ çok eşlilik de erkekler için neredeyse genetik ve tabiî bir meyildir." "Evet?" dedi. "Peki sen çok-eşli misin?" diye sordum. "Tabiî ki hayır" dedi. "Neden?" diye üsteledim. "İçinde böyle bir meyil yok mu? Açık konuş lütfen." "Var aslında" dedi, "Ama hem eşim buna izin vermez, hem toplumsal kurallar, kanunlar vs. bir yığın engel var; biliyorsun. Üstelik günaha girmiş olurum. O yüzden düşünmem bile."

    "Kendi sorunun cevabını kendin vermiş oldun işte" dedim. "Eşcinsel meyiller de bazı kişiler için genetik bir temelden kaynaklanan, neredeyse zorunlu bir yönelim olabilir; ama o kişilerin de bu anormal yönelimlerini kontrol etmeleri beklenir, bunu becerebilirler de aslında."

    "Bu yönden düşünmemiştim" dedi arkadaşım.

    Ardından, kısa bir düşünme sonrası, "Ama" dedi, "meselâ, bilirsin, beyindeki bazı bozukluklar, örneğin temporal epilepsi gibi hastalıklar, kontrolü güç saldırganlıklara yol açabiliyor. Böyle bir hastalığın da etkisiyle, diyelim ki bilincinde olmadan birini öldüren bir şahıs ceza görür mü? Görmez. Bünyesel hastalığın etkisiyle bu suçu işlediği tesbit edilirse Türk Ceza Kanununun 46. veya 47. maddesine göre cezası ya hafifletilir ya da tamamen affedilir. Buna ne diyeceksin?"

    "Peki," dedim, "O hasta, cezası affedildikten sonra, bir cinayet daha işlesin diye serbest mi bırakılır? Yoksa hastalığı düzelene kadar tedaviye alınıp sonra da uzun süre izlenip kontrol mü edilir?"

    Arkadaşım, "Yine haklısın" dedi.

    Siz de "Haklısın" dediyseniz, geçelim bu problemin psiko-sosyal yönlerine. Önce aile ve yetiştirme ile ilgili faktörlere kısaca göz atalım:

    Bu konuda en çok üzerinde durulan etkenler, annenin eşine baskın, oğluna fazla yakın oluşu ve babanın ise—ya yok veya soğuk veyahut uzak olması yüzünden—yetişen delikanlıya iyi bir örnek olmayışıdır. Tipik bir örnek olarak, meselâ, kocasından yana hayal kırıklığı yaşayan ve kopuk evliliğinin tesellisini oğluyla paylaşımda bulan bir anne, hele babayı oğluna kötülüyor ve evde de dışlıyorsa, tehlike çanları çalıyor demektir. Tabiî, bu erken dönemlerde çalan çanların sesi ancak ergenlik dönemlerinde duyulmaya başlanır; ama o zamana kadar da, çoğunlukla iş işten geçmiş olur.

    Ergenliğe geçiş döneminde sırf meraktan bu tür bir ilişkiyi (kısmen) denemiş gençler de hayli fazladır. Nerdeyse ne yaptığını bilmeden, ‘doktorculuk’ oynarcasına. Bu tür tecrübelerin (bizde yine araştırma yok, ama Batı ülkelerinde) en az yüzde 10 gibi yüksek oranlarda olduğu da bir gerçektir.

    "Çocukça bir hata" bile denebilir belki. Ancak, esas önemli olan, bundan sonrasıdır. Bu tür bir olayın ardından, bazen yıllar sonra, "Eyvah, ben ne yapmışım?" muhasebesi yaşanır genellikle. Bu dönemde bunalımını paylaşmayıp kendi kendini yiyip bitirmek; kendini aşırı suçlayıp "Yoksa ben ‘gay’dım mı?" sorgulamasına dalmak, bazen genci tam zıt bir sonuca götürebilir. "Battı balık yan gider" durumu gerçekleşir. Gerçekte öyle olmayan genç, gerçekte öyle olmadığı halde kendisini öyle zannettiği için, gerçekten öyle olur!

    Traji-komik bir örnek anlatayım: Bir eşcinsel hastam vardı. İlkokul yıllarında bağırsak paraziti problemi varmış. Bilen bilir; bu parazit anüs kaşıntısı yapar. Belki inanmazsınız ama, bu kaşıntı gitgide delikanlıyı "Yoksa ben..?" kuşkusuna götürmüş. Sonuç maalesef kötü! Üstelik, anlattığım tek değil. Literatürde, sadece ve sadece bağırsak paraziti yüzünden cinsel tercihi bozulan birçok vak’a var. Yani? Utanıp konuşmamak, gurur yüzünden anlatmamak, yardım istemeyip kendi kendini yemek yok mu? İşte bu şey o kadar çok yerde ayaklara dolanıyor ki! Sırf bu yüzden ne hayatlar kayıyor, bilemezsiniz.









  2. Ziyaretçi





    Gaylik hastalık falan değildir.Doğuştan gelen bi şeydir kimse gay olmayı veya olmamayı beceremez. Gaylik sadece insanlarda değil hayvanlarda da vardır. Hayvanlar da günah veya sevap işleyemeyeceklerine göre sorun yok.




  3. Nesrin
    Devamlı Üye
    Sayın ziyaretçi eş cinsellik doğuştan gelen bir şey falan değildir. öyle bir şey olsaydı eşcinsel olan lut kavmi allahın bütün uyarılarına rağmen hala eş cinsel olarak kaldıkları için helak edilmezlerdi. eş cinsellik insanların sapıklıklarından meydana gelir ve psikolojik destek veya evlilikle giderilebilir.




+ Yorum Gönder


gaylık günahmı,  gaylik günah mı,  gaylık günah mıdır,  gay ilişki günahmıdır,  gay olmak günah mı,  gay günah mı