+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve İslamda Ahlak Forumunda Misafirlik ve Davet Âdabı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Suskun Karizma
    Devamlı Üye

    Misafirlik ve Davet Âdabı








    Misafirlik ve Davet Âdabı konusunda bilgi

    Sosyal hayatta, misafirlik ve davet mühim bir yer tutar. İslâmiyet gerek akrabaların, gerekse birbirleriyle din kardeşi olanların birbirlerini ziyaret etmesini teşvik etmektedir. Ayrıca dinimizde, eşe-dosta, arkadaşlara, ahbaplara yemek yedirmek de çok güzel bir âdet olarak belirtilmiş ve yedirip içirme teşvik edilmiştir.

    Misafirlik ve Davet Âdabı.jpg
    Bu ziyaretlere gidişlerde, misafir olarak bir mekanda bulunuşta nasıl davranılacağı da teker teker tespit edilmiş ve ortaya konulmuştur.
    Misafir ağırlamak, misafire ikram etmek, güzel ahlâkın mühim bir şubesidir. İslâmiyet mü'minleri, her zaman "ikram etmeye" davet etmektedir.
    İkram için davet etmek güzel bir adet olduğu gibi o davete icabet etmek te —bazı hallerde vaciptir.— asla ihmâl edilmemesi gereken bir ahlâk kaidesidir.
    Şimdi misafir ağırlama, ikramda bulunma ve davete icabet etmeyle ilgili hadis-i şeriflere bakalım:
    İbn Abbas (r.a.) der ki: Peygamber (s.a.v.): "Kim namazı dosdoğru kılar, zekâtını verir, Ramazan orucunu tutar, misafiri ağırlarsa, cennete girer" buyurdu. (Tergib ve Terhib, C.5/211-12)
    Hz. Âişe (r.a.) Peygamber'in (s.a.v.): "Melekler, sofranız kurulu oldukça size dua eder" buyurduğunu rivayet etmiştir. (a.g.e., c.5/211-13)
    İbn Abbas (r.a.) derki, Resûlullah (s.a.v.): "İçinde misafire yemek yedirilen evdeki hayır ve bereket, devenin hörgücüne dayanmış bıçağın tesirinden daha çabuk çoğalır" buyurdu. (a.g.e., c.5/211-14)
    Hz. Enes (r.a.) naklediyor: Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Bir kimse Müslümanlardan dört kişiyi misafir etse ve onlara yemelerinde, içmelerinde, giymelerinde kendi ehline yaptığı ikramı yapsa, bir köle azad etmiş gibi olur." (Ramûz, c.2/405-2)
    Cabir b. Abdullah'ın (r.a.) naklettiği hadis-i şerifin bir bölümü şöyledir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allahu Teâlâ'nın İbrahim Peygamberi (a.s.m.) halil ittihaz etmesinin sebebi, yemek yedirmesi, açıktan selâm vermesi, insanlar uykuda iken gece namazı kılmasııydı." (Tenbîhü'l Gafilin, c.2/534)
    Misafir ağırlamak, yemek yedirmek, ziyarete gelenlere ikram etmek Mü'minin şiarıdır, salih kişilerin âdetidir.
    Hz. İbrahim Aleyhisselâm'ın misafirperverliği meşhurdur. "Allah'ın dostu" mânâsında "Halilullah diye yadedilen Hz. İbrahim (a.s.) misafir olmadan sofraya oturmaz, yola çıkar misafir gözetlerdi.
    Peygamber Efendimiz (a.s.m) ve sahabelerinin misafirperverlikleri, ikramları hepimize örnek olmalıdır. Onlar bir avuç hurmayı, bir parça ekmeği, bir parça eti birbirleriyle paylaşır, birbirlerine ikram ederlerdi.
    Hz. Ali (r.a.) yemek yedirme hususunda şöyle demektedir: "Bir arkadaşımı bir sabah yemeğe çağırmak, benim için pazara çıkıp bir köle satın almak ve o köleyi Allah yolunda azad etmekten daha sevimlidir." (Hayâtü's Sahabe, c.3/299)
    Müslüman için "ikram vesilesi" çok boldur. Meselâ, uzun bir yolculuktan gelince (hacdan, umreden vs. gibi uzun seyahatlerden) bir hayvan kesip ziyafet vermek sünnettir. Bir kimsenin çocuğu dünyaya geldiğinde, çocuğun sünnetinde, düğünde, ev aldığında, araba aldığında ziyafet vermesi sünnettir.
    Ev sahibinin dikkat etmesi gereken hususlar
    Misafir ağırlayan kişinin dikkat etmesi gereken başlıca hususlar şunlardır:
    * Ev sahibi misafirin karşısına hoş bir görüntü ile çıkmalıdır. Üstü başı düzgün, saçı-sakalı taranmış olmalıdır. Misafiri gece kıyafeti ile karşılamak, saçı-sakalı dağınık bir vaziyette misafirin yanına çıkmak, görgüsüzlüktür.
    * Misafir güler yüzle karşılanmalıdır. Misafir hanesinde bulunduğu müddetçe onu hoşnut etmek için iç açıcı sözler söylemeli, şahsî problemlerini açarak misafirin canını sıkmamalıdır.







  2. Suskun Karizma
    Devamlı Üye





    * Misafiri bir müddet yalnız bırakmalıdır. Misafir bir müddet dinlendikten, gerekli ihtiyaçlarını giderdikten sonra yemeği getirmelidir.
    * Ev sahibi misafir ağırlarken külfete girmemelidir. Bu hususta sahabelerin tatbikatı örnek alınmalıdır
    Hz. Enes b. Mâlik (r.a.) bir ara hasta iken birkaç kişi ona uğramıştı. Hz. Enes cariyesine şöyle dedi: "Bak evde ne varsa arkadaşlara bir yemek hazırla. Ekmek parçaları bile olsa, Zira Peygamber Efendimiz'den: 'Ahlâk güzelliği cennetin amellerindendir' buyurduğunu işittim." (Hayâtü's Sahabe, c.2/300)
    En güzeli, hiç zorlanmadan elindeki ve evindeki imkanları kullanmak, ilâve bir külfete girmemektir.
    * Yemekte misafirlerle ilgilenmeli, onlarla sohbet etmeli, yemek yemesi için teşvik edilmelidir. Ama devamlı surette, "ye! ye!" demek can sıkar.
    * Misafiri rahat ettirmek, rahatça, çekinmeden gönül huzuru ile yemek yemesini sağlamak, ev sahibinin görevidir.
    Ev sahibi, misafire hizmet etmeli, yolcu edeceği zaman da onu kapıya kadar geçirmelidir.
    Ebû Hüreyre'den (r. a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: "Bir kimsenin, misafirini evin kapısına kadar çıkıp uğurlaması Sünnettendir." (İbni Mâce, Et'ıme: 55)
    Misafirliğe ve ziyarete gidenler nasıl davranmalı?
    * Bir kimse kardeşini, dostunu, ahbabını ziyaret etmek istiyorsa, önceden bildirmeli, randevu almalıdır.
    * Kendi evinden başka bir eve giden kimse; eve girmeden önce mutlaka izin istemelidir. Bu hususta Rabbimiz meâlen şöyle buyurmaktadır: "Ey îmân edenler, kendi evlerinizden başka evlere, sahipleriyle tanışıklık peyda etmeden ve selâm da vermeden girmeyin. Umulur ki, iyice düşünür (hikmetini hisseder)siniz. "Eğer orada bir kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Şayet size geri dönün derlerse hemen dönüp gidiniz. Bu sizin için daha temiz (bir davranış)tır. Allah, ne yaparsanız hakkıyla bilendir. "Meskun olmayıp umumun menfaatine açık binalara girmenizde ise size bir günah yoktur. Açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de Allah hakkıyla bilir." (Nur sûresi/27-29)
    Hz. Cündüp (r.a.) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "Sizden biriniz üç defa izin istediğinde, kendisine izin verilmezse geri dönsün." (Ramûz, c. 1/29-4)


    Demek ki temel kaide, bir başka eve izinsiz girmemek; izin istendiğinde izin verilmezse geri dönmektir. Randevusuz gidilen ziyaretlerde bu gibi hallerde gücenmemek lazımdır. Zira ev sahipleri o anda müsait olmayabilirler. Bir kimse ancak, yakın akrabasının, samimi dostunun evinde ve bahçesinde o yokken yeyip içebilir.
    Bu hususla ilgili Rabbimiz meâlen şöyle buyurmaktadır: "Âmâların, topalların ve hastaların sizinle beraber yemek yemesinde bir mahzur yoktur. Sizin kendi evlerinizde, babalarınızın evinde, annelerinizin evinde, kız kardeşlerinizin evinde, amcalarınızın evinde, halalarınızın evinde, dayılarınızın evinde, teyzelerinizin evinde veya anahtarları size emanet edilen evlerde yahut sâdık dostlarınızın evinde gerek toplu olarak, gerekse ayrı ayrı yemenizde de size bir günah yoktur. Evlere girdiğinizde, evde bulunanlara, Allah tarafından hoş ve mübarek bir sağlık dileği olmak üzere selâm verin. Düşünüp anlayasınız diye, âyetlerini




  3. Suskun Karizma
    Devamlı Üye
    Misafirlik ve Davet Âdabı hakkında genel bilgi

    Allah size böyle açıklar." (Nur sûresi/61)
    Demek ki bu âyet-i kerimede sayılan yakınların evine ve bahçesine gidildiğinde, onlar yokken ve vesveseye kapılmadan yenilebilir.
    Bu âyet-i kerîmede özürlülerle birlikte yemek yenilebileceği beyan buyurulmaktadır. Bu âyet-i kerîmenin nüzul sebebi çok dikkat çekicidir ve Sahabelerin adalet ölçüsünü göstermektedir:
    Bakara Sûresinin, "Birbirinizin malını aranızda haksız sebeplerle yemeyin" mealindeki 188'inci âyeti nazil olduktan sonra, Ashâb-ı kiram, "Âmâ ile yemek yemek güçtür; çünkü yemeğin iyi yerini bilemez, bizde hakkı kalır. Topal ile yemek yemek güçtür; çünkü rahatça oturup sofraya yerleşemez. Hasta ile yemek yemek güçtür; çünkü lâyıkıyla yiyemez ve bizde hakkı kalır" düşüncesiyle, onlarla beraber yemek yemekten korkar hale gelmişlerdi. Diğer yandan, Ashâbdan özürlü olanlar da, başkaları tiksinir diye onlarla beraber yemeğe oturmaktan çekinirlerdi. Bu arada Ashâb-ı Kiramdan bazıları misafirsiz yemeğe oturmaz, evlerine misafir gelmediği zaman aç kalırlardı. Âyet-i kerîme bu ; hususlara açıklık getirerek Müslümanları altından kalkamayacakları güçlüklerden kurtarmıştır.
    * Bir başkasının evine gidildiğinde, kapıyı çalınca en çok karşılaşılan soru, "Kim o?" dur. Bu soruya cevap verirken, "Ben!" dememek lazımdır. Bu cevap şekli Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından men edilmiştir.
    Cabir (r. a.) şöyle anlatmaktadır: "Hz. Peygamber'e (s.a.v.) geldim ve kapıyı çaldım. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) "Kim o?" diye sordu. Ben de: "Benim." dedim. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise: "Ben, ben?!" buyurdu. Sanki bu sözü (yâni "ben" diye cevap vermeyi) çirkin bulmuştu." (İslâmi Hayat, c.3/319)
    "Kim o?" sorusuna muhatap olunca, cevap verirken, ya isim söylenmeli, ya da kendisini tanıtıcı başka bir ifade kullanılmalıdır. "Ben" şeklinde cevap verilmemelidir.
    * Bir eve veya mahalle girmek için izin istenirken evvelâ selâm verilmeli, sonra izin istenmelidir.
    Rib'ıyy b. Hırâş'dan rivayet edildiğine göre Benü Amir'den bir kişi, Resûlullah (S.a.v.) evde iken yanına girmek için izin istedi ve: "Gireyim mi?" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) hizmetçisine: "Dışarı çık ve şu adama izin isteme (âdabını) öğret ve ona: 'Esselâmü aleyküm, girebilir miyim?' demesi gerektiğini söyle" buyurdu. Adam bu sözleri duydu ve: "Esselâmü aleyküm girebilir miyim?" dedi. Resûlullah da ona izin verdi ve adam (içeri) girdi." (a.g.e.,c.3/318)
    * Davet etmek, sünnet olduğu gibi, davete icabet etmek te sünnettir. Hattâ bazı hallerde -Düğün yemeği gibi- vaciptir. Bu bakımdan meşru mazeretler haricinde davete icabet etmek gerektir. Şayet meşru bir mazeret varsa, o takdirde gelemeyeceğini önceden bildirip, hem davet edildiği için teşekkür edilmeli, hem de gidemeyeceğinden dolayı özür dilenmelidir.
    Davete icabetle ilgili hadis-i şeriflere bakalım:
    (Hz. Ebû Hüreyre r.a. naklediyor "En fena yemek, kendisine zenginlerin çağırılıp, fakirlerin çağırılmadığı düğün yemeğidir. Kim ki davete icabet etmezse Allah ve Peygambere âsi olmuş olur." (Ramûz, c.2/305-7).
    Hz. İbni Mes'ud (r.a.) naklediyor: "Davete icabet edin. Hediyeyi red etmeyin ve Müslümanları dövmeyin." (a;g.e., c.1/16-11)




  4. Suskun Karizma
    Devamlı Üye
    Bu hadis-i şerifte gidilmesi emredilen davet, düğün davetidir. Şayet o düğünde menhiyat yoksa, yâni içki, saz, kadın-erkek karışık bulunmak, vs. durumu yoksa, meşru ölçüler içerisinde düğün yapılıyorsa, işte o dâvete gitmenin hükmü vacip mertebesindedir.
    * Davet âdabında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ta şudur. Davet edilen kişi veya kişiler, yanlarına ilâve olarak bir kişiyi veya birkaç kişiyi de alacaklarsa; bunu ev sahibine bildirmeleri gerekir. Kapının önüne gelinmiş olsa bile bu durum bildirilmeli ve izin istenmelidir. Şayet izin verilmezse dönülüp gidilmelidir. Bu şekilde hareket etmek te sünnettir.
    Böyle bir durum karşısında asla kırılıp gücenilmemelidir. Zira ev sahibi ona göre hazırlık yapmıştır. "O hazırlananlar, gelenlere de yeter! Ne var bunda" denilerek, yeni arkadaşlar bulunup davet edilen yere götürülmemelidir. Ev sahibini mahcup duruma düşürmek doğru değildir.
    * İslâmiyet özel hayatın dokunulmazlığına büyük ehemmiyet vermiştir. Bu bakımdan bir kişi, izin verilmedikçe bir başkasının evinin içine bakamaz. Bundan şiddetle sakınmak lazımdır.
    * Bir kimseyi ziyarete gidince veya davet edildiğinde o davet veren şahsın evine gidince, ilk önce kapı çalınır. Daha sonra kenara çekilip, kapı açıldığında evin içini görmeyeceği tarafta durup bekler ve doğrudan kapıya bakmaz.
    Bu hususla ilgili Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tatbikatına bakalım:
    Abdullah bin Bişr (r.a.) rivayet ediyor: "Resûlullah (a.s.m.) birisinin kapısına vardığı zaman, kapıya bakarak durmaz; kapının sağ ve sol tarafında beklerdi." (Ebû Dâvud, Edeb: 128)
    Hz. Talha (r.a.) şöyle rivayet ediyor: "Bir zât Peygamberimizin (a.s.m.) huzuruna girmek için izin istedi. Kapıya doğru bakarak önünde duruyordu. "Peygamberimiz (a.s.m.) 'Böyle mi bekliyorsun? İzin istemek, içeriye bakmamak içindir! buyurdu" (Ebû Dâvud, Edeb: 136)
    * Bundan ayrı olarak, misafirliğe giden kişi, ev sahibinin kendisine gösterdiği yere oturmalıdır. Zira ev sahibi mahremiyeti sağlamak için neresinin daha uygun olduğunu bilen kişidir. Misafir, başkasının evinde gösterilmeyen yere bakmamalı, "Şu odayı da göreyim", "Mutfağı da göreyim" gibi taleplerde bulunmamalıdır.
    * Misafirlikte tecessüs, yâni araştırma, gözünü odanın içerisinde dolaştırarak her yeri inceleme, gözünü kapıya çevirme doğru davranışlar değildir.
    * Davette getirilen yemeği beğenmemezlik etmek doğru bir davranış değildir.
    Hz. Câbir (r.a.) Peygamber Efendimizin {s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "Adama şer cihetinden, misafir gittiği yerde önüne konulanı beğenmemesi kâfidir." (Ramûz. C.2/340-8)
    * Misafirliğe gidildiğinde ev sahibinin ikramlarını reddetmemek gerekir.
    İbni Ömer'in (r.a.) rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Üç şey vardır ki, bunlar [ikram olunduğunda] reddolunmazlar; dayanacak yastık, güzel koku ve süt." (Tirmizî, Edeb:632)
    Misafirin görevleri
    Bir davete gidildiğinde misafirin uyması gerekli âdap kaidelerini şu şekilde sıralayabiliriz:
    • Evvelâ "Davetsiz misafir" olmaktan sakınmak lazımdır. Bir yere gidileceği zaman, önceden randevu alınmalıdır. Randevu aldıktan sonra veya davet edildiğinde, davete tam vaktinde gitmelidir. Çok önceden gitmek, yahut çok geç kalmak doğru değildir.
    • Tıpkı ev sahibi gibi, misafir de düzgün bir kılık-kıyafetle davet edilen yere gitmelidir.
    • Kapıyı çaldıktan sonra yan tarafta durmalı, "Kim o?" denilince, "Ben" demeden kendisini tanıtmalıdır.
    • Eve girince kendisine gösterilen yere oturmalı, sağa sola bakmamalıdır.
    • Kendisine sunulan yemeğe razı olmalı, "Daha yok mu?", "Şu da yok mu? Bu da yok mu?" diyerek ev sahibini müşkül vaziyete düşürmemelidir. Ev sahibinden ancak tuz ve su istenebilir.
    • Misafir yemekten sonra dua etmelidir.
    • Lüzumundan fazla oturarak, ev sahibinin günlük programını alt-üst etmemelidir.
    Misafirlik müddeti
    Misafirlik müddeti üç gündür. Yakın akraba iseler, duruma bakmak lâzım, şayet ev sahibi sıkıntıya düşecekse, zorlanacaksa, o vakit izin alıp gitmek gerektir. Bu hususla ilgili âdabı Peygamber Efendimiz îzah etmişlerdir.
    Ebû Şurayh Huveylid b. El-Huzaî (r.a.), Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle söylediğini duyduğunu rivayet etmektedir:
    "Kim Allah'a ve âhiret gününe imân ediyorsa misafirine hediyesini ikram etsin, (orada bulunanlar): "Hediyesi nedir? Ey Allah'ın Resulü!' diye sordular. Resûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: "Onun bir günü ve gecesidir. Misafirlik üç gündür. Bundan sonrası sadakadır."
    Müslim'deki rivayet ise şöyledir: "Bir kimsenin, kardeşinin yanında, onu günaha düşürecek kadar kalması helâl değildir." (Oradakiler): "Onu günaha düşürmek nasıl olur? diye sordular. Buyurdu ki: '"Misafire ikram edecek bir şeyi olmadığı halde, onun yanında kalmasıdır." (İslâmi Hayat, c.3/327)
    Demek ki ölçü; ev sahibinin ilk gün hususi bir ikramda bulunması, diğer iki gün ise normal ikramda bulunmasıdır. Bu üç günden sonra ev sahibinin görevi bitmektedir. Eğer misafire ikrama devam ederse bu kendisi için bir sadaka olur. Ancak misafirin de anlayış gösterip ev sahibini taciz etmemesi gerekir.

  5. Fatma
    Administrator
    Misafir ağırlamak kültürümüzde çok önemli. Genelikle misafir ağırlamayı seven bir toplumuz. Misafir ağırlamanın olduğu kadar. Misafirin de dikkat etmesi gereken kurallar var. Örneğin misafir olduğu evde sürekli etrafına bakıp evi kontrol etmemesi gerekiyor.

  6. Nesrin
    Devamlı Üye
    İslam dininde misafirlere ve misafirlere olan davranışlarımıza çok önem verilir. evinize gelen bir misafir olduğunda her kim olursa olsun hoş karşılanmalı ve ikramlar yapılmalıdır. misafirlere karşı olan adabınız sizin evinizin bereketini arttırırken yolumda saygınlığınızı da arttırır

+ Yorum Gönder


sofra adab