+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve İslamda Ahlak Forumunda Çalışma ve Alış-Veriş Âdabı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Suskun Karizma
    Devamlı Üye

    Çalışma ve Alış-Veriş Âdabı









    Çalışma ve Alış-Veriş Âdabıyla alakalı bilgi


    Devlet hayatı; bilgili, görgülü, hür, kâmil insanların bir arada yaşadıkları büyük bir "aile nizamı" gibidir.
    Bu büyük ailenin de idarecileri, reisleri ve onun yardımcıları olmalıdır. İşte o reise "âmir", yardımcılarına memur denir. İster âmir olsun, isterse memur, devlet hizmetinde bulunanlar gerçekte o ülkede yaşayanların dirlik ve düzenini, emniyetini ve huzurunu sağlamakla görevli birer "hizmetkârdır"lar.

    Âmire itaat

    Memurlar ve halk âmire itaat etmelidir. Rabbimiz müminlere hitaben meâlen şöyle buyurmaktadır: "Ey imân edenler, Allah'a itaat ediniz ve sizden olan emir sahiplerine de" (Nisa/59)
    Âmir durumunda olan kimse, İslâm'ın emir ve yasaklarına uyar, açık delillerle sabit olmuş dinin hiçbir hükmünü kasten hafife alıp çiğnemezse, tebaanın ona itaat etmesi vacip olur.
    Peygamber Efendimiz âmire itaat hususunda şöyle buyurmuştur: "Üzerinize âmir tâyin edilen kimse, başı kuru üzüm gibi simsiyah bir habeşli de olsa, onun sözlerini dinleyip emirlerine itaat ediniz." (Buhâri, es-Sahih, Kitabu'l Ahkam, 4, 8/105)
    Nesâi'rıin naklettiği rivayette de: "Sizi Allah'ın kitabı ile yöneten Habeşli bir köle bile olsa, ona itaat edip sözünü dinleyiniz." (a.g.e.,4, 8/105) şeklinde vârid olmuştur.
    Memur, vazifesini titizlikle yerine getirmeli, âmirlerine saygısızlık etmemeli, yağcılık yapmamalı, vaktinden önce işyerinden ayrılacaksa durumu anlatıp izin istemeli ve işyeri disiplinini bozacak davranışlardan sakınmalıdır.
    Âmirde aranan ilk vasıf, ehliyet ve selahiyettir. İşinin ehli olan âmir, tahakkümle değil, bilgi ile tatlı bir otorite ile yönetir. Bilgisini ve tecrübesini personeline de aktarır. Memurların hatasını aramaya çalışmaz. Öfkesine hâkim olur ve personeline kötü söz söylemez. Onların hatalarını affeder. Zaman zaman onlarla sohbet eder. Memurlarından hediye almadığı gibi, onlara; hiçbir görevlinin haklarında görev yaptığı kimseden hediye kabul etmeyeceğini, rüşvet almanın da vermenin de çok çirkin bir davranış olduğunu hatırlatır.
    İşçi -işveren münâsebetleri
    Sözde "çağdaş" ve "medenî" ülkelerde, işçi-işveren münâsebetleri deyince akla, memnuniyetsizlik, çatışmalar, grevler, lokavtlar gelir.
    İslâmiyet'te ise işçi-işveren münâsebetlerinin temelinde sevgi, şefkat, anlayış vardır.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) işveren durumunda olanlara, çalıştırdıklarına iyi muamele etmelerini emretmiştir. Ubâde bin Velid'den (r. a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: "Çalıştırdığınız kimselere [Memur, işçi veya hizmetçi] yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin." (Müslim, Zühd: 74)
    Abdullah bin Ömer'den (r.a.) şöyle rivayet edilir: "Bir zât Peygamberimize (a.s.m.) gelerek, "Yâ Resûlullah, bir hizmetçi hata işlediğinde kaç defa affedelim?" diye sordu. "Resûlullah (a.s.m.) ona hiç cevap vermedi. Sorusunu üçüncü defa tekrar edince Resûlullah (a.s.m.), 'Günde yetmiş defa affedeceksin' buyurdu." (Ebû Dâvud, Edeb: 124)

    Alın terine saygı

    Peygamber Efendimiz işçinin ücretinin vaktinde ödenmesini emretmekte, işçiyi çalıştırıp ta ücretini ödemeyenlerin hasmı olduğunu beyan buyurmaktadır. Bu hususla ilgili hadis-i şeriflere bakalım: Ebû Hüreyre (r.a.) Nebinin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Allah Teâlâ buyurur ki: Üç kimse vardır ki, Kıyamet günü ben onların hasmıyım. Ben, her kimin hasmı olursam, onu helak ederim. O üç kimse şunlardır:
    "1. Bana karşı söz verip, sonra vaadinden dönen, ,
    "2. Hür bir kimseyi (köle gibi) satarak parasını yiyen,
    "3. Bir işçi çalıştırarak ondan istifade edip de ücretini vermeyen kimsedir." (Tergib ve Terhib, c.4/169-2)
    İbn Ömer (r.a.) Resûlullah'ın: "İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce ödeyiniz." buyurduğunu rivayet etti. (a.g.e.c.4/169-2)
    Bu hadis-i şeriflerde beyan buyrulduğu üzere İslâmiyet alın terine büyük ehemmiyet vermiştir. İslâmiyete göre çalışma hayatında emeğe saygı vardır. Karşılıklı anlayış ve işbirliği vardır. İşveren bir emanetçidir. Mülkün hakiki sahibi Allahu Teâlâ'dır. O patron denilen şahsın gerçek serveti "ameli"dir. Ne kadar zengin olursa olsun mezara sadece bir kefenle gidecektir. İşte onun için çalıştırdığı kişilere imkanları ölçüsünde en iyi ücreti verecek, onu muhtaç duruma düşürmeyecektir. İşçi de o işyeri sanki kendisininmiş gibi çalışacaktır.
    Esnaf ve tüccarların dikkat edeceği hususlar
    İslâmiyet ticaret hayatının, "helâl dairesinde" cereyan etmesi için, bütün esasları tesbit etmiştir. Esnafın ve tüccarın dikkat etmesi ve sakınması gereken hususları birer birer göstermiştir.








  2. Suskun Karizma
    Devamlı Üye





    Çalışma ve Alış-Veriş Âdabı ile ilgili bilgi

    * Ticaret hayatında bulunanların, dikkat edeceği hususların başında doğruluk ve doğru sözlü olmak gelir. Bu hususla ilgili hadis-i şeriflere bakalım: Ebû Said eİ-Hudrî (r.a.) Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti:
    "Doğru, güvenilir tüccar cennette Peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir." (Tergib ve Terhib,c.4/76-l)
    Ebû Ümame'den (r.a.) Resûlullah'm (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edildi: "Tüccarda dört özellik olursa, kazancı bereketli ve helâl olur:
    "1. Mal satın aldığında kötülemez,
    "2. Sattığında övmez.
    "3. Müşteriden malın kusurunu gizlemez,
    "4. Alışverişte yemin, etmezse." (a.g.e.,c.4/77-3)
    * Esnaf ve tüccar sattığı malın kusurunu açıklamalıdır. Günümüzde çokça örneği görüldüğü gibi, kusuru açıklamak şöyle dursun, malın iyisini gözüken tarafa koyup da çürükleri arkalara koymak çok çirkin bir huydur. Şimdi bu hususla ilgili hadis-i şeriflere bakalım: Amr oğlu Ukbe (r.a.) Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslüman din kardeşine kusurlu bir şey sattığı zaman kusurunu açıklamaması helâl olmaz." (a.g.e.,c.4/65-11)
    Hz.Vasile (r.a.) naklediyor: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bir kimse kusurlu bir şeyi açıklamadan satarsa devamlı olarak Allah'ın gazabında ve melâikenin lanetinde olur." (Ramûz, c.2/411-3)
    Sakınılacak hususlar
    Müslüman esnafın ve tüccarın, ticaretle ilgili fıkhı hükümleri öğrenmesi farzdır. Nasıl tıp fakültesinde okumayan, yâ da ihtisas yapmayan birisinin eline neşter verilemezse; ticaret âdabını bilmeyen birisinin alışveriş yapması doğru olmaz. Meselâ Müslüman bir tüccar, nelerden sakınması gerektiğini çok iyi bilmelidir. Biz burada sakınılması gerekli hususlardan bazılarına hadis-i şerifler ışığında bakacağız.

    * Dili yemine alıştırmamak gerektir. Hele üç-beş kuruş para kazanmak için yalan yere yemin etmek çok kötü bir davranıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ümmetini böyle davranmaktan sakındırmıştır: Barsa oğlu Haris (r.a.) der ki: Resûlullah'ın (s.a.v.) hacda iki cemre arasında şöyle buyurduğunu işittim: "Her kim yalan yemini ile din kardeşinin malını alırsa, ateşten yerine hazırlansın. Bunu burada bulunanınız bulunmayanınıza tebliğ etsin." Resûlullah (s.a.v.) bunu iki veya üç defa tekrar etti. (a.g.e., c.4/133-8)
    Borçtan sakınmak
    Borç almaktan mümkün mertebe sakınmak lazımdır. Mecbur kalınca ödemek niyetiyle borç almak ayrı meseledir. Böyle borçlulara Allah yardım eder. Ama ödememek niyetiyle borç alanların âhiret hayatları tehlikededir.
    Borçla ilgili hadis-i şeriflere bakalım: Amir oğlu Ukbe (r.a.) Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet etti: "Nefislerinizi güvencede iken korkuya düşürmeyiniz" Ashap: "Bu nedir? Yâ Resûlullah" dediler. Resûlullah (s.a.v.): "Borç" buyurdu. (a.g.e., c.4/88-4)
    Ebû Hüreyre (r.a.) Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Her kim, insanların mallarını borç, ödünç bulma gibi yollarla ödemek niyetiyle alırsa Allah, onu ödemesine yardım eder. Kim de insanların mallarını geri vermemek niyetiyle alırsa, Allah onun malının bereketini giderip, telef ettirir." (a.g.e., c.4/90-7)





  3. Suskun Karizma
    Devamlı Üye
    Çalışma ve Alış-Veriş Âdabı hakkında

    Ebü Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor: "Bir adamın Peygamber'den (s.a.v.) bir baş deve alacağı vardı geldi istedi. "'Haydi onu verin!' dedi. Aradılar bulamadılar. Ancak değerde ondan üstün olan bir şey buldular. " 'Onu verin!', buyurdu. Bunun üzerine adam: " 'Bana borcunu çok güzel şekilde ödedin. Allah sana daha iyisini ihsan etsin!' dedi.
    "Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem de bunun üzerine şöyle buyurdu: " 'En hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir.'" (Buhârî-Muslim)
    Faizden Sakınmak
    Alışveriş yapanların, ticaret yapanların ve bütün Müslümanların faizden şiddetle sakınmaları gerekir. Faiz, cemiyetin huzurunu, saadetini yerle bir eden dehşetli bir hastalıktır; "Sen çalış, ben yiyeyim" zihniyetinin neticesidir. İslâmiyet anarşinin kaynağı olan faizi yasaklamakla, huzurun bozulmasını önlemiştir. Şimdi faizle ilgili hadis-i şeriflerden bazılarına bakalım: Câbir b. Abdullah'dan (r.a.) şöyle rivayet edildi: Resûlullah (s.a.v.): "Faiz yiyene, yedirene, yazana ve şahitlerine lanet etti, onlar (günahta) eşittirler" dedi. (Tergib ve Terhib, c.4/141-4)
    Ebû Hüreyre'den Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edildi: "Büyük günahlar yedi tanedir:
    "1. Allah'a ortak koşmak,
    "2. Haksız yere bir şahsı öldürmek,
    "3. Faiz yemek,
    "4. Yetim malı yemek,
    "5. Harpten kaçmak,
    "6. Namuslu kadınlara zina isnat edip iftirada bulunmak,
    "7. (İslâm yurduna) hicret ettikten sonra tekrar gayr-ı müslim ülkesine dönmek." (a.g.e., c.4/141-5)
    Amr b. As'dan (r.a.) "Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum" dediği rivayet edildi: "Hiçbir toplum yoktur ki, aralarında faiz ortaya çıksın da bir kıtlık yılı ile cezalandırılmış olmasınlar. Yine hiçbir toplum yoktur ki, aralarında rüşvet ortaya çıksın da korku ile cezalandırılmış olmasınlar." (a.g.e., c.4/149-21)
    Abdullah b. Mes'ud (r.a.) Nebi'nin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Çok çok faiz alan hiçbir kimse yoktur ki, onun işinin sonu fakirlik olmasın." (a.g.e., c.4/152-27)
    Ebû Hüreyre'den (r.a.) Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edildi: "Öyle bir zaman gelecek ki, insanlardan faiz yemeyen hiçbir kimse kalmayacak. Onu yemeyenlere de tozlan bulaşacaktır." (a.g.e., c.4/152-28)
    Dürüst tüccarların zamanı
    Ticarette dürüstlük, helâl kazanç deyip te geçmemek lazımdır. Bu husus, cemiyetin huzurunun, saadetinin ve ilerlemesinin temelidir.
    İstanbul'un fethinden önce, Fatih'in şahit olduğu hâdise ne kadar ibret vericidir: Geceli gündüzlü fetih hazırlığıyla meşgul olan Fatih Sultan Mehmed bir gün Edirne'de tebdil-i kıyafet ederek çarşıya çıkar. Bir dükkandan bir okka yağ alır. "Bir okka da bal ver" deyince o dükkân sahibi şöyle der: "Beyim ben siftah ettim. Bitişik komşum ise henüz siftah etmedi. Siz balı da ondan alın" Fatih bitişik dükkandan balı alır. Bir okka da peynir isteyince şu cevabı alır: "Ben siftah ettim. Şu komşum henüz siftah etmedi, Peyniri de ondan alınız." Bunun üzerine çok memnun olan Fatih, "Böyle faziletli esnafım varken, ben değil İstanbul'u bütün dünyayı fethederim" der.





  4. Nesrin
    Devamlı Üye
    Çalışmanın, konuşmanın , alışverişin, şakalaşmanın neredeyse yaptığımız her şeyin bir yapılma şekli adabı vardır. bunların yerine getirilmesi gerekildiği dinen emredilmiştir. bir şeyin yapılma şekli yani adabı toplum ilişkilerine de yansır.

+ Yorum Gönder