+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve İslamda Ahlak Forumunda Ahlak İle Din İlişkisi Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Ahlak İle Din İlişkisi Hakkında Bilgi








    Ahlak İle Din İlişkisi nasıldır kısaca

    İslâm düşüncesinde dinin emirleriyle ahlâkın iç içe olduğunu belirtmiştik. İslâm, insanların uyması gereken temel esaslarla birlikte birtakım ahlâkî değerler de koymuştur. Bu kurallar, kişinin hem kendisini ilgilendiren hem de toplumla olan ilişkilerini belirleyici bir özelliğe sahip kurallardır.


    İslâm inancının temelini ‘La ilâhe İllallah’ kelime-i tevhidi teşkil eder. ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ anlamına gelen bu tevhid (bir tek Allah) ilkesi, her müslümanın hayatının en temel gayesidir. Bu anahtar terimle İslâm kapısından içeri girilir. Dolayısıyla ahlâk-iman ilişkisi de bu temel prensip çerçevesinde ele alınmalıdır. İslam’da ahlâk ile iman arasındaki ilişki çok köklü esaslara dayanır. Bu sebeple, bir müslümanın ‘ahlâki değerler’ açısından diğer inanç ve düşüncelerdeki insanlardan farklı bir yapıda olması aşağıda belirttiğimiz ‘köklü kurallar’dan sonra daha da iyi anlaşılacaktır.



    Her şeyden önce müslüman olmayı tercih eden bir kişinin ‘iman etme’ gibi bir zorunluluğu vardır. Bu iman, İslâm’ın temel esaslarını her türlü şüpheden uzak bir şekilde kabul etmek demektir. Allah (c.c.) inancı, namaz, oruç, zekât, hac, ahiret gününe iman vs. birçok esaslar bu inanç içerisinde yer alır. Bu temel inanç esaslarıyla birlikte İslam’ın, müslüman kişiden yapmasını istediği başka emir ve yasaklar da vardır: adaletli olmak, emanete hıyanet etmemek, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak gibi çok sayıda emir ve yasaklar Toplum düzenini yakından ilgilendiren bu esaslara uymak da müslüman ferdin görevleri arasındadır. Cenâb-ı Allah, müslümanın özelliklerini belirtirken şöyle buyurmaktadır:



    “Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o (kimsenin iyiliği )dir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, dilencilere, yolda kalmışlara ve boyunduruk altında bulunan (köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekâtı verdi. Andlaşma yaptıkları andlaşmaları yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır,(Allah’ın azâbından )korunanlar da onlardır.” (1)



    Bu âyet-i kerimede iman ile ahlâk iç içe anlatılmıştır. İslâm’ın esaslarına iman etmenin zorunluluğu ile birlikte malın, yakınlarına, yoksullara, dilencilere, köle ve tutsaklara verilmesinin bir iyilik olarak değerlendirilmesi, İslâm’ın ahlâki esaslara ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Aynı şekilde adalet konusunda da müslümanın nasıl davranması gerektiği şöyle anlatılmaktadır:



    “Ey inananlar, Allah için adaletle şahitlik edenlerden olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın, takvaya yakışan budur. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.” (2)



    Bunun gibi toplumsal hayatın düzeni bakımından son derece önemli olan; çalışmak, doğruluk, emanete riayet, emaneti ehline vermek, hırsızlık, adam öldürmek, gıybet, hased (çekememezlik), yalan şahitlik vb. konularda bir çok ayet-i kerime, uymamız gereken kuralları göstermektedir:



    Bugün modern dünyanın içinde bulunduğu ahlâki çöküntünün temelinde inançsızlık vardır. Her türlü değerlerin ortadan kaldırılıp yerine anlamsız bir hayat tarzının yerleştirilmek istendiği bir dünyada yaşamaktayız. Batının içinde bulunduğu kapitalist yaşam biçimi, müslüman toplumları da olumsuz şekilde etkilemektedir. Cinsellikten uyuşturucuya; kumardan hırsızlığa uzanan olaylardan her gün televizyonlardan ve gazetelerden öğrendiğimiz olaylar zinciri oluşturmaktadır. Moda aldatmacası karşısında aslî kimliklerinden hızla uzaklaşan bir nesil yetiştirilmek istenmektedir. Toplumu ayakta tutan değerler böylelikle bir bir ortadan kalkmaktadır. Geç de olsa bunun farkına varan Batı, eğitimlerinde Din ve ahlâk konularına ağırlık vermeye başlamıştır. Devlet başkanlarından bürokratlara; öğrencilerden işçilere kadar insanlar hafta sonlarını kiliselerde ibadet ederek geçirmektedirler. Böylece din’den uzaklaşmanın toplumsal çöküşü hızlandırdığını anlayıp çeşitli önlemler almaktadır.



    Müslüman toplumlarda ise hâlâ Batı’nın anlamsız değerlerine özenti, onlar gibi olma uğraşları var. Eğitimlerinde ciddi olarak Din ve Ahlâk konularına gereken önem verilmemektedir. Gelişmenin ve medenileşmenin körükörüne Batıyı taklit etmekle elde edileceği sanılmaktadır. Oysa biz, insanlığa adalet ve medeniyetin en yüksek seviyesini gösteren bir gelenekten geliyoruz. Bu medeniyetin uzun süre ayakta durmasının en önemli sebebi, toplumun hayat damarlarını oluşturan iman esaslarını her alanda uygulamaya koymuş olmasıdır.




    İman, sadece sözden ibaret değildir. İman, yaşam tarzımızı Kur’an’a göre düzenleyen bir unsurdur. İman sayesinde hayatı algılayış, eşyaya bakış açılarımız anlam kazanır ve müslümanlar böylelikle inançsız , insanlardan farklı olarak hayat ve eşyayı tasavvur ederler.



    “Allah size imanı sevdirdi ve onu sizin kalplerinizde süsledi ve size küfrü, fıskı isyanı (hakikatı tanımamayı, sınırı aşıp yoldan çıkmayı, baş kaldırmayı) çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.” (3)



    Bu ayet-i kerime’de ve aşağıda sıralayacağımız ayetlerde de görüleceği üzere iman, ibadet ve ahlâk ile iç içedir. Dinin esasları iman üzerine kurulduğu için, yalnızca söz ile dile getirilen ‘iman’ eksik olur. Çünkü iman, kalbe ait bir husustur ve gerçek imanın ibadet, ahlâk gibi konularda irtibatlı olduğu bilinmektedir. Bu konuda Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:



    “O Kitab’dan sana vahyedileni oku ve namazını kıl. Çünkü namaz, kötü ve iğrenç şeylerden meneder. Elbette Allah’ı anmak, en büyük (ibadettir.)tir. Allah, ne yaptıklarınızı bilir.” (4)



    “Onlar büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar; kızdıkları zaman onlar, affederler. Rablerinin çağrısına gelirler, namazı kılarlar. İşleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.” (5)



    Ayet-i kerimelerin tarif ettiği; şüphesiz ahlâkı iyi ve gerçek bir imana sahip kişilerdir. Bu kişiler, kıyamet gününde de büyük mutluluk duyarlar. Kendilerini huzurlu bir hayata hazırlayan dünyadaki amelleri en güzel şekilde yerine getirirler.



    “Mü’minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman (o ayetler, onların ) imanlarını artırır ve (onlar) Rab’lerine tevekkül ederler.” (6)


    (1) Bakara sûresi, 2/177

    (2) Maîde sûresi, 4/8.

    (3) Hucurât sûresi, 49/7.

    (4) Ankebut sûresi, 29/45.

    (5) Şûrâ sûresi, 42/37,39.

    (6) Enfâl sûresi, 8/2.








  2. Emine4747
    Devamlı Üye





    İslam insana uymaları halinde hem bu dünyada hemde diğer dünyada mutlu olacak bir hayat tarzı sunar. Din ve ahlak tarih boyunca çok yakın ilişki içinde bulunmuştur.




  3. Nesrin
    Devamlı Üye
    Ahlaklı olan bir insan dinine ve dinin gerektirdiği kurallara uyan bir insandır. insan ahlaklı olabilmek için kuranı kerimi ve sünnetleri kendine kılavuz edinir. bu yüzden ahlak ve din içi içedir.




+ Yorum Gönder