+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci 123
Bölge bölge Türkiye ve Karadeniz Bölgesi Forumunda Ordu Şehir Tanıtımı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizli @ yara
    Özel Üye

    Cevap: Ordu Şehir Tanıtımı

    Tımar sahibi yöneticiler dışında Ordu yöresinde yaşayan halkı, vergi mükellefleri, müsellemler, mülk sahipleri, vergi vermeyen fakat bölgede herhangi bir kamu hizmeti gören muhtelif zümreler, düşmüş sipahiler ve sipahizâdeler, yaşlılar ve sakatlar gibi bir takım gruplara ayırmamız mümkündür.
    Yukarıda da belirttiğimiz gibi, klasik Osmanlı döneminde bölgede şehir hayatı olmadığından. halkın tamamının tarımla uğraştığını söyleyebiliriz. Ancak bunlardan bir kısmı kendilerine tahsis edilen arazileri işlemek ve devlete vergisini ödemekle yükümlü bulunurken, vergiden muaf olan diğerleri sırf geçimlerini temin etmek gayesiyle tarımla uğraşmak zorundaydılar.
    Bölgemizde vergi mükellefi çiftçi âilelerinin nisbeti, 1455'te % 64 iken, 1520'den itibaren % 96'lara yükselmiştir. Bu değişimde rol oynayan faktörler arasında müsellem denilen askerî grupların ve sayyad denilen avcıların statülerinin değiştirilerek vergi mükellefi kılınmaları da vardır. Ancak, bu değişikliğin asıl sebebi, Ordu ve yöresinin, daha önce bölgeyi fethedenlerin oluşturduğu bir beylik idarî yapısından Osmanlı İmparatorluğu'nun merkeziyetçi idaresi altında bir kaza statüsüne dönüştürülmüş olmasıdır. İlhaktan hemen sonra sosyal yapıya dokunmayan Osmanlılar, daha sonra çeşitli tedbirler alarak, her yerde olduğu gibi, buraya da tedricen kendi yönetim tarzlarını uygulamışlar ve sosyal yapıyı da yeniden biçimlendirmişlerdir.
    XV. ve XVI. yüzyıllarda, Ordu'da tam çiftliğe sahip olanların sayısı, 1455'te bir iken 1613'te ancak 14 olabilmiştir. Genelde halkın küçük bir kesimi yarım çiftliğe, geriye kalan büyük bölümü ise yarım çiftlikten daha küçük toprak parçalarına sahiptir. Toprağın, halka küçük parçalar halinde dağıtılmasının, arazinin çok engebeli olması dolayısıyla, tarımın hayvan gücünden çok insan emeğiyle gerçekleştirilmesi zorunluluğundan kaynaklandığı söylenebilir.
    Ellerindeki toprağın büyüklüğüne göre çift, nîm ya da bennak denilen, tarımla geçinen ve vergi veren bu gruplar arasında, başka işlerle meşgul olanlar; meselâ imamlar, şeyhler, fakîhler, câmi mimarları, kale hizmetkârları, terziler, çul dokuyucular, bakırcılar, demirciler, semerciler, hallâclar, yaycılar, zurnacılar vardır. Bunlar aynı zamanda çiftcilik yapan ve vergi veren meslek sahipleridir. Bunların dışında vergiden muaf tutulmuş meslek sahipleri de vardır ki, onları ayrıca göreceğiz.
    Vergi vermeyen bu gruplardan birisi, müsellemler'di. Bunlar harp zamanı sefere katılan, diğer zamanlar topraklarında ekip biçen kişilerdi. Sırayla sefere giderlerdi. Geride kalanlar, gidenlere yamak olur ve onlara harçlık vermekle yükümlü bulunurlardı. Bunların Ordu bölgesinde toplam nüfus içindeki oranları 1455-1613 yılları arasında %10 - % 24 arasında değişmiştir. Bu artışın sebepleri arasında zâviyedârların cocuklarının da müsellem yazılmaları vardır. Bu her iki grup da bölgeyi feth edenlerden müteşekkildi. Çünkü Tahrir Defterleri’nde müsellemlerin, "tutageldikleri kadîmlik yurtlarıyla eşer eşküncü" oldukları belirtilmektedir. Bu ifâdelerden fetihden beri bu görevle yükümlü bulundukları anlaşılmaktadır. Şeyh denen zâviyedârların da bölgenin iskânı ve Türkleştirilmesinde oynadıklan rol bilinmektedir. Stratejik mevkilere kurulan ve genelde vakıflarla desteklenen zaviyeler, geleni gideni ağırlayan misafirhaneler, haberleşme merkezleri ve kültür evleri olarak hizmet görmüşlerdir. Buraların kurucusu olan şeyhlerin yatır haline gelen mezarları halk tarafından bugün bile ziyaret edilen kutsal mekanlar olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Halkın her yıl şölenler düzenlediği, Ulubey'in Şeyhler köyündeki, köye adını veren Şeyh Abdullah ve Kabataş Kuzköy'deki Şît Abdal türbeleri bunlardan sadece ikisidir. Arşiv kayıtlarına ve bölge üzerinde yapılan folklor araştırmalarına göre fetihten XIX-yüzyıla kadar elliye yakın zaviye Ordu yöresinde görev yapmıştır.[10]
    1455'te Ordu yöresinde halkın % 1'ini mâlikâne sahipleri oluşturuyordu. Bu mâlikâneler, Osmanlı öncesinden kalma ağa, bey, çelebi, paşa ve hatun diye adlandırılan kişilerin oluşturduğu aristokrasinin elinde bulunuyordu. Fakat zamanla Osmanlılar bunların elindeki mülkleri çok çeşitli tedbirlerle ya tımara dönüştürerek ya da vakıflaştırarak kendi sistemlerine uydurmuşlardır. Satın alınarak ya da başka yollarla devletleştirilen mâlikânelerin gelirleri, derbendci ve köprücü gibi kamu görevi gören kişilere tahsis edilmiştir. 1613'lerde eski sahiplerinin nesli elinde kalan mâlikâne sayısı son derece azdır.
    Ordu bölgesinde vergiden muaf olan diğer gruplar arasında, arşiv kayıtlarında kendilerine çok seyrek rastlanan kadı, müderris ve muhassil gibi görevliler, aralarında okçu, kemanger, neccâr, kürekçi, demirci, marangoz gibi ihtisas sahiplerinin de bulunduğu ve özellikle Mesûdiye ve Gölköy kalelerinde görev yapan kale erenleri, saray için zağanos, şahin ve çakır tutan ve sayyâdân denilen kuşçular, demir ocaklarında çalışan ve küreci denilen madenciler ve ırgadları vardır.
    Vergi muafiyetinden yararlanan bir zümre de el-mu'âfiye genel adıyla anılmaktadır. Bunların belgelerde kadîmlik yurtlarıyla muaf oldukları belirtilmiştir. Bunlar arasında, şeyh, zâviyedâr, imam, emekli sipâhi, yaralı, sakat, fakîh, fakîhoglu, şeyh, şeyhoğlu, zâviyedâr veya zâviyedârzâdegân, kethüdâ veya kethüdâoğlu, duacı ya da bu zikredilenlerin hizmetinde çalışan kişiler vardır. Ayrıca imam, hatip, hâfız ve şeyhlerden oluşan ve mülâzım-i câmi' denilen din görevlileri, cemâ'at-ı ulemâ ya da cemâ'at-i Hilmi Dede diye adlandırılan ve din ya da eğitim hizmeti gören kişiler de vergiden muaftırlar. Şeyhlerden ve zâviyedârlardan yukarıda kısaca bahsetmiştik. Bunların hepsi de bölgenin fethine katkıda bulunan kimseler ve onların halefleridir. 1455'te toplam nüfus içindeki oranları %20 civarındadır. Hepsi de topluma sosyal ve kültürel hizmet sunmaktadırlar. Vergiden mu'af oluşlarının sebebi budur. Osmanlı öncesinde teşekkül eden bu yapılaşma başlangıçta Osmanlılar tarafından da bozulmamıştır. Fakat, fetihten itibaren XVII. yüzyıl başına kadar toplumda meydana gelen dönüşümler sonucunda, Ordu ve yöresinde, şeyhzâdeler ve beyzâdeler diye adlandırabileceğimiz sosyal mevkileri ve iktisadî durumları açısından toplumun büyük kesiminden farklı ve daha üst seviyede bir zâdegânlar zümresinin ağırlık kazandığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte, söz konusu zâdegânların sayısında son derece azalma görülmektedir. Gerçekten toplam nüfus içindeki oranları, 1613'lerde %3'e kadar düşmüştür.
    ***

    Osmanlılar döneminde Ordulular kapalı bir tarım ekonomisi yaşıyorlardı. Bölgede genel olarak hububat tarımı yapılıyordu. XVI. yüzyılın ikinci yarısına kadar sadece buğday ve arpa ekilirken, bu dönemden itibaren bölgede mısır, mercimek, fiğ ve burçak tarımına da başlanmıştır. 1455-1485 yılları arasında nüfustaki azalmaya paralel olarak tarım üretiminde de azalma gözlenmektedir. Bu tarihten itibaren üretim artışları kaydediliyor. 1455'te 5.665 ton buğday üretilirken 1613'te bu rakam 6.900 tona yükseliyor. Gerçi üretim artışı nüfus artışının gerisindedir. Aynı tarihlerde kişi başına düşen buğday 153 kilodan 95 kiloya inmiştir. Bu düşüş devam edecektir: 1945'lerde Ordu merkez kazasında kişi başına sadece 4,5 kilo buğday düsüyordu. Bu sebeple 1485'ten itibaren buğday ve arpa fiyatlarında artışlar meydana gelmiş; fiyatlar, 1547'de ikiye, 1613'te ise üçe katlanmıştır. Buna rağmen tahıldaki 158 yıllık fiyat artışı sadece % 2.8'dir. Bu rakam, Osmanlı klasik döneminde Ordu ili yöresinde istikrarlı bir ekonomik yapının mevcudiyetine delalet etmektedir.
    Buğday ve arpa üretiminin nüfus artış hızı ölçüsünde seyretmemesinin bir sebebi de. 1547'den itibaren bölgede mısır üretiminin başlamış olmasıdır. Gerçi mısır üretimi de söz konusu dönemlerde önemli bir yer edinememiştir. Zira kişi başına düşen mısır 5 kg civarındadır. Daha sonraki asırlarda mısır üretiminin payı nispeten artsa da, bu tarım ürünlerinin hepsinin yerini XIX.yüzyıl içinde yaygınlasan ve asrımızda yörenin en önemli ürünü haline gelen fındık üretimi alacaktır.
    Cevap: Ordu Şehir Tanıtımı sayfa üç frmacil 3 Cevap: Ordu Şehir Tanıtımı

  2. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Ordu ekonomisinde arıcılık önemli bir yer tutmaktadır. 1455 yılından itibaren, Kovan sayısının seneden seneye arttığı görülmektedir. Çünkü tabiat arıcılığa müsait bir yapıya sahiptir ve arıcılık için fazla insan gücüne ihtiyaç duyulmamaktadır. Bilindiği gibi bugün de Ordu'da arıcılık ileri seviyededir. Bu bağlantı, ekolojik ve tarihî kültür ortamının buluştuğu nokta gibi gözükmektedir.
    Osmanlılar döneminde Ordu bölgesinde, hayvancılık önemli bir yer tutuyordu. Kaynaklardan özellikle koyun yetiştirildiği anlaşılıyor. Koyun üretimi 1547'lere kadar bir artış tirendi göstermiş fakat sonraki yüzyıllarda düşmeye başlamıştır. Kişi başına düşen koyun 1455'te 0.34 iken, bu pay 1547'de 1.5'e çıkmış, 1613'te ise bire inmiştir. 1971 rakamlarına göre ise, Ordu'da bir çiftçi ailesi başına 1.1 küçük baş hayvan düşmektedir. Bu da bölgemizde küçük baş hayvan üretiminin XVII.yüzyıldan bu yana sürekli azaldığını göstermektedir.
    1390'larda bölgenin fethinden itibaren 1960'lara kadar Orduluları hayatı köylerle yaylalar arasında mevsimlik göçlerle geçiyordu. Bu tarım ve hayvancılığın birarada yapılmasından kaynaklanıyordu. Zira hayvanların ilk bahardan itibaren tarım yapılan köylerden önce güzlelere sonra da yaylalara doğru uzaklaştırılması gerekiyordu. Sonbaharda tekrar hayvanlarla birlikte güzleye iniliyor; kış ise kışlak denilen köylerde geçiriliyordu. Böylece zaten dar alanlarda yapılan tarım hayvanların zarar vermesinden korunuyordu.
    XVIII.yüzyıldan itibaren, daha önceleri oldukça boş olan sahillere doğru da inilmeye başlandı. Bugün sahilde yer alan bütün kasabalar bu dönemden itibaren teşekkül ettiler. Hatta, Ordu şehri bile bugünkü yerinde XVIII. yüzyıl sonlarında teşekkül etmeye başlamıştır. Bununla birlikte bütün bu kasabaların köy görüntüsünden kurtularak şehir havasına bürünmeleri ancak XX.yüzyıl içinde gerçekleşecektir. Bölgenin son üç yüzyılının tarihi ile ilgili kaynaklar, henüz tahlil edilerek ortaya konulamamıştır. Bununla birlikte söz konusu kaynaklar üzerinde, Türk Tarih Kurumu’nda yürütülen bir proje çerçevesinde çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca saha üzerinde, folklor araştırmaları çerçevesinde, Necati Demir tarafından kültür varlıklarının envanteri yapılmış, kültür unsurları derlenmiştir; hatta beşerî cografya açısından Bolaman havzası üzerinde bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bunlar gün ışığına çıktıkça, yakın çağlarda ve günümüzde, Ordu yöresinin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısı ve bu yapıdaki değişmeler daha iyi anlaşılacak ve geleceğe yönelik kalkınma projelerinin zeminini oluşturacaklardır.

+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci 123