+ Yorum Gönder
1. Sayfa 123 SonuncuSonuncu
Bölge bölge Türkiye ve Karadeniz Bölgesi Forumunda Ordu Şehir Tanıtımı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizli @ yara
    Özel Üye

    Ordu Şehir Tanıtımı








    Ordu Şehir Tanıtımı

    Yüzölçümü:
    6.001 km²
    Nüfus:
    830.105 (1990)

    Doğanın tüm güzelliklerinin cömertçe sergilendiği bir belde olan Ordu, deniz turizmi imkanları bakımından Doğu Karadeniz bölgesinde en şanslı il durumundadır.

    Bölgenin en temiz kumu ve bölgenin en uzun kıyı şeridine sahiptir. Kıyı şeridinde, birbirinden güzel koylar, doğal ve sağlıklı plajlar ve çeşitli mesire yerleri mevcuttur.

    Yeşil ile mavinin hünerlice kucaklaştığı şehri; şair şu dizelerle anlatmaya çalışmıştır.


    Ben Ordu'yu anlatırken bütün şiirler susar
    Elvan elvan bir sis alır başımı
    Tenim yağmur olur gökyüzünde
    Ruhum çocuklaşır ninni ninni
    Dalgalanır bu masal denizinde.
    Peştamalın moru kıskanır diye
    Ben Ordu'yu anlatırken söyleyemem
    Bin bir tonda o yemyeşil kuşağı
    İncir dalında, yosun kuytuda
    Emine kız gözlerinde söyler
    Oysa yedi ton yeşil kokar Ordu sokakları.

    İLÇELER

    Ordu ilinin ilçeleri; Akkuş, Aybast, Çamaş, Çatalpınar, Çaybaşı, Fatsa, Gölköy, Gölyalı, Görgentepe, İkizce, Kabadüz, Kabataş, Korgan, Kumru, Mesudiye, Perşembe, Ulubey ve Ünye'dir.

    Aybastı : Aybastı, tarihsel kalıntılar açısından zengin bir ilçedir. Karacalı Kilisesi, Sefalık Köyü Hamam kalıntıları, Şeyh Hasan, Kümbet Evliyası, türbeleri ve ziyaret yerleriyle Perşembe Yaylası görülmeye değer yerlerdir.

    Fatsa : Doğal yer altı kaynakları açısından şanslı olan ilçede, Ilıca kasabasında şifalı su bulunmaktadır. Bu suyun romatizma, bel ağrısı, böbrek rahatsızlığı gibi hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir. Elmaköy'de birçok hastalığa şifa olduğu bilinen Acısu bulunmaktadır. Kız kulesi, çınar ve ulu ağaçlar, Göreği manastırı, Cıngırt kaya ve Gaga gölü ilçede görülmeye değer yerlerdir.

    Gürgentepe : Gürgentepe tarihsel açıdan zengin kalıntılara sahiptir. Tikenlice köyü mağara mahallesinde 11 adet kaya mezarı vardır. Bölgede Hıdrellez şenlikleri uzun yıllardan beri bu ilçede yapılmaktadır.

    Kabadüz : İlçe Ordu'nun 21 km. güneyindedir. Çambaşı Yaylasının turizm merkezi ilan edilmesiyle, yörede yayla turizmi hızla gelişmektedir.

    Kabataş : İlçe merkezi Ordu'ya 93 km. uzaklıktadır. İlçede görülmesi gereken yerler arasında Şidabdal Türbesi, Gülbahçe Evliyası Karaibrahim Evliyası ve Ertepesi sayılabilir.

    Kumru : Dikkate değer etkinlik Düzoba Yayla Şenlikleridir. İlçe doğal yapısı bakımından yayla turizmine çok elverişlidir.

    Mesudiye : Mesudiye'de yaylacılık geleneği sürmektedir. Adından en çok söz ettiren yaylalar Keyfalan ve Taştekne'dir. Yayla ve kültür şenlikleri ile Vosvos şenliklerinin bir bölümü bu yörelerde gerçekleştirilmektedir. Meydandüzü şenlikleri de yayla turizmine bir örnektir. Mesudiye, eski yerleşme sahaları, höyükleri, tümülüsleri ile Ordu'nun hemen her dönemine ait en çok taşınmaz kültür varlıklarına sahip bir ilçedir.

    Perşembe : Ordu'ya 13 km. uzaklıktadır. Perşembe İlçesi bir kıyı şeridine kurulduğu için, doğal plajlara sahiptir. İlçenin tarihi ve arkeolojik değerlerinden biri de Yason Kilisesidir.

    Ulubey : İl merkezine 23 km. uzaklığındadır. Ulubey ilçesi zengin doğal güzelliklere sahiptir. Kaya mezarları, sarp deredeki kemer köprüler ile Şeyh Abdullah ve Salih Derviş ziyaretgahları tarihsel ve kültürel zenginliklerini oluşturmakta, iç ve dış turizm açısından da önem arz etmektedir.

    Ünye : Ünye Kalesi, Kaya Mezarı, Tozkoparan Kaya Mezarı, Hamamlar, Yunus Emre ziyaretgahı ve tescili bulunan sivil mimarlık örnekleri , Ünye-Niksar İpek Yolu, Çamlık, Çakırtepe, Çınarsuyu Tesisleri, Asar Kaya Milli Parkı, doğal plajlar ve Acısu mevkii görülmeye değer yerlerdir. Ayrıca, İlçenin kıyı kesiminde turistik tesis, kamp yeri ve pansiyon işletmeciliği de son derece gelişmiştir.


    Tarihçilerin yaptığı araştırma ve kazılarda, Ordu ve çevresinde ilk yerleşim izlerinin M.Ö.15 bin yıllarına kadar uzandığı görülmüştür. M.Ö. 2 bin yıllarında Doğu Anadolu''nun iç kesimlerinden, Karadeniz bölgesine gelen Halipler yörenin dağlık kesimlerine yerleşmişlerdir. Uzun süre bu bölgede varlıklarının sürdüren bu kavim maden işleme sanatında ileri gitmiş ve tunçtan mükemmel silahlar yapmışlardır. Yörenin özelliğine göre ahşap malzeme kullanan bu kavmin kalıntılarından bugün fazla bir eser kalmamıştır. Bununla beraber Eskipazar bölgesinde, Bayramlı adı verilen Eski Selçuk dönemi yerleşmesinin adı, 1398 yıllarında Halipia adı ile anılmaktadır. Yıldırım Beyazıt''ın tarihte Samsun''u ele geçirmesi ile Halipia emiri Giresun Fatihi Hacı Emirzade Süleyman Bey Osmanlı hakimiyetini kabul ederek, bölgeyi Osmanlılara terk etmiştir. Ordu ili M.Ö. I. Binde Hitit hakimiyeti sınırları içine girmiştir. Kotyora ise VIII. yüzyılda Miletliler tarafından kurulmuştur. Şehrin bugünkü Bozukkale mevkii olduğu belirtilmekte ise de, kale küçük ve XI. yüzyıllarda yapılmış bir karakoldan başka bir şey değildir. Çevrede de şehrin varlığını kanıtlayacak Arkeolojik buluntulara rastlanılmamıştır. Muhtemelen eski Kotyora''nın yine Bayramlı civarında Delikkaya ve yöresinde bu bölgede bulunan çok sayıdaki arkeolojik verilerden anlaşılmaktadır. Ordu toprakları Medler ve Perslerin yaşantısına da sahne olmuştur. M.Ö. 400 yıllarında 10 binlerin Ric''atı sırasında Ordu''nun antik şehre gelişi ve meşhur Ksenefon nutuklarına sahne oluşu önemli tarihi bir olaydır. Ordu ili daha sonraki devirlerde Roma ve Bizans hakimiyetine girmiş ve 1204-1264 yılları arasında ise Kommenus toprakları sınırları içinde kalmıştır. XIII. yüzyılda Selçuklu Devleti sınırları içinde yer alan Ordu, XIV. yüzyılda Osmanlı egemenliğine girmiştir. Ordu ilçesi 1920 yıllarına kadar Trabzon vilayetine bağlı bir kaza iken, 17 Nisan 1920 tarihinde merkezi Ordu olmak üzere Canik Sancağına bağlı olan Fatsa kazası da Ordu''ya bağlanmıştır.







  2. Gizli @ yara
    Özel Üye





    Ordu'dan Çamalan Yaylasına doğru, kâh tepelerin eteklerinden dolanan, kâh derin vadilere yükseklerden bakarak uzanan yayla yolundan gelip - geçen bütün yolcular. Gelin Kayalarına doğru bakışlarını çevirmekten kendilerini alamazlar Haramı Koyu'nden Melet Irmağı Vadisine doğru, bir bıçak gibi keskin ve dik sırtın üzerinde duran acayip şekilli taş yığınlarına Gelin Kayaları adı verilmektedir. Buranın dayandığı efsane ise. yıllar ötesinden günümüze kadar, her yayla yolcusunun kulağına üflenmiştir.
    Gelin Kayaları Efsanesini civarın yaşlıları söyle anlatıyorlar:
    Melet Irmağına doğru inen sarp tepenin, ormanlarla örtülü yamacında çok fakir ve yaşlı biri varmış. Melet, kenarındaki değirmenlere gidemeyen köylülerin zahralarını avlusundaki ufak dibek taşında öğütür, geçimini bu suretle sağlarmış. Bazı rivayetlere göre. bu öğütücü bir kişi tarafından döndürülebilen, çevre halkının "El Değirmeni" dediği cinsten bir taş değirmeni imiş. Günün birinde, yaşlı değirmencinin kızını, uzaktan bir köyden bir gence istemişler. Hayırlısı olsun, deyip evlendirmişler. Çeyiz olarak, elinde, avcunda ne varsa kızına vermiş. Düğüncüler, gelinin eşyalarını atlara yükleyip, oğlan, evine doğru yola çıkacakları zaman, gelin etrafı söyle bir süzmüş. Avlunun bir kenarında duran babasının ekmek teknesine, kendini bugünlere getiren el değirmenine gözlerini dikmiş,
    Kızının bu halini güren babası, yanına yaklaşmış:
    - "Kızım, değirmen tası bizde kalsın."
    diyecek olmuş. Düğün alayının ileri gelenleri durumu kavramışlar.
    İçlerinden biri:
    - Emmi veriver şu değirmen taşını kızınada, biz de yola düzülelim.
    Yaşlı baba:
    - Olmaz, o bana lâzım.
    Onunla geride kalan çoluk çocuğumun nafakasını sağlayacağım, veremem, diyerek karşı koymuş.
    O sırada, yeni gelin :
    - Babam benden bir taşı esirgiyor. Ben de onsuz gelin gitmem. Diyerek boynunu büküp, oturuvermiş kapının önüne.
    Düğüncüler yaşlı babanın geçimini nasıl sağladığını bilmediklerinden, bu değirmenin aile için ne derece kıymetli olduğunu kavrayamamışlar., işi, basit bir "gelin eşyası" bir taş olarak görmüşler, içlerinden biri:
    - Hadi, emmi bu kadar da nekeslik etme. Alt tarafı iki taş parçası bunun insan kızından bunları esirger mi?.. Bak, o da yurt-yuva sahibi oluyor. Yolumuz uzun, bekletme bizi., diyerek, değirmen taşlarnı omuzlayıp, yanındaki hayvana yüklemişler. Zavallı baba, bu durum karşısında ısrarın faydasızlığını anlayarak, boynunu bükmüş. Kendisinin nekes tanınmasına mı, o yaşlı haliyle çoluk - çocuğuna değirmensiz nasıl bakacağına mı üzülsün?. Kala kalmış, ortalıkta. O sırada, önde davul - zurna, arkada at sırtında gelin; köylüler, eşya yüklü atlarla düğün alayı, dimdik sırta doğru yola koyulmuşlar. Yaşlı gözlerle kafileyi izleyen babanın tâ yüreğinin derinliklerinden bir tel kopmuş sanki Derin bir ah çekli, aklıyla mı, gönlüyle mi, bilinmez seslenivermiş, davullu alayının ardından:
    -Bir taşı bize çok görenleri Allah ne etsin Hepiniz taş olun taş.
    Ertesi gün, karşı tepelerden be geçeye bakanlar, Melet ırmağına doğru inen dik bir yamacın, bıçak gibi çıkıntılı bir kısmında, acayip şekilli kayalar görmüşler. Daha düne kadar ormanlık olan bu yamaçta kayaların bulunuşundan ziyade, görünüşleri onların şaşkınlığa düşürmüş. Çümkü, bu kayalar sanki bir kafilenin heykelleşmiş şekline benziyormuş. Atıyla yaylısıyla, dzvullu - zurnalı bir gelin alayının tıpkısıymış. Yılların yağmuru, karı ve fırtınalarına rağmen, bozulmayan şekilleriyle günümüzde dahi görenleri şaşkınlığa düşüren bu kayaların etrafı koyu bir yeşillikle çevrilmiştir. Yılların yağmuru, karı ve fırtınalarına rağmen, bozulmayan bu kayaların etrafı koyu bir yeşillikle çevrilmiştir. Bir tarihte yayla yolculuğum sırasında Gelin Kayaları Efsanesi'ni anlatan yaşlı yol arkadaşım, ayrıca şunları da ilâve etti
    - Evlât, Gelin Kayaları, baba bedduası alan, ailesinin geçim kaynağını kurutan, taş ruhlu insanları bizlere göstermektedir.




  3. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Asarkaya Efsanesi


    Yıllarca önce bu köyde iki kardeş varmış. Bu kardeşlerin kalabalık bir koyun sürüsü mevcutmuş. Sürünün çobanları ise iki kardeşin çocukları olan Zedef ile Mehmet imiş. İki kardeş koyunlarını köy dışında Gümüşlük denilen mevkide otlatıyorlarmış. Bir gün Mehmet:
    - Zedef, demiş, ben yorgunum, sen biraz odun yar, akşama ateşimiz bol olsun, Zedef baltayı alıp, odun yarmağa
    başlamış.
    Zedefin odun yarışını seyreden Mehmet, birden heyecana kalkmış.
    -Zedef, sen erkek değil kızsındiye bağırmış.
    Yıllardan beri saklanan sırrın meydana çıktığını gören Zedef'in elindeki balta yere düşmüş Emmisi oğlu Mehmet'ten ve çok sevdiği sürüden ayrılacağını düşünerek, içi burkulmuş, titreyen sesiyle:
    - Artık bir arada bulunmamız imkânsız. Sana sağlık, bana selâmet, diyerek köyün yolunu tutmuş. İki kardeş çocuğu bir daha müşterek bir durumda çobanlık yapamamışlar. Ayrılık ikisine de çok ağır gelmiş.
    Kavalıyla başbaşa kalan Mehmet'in günleri hep üzüntülü geçiyormuş.
    -Ah, diyormuş Zedef'in odun yararken kız olduğunu anlamasaydım; ondan ayrılmasaydım. Zedef ise, sırtında o güne kadar taşıdığı erkek elbiselerinden sıyrılmış, ev işlerine dalmış.
    Günün birinde uzak ellerden gelen eşkiyalar sürüyü basmışlar, köpeği öldürüp, Mehmet'in kollarını kayışla bağlıyarak, davarları önlerine katıp, yola koyulmuşlar.
    Bu halden büyük üzüntü duyan Mehmet, tek kurtuluş ümidini, kavalına bağlamış, eğer haramiler izin verirse, başına gelen felâketi kavalıyla Zedef'e duyurmaya çalışacak. Ama bir düşüncesi var:
    -Ya Zedef evde bulunmazsa?
    Bu düşüncelerle kafası allak, bullak olan Mehmet, köyünün karşısındaki sırta varınca, baskıncılara yalvarır:
    -Ağalar, köyümün karşısında son bir ayrılık kavalı çalmama izin verir, ne olur?der. harami başı gözü yaşlı çobana acır:
    -Haydi çal der.
    Mehmet bir kayanı dibine çöker, köyüne döner, kavalını üflemeye başlar.
    Artık kurtuluş ümidi sadece bundadır.
    Çoban Mehmet kavalıyla Zedef'e şunları söyler:
    Haramiler bizi bastı, Ala köpek kanlar kustu,
    Can kayışı kolum kesti, Emmim kızı Zedef sana kaldı medet..
    Dokuz kişi haramiler, bir Mehmet bunlara neyler,
    Merhametsiz azgın şerre, Emmim kızı Zedef sana kaldı medet
    Buralar viran olmasın, yuvayı baykuş almasın
    Hasret mahşere kalmasın, Emmim kızı Zedef sana kaldı Medet..
    Gül fidanı gölgesinde gergef işlemekte olan Zedef, uzaklardan gelen kaval sesiyle felâket haberini duyunca, dişi kaplan gibi kükremiş:
    -Sürü basıldı yetişin..
    Diye avazı çıktığı kadar haykırmaya başlar, köy ayaklanır. Zedef başta olmak üzere, delikanlılar dört nala at koşturup, (Gümüşlü) başında eşkiyaya yetişirler. Kanlı bir vuruşmadan sonra, haramileri yakalayıp bir kayadan aşağı atarlar.
    Bugün o kayanın adı (Asarkaya) diye anılır. Köyün ismi de, sürüyü basan haramilerden dolayı (Harami) olarak kalır.
    Not: Bu efsane Sıtkı Çebi'nin henüz basılmamış "Ordu Efsaneleri" adlı kitabından alınmıştır




  4. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Uzun Kızlar Efsanesi
    Yüzlerce yıl önce Mesudiye yöresinde üç Türkmen kardeş yaşarlarmış. Bu kardeşler, kış mevsiminde Mesudiye yöresinin kuytu ve sıcak yerlerinde, yaz mevsiminde de yüksek yaylalarda yaşamlarını sürdürürlermiş. Her üç kardeşin de sürülerce koyunları ve yüzlerce atları varmış.
    Karababa, Karaaslan ve Eriçok adındaki bu üç kardeş, canlı kelekti koyunları, yağız at sürüleriyle mutlu bir şekilde yaşayadururlarken, günlerden bir gün büyük bir düşman ordusu çıkagelmiş. Onların bu mutlu yaşamları da sona ermiş. Sona ermiş ama, Türkmenler hemen teslim olmamışlar. Düşman ordularıyla aralarında denk olmayan ama yiğitçe bir mücadele başlamış. Karababa ve Karaaslan adlı kardeşler, bulundukları mevkide yiğitçe mücadelelerinden sonra şehit düşmüşler.
    Üçüncü ve en kuvvetli kardeşin askeri daha çökmüş. Onun için bu kardeşin bulunduğu tepeye "Eriçok Tepesi" denmiş. Eriçok tepesi müstahkem bir kalenin bulunduğu, bir tarafı kayalık ve uçurum olan yüce bir tepedir. Düşman, bu tepeyi de kuşatmış. Tepenin üzerindeki kalenin önlerinde günlerce savaş olmuş. Düşmanlar tepeyi savaşarak alamayınca beklemeye başlamışlar. Kalede su ve yiyecek bitmiş. Günün birinde kaledeki Türkmenler artık susuz kalamayacaklarını anlayınca Eriçok tepesi'nin yakınlarında bulunan Kübet çeşmesine su getirmeleri için 12 savaşçı ve iki yiğit kız göndermişler.
    Kızlar çeşmede suyu doldurmuşlar. Savaşçılar da kendilerine saldıran düşmanlarla savaşmaya başlamışlar. 12 savaşçı savaşadursun, kızlar Eriçok tepesine hızla tırmanıyorlarmış. Ama düşman durur mu? 12 yiğidi şehit ettikten sonra kızların peşine düşmüşler. iki yiğit Türkmen kızı, kaleye epeyce yaklaşmışlar. Fakat düşman atlıları peşlerinden yetişmiş. Düşmanın nefesini enselerinde duyan kızlarında başka çareleri kalmamış :
    - Allah'ım demişler Bizi düşmana teslim etme!.. Yeri yar da yerin içine girelim Onların eline teslim olmaktansa ölmek daha iyidir.
    Yüce Tanrı onların bu masum isteklerini kırmamış. Yer yarılmış ve onlar bağrına basmış. Kızların öyle uzun, öyle güzel saçları varmış ki, saçlarının bir kısmı dışarıda kalmış.
    Uzun bir mücadeleden sonra Eriçok Tepesi düşmüş. Yerin yarılıp yarılmadığını bilemeyiz ama, Uzun Kızların mezarları ve Eriçok Kalesi'nin önünde binlerce mezar, bugün bile durmaktadır. O civarlar gezildiğinde insanoğlu ister istemez ürpermektedir. Her üç tepede de, yani Eriçok, Karababa ve Karaaslan Tepelerinde bu mubarek zatların mezarları ziyaret edilmektedir.

  5. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Jasonum-Yason: Perşembe ilçesi 22 km batısında Yason Burnu'nda, zamanında büyük bir kasabanın kurulduğu, bugünkü kalıntılarından anlaşılmaktadır. Yason Fenerinin bulunduğu burunda çok eskiden kalma bir kilise yıkıntısı vardır. Yason kasabasının en büyük dini ayin yerlerinden olan bu kilisenin, akın, yağma ve yakıp yıkmalar sonunda yok olduğu, yıkıntıları üzerinde Rumlar tararından yeniden bir kilisenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Kapısındaki (1866) tarihinin yapılış değil, onarım tarihi olsa gerekir. Deniz kenarında balık üretme havuzlarının izlerine rastlanmaktadır. Hoyrat Kalesi : Perşembe ilçesinin 20 km kuzeybatısında ve turistik yolun sağındaki adacığın üzerinde , ortaçağdan kalma bir kale vardır. Yıkık olmasına rağmen zamanında burada oturulduğu, kale duvarlar burç izleri ve kalıntılarından anlaşılmaktadır.

    İL MERKEZİNDE

    Eskipazar :
    Şehre 3 km mesafedeki Ordu ilinin ikinci kuruluş yeri olan Eskipazar' da Cami ve hamamlar görülmeğe değer. Şelçuklular dönemine ait caminin kapı ve pencereleri, Ankara Etnografya Müzesi' nde sergilenmektedir.
    Cotyora (Bozkukkale) :
    Ordu ilinin ilk kuruluş yeri olan Kotyora halk arasında Bozukkale olarak, bilinmekte iken, yapılan araştırmalarda kalenin Bizanslılarca XI. yüzyılda yapılan küçük bir gözetleme kulesi olduğu anlaşılmıştır. Kale, Ordu-Samsun karayolu üzerinde il merkezine 2 km mesafede deniz kenarında yer alır.

    Kurul Kayası Yerleşmesi:
    İlimiz merkezine 20 km mesafedeki Bayadı Köyü sınırları içersinde sivri bir kaya üzerinde antik bir yerleşme alanıdır. Yeraltı galerileri bulunmaktadır. Karadeniz Bölgesinde sık rastlanmayan örneklere sahiptir. Tepenin üzerinde yapılan define kazıları sırasında 2 metre kalınlığındaki duvar kalıntıları bulunmuş olup, duvar örgüsü keramik parçaları ve pişmiş toprak çatı kiremitleri yoğun olarak İ.Ö. I. IV yy. da yerleşim gördüğünü kanıtlar niteliktedir. .

    Arıkmusa Yerleşmesi: Mesudiye İlçe merkezinin 19 km doğusunda Arıkmusa Köyünde bulunan antik bir yerleşim yeridir., Sulu Mağara: Mesudiye ilçesi Karacaören Köyü Hasan Argası mevkiindedir

    Hamamlar : Ünye ilçesi merkezinde XVII-XII yy. dan kalma Çifte Hamam, Eski Hamam ve Saray Hamamları bulunmaktadır.

    Lahitler: Ünye ilçesi Saraçlı Mahallesinden çıkarılmıştır. 2 Metre boyunda 60 cm eninde olan iki adet lahit ve diğer buluntular Bizans dönemini tarihlendirmektedir


    Şeyh Yunisiye Zava Evliyası: Ünye' ye hakim bir tepenin üzerinde bir türbe mevcuttur. Bölgede Selçuklu sanatı işlemeleriyle yazılı taşlar bulunmuştur.

  6. Gizli @ yara
    Özel Üye
    SELİMİYE CAMİİ : İlimiz Merkez Selimiye Mahallesinde yer almaktadır. Taştan yapılmış Cumhuriyet dönemi yapısıdır. 1956 yılında hizmete açılan bu caminin temellerinin atılmasına Cumhuriyetin ilanından sonra başlanmıştır. Bina olarak bir özelliği olmayan camin mihrabı ordunun eski sanat eserlerinden biridir. Orta Caminin 18. yy sonralarında kalan eski mihrabı bu camiye yerleştirilmiştir. Mihrabın çevresi kabartmalarla süslü olup iki çerçeve içersinde sarkıtlar bulunmaktadır. Mihrabın üst kısmında ayrıca üç kalem kabartma vardır. 1995 yılında Vakıflar teşkilatınca camide tadilat yapılmıştır

    AZİZİYE CAMİİ: İlimiz merkez Aziziye Mahallesi, Hükümet Caddesinde yer almaktadır. Caminin esas adı Aziziye' dir. Bu cami, şehrin ilk kuruluş yıllarında bugünki yerinde ahşap olarak inşa edilmiştir. Kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Şehrin ileri gelenlerinde Kadızade Hacı Hasan Efendi, eski ahşap cami yıktırarak, kendi parasıyla 1894-1895 yıllarında şimdiki binayı inşa ettirilmiştir. Dört taraftan caddeye çevrilmiş ve bahçe duvarı içine alınmış, zemin kat ile iki kattır. Üst katın iki kapısı, zemin katın da bir kapısı vardır. Dikdörtgen planlı olan camiyi üstü yuvarlak kemerli 18 pencere aydınlatır. Batı cephesindeki kapının yanında kare kaide üstünde armudi bir geçişle yuvarlak gövdeli minare vardır. 1976-1977 yıllarında vakıflar Genel Müdürlüğünce restorasyonu yapılmıştır. Tavan düz ve ahşaptır. Caminin avlusunda sonradan inşa edilmiş üstü beton, sekizgen kubbeli bir şadırvan yer almaktadır. Cephe giriş kapısındaki yağmurluğun üzerinde mermer bir tablo içindeki üç satır altı mısralı bir kitabe vardır

    HAMİDİYE CAMİİ : İlimiz merkez saray mahallesi kışla caddesinde yer almaktadır. 19. yüzyıl yapılarından kare planlı kargir bir yapıdır. Hükümet camii diye de adlandırılan bu camii Mir Mehmet Ali Bey tarafından H. 1307 tarihinde atılan temel üzerinde sonradan inşa edilmiştir. Giriş kapısı üzerine bugün okuması güçleşen üç satır kitabe bulunmaktadır. Kare planlı düz ahşap tavanlıdır. Ahşap minberi vardır. Çift kanatlı bir kapıya girilmektedir.


    ORTA CAMİİ : Çarşının orta kısmında yer aldığı için halen Orta Camii olarak adlandırılan bu camiinin asıl adı Atik İbrahim Paşa Camii' dir. Rivayete göre, Ordu / Eskipazar çevresinde asayişin bozuk olduğu tarihlerde Bucak Mahallesi semtinde konaklayan bir askeri birliğin kumandanlarından İbrahim Paşa adlı birinin öncülüğünde ahşap olarak yapılmıştır. Bir müddet sonra yıkılarak, taştan 1800 yılında yeniden inşa edilmiştir. Caminin ikinci yapılışında birçok şahsın emekleri geçmesine rağmen halk bu ibadethaneyi Atik İbrahim Paşa Camii olarak anmaya devam etmektedir. Caminin doğu kapısında Tayyar Mahmut Paşa' nın yardımcısı olduğundan ayrıca Canik Muhassil vekili Ali Ağa' nın buna öncülük yaptığı, Salih ağanın hayırlı çalışmalarda bulunduğu bahsedilmektedir

    SARAY CAMİİ :
    İlimiz Ünye ilçesi, Merkez Kaledere Mahallesinde yer almaktadır. Dikdörtgen planlıdır. Ünye taşından H. 1132 yılında yapılmıştır. Bodrum üzeri tek katlıdır. Halen kullanılmaktadır. Minaresi orijinal değildir. Sonradan yapılmıştır

    HACI OSMAN AĞA CAMİİ :
    Ünye ilçesi merkezinde, Ortayılmazlar Mahallesi Camii sokakta yer almaktadır. Kuzey - güney doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Subasman seviyesi taş, ahşap, karkas arası taş dolgudur. Camii kırma çatılı, geniş saçaklı,saçak altı ahşap kaplamalıdır. Girişi Camii halen kullanılmaktadır

    FATSA YALIKÖY CAMİİ :
    İlimiz, Fatsa ilçesi, Yalıköy' dedir. Duvarları taştan, üst kısmı ve iç kısmı ahşaptandır. Üç taş sütunlu taşınan (son cemaat yeri) mevcuttur. İç kısmında, mihrabın sağında ve solunda sıva üzerinde yazılmış ayetler mevcuttur. Daha sonraları caminin ahşap kısmı sökülerek yeniden (Vakıflar Genel Müdürlüğü) yapılmıştır

  7. Gizli @ yara
    Özel Üye
    HIDIRELLEZ KÜLTÜR VE BAHAR BAYRAMI
    Mahalli ve geleneksel bayramlarımızdan biri de binlerce yıldır türk topluluklarında ve yurdumuzun yer yerinde kutlanmakta olan 6 Mayıs "HIDRELLEZ KÜLTÜR- BAHAR BAYRAMI'dır.Halkımızın bu günle ilgili örf, adet, gelenek ve göreneklerini sergileyerek yediden yetmişe Hıdrellez kuşaktan kuşaga yaşatılagelmektedir.
    Hıdrellez kış mevsiminin geride kalışı, yazın başlangıcı, tabiatın canlanışı, bir geçiş döneminin bir dizi adetlerle kutlandığı gündür.Aynı zamanda bolluk, bereket, dileklerinin kabul edileceği Hızır ile İlyasın buluştuğu gün olarak da inanılan Hıdrellezin toplumumuzdaki yeri çok büyüktür.
    Baharın gelişi, suların çoğalması, karların eriyip gağ başlarının görülmeye başlamaları, sıkıntıların geride kalması, dünyanın nefesinin ısınması, yani havaların ısınması

    türlü çiçeklerin açılması, yeryüzüne yemyeşil bir ipek kumaşın serilmesi,hayvanların yavrulamaları ve çoğalmaları olarak yorumlanmaktadır.
    Hıdrellez Kültür- Bahar Bayramlarında halkımız günlük problemlerini bir tarafa bırakarakbir bayram havası ve sevinci içerisinde önceden hazırladıklarını yaparak bir piknik düzenlemesi içerisinde çeşme başlarına, su ve deniz kenarlarına, koruluklara vb. yerlere giderek çeşitli şekilde eylenirler.Bu ara daha çok salıncaklar kurulur, uçurtmalar uçurulur, iğneden ip geçirme, ağızda kaşıkla yumurta taşıma, yoğut yeme, halat çekme ve çuval yarışmasaı gibi yarışmalar düzenlenir. Manilerle atışmalar yapılır, türküler okunur, şarkılar söylenir, yediden yetmişe genç ihtiyar doyasıya eylenir. Bilhassa eskiden genç kızlarımız ve delikanlılarımız bu vesileyle birbirlerini görme fırsatı da elde ederlerdi.
    İlimizde hıdrellezin en eski ve en iyi kutlanageldiği yerlerden biri de Gürgentepe İlçesidir. Burada her yıl büyük bir organizasyon içerisinde 6 Mayıs'ta başlayan şenliklerin bir kaç gün devam ettiği de görülmektedir.Başta yağlı güreş müsabakaları olmak üzere çeşitli eylenceler düzenlenmekte olup, gerek bu ilçe kasaba ve köyleri, gerekse çevre ilçe halkınca Gürgentepe hıdrellez şenlikleri büyük bir ilgiyle izlenmektedir


    MAYIS YEDİSİ



    Mevsimlik bayramlarımız içerisinde önemli bir yeri olan ve halkımız arasında bahar mevsiminin başladığı gün olduğu inancıyla her yıl mayıs ayının 20'sinde kutlanan "Mayıs Yedisi" Hızır AS. ile İlyas AS. birbirleriyle dalgaların kırıldıktan sonra deniz sularının karada temas ettiği noktada buluştuğu gün olarak bilinmektyedir.

    Mayıs Yedisi ve Hıdrellez Kültür Bahar Bayramında olduğu gibi aynı inanç ve adetler etrafında toplanmaktadır.Ancak aralarında takvimlerden kaynaklanan gün farkı vardır.
    Hızır Aleyiselam karayı, İlyas Aleyiselam da denizi temsil eder.Hayatın can bulması ve idamesi için toprak ve güneşe ihtiyaç vardır.Bu unsurların bugünden itibaren birbirleriyle bütünleştiğine, sıkıntıların geride kaldığına, güzel günlerin başladığına inanılır.7 dalgadan geçmenin son derece yararlı olduğuna, böylece o yılki hastalık ve bunalımlardan kurtulacağının inancı hakimdir.Bu nedenle; halk dah çok ırmak, göl ve deniz kıyılarına akın eder. Ayaklar mutlak deniz suyuna sokulur, kıyı ve denizde yürünür. Bundan sonra artık deniz meysimide başlamıştır.
    Ogün motorla deniz gezintisi yapılır, piknik ve çeşitli eylencelerle tam bir bayram havası yaşanır.

  8. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Halk bu inançların bâtıl olduklarını, dine aykırı bulunduklarını bildikleri halde, yine de vazgeçmemekte, inançlarını sürdürmektedir.
    İnançlardan bazılarını şöyle belirtmek mümkündür:
    -Sağ gözün seyirmesi iyilik, sol gözün seyirmesi o kişinin kötülük göreceğine işarettir.
    -Sağ avuç kaşınırsa, bir yerden para geleceğine, sol avuç kaşınırsa o kişiden para çıkacağına inanılır.
    -Kedinin yalanması eve misafir geleceğine işarettir.
    -El tırnaklarının üzerinde beyaz lekeler meydana gelmişse, yeni bir şey giyileceğine alâmettir.
    -İncir ağacın dibinde abdest bozan çarpılır.
    -Cenaze geçerken yatılmaz, mutlaka ayağa kalkılmalıdır. Aksi halde, yatanı (Ağırlık basar).
    -Kulağın çınlaması, bir yerde o kişinin anıldığına işarettir.
    -Korkudan dili tutulan çocuklara, muharebeye iştirak eden bir şahsa ait kılıca su dökerek, bu sudan içirildiği zaman, korkusunun geçip dilinin çözüleceğine inanılır.
    -Elmanın kabuğunu bir bütün olarak koparmadan soyduktan sonra, bu kabuğun ateşe atılması halinde şeytanın çatlıyacağına inanılır.
    -Alış - veriş yapan esnaflar, sabahleyin evlerinden işyerlerine giderken, önlerinin kesilmesini, hele bir kadının önlerinden geçmesini uğur saymaz, o günkü ticaretin kesat olacağına inanırlar.
    -Sabun alıp verirken, alan şahıs sabunu elinintersine koydurur. Aksi halde, ikisi arasında tatsızlık olacağına inanılır.
    -Makas alıp, verirken, makas, karşısındakinin eline verilmez, yere bırakılır. Makasın el'den el'e verilmesi halinde ikisi arasında kavga olacağına inanılır.
    -Akşam karanlığında kapı eşiğinde oturulmaz (İyi) sayılmaz.
    -Üzerindeki elbiseye düğme diktirirken dilin altına bir şey konulması lâzımdır. Aksi halde, düğmesi dikilen şahsın aklında bir gerileme olacağına inanılır.
    -İki elin parmakları birbirine kenetlenirse kısmet kapanır.
    -Kollar göğüs üzerinde çaprazlama kavuşturularak koltuk altına sokulmaz: O kişinin yetim veya öksüz kalacağına inanılır.
    -Yerde oturan şahsın ayakları üzerinden atlıyarak geçilmesi (iyi) sayılmaz.
    -Mezar üzerinden atlıyarak veya basılarak geçilmez.
    -Gece bir yere küçük abdest yaparken "destur, tu, tu" demek lâzımdır. Destursuz abdest yapanın çarpılacağına ve ağzının eğileceğine inanılır.
    Ordu İli'nde, bunlardan başka pek çok inanç vardır. Hastalıklarla ilgili inançların yıldan yıla azaldığı ve hatta kaybolduğu memnunlukla müşahade edilmektedir.
    Ordu İli'nde en yaygın olan inanç (20 Mayıs Günü) yapılan "MAYIS YEDİSİ BAYRAMI" ve o güne ait bazı merasimlerin yerine getirilmesidir.
    Ordu İli köylerinde yerleşmiş bir inanca göre, her sene 20 Mayıs günü, Hızır İlyas Peygamberler bir araya gelerek buluşurlar ve hasretliklerini giderirler.
    Bu inanca göre, Hızır Peygamber kara tarafından, İlyas Peygamber ise denizden gelerek, dalgaların tam sahile temas ettiği yerde her iki Peygamber birbirine kavuşmaktadırlar. Bu kavuşmada, aynı zamanda (yaz) ile (kış)ında birbirlerinden ayrıldığına inanılmaktadır.
    (Mayıs Yedisi) olarak tanınan o gün, çok erkenden kalkılır, yeni elbiseler giyilerek akşamdan hazırlanan yiyecekler bir sepete veya bi kaba konularak en yakın kıyıya inilir. Sahilde deniz suyu ile temas hazırlıklarına başlanır; Besmele ile, kıyıya yaklaşan ilk dalgaların üzerinden sağ ayak ile atlanarak denize girilir, Ufak çocuklar kucağa alınarak bu şekilde 7 defa dalgaların üzerinden geçilir. Deniz suyu ile yüz ve baş ıslatılır. Bu merasimden sonra akşam vaktine kadar saz ve türkülerle eğlenilir.

  9. Gizli @ yara
    Özel Üye
    MESUDİYE İLÇESİNDE
    Meletios Kalesi:
    Mesudiye İlçesi Yeşilçit Köyünde şato kalıntısı denilen bir kale mevcuttur. (C. Texire' de sözü edilmektedir). İlçenin bilinen en eski yerleşim yeridir.

    Kale Köyü Kalesi:
    Üç kümbet kalıntısı ve iki mezar taşı kalıntısı ile Deliklitaş mevkinde antik kaya mezarları mevcuttur. Bu kalıntılar 14-15 yy'a aittir. Bu mezarlık, bölgenin en güzel vesikalardan biri olan mezar taşları da bulunmaktadır.
    FATSA İLÇESİNDE

    Bolaman Kalesi:
    Fatsa ilçesi Bolaman kasabasında meşhur bir kaledir. Mevcut kale muhtemeln Pontus Rumlarında kalmıştır. Kale bedenleri üzerinde tahminen 200 yıl önce Hazinedarlar taraından inşa edilen ahşap yapı sivil mimarmizin örneklerinden biridir. Karadeniz Bölgesinin en özgün sivil mimarlık örneklerinden biridir.

    GÖLKÖY İLÇESİNDE

    Kale:
    Gölköy ilçesindeki Aybastı yolu üzerinde bulunmaktadır. Doğal bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. Mana, Fataş ya da Tokyanus Kalesi denilen bir Bizans yapıtıdır.

    İKİZCE İLÇESİNDE
    Gençağa Kalesi:
    Ağaçkale Köyünde yer alan Gençağa Kalesi' nin bulunduğu alan I. derece Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmiştir.

    AKKUŞ İLÇESİNDE Kevgürk Kalesi:
    Akkuş ilçesinin 30 km kadar güneybatısında, Gökçebayır Çayı' nın bir devamı olan Tifi Çayı yakınlarında tabandan yaklaşık olarak 300 m yükseklikte yalçın kayanın üzerinde, dört yan görünüşüyle yöresine tamamen hakim bir şekile kurulmuştur. Uzaktan basit bir kaya gibi görünen kalenin, sanat değeri, güzelliği ve aklaştıkça büyüklüğü daha belirgin bir şekilde görülüyor. Bir çok tarihi anılara sahip olan kaleye, doğu yönünden çıkılır. Doğuya bakan yarıya kadar toprağa gömülü kapısında doğruca kale alanına geçilir. Surları içindeki evlerin duvarları içinde mermer parçaları vardır. Binalar harç ve tuğladan yapılmıştır.


    ÜNYE İLÇESİNDE
    Ünye Kalesi: İlçenin 5 km batısında tarihinin çok eski devirlerinde bir yanardağ olduğu, zamanla sönerek bugünkü kareteristik özelliğini aldığı söylenilen 300-400 m yükseklikte bir kale vardır. Ortaçağda volkanın krateri üzerinde bir takım savaş tesisleri kurulmuştur. Kalenin platosunda savaş zamanlarında kullanıldığı anlaşılan büyük bir havuz vardır. Kaleden dereye inen, dibi taş ve topraklarla dolan büyük bir oyuk ile birkaç yüz metre uzunluğunda bir merdiven vardır. Savaş anlarında, yöresiyle ilişkisi kesilen kalenin, su gereksinmesini bu kanaldan sağladığı sanılmaktadır. Yarıya kadar gömülü kapısının iki yanı tarihi ve renkli resimlerle süslüdür. 5 km yükseklikte ve yıkık durumda kapısının ikinci Mihirdan zamanında yapıldığı üzerinde durulmaktadır. Ancak kale üzerinde ve eteklerinde yapılacak objektif sondajların, karanlık kalmış birçok tarihi gerçekleri gün ışığına çıkaracağı kanısındayız.



    KALEKÖYÜ KALESİ(Mesudiye)

  10. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Tarihçe : Ordu il Merkezi - Selimiye Mahallesi'nde Taşocak Caddesi ile Erkoçak Sokağı'nın kesiştiği köşede yükselen Paşaoğlu Konağı, 1896 yılında Paşaoğlu Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Bahçesiyle birlikte 625metrekare'lik bir alan üzerine inşa edilen konağın taşları Ünye'den, ahşap malzemesi Romanya'dan getirilmiş ve yapımı İstanbullu bir usta tarafından gerçekleştirilmiştir. 19.yy sivil mimarimizin en güzel örneklerinden biri olan Paşaoğlu Konağı, zemin dahil olmak üç katlıdır. Zemin kata doğuda, birinci kata ise kuzeyde ve batıda bulunan kapılarla giriş sağlamaktadır. Konak; birinci ve ikinci katı ayıran silme ile birlikte, binanın köşelerinde yer alan kaideli ve başlıklı yarım sütunları, bitkisel motifli konsollarla desteklenen ve söve taşı ile çevrelenen üstü saçaklı pençeleriyle zengin bir taş işçiliğini sergilemektedir. Doğu cephede alt katta dört, üst katlarda beşer pencere mevcuttur. Zemin üzerindeki iki katın bu cephedeki orta pencereleri zarif burmalı sütünceler ve yarım sütunlar arasına alınmıştır. Kuzey cephede bulunan birinci katın giriş kapısı basık kemerli ve çift kanatlıdır. Kapının etrafı bitkisel motifli kalemisi süslemelerle zenginleştirilmiştir. Korint başlıklı iki sütunla desteklenen ve kapının önündeki sahanlığı örten çıkma üzerinde ikinci katın balkonu yer almaktadır.
    Bahçe duvarı, merdivenler, balkon ve çatı kenarlarındaki işlemeli taş korkuluklar konağın dış cephesine hareket kazandıran diğer unsurlardır. Konağın bahçesinde fiskiyeli bir havuz ve günümüzde ahşap örtü altına alınmış orijinal taş ocak bulunmaktadır. Paşaoğlu Konağının zemin katı taş döşelidir. Birinci ve ikinci katlarda taban ahşaptır. Tavanlar ahşap kaplama olarak yapılmıştır. Konağın üst katındaki sofanın ahşap tavanı kağıt üzerine yağlıboya desenlerle süslenmiştir. Tavanın ortasında baklava şeklinde bitkisel motifler vardır. Köşelerdeki madalyonlar içine çeşitli manzaralar resmedilmiştir. Bu katta bulunan banyoda desenli çiniler kullanılmıştır. Paşaoğlu Konağı; Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 1982 yılında kamulaştırdıktan sonra 1983 tarihinden itibaren onarılmaya başlanmıştır. 1987 yılında onarımı ve teşhir-tanzimi tamamlanan konak "Paşaoğlu Konağı ve Etnografya Müzesi" olarak hizmete açılmıştır. Zemin katı idare olarak kullanılan binanın birnci katı etnoğrafik eserler seksiyonu olarak düzenlenmiştir.Bu bölümde silahlar takılar kadın ve erkek giysileri vb. eşyalar sergilenmektedir. İkinci kat ise sofa Paşa-nine odası, günlük oda, misafir odası, yüklük gibi düzenlemelerle yöresel 19. yüzyıl konağının özelliklerini aksettirmektedir. Ordu Paşaoğlu Konağının Kültür Bakanlığınca kamulaştırılması ve onarılıp müze olarak ziyarete açılması ile sivil mimarimizin ender örneklerinden biri daha gelecek nesillere sağlıklı şekilde aktarılması sağlanmıştır.

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 123 SonuncuSonuncu