+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Kitap Özetleri Forumunda Oya Baydar - Kayıp Söz Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Oya Baydar - Kayıp Söz








    Kayıp Söz



    Kayıp Söz üç farklı coğrafyaya yayılan, güncel siyasi ve toplumsal olaylar kadar aşka, aile ilişkilerine, bireysel hayatlara da yer veren bir roman. Romanın temeli şiddeti sorgulama üzerine kurulmuş. Roman kişilerinin hemen hepsi savaşın ve şiddetin etkisine maruz kalmış, travmalı insanlar. Şiddetin haklılığının olamayacağını onlar üzerinden vurgulamış Oya Baydar. Şiddet konusunda ne isyan edenlere ne isyanı bastıranlara hak veriyor. Gerçekten de, yeniden toplum olmak ve toplumsalı yeniden inşa etmek için önce şiddeti durdurmak, yaraları sarmak gerekmez mi? Kimin şiddeti daha meşru? Kimin şiddeti yasal? Kimin acısı daha kutsal? Bu soruları sadece kendi tarafımızdan yanıtlamanın toplumsal barışa katkısı olabilir mi? Kayıp Söz'de de vurgulandığı gibi, aslında nerede duruyor olursak olalım, kayıplarımız aracılığıyla birbirimize benziyoruz. Öyleyse ilk kanı kimin döktüğü, kimin daha fazla öldüğü/öldürdüğü anlamsızdır.

    Romanın temeli şiddeti sorgulama üzerine kurulmuş dedikten sonra şiddeti tanımlamamız gerekiyor. Şiddet salt düşman gördüklerimizi yok etmeye yönelik fiziki saldırı mıdır? Yoksa hayatın her alanına sinsice sızmış ve salt bu nedenle farkına varamadığımız hatta bazen gerekli görüp onayladığımız davranış biçimleri mi? Romanda şiddetin farklı yüzlerine maruz kalan insanların ne tür yıkımlara uğradıklarını görüp peşi sıra iç hesaplaşmalarına, sorgulamalarına, yüzleşmelerine tanık oluyoruz. Şiddet ekseni etrafında olmak istemediği role bürünme, başarı, korku, iletişimsizlik, güvensizlik,kaçış, yeni başlangıçlar, ödenecek bedeller, acı, kendine ve çevreye yabancılaşma, öteki olma/sayılma, karşımızdakini anlama, vicdan ve adalet duygusu kavramları alt planda irdeleniyor. Şimdi bu kavramlar ışığında kendimize soralım :


    Başarıya ulaştık derken ne tür bedeller ödüyoruz? Kendi yenilgimizin yarattığı acıyı yıkımı çocuklarımızı bizim devamımız sayarak, bizim başaramadığımızı onların başarmasını bekleyerek hafifletebilir miyiz? Başarı diye tanımladığımız toplumun bizi biz yapan değerleri hiçe sayarak bizden bekledikleri mi? Biz kendimizi aldatıyor muyuz?

    “Olunması gereken nedir? Varılması gereken hangi doruktur?” “ Zorlama vahşete savaşa kana şiddete varıyor. Şiddetin vahşetin değil uyumun titreşimi olmak istiyorum” (sh 172)

    “Deniz adını Denizler gibi taşımak… Layık olmak… İnsan çağına topluma ilgisiz kalamaz. Yaşamın anlamı nedir sence? Senin Denizlerin gibi asılmalı mıyım gözüne girmek için baba” (sh 62)

    “Yok olmaya değil yok sayılmaya hazır mıyım? Çevremin boşalmasına, kariyerimin sıfırlanmasına?” ( sh 33)


    Kaçmak kurtuluş mu? Kendinden kaçmak mümkün mü? Sorunları öteleyerek acıdan kurtulabilir miyiz? İnsan nereye kadar kandırabilir çevresini? Ya kendini nereye kadar kandırabilir? Yok sayarak yok olabilir mi acı? (Deniz beyninin karanlık kuyularına atıyordu acıyı) Duyarsızlaşmak acıyı bastırmanın emniyet subabı mı? Korunma mekanizması mı?

    “Duysan hissetsen dayanamayacaksın” (sh 67)


    Karşımızdakine ne kadar güveniyoruz, ne kadar tanıyoruz, ne kadar anlıyoruz? (Mahmut’un ya da doğudaki herhangi birinin Ömer’e güvenmemesi, kendilerini ona tam olarak açmamaları, hep yabancı olarak görmeleri, buna karşılık Ömer’in de Doğuyu ve Jiyanı gizli sırlarla donammış büyülü bir coğrafya ya da gizemli bir kadın olarak algılaması.) Bu noktada Ömer’in doğuya oryantalist bir bakışla baktığını görüyoruz. Orada yaşananlar Ömer için uzakta yaşanan kötü şeylerdir. Birebir yaşamadan, içinde olmadan acıları anlamak mümkün mü?

    “Bir insan bir insanın acısını yüreğinde duyunca mı yumuşar sever ancak” (sh 228)

    “Hayır unutmuyorsunuz. Unutmak için bilmek gerekir. Zaten hiç kaydetmediniz ki. İnsanın yaşamadıkça içinde duyamayacağı şeyler vardır. TV ekranlarında görülenler eninde sonunda resimdir, sanaldır. Bizim bütün yaşamımız da olsa sizler için uzak bir yerlerde olan kötü şeylerdir” ( sh 247)

    Bireysel kurtuluş mümkün mü? Sığınacağımız en son liman neresi?

    “Kurtuluşunun anahtarı insanın içindedir. Neden buralarda olduğunu ne uğruna savaştığını gerçekten bilirsen kendine ve yaptığın işe inanırsan kurtuluşu yakalarsın” (sh 216)

    “Dünyada kalmasa bile insanın gizli derin bir yanında kendi içine sığınacak bir yer her zaman vardır. Son sığınak insanın kendi yüreği kendi toprağıdır belki.” (sh 337)


    Denizin çektiği fotoğraftaki şiddetin yansıması ile Elif’in labaratuarda kobayları öldürmesi arasındaki ya da Eren çiftinin, oğullarından kendi yenilgilerinin rövanşını almak istemeleri arasında ne fark var? Ölüm sadece yaşamsal fonksiyonların biyolojik olarak sona ermesi mi? Bizi biz yapan değerleri göz ardı ederek toplumun önümüze koyduğu doğruları kabullenerek yaşamak ta bir çeşit ölüm olabilir mi?

    “Ölümü öldürmeyi hangi yüce amaç hangi yüce dava haklı kılar? İyi amaç doğru amaç şiddeti meşrulaştırır mı? İyinin doğrunun ölçüsü ne peki? Ölçüyü kim belirliyor” (sh 267)

    Sonuç olarak; Geniş bir coğrafyaya yayılan, çok sayıda insan tipine yer veren ve yakıcı bir sorunu öne çıkaran Kayıp Söz, iyi kurgulanmış bir roman. Oya Baydar, insanın insana tahammülsüzlüğünün Türkiye'nin batısından doğusuna, Norveç'teki ıssız bir adadan Irak'a kadar yayıldığı bir dünyayı kişisel hayatlar üzerinden aktarabilmiş.







  2. Buğlem
    Devamlı Üye





    İnsan birbirinin dilinden anlamasa bile birbirinin yüreğine dokunabilir mi ve söylenmediği için kaybedilen bir söz nasıl sözlenebilir ki, insan söylemediği kayıp bir sözün peşine düşer mi ? Bu romanı okuduğunuz zaman herkesin içinde bir duygu uyandıracak ama her insanda bırakacağı duygu aynı olmayacaktır.




+ Yorum Gönder


oya baydar kayıp söz özeti,  kayıp söz oya baydar özet,  oya baydar kayıp söz özet