+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 1234 ... SonuncuSonuncu
Edebi Türler ve Kitap Tanıtımları Forumunda okunması gereken kitaplar Konusunu Okuyorsunuz..
  1. izmir yasemin
    Devamlı Üye

    Okunması gereken en güzel kitaplar

    Bir Harbiyeli Gazinin Not Defteri


    Okunması gereken en güzel kitaplar
    Bir harbiyeli gazinin not defteri

    Bir Harbiyeli Gazinin not defterinden bölümler. En zor yazdığım, en geç bitirebildiğim yazılardan oldu.
    Gece geç bir vakitte son bölümü yazdım bir daha da uyuyamadım..
    Bu yazıları yazarken defalarca yerimden kalktım.Ellerim hiç terlemez.Ellerim terledi avuçlarım su içinde kaldı. Her bölümü yazarken 1-2 saat geçti , kaç kez yarım bıraktım balkona çıktım, kaç kez gözlerim doldu hatırlamıyorum.
    Yürekten kopanları yazmak çok ağır geldi bana. O sözler çok canımı yaktı.
    Bir vatan evladının içten haykırışlarını yüreğimin taaa derinliklerinde duydum.
    Çok yalın, çok içten kaleme alınmış, yaralı bir yüreğin feryadını duydum. Bu yaralı örselenmiş, ihaneti yaşamış, bu vatan uğruna yarım kalmış bir ruhun isyanı değil. Kalbinin derinliklerinden kopan içten bir haykırış bu
    Ben anayım evlatlarım çok kiymetli tüm TÜRK anaları gibi..Onlara bakarken içim titrer, onlar benim gözümün nuru tüm analar gibi..Onlar elinizden kayp gidince ciğeriniz yanar Mahşere kadar sürecek olan bir yangındır bu Bunu en iyi bilenlerdenim
    Ben anayım ben..
    Ben bayrağım, ben polisim ben askerim. Mehmet benim Ordu benim. Ben VATANIM
    Onun bunun çocuğu olacağınıza birgün de millet olun, ulus olun, bayrak olun, polis olun ,asker olun, MEHMETÇİK olun.
    Ölünce gömülecek toprak olun
    Kısacası VATAN olun ya.. VATAN
    VATAN SANA CANIM FEDA
    İZMİR Yasemin

    Okunması gereken en güzel kitaplar frmacil sayfa 2iki Okunması gereken en güzel kitaplar

  2. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler - Çift Çorap (1. bölüm)


    Okunması Gereken Kitaplar
    Yazan:Hakan Evrensel
    Kitabın adı.Güneydoğudan Öyküler

    Çift Çorap (1. bölüm)

    Adını kim koydu bilmiyorum.Aslında kimin aklına gelir bir köpeğe Çift çorap adı takmak, onu da bilmiyorum.Ama dört ayağının da patileri beyazdı.Sanırım bu yüzden adını çift çorap koydu bizim askerler. Kuyruksuz veya köse kuyruk diyebilirlerdi.Ama bu adın ona daha önce takıldığını sonraları öğrendik. Zavallı bir çatışmada kuyruğundan vurulmuş doktor da kurt kapmasın diye kuyruğunu kesivermiş.
    Çift çorap aslında diğer bir mezrada yerleşmiş bir taburun köpeğiydi. Öyle resmi kayıtlara geçmiş birliğin demirbaşı da değildi. O taburun askerlerine alışıp operasyonlara onlarla birlikte çıkmaya başlamıştı. Çift çorap'ın ünü, daha o taburdayken bize kadar gelmişti. Bize misafir oluşu, bir kaç taburun ortak katıldığı operasyonda taburları karıştırmasıyla gerçekleşti. O operasyon sonunda bizim taburda kaldı. Yine bir ortak opersyonda aynı şekilde çekti gitti. Ama bizi terkedene kadar da ardında çok anı bıraktı.
    Mesela diğer köpeklerin operasyonlara gelmesine izin verilmezken çift çorap bölüğün tam önünde yola koyulmayı beklerdi.Yürüyüş başladığında üs bölgesinde kalan ve askerlerle gitmelerine izin verilmediği için avaz avaz bağıran köpeklere döner geri dönün ve sesinizi çıkarmayın dercesine birkaç kez havlar sonra gururlu bir edayla yola koyulurdu. Karakolun iri cüsseli köpekleri arasındaki kavgalara bulaşmaz onları uzaktan seyrederdi.
    Köpekler herşeydi orada.Bazen tüm eğlencemiz. Pusu dönüşü saatlerce çift çorapın o gün neler yaptığı Vanda'nın neden hala doğurmadığı ,Titrek'in eğitim atışında nasıl binanın içine saklandığı ya da Ayıcık'ın nasıl göreve çıkarmış gibi yapıp da geri döndüğü konuşulurdu.Zagor'un son kavgadan nasıl olup da galip çıktığı dolayısıyla liderliğini ilan ettiği, Diablo ikazlara aldırmayıp sonunda mayın tarlasında can verdiği karakolda geçirilen uzun gecelerde başlıca konular olurdu. Tabur komutanının yıllarca yanından ayrılmayan, kapkara gözlü kapkara tüylü ve artık yaşlılıktan ölmek üzere olan köpeğinin, eskiden nasıl mayın bulduğu, nasıl helikoptere bindiği birer destan gibi kulakta kulağa anlatılırdı.
    Yaklaşık iki metreyi bulan kar nedeniyle hareket edilemediği için sıkıntıdan herkesin ilgi odağı haline gelen bu hayvanlar üzerlerine düşen görevleri de çok iyi bilirlerdi. Kendi kendine yarattıkları bu görevleri kimse öğretmemişti onlara. Aslında eğitmenler tarafından ateşten geçme, kolluklu askerlere saldırma, koku alma gibi bayıcı eğitimlere de tabi tutulmamışlardı. Hepsi başına buyruktu. Özgürdüler, ama hepsinin arasındaki hiyerarşi belliydi, intikalde ve pusuda görev yerleri de belliydi.
    İlk zamanlar tesadüf dediğimiz düzenlerini hep korudu bu köpekler. Bir ya da birkaçı sağa ve sola yancı olarak çıkarlar ilerleyen timler yamaç altında kaldıkları zaman o yamaçların üstüne çıkıp timlerin göremedikleri yerleri gözlerler dinlerler, ve koklarlardı. Artçılar geriden gelir arkada kalan askerleri yalnız bırakmazlardı. En önde giden öncülerde vardı intikal esnasında değil havlamak hırlamazlardı bile. Tehlike anında en yakın askerin yanına gelirler ince sesler çıkarıp etrafı uyarmaya çalışırlardı.
    Timler pusu bölgelerine yerleştikleri andan itibaren de mevzilere dağılarak beklemeye başlarlardı. uzun süren operasyonlarda uyumazlar, kumanyalardan artanları önüne koymazsan yemezler, aç aç kilometrelerce yolu yürürlerdi. İnanılması güç ama günlerce susuz kaldıklarına şahit olurduk. Su bulmak için bile olsa askerin yanından ayrıldıkları görülmezdi.





  3. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler - Çift Çorap (2.bölüm)


    Okunması Gereke Kitaplar
    Yazar:Hakan Evrensel
    Kitabın adı:Güneydoğudan Öyküler

    Çift Çorap(2.bölüm)
    Bahar aylarından birinde suları kabarmış bir dereden geçmek zorunda kalmıştı birliğim. Suyun yanında durmuş ve operasyonun henüz ilk gününde tamamen ıslanmamak için sığ bir yer arıyorduk .Etrafı şöyle bir kolaçan ettikten sonra daha önceden yaptığımız gibi Çift Çorabın geçmesini beklemeye başladık. Onun sığ bir yer bulacağından emindik. Bazı tim komutanları'' hadi oğlum'' dedikçe Çift Çorap uzaklaşıyor suratımıza anlamsız anlamsız bakıyordu.Beş on dakika beklediken sonra ıslanmadan geçebileceğimiz bir yer bulamadığını bu yüzden öylece durduğunu düşündük.Postallarımızı çıkarıp sırt çantalarımıza bağladık. Yarı belimize kadar suya girip karşıya geçmeye başladık. Bazıları kayganlaşan taşlardan suya yuvarlandı.Güneşin batmış olmasıyla buz kesen su hepimizi titretiyordu.
    Tüm birlik karşıya geçtikten sonra tim komutanlarından biri daha suya girmemiş olan bir askere Çift Çorabı da kucağına alıp getirmesini söyledi. Asker bunun için uzandığında, kesik kuyruklu ceylan bakışlı köpeğimiz kaçıverdi.Ret Kit'in Rintintin'i gibi zıplaya zıplaya dereyi takip ederek yüz metre kadar yukarı çıktı. Ve hepimizi kahreden o müthiş gösterisini yaptı. Ancak patilerinin uçlarının ıslandığı bir yerden koşa koşa suyu geçerek yanımıza geldi.Hepimiz donmuş kalmış bir Çift Çorabın beyaz renkli kuru ayaklarına, bir de sırılsıklam olmuş kendi halimize bakıyorduk. Zavallı hayvan o gün ıslaklıklarına aldırmadan peşinden koşanlara bir anlam verememişti
    İlk gördüğümde çelimsiz düştü düşecekdediğim ve en ufak bir eğitim almamış Çift Çorapın bir operasyonda yaptıklarını ise bilmiyorum nedendir bir
    türlü unutamadım. Gecenin uykusuzluğa en zor dayanıldığı saatlerinde delirmiş gibi mevziler arasında bir oraya bir buraya koşturmaya başlamıştı. Önce tabur komutanı ve ben pek dikkate almamıştık. Ama inatla bu çırpınışlarını sürdürdü. Paçalarımızdan sürükleye sürükleye bizi mevzilerin önüne kadar götürdü Çift Çorap. Uzun uzun dinledik. Gösterdiği yerde birtakım sesler vardı ama pek önem vermedik. ''Oğlum mızıldanıp durma bir şey yok işte!''dedim.
    Hayır vardı ona göre bir şey vardı. Ya domuz dedik ya da kirpi. Belki biz de inanmadık ona bu an ama el bombaları ile sesler kesiliverdi biraz daha bekledik ve mevzilerimize geri döndük.Çift çorap sabaha kadar deli gibi dolaştı durdu.Sesin geldiği yere indi yukarı çıktı Yanımıza geldi askerleri sürekli uyanık tuttu.
    O gün orada ki her ne idiyse çift çorap sayesinde kaçıp gitmişti.Bir domuz mu kirpimiydi öğrenemedik.Ama örgütün yeni katılanlara uyguladığı cesaret testinden geçmek zorunda bırakılan eline silah bile verilmeyip mevzilere kadar sessizce süründürülüp, varsa tuzakları ortaya çıkarması sağlanan mevzilere ulaşmayı başaranlara el bombaları attırılan ilk bomba ile başlayan iki ateş arasında sağ dönenlere ''artık eylem koydun TC gözünde suçlusun kaçamazsın'' denilen 13-14 yaşlarında bir çocuk da olabilirdi. Bildiğim bir şey var ki o da kirpidir domuzdur diyerek bu tür sesleri umursamayan nice vatan evladının
    bu çocukların bombaları ile şehit olduğudur.
    ----------------------------------------------
    Bu gerçek öyküye öncelikle yer verdim. ''Hayvan'' bile ayak bastığı toprağa sahip çıkıyor, koruyor gözlüyor. Yemek yediği kabı temiz tutuyor. Besleyenlere; ona aş verenlere ihanet etmiyor. Onu besleyen eli ısırmıyor. Bu hayvana öğretilmiyor bile. Birlikte olduğu insana sadık ve asla arkasını dönmüyor hiç bir şartta bırakıp gitmiyor.Bunlar insan da, ''insan oğlu''nda olması gereken hasletler





  4. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler - Son Mektup


    Okunması Gereken Kitaplar
    Güneydoğudan Öyküler
    Yazar.Hakan EVRENSEL
    Kitabın adı.Güneydoğudan Öyküler

    Son Mektup

    8 Eylül'92
    19.00
    Canım Karıcığım Birtanem
    Sana çok uzun bir zamandan beri söz vermeme rağmen bir türlü fırsatını bulup da yazamadım.Çok iyi bildiğin gibi birbirimize kavuştuğumuzdan bu yana gerek olmadığından ne sana ne de başkasına mektup yazmamıştım. Bu yüzden arada olabilecek hatalarım için şimdiden özür diliyorum.
    Canım sevgilim birkaç gündür seni telefonla arayamıyorum.Sakın seni daha doğrusu sizleri düşünmediğim için aramadığımı sanma.Dün gece başlayan büyük bir operasyonun hazırlıkları için kışlada sürekli kalıp çalışmak durumunda kaldım. Şu anda yine kışladayım. Ancak taburumuzun tamamı operasyon için başka bir bölgede. Benim kalmamın sebebi ise çok kısa zamanda bitirilmesi gereken bir konu üzerinde çalışıyor olmam. Bu çalışmamı tamamladığımda sanırım birkaç günlüğüne İstanbul'a gelmem söz konusu olacak. Ancak henüz kesinlik kazanmış bir şey yok. Ayrıca o zamana kadar dönmemiş olursak Ekim sonunda o düğünü de kapsayacak şekilde izne gelebileceğim kesinleşti.Elbette bu herşeyin normal olduğu şartlarda geçerli.Ancak bir terslik çıkacağını sanmıyorum.
    Güzel karıcığım arada her ne kadar iki kez gelip gittiysem burada yaklaşık iki buçuk aylık bir zamanım geçti.Tabii orada da aynı zaman senin için de ''ayrı'' olarak geçti.Çok sık görüşüp konuşma imkanımız olmasına rağmen benim yapımdan kaynaklanan suskunlukla birçok şeyi sana anlatamadım.Zaten özellikle telefonla olan görüşmelerimiz buna pek müsait olmuyor. Benim burada geçen günlerimi sana anlatacak olursam herhangi birgün yaptığım yaşadığım olayların tam anlamıyla'' fotokopisi'' Yani ilk geldiğim gün neler yaptıysam halen de aynı şeyleri yapıyorum.Çünkü burada değişik şeyler yapmamı yaşamamı sağlayacak ne ortam ne de fırsat var. Zamanımın büyük çoğunluğu hafta sonları dahil ''birlikte'' geçiyor. Dışarıya ise ancak yemek, bir şeyler almak için çıkıyorum Bazı akşamlarda son zamanlarda sık olmamakla beraber orduevinde okey bilardo gib oyunlarla vakit geçiriyoruz.Fatih'lere de geldiğimden bu yana sadece iki kez gittim. Aslında sürekli davet ediyorlar. Ancak ben gitmek istemiyorum. Çünkü onlarda otururken sanki yan odadan veya mutfaktan senin veya kızımın sesi gelecekmiş veya ikiniz birlikte kapıdan içeri girecekmişsiniz gibi geliyor bana. Ama bu sadece hayalden öteye ne yazık ki geçemiyor. Bu yüzden zorunlu olmadıkça ne Fatih'lere ne de başka bir ''aile''nin yaşadığı yuvaya, yanımda sizler olmadıkça gitmemeye karar verdim. Belki de zamanımın büyük çoğunluğunu bu kışlada geçirmemin sebebi bu.
    Orduevinde bile bazen küçük bir kızı annesinin kucağında otururken veya gezerken gördüğümde elimde olmayarak oradan uzaklaşıyorum. Bulabildiğim sakin bir köşede şu anda olduğu gibi sessiz sessiz ağlıyorum. Biliyor musun ben böyle bir duruma düşeceğimi inan hiç beklemiyordum.Ancak zaten çok uzun bir süreden beri kalbime yerleşmiş olan senin sevgine bir de kızımın ki eklenince bu sevginin özlemine gerçekten çok zor dayanıyorum. bunun yani özleminize dayanabilmemin tek sebebi dayanmak zorunda olduğumun bilincinde olmam.
    Zaten bunun dışında yapabileceğim bir şey de yok.Aynı şeyler sanırım senin için de geçerli.senin bu konuda bana göre hem avantajın hem de dezavantajın var Avantajın yanında aşkımızın en güzel en kutsal parçasını oluşturan kızımın olması.Dezavantajın ise özellikle mesleğin gereği bir hayli yoğun ve stresli olduğun şu günlerde ne yazık ki benim de paylaşabileceğim sorunların tamamının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalman . Şu anda başka hiç bir amacım olmaksızın sadece omuzlarındaki yükü biraz olsun hafifletebilmek için yanında yakınında olmayı o kadar çok isterdim ki.Ama ne yazık ki buradayım ve burada olmak zorundayım. Bu konuda yüreğimi biraz olsun ferahlatan tek düşünce ise senin dayanma gücün. Bugüne kadar bilerek veya bilmeyerek seni birçok kereler zor durumlarla karşı karşıya bıraktım. Ne mutlu ki bana sen tüm bu zorlukları aşmasını dayanmasını bildin. bundan sonra da durumumuzun çok farklı olacağını sanmıyorum.Belki de bizi çok daha zor güner bekliyor. Buna mutlaka hazırlıklı olmamız gerekiyor. Ben kendi açımdan buna hazırlıklı olmaya çalışıyorum.Senin için ise düşüncem şu. Kendime tüm bir hayat boyu en yakın arkadaş olarak seçtiğim eşim karşılaşabileceğimiz tüm güçlükleri aşabilecek yenebilecek güçtedir. Bunu düşündükçe de sana olan sevgimden çok büyük bir mutluluk ve gurur duyuyorum.Evet seni sevdiğim hem de çok sevdiğim için gerçekten gurur duyuyorum.Bunun için de sana defalarca teşekkür etmek istiyorum.
    Sanırsam bitirsem iyi olacak Herhalde yanında iken bu kadar konuşsam başını ağrıtırdım.Ama korkma yanına gelince yine sus pus olurum.Çünkü bana sadece yanınızda bulunmak inan yetiyor. Ben seni defalarca öpüyorum.Sen de kızımızı öp ve sev olur mu?
    Hoşçakal
    ..

    Yazarın notu: Yukarıdaki satırlar Güneydoğu'da çatışmada şehit olan bir üsteğmen tarafından eşine yazılmış ve vefatından üç saat önce postaya verilmiş son mektuba aittir.Eşi tarafından yayınlanması özellikle istenen mektup şehit üsteğmenin toprağa verildiği gün sahibine ulaşmıştır.Mektupta geçen isimler yazar tarafından değiştirilmiştir.


  5. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Aşağıda verilen ilan, şehit düşen üsteğmenin arkasından '' içleri yanan'' arkadaşlarının verdiği ilan. Hepimize ''tokat'' olsun bu..

    Okunması Gereken Kitaplar
    Kitabın adı:Güneydoğuda Öyküler
    Yazar:Hakan EVRENSEL

    ----------------------------------

    VEFAT
    Ey TÜRK gençliğ!

    Bütün bu ahval ve şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi birinci vazifen ,Türkiye Cumhuriyeti' ni muhafaza ve müdafaa etmektir.
    KEMAL ATATÜRK

    Pilot üsteğmen Erdal KURTOĞLU 16 Haziran 1994 günü birinci vazifesi uğruna şehit oldu. O da bu Cumhuriyetin sadece kendisine değil, tüm TÜRK GENÇLİĞİ 'ne emanet
    edildiğine inanıyordu.
    Başımız sağolsun

    Arkadaşları


  6. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğu Öyküleri


    13 Tane albayrağa sarılı tabut analara, yakınlarına teslim edilecek. Kaç ocak söndü? Kaç ciğere ateş düştü belli değil bu mübarek günde. Bilen bilir! Bizim geleneğimizde 3 şeye kına yakılır.
    Geline kına yakılır, kocasına kurban olsun diye
    Kurbanlık hayvanlara yakılır ALLLAH'a kurban olsun diye
    Askere giden delikanlılara yakılır vatana kurban olsun diye..
    Elleri kan değil, kına kokar o yavruların. Davul zurna eşliğinde uğurlanır peygamber ocağına.
    Vatan zaten bizim.. Hain arar aslanım, dağda, bayırda, taş arkasında mağaralarda.
    ''Doğuda görev yapanlara yüksek maaş veriyorlar da ondan gitmeyi kabul ediyorlar'' diyen, ALLAH'tan korkmazlar! .. Hadi size milyonlarca dolar versinler gidin tırmanın -20 derecede Gabar ve Cudi'ye, bıçak gibi keskin kayalar, ayaklarınızı jilet gibi kessin,doğrasın parmaklarınızı. Postallarınızı parçalasın, etinizin içine geçsin
    Bir kilometrelik dağlık araziyi, karda kışta altı saatte geçin iliklerinize işlesin soğuk, sırt çantalarınız ıslansın ağırlıkları iki katına çıksın ki ipleri etinize geçsin
    Küçük bir dere; yağmurdan kabarmış, taşmış . Bu dereyi üç saatte geçin. Burnunuz donsun, gözlerinizde buz parçası olsun kirpikleriniz. O şekilde ıslak elbiselerinizle parçalanmış botlarla bir üç saat daha yürüyün klavye kahramanları..
    Ateş yakamaz benim Mehmedim, hainler pusuda ,pusu atmış aslanlarıma, vatan evlatlarına..
    Kışın- 20 derecede dağın tepesinde sınırda, naylon çadır kur hadi sende ! Çadırın dışı iki metre kar olsun, donmuş konserve ye. Sigara ve çay bile çok büyük lüksün olsun. Bağırsakların bozulsun. Yetersiz beslendiğin için dağın tepesinde, hasta ol, vitamin eksikliğinden. Yazın sivrisinekler her an canına okusun.Hainler önünde arkanda cirit atsın.Bıçak sırtında yaşa, ölümle dans et. Her dakika azraille kolkola gez.. Sabah akşam Çünkü ölüm nerden vuracak belli değil, bu kadar hain ortasında..
    Aylarca operasyonda dağın tepesinde kal. Kışın donsun bütün uzuvların, buz kes. Yazın kavrul cehennem sıcağında.. Saçın sakalın birbirine karışşın. tırnakların öyle bir uzasın ki kendin bile kesmeyi deneme. Ayak tırnakların kırılsın batsın etine Aylarca ayağından çıkarmadığın postallar yüzünden mantar hiç geçmeyen belan olsun çorapların etine yapışsın.
    Var mısınız medeniyetten aylarca, yıllarca uzak yaşamaya susşi kahramanları..Milyon dolarlar alarak masa başında oturarak ahkam kesenler.. Erkeklik klavye başında olmaz. Biz ona tırışkadan teyyare diyoruz.
    Vatan savunmak! -20 derecede donmak demek..
    45 derecede tam teçhizat, açık arazide sivrisinekler eşliğinde saatlerce hiç bir şey yemeden yürümek. Bunun adı vatan savunmak, bunun adı vatan sevgisi
    ''Ben olsam şöyle yapardım, böyle bitirirdim terörü'' diyenler. Size söylenecek çok şey var da Dedim ya! düşündüklerimi tam yazamıyorum yerim dar..
    Tüm dünya birleşsin size para musluklarını akıtsın, ki zaten akıtıyorlar.. .Uçaksavarlar roket atarlar alsın. Mermiler, en modern silahlar elinizde olsun. Kuzey Irak' ta son derece modern bir hava alanı yapsın, birileri size gece yarıları yardım atsın gökyüzünden
    Hepsi hikaye Siz benim aslanlarım gibi oalmazsınız, sizde OLMAYAN BİRŞEY VAR BU ASLAN PARÇALARINDA
    Sarsılmaz bir inanç.
    Ölümüne bir vatan sevdası
    UĞRUNDA CAN VERECEK BİR BAYRAK SEVGİSİ..
    Ve siz de asla olmayan bir şey daha var MEHMEDİMDE..
    MANGAL GİBİ YÜREK
    --------------------------------
    Güneydoğudan Öyküleri okursanız ne demek vatan sevgisi belki anlarsınız.


  7. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler - YAĞMUR(1. bölüm)

    Tam yazmaya başladım. Tv'de haberler kulağım da orda. İzmiri'i kurtarmak, olası bir faciayı önlemek için o arslan yürekli iki pilot, eğitim uçağını denize yöneltip canları pahasına, İzmir'e ve yerleşim yerlerine
    , insanlara zarar vermemek için kendi canlarından vazgeçiyorlar. Bile bile ölüme gidiyorlar . Şehit oluyorlar. Gencecik bu arslan yüreklerden birinin eşi de 5.5 aylık hamile. Ayakta zor duruyor sürüklüyorlar adeta uçağa bindirmek için, ciğerleri yanıyor. Bebesi doğmadan yetim kaldı.
    İşte anlatmak istediğim de bu. Vatan sevmek böyle bir şey Vatan sevgisi imandan gelir. Vatan sevmek canından vazgeçmek.. Yani vatan birçift kadın m. satılmıyor. Askerime, polisime vatan evlatlarıma saldırmak için kalem kullananlar rahat olarak başınızı yastığa koyabiliyor musunuz? Vicdanınız sızlıyor mu? Milliyetçilik öldü! sınırlar kalksın diye vızıldıyorsunuz ya..
    Ama Cumhuriyet analarının ağzı dualıdır, elinden Kur-an düşmez .
    Ben Arap'ça okurum Kuranı Kerim'i . En az yirmi tane Türk' çe meal okurum, karşılaştırma yapar düşünürüm. ALLAH'ın kelamını, anlatmak istediklerini algılamaya çalışırım. Yüce rabbim biz anaların dualarını bu gece kabul edecektir inşallah. Sizi de helak edecektir, yaktığnız her ciğer söndürdüğünüz her ocak için, Yüce ALLAH sizden hesap soracak
    Anaların döktüğü gözyaşları boğacak sizi.
    ---------------------------------------------------

    Kitabın adı:Güneydoğudan Öyküler
    Yazarı:Hakan EVRENSEL

    YAĞMUR(1. bölüm)

    Bir haftadır kesintisiz yağıyor.Gündüzleri bazen çiseliyor.Ama geceleri kesinlikle sağanağa dönüşüyor. Gök yarılıyor, şimşekler çakıyor ortalık havanların aydınlatma mermilerinin aydınlattığı gibi birkaç saniye ışıl ışıl oluyor. Karakoldakiler biraz rahat. Nöbette ıslanan asker, sobanın başında hemen kuruma imkanına sahip. Sonra aramızda para toplayıp aldığımız kalın naylonlarımız çadırlara su girmesini de önlüyor. Dolayısyla yağmur pek fazla etkilemiyor.
    Bazen kuvvetli rüzgarda bu naylonlar yırtılıyor ama tekrar alıyoruz. Bu yüzden birliğin belki de her tarafı naylonlarla dolu. Çadırların, araçların ,bir de nöbet kulübelerinin üstleri hep naylonla kaplı. Bir de makineli tüfekçilerin naylonları var. Tüfeklerin üstüne örtüyorlar bu naylonları.Kolay yırtılmasın diye terzi askere naylonların kenarlarına bez parçaları diktirdik. nöbetteyken operasyonlara çıkarken bunları yanlarına alıyorlar. Ama arazide, intikalde, pusuda, çatışmada yağmura yakalanmak biraz can sıkıcı.
    Hissetmiyorum artık. Yürüdüğümü de hissetmemeye başladım. Islanmadık tek bir yerim bile kalmadı. Telsizler silahlar
    mermiler hepsi sırılsıklam oldu. Önümü göremiyorum. Bu yüzden herkes, bir önündekinin yağmurluğunu tutmuş kaybolmamaya çalışıyor. Yağmur damlaları düştükçe karayoluna parelel tepelerden ilerlerken arada sırada karşımıza çıkan küçük tek göz evciklerin içindeki o mutlu hayatları delicesine kıskanıyor, onlara imreniyorum. Yağmur damlaları kulaklarımın içine kadar giriyor. Damlaların yere yağmurluğa ağaçlara her çarptığında çıkarttıkları farklı sesler bir senfoni yaratıyor. Saçlarım diplerine kadar ıslak.Kendime hayret ediyorum. Bölük komutanına hayret ediyorum. Askerlerime hayret ediyorum.


  8. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler - YAĞMUR(2. Bölüm)



    Kitabın adı:Güneydoğudan Öyküler
    Yazarı:Hakan EVRENSEL
    YAĞMUR(2. Bölüm)

    Kimse benden daha iyi ya da daha kötü durumda değil.postallarım çoraplarım iç çamaşırlarım herşey ama herşey sünger gibi olmuş hareket ettikçe su alıp su veriyor. ''Çok kaliteli ''malzemeden üretilen bu son teknoloji ürünü malzemeler üzerinde kimin hatası varsa ona küfrediyorum. Islanmasın diye kendimizden çok silahlarımızın üzerine örttüğümüz bu yağmurluklar kesinlikle işe yaramıyor. Hele sırt çantam kuru halde yirmi kiloyu bulan sırt çantam tam bir eşek ölüsüne dönmüş. Islandıkça ağırlaşıyor, içindekiler daha da ıslanıyor. o ultra hafif battaniyeyi atabilmek için nelerimi vermem. Açım ama hissetmiyorum. Sadece kurumak ve kuru kuru uyumak istiyorum. Biliyorum ıslak üniformam yine üzerimde kuruyacak ama razıyım yeter ki kurusun. Şu an kuruyabilmek için günlerce aç kalmaya razıyım.
    Çatışma çıkma ihtimali yüksek olmasına rağmen önemsemiyorum umurumda bile değil. Ölmeye razıyım.belki ölüm kurudur diye düşünüyorum kupkuru bir ölüme çoktan razıyım. Kanımın bile sulandığına inanıp akacak kanın kolayca pıhtılaşmayacağına böylece hemen öleceğime inanıyorum.
    Sigarayı ise hiç aklıma getirmemeliyim. Şimdi nereden çıktı bu sigara. İçemem ki ateşi görünür. Hayır görünmez. Görünmese de yakamam ki, çakmak çalışmaz. Çakmak çalışsa da önce sigaraları kurutmak gerekir. Çantadan çıkarıp bir tanesini çakmakla kurutup içsem mi? Yürürken imkansız. belki molada. Molaya daha otuz beş dakika var. Fosforlu saatim öyle söylüyor. Ah! Şu anda o fosforlu saatimi aldığım yerde olsam.
    Nerede olduğunu bile bilmeden yürüyen öylece yürüyen bu sudan adamların çamur haline gelmiş yerlere basarken çıkardıkları tek ses
    ---Şaaaap Şaaap!
    Arada sırada ayağı kayan biri olduğu gibi, tüm heybetiyle paaat diye yere düşüyor. Koskoca adam yere yapışıyor. Önünde ve arkasındakiler bulabildikleri bir yerinden kolundan, saçlarından, kulağından tuttuğu gibi kaldırıyor ve yürümeye devam ediliyor. Yine şaap şaaap
    Küçükken toprakla oynadığımızda çatlaklarla dolan ellerimi annem saatlerce sıcak suda beklettirirdi. Parmak uçlarım o günlerdeki gibi büzüş büzüş olmuş hissetmiyor. Ah annem görseydi şimdi bu halimi kimbilir ne üzülürdü. Ne temiz kadın şu annem. Toz toprak içinde gelince oyundan bizi doğru banyoya yollardı. Saatlerce temizlenirdik kardeşimle. Herhalde şu halimi görse eve sokmazdı. Ayaklarım çamur içinde ellerim de öyle yüzüm de . Temiz ve kuru çamaşırım kalmamış.. Şimdi ben nasıl olur da annemin'' hep temiz çamaşır giy ölümün ne zaman geleceği belli olmaz'' sözünü dinleyeceğim temiz çamaşırım kalmamış .
    Dizlerim artık tutmuyor. Arada sırada gözlerimi kapıyorum. iki ya daüç adım, böyle yarı uyku halinde yürüyorum yağmurun her damlasında beynimin içine gönderdiği sen tükendin artık mesajları gittikçe sıklaşıyor. Yağmurla birlikte gürleyen göğün sesleri bana karşı direnme ruhunu bana teslim et cevap veriyorum yalvarırım biraz izin ver beş dakika diniver. Bu seslere yerdeki çamur da karışıyor. Boşuna uğraşma ben ki koskoca toprağım ben bile yenik düştüm sen de kimsin?
    Ve birden vücudumun tüm organları konuşmaya başlıyor. Kollarım taşıdığı silahın artık kesinlikle dört buçuk kilodan fazla olduğundan şikayet ederken, şişen ayaklarım sızlayan tabanlarım titreyen dudaklarım, çekilen tırnaklarım görmeyen gözlerim sırt çantasının izlerinin çıktığı omuzlarım, bedenimi terk etmek istediklerini söylüyor. Hepsini anlayışla dinliyorum.
    Bu arada telsizin hışırtılı sesleri kulağıma geliyor telsizden ''şartların farkındayız size verilen hedefe doğru ilerlemeyi sürdürün'' sözcüklerini yakalayabiliyorum ve bir anda tamamıyle tükendiğimi hissediyorum. Bu tükenmişlikle üç saat kırk beş dakika daha yürüyorum aynı tanıdık yağmurun altında. Vücudumla yağmurla otlarla böceklerle konuşarak yürüyorum
    Zamanın deli hızı hiçbirimizi takmıyor. İplemiyor etrafına bakmıyor. Beklemiyor yağmur gökgürültüsü şimşekler rastgele hızlanan yağmur damlaları onlar benden daha duygu yüklü onlar benden daha fazla amaç yüklü gökten yere ulaşmak ana varlığa dönüş Ya ben?
    ----------------------------------------------
    Bu hiçlik, bu tükenmişlik, bu kendinden geçmeler tabiatın çektirdikleri Bu vatan evlatlarının da duyguları olduğunu, çektikleri eziyetleri anlayabilen var mı? Ama analar anlar hele evlat kaybetmiş analar bu kınalı kuzuları anlar.. Babaları bilemem! Babaların ne düşündüğünü bilemem ama, annelerin ne düşündüğünü bilirim. Bu satırları okuyan annelerin içleri nasıl acır onu bilirim. Onun kıyafetlerini kurutmak, onu ısıtmak için ömrünü verir, varını yoğunu verir. O yavrusunun yorgunluğunu almak için yükünü bile taşımayı göze alır onu bilirim..
    Analar o yavrularını kaybedince ciğerlerine nasıl ateş düşer onu bilirim. Onların yaşaması için analar ömürlerini verir.. O ciğerparelerini kaybedince, kalplerine saplanan hançerin nasıl çevrildiğini, her nefes alışta o hançerin nasıl döndüğünü, bir kez daha;
    daha derine saplandığını, nefessiz kaldığını boğulur gibi olduğunu bilirim. Gözlerini her kapattıklarında çocuklarının yüzlerini gördüğünü dağa taşa, yere göğe sığmadıklarını da bilirim. O şehit anaları yanıyor ciğerlerinde köz olmuş binlerce kıvılcım uçuyor, içleri yanıyor o yüzden hiç keyfim yok..


  9. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydğudan Öyküler - Telsiz (1. bölüm)

    Okunması Gereken En Güzel Kitaplar
    Kitabın adı:Güneydoğudan Öyküler
    Yazarı:Hakan Evrensel

    Telsiz (1. bölüm)
    İki tip telsizimiz var. Biriyle tim içinde görüşüyoruz. Diğerini başka birliklerle konuşmak için kullanıyoruz. Telsiz mi daha önemli silah mı? Bu soruyu defalarca sordum kendi kendime. İkisinin de yeri ve işlevi farklı aslında. Elma ile armut gibi. Ama yine de hangisi daha ağır basıyor hep merak etmişimdir. Silahı nadiren kullanma imkanı bulurken, telsiz elin altıncı parmağı üçüncü kulak, üçüncü göz, yedinci his gibi bir şey. Mesela silah unutulabilir, tutukluk yapabilir, mermim bitebilir. O zaman el bombası kullanırım. Çakım var, taş bile atarım mümkün olursa. Hatta olur ya ellerim bile işe yarayabilir. Ama ya telsiz bazen hiç umulmadık şekilde işe yarıyor. o cızırtılı sesler. Bir bölük komutanı telsizin başındaki doktorun tarifleriyle astsubayının kopan parmağını arazide yerine dikebiliyor. Çok var böyle olaylar. Telsiz herşey benim için. Belirli bir anda içinde bulunulan durumun daha detaylı anlaşılabilmesini sağlama özelliğine sahip . İnsanı göğe çıkartıp ateşin nereden geldiğini anlama imkanı sağlıyor adeta . Örneğin diğer bölüğün askerlerinin yanlışlıkla bize ateş ettiklerini, ancak telsizle fark edebilirim. Yine teröristin ses tonundan kendi konumumuzu bile çıkartabilirim. Bunu sağlayan onların gönderdikleri mermilerden çok, telsizden bana ulaşan cümleleri konuşmaları.
    Özellikle teröristlerin konuşmalarını takip edebilmek için daha önceki bir operasyonda onlardan ele geçirilen bir telsizi sürekli yanımızda taşıyoruz, gerçi pek işe yaramıyor. Şifreli bir telsiz bu. Böylesini ilk kez görüyoruz. Japon malı bu son teknoloji ürünü telsiz nasıl oluyor da pkk nın elinde bulunuyor. Çok düşündüm bunu.Telsiz elden ele uzmandan uzmana dolaşıyor. Şifresi çözülemiyor. Sonra bir mektup yazdım, telsizin arkasındaki adrese. İzne gidince Ankara'dan postaladım. Katalog istedim. '' Adreste böyle bir kuruluş yoktur'' diye yanıt geldi. Sonra peşini bıraktım ve ancak onlar istediği zaman konuşabilme şartlarına geri döndük.
    Telsiz dendiği zaman akla gelenlerden biri de yedek bataryalar. Göreve giderken yedek batarya almazsan yandın. Çatışmanın ortasında telsizin bataryasının bitmesi kadar iğrenç bir şey olamaz. Yedek antenler de unutulmamalı. Telsizimin ıslanmaması için naylon kılıflar yaptırmıştım. Telsizime çok önem verdim. Zaten vermesem bile o peşimi bırakmıyor ki. Uyku denilen o sadece gözlerin kapalı olduğu pozisyonda saatlerce telsizde birileri konuşuyor. Birileri helikopteri indiriyor. Diğeri üst birliğine ihtiyaç listesini yazdırıyor. İki kişi sohbet ediyor. Belki uzaklardaki bir çatışmanın sesleri sesleri bile karışıyor. Arasıra teröristler girip küfürler ediyor. Uyku halinde olması gereken beyin bunların hepsini algılıyor aslında ve bilinçsizce süzüyor içeride değerlendiriyor. Askerlerin ve teröristlerin seslerinin tonlarını bir ses ayırt etme cihazı gibi irdeliyor. Tüm konuşmaları kayda alıyor. Dolaylı ya da dolaysız. Beni ve birliğimi ilgilendiren konuşmalarda ise hemen uyarıyor. Uykudan ancak kendi telsiz kodum söylendiğinde ya da bizi ilgilendirecek bir konuşma geçtiğinde uyandım çoğu kez. Defalarca oldu bu. Sadece bana da değil.
    Telsizle ilgili çok olay var. Ama ben birini hiç unutmadım. Biz askeri okulda iken anlatırlardı. Kore muharebelerinde topçu üsteğmen Mehmet Gönenç düşman ortasında kalınca, telsizden kendi üzerine atış istemiş. O zamanlar bu olayı anlatırlarken telsizin ne olduğunu anlamazdım, ama öğrendim. Biraz ıstırap vericiydi ama öğrendim işte.
    --------------


  10. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler - Telsiz ( 2.Bölüm )


    Okunması Gereken En Güzel Kitaplar
    Kitabın adı:Güneydoğudan Öyküler
    Yazarı:Hakan Evrensel

    Telsiz(2. bölüm)

    Öyle bir tepeye ilk kez tırmanıyordum. İşte gerçek tırmanma bu diyordum. Kedinin ağaca tırnaklarını geçirerek çıkışı gibi.. Tüm görevliler yerlerini almışlar. Yağmur çamur sırt çantasının külçeliği, yorgunluk ve gece. Bir eksik var çatışma. Yalnız bunu yerine bir fazlamız vardı. Yükümüz,yaralımız ve şehidimiz vardı. Seksen derece eğimli tepenin üzerine en kısa sürede ulaşmamız gerekiyordu. Yaralının durumu ağır değildi. Ama timim sırayla onları taşıyordu. Tepeden aşağı akan yağmur sularının oluşturduğu bir oluktan çıkıyorduk. Suların yarattığı basamakların her birinin yüksekliği ve uzunluğu en az bir metreydi. Bir metre yürüyüp sırt çantamı basamağın üstüne bırakıyordum. Sonra göğsümü basamağa yapıştırıp abanıyordum. Ayaklarımı sağdan ya da soldan sürünerek yukarı atıyor yukarı çıktıktan sonra da sırt çantamı tekrar elime alıyordum ve yeni bir basamağın üstüne bırakıyordum. Silahımı daha az hissetmek için çapraz bir şekilde omzuma asmıştım. Çatışma çıkıp ateş yeme ihtimalini hesaba katmıyordum bile. Bunu düşünecek ne zamanımız ne de durumumuz vardı. Uzaklardan bir iki el silah sesi ya da top mermisinin vınlaması ardından da gümbürtüsü arkamızdaki vadide yayılıyordu. Bir ara telsizden bir çığlık duydum ses pek yabancı gelmedi.
    ''Helikopter gönderin. çabuk olun ihtiraklı atın ki mermi üstlerinde patlasın.''
    Yorgunluktan uğuldayan beynimin içinde bu sesin kime ait olduğu yolunda bir seri eşleştirme işlemi geçti. Önce bulamadım.
    ''Kaptan 3 koordinat bildir kaptan 3 ''diye bir diğeri girdi araya. Bu bizim birliğin desteğine verilen topçu batarya komutanının sesiydi.
    ''Ne koordinatı ? Hiç bir şey bildiremem şu anda haritanızdan bakın. siz bir tane atın ben bir sonraki mermiyi bana doğru kaydırırım.''
    Kodunu öğrenmiştim. Sesi de tanıdım. Bir başka birliğin sorumluluğuna verildiği için bizden ayrılan bir tim komutanı arkadaşımdı. Yanımdaki astsubaya dönüp'' kaptan 3 ü tırtıklıyorlar'' dedim. Telsiz konuşmaları sürdükçe dehşetim artıyordu. Bayağı kötü durumdaydılar. Yoğun silah seslerine tok patlamalar da karışıyor şu RPG -7şu el bombası diye sayıyordum. Birkaç yüz gram ağırlığındaki elektronik metal parçası da beni onların içine sürüklüyordu. O hiç göremediğim radyo dalgaları onların durumunu beynime işliyordu. Biz tırmanıyoruz konuşmalar sürüyor arkadaşımın sesi nefes nefese. Arada sırada titrek'' atsanıza ya bir tane atın ben mermiyi kaydıracağım.''
    --Kaptan 3 sıkıntını anlıyorum ama merminin üstüne düşme tehlikesi var. atamam.
    --Sen ne tehlikesinden bahsediyorsun Zaten mevzileri kaybetmek üzereyim.Biraz daha beklersen buna da gerek kalmayacak.
    Bu sözler üzerine durumun vehametini anlamıştım. Kendimi onun yerine koymaya çalışıyordum. Ama ne mümkün. Ben sadece bir şehit ve bir yaralı ile tırmanıyordum.O ise çatışıyordu ''.Peki kaptan 3 gönderiyorum takip et.''
    Bunları duyunca tüylerimin ürperdiğini hissetmiştim. Ya oraya düşerse diye düşünüyordum.ALLAH AŞKINA biraz çabuk diye sertleşen sesini duydum arkadaşımın aslında yalvarıyordu biraz da .Patlamalar sürüyor ve telsizden üçüncü bir kişinin sesini işitiyorum. '' Ağlama kaptan 3 ağlama ve teslim ol.''
    Teröristti konuşan muhtemelen bizimkine saldıran gruptan teslim ol çağrıları sürdükçe bizimkilerden bir yanıt yok. Belli ki cevap verecek zamanları da yok ve nihayet ilk patlamayı da duydum. tırmandığımız tepenin üzerinden.
    --Tamam kaptan 3 attım takip et ve düzeltme ver.
    Bir vınlama ve ikinci patlama sununda arkadaşım beklemeden düzeltmesini verdi.'' Görüldü 500 sola, 300 kısalt.'' Hadi aslanım dayan biraz diye geçiriyordum içimden keşke yanında olabilseydim diye hayıflanıyordum. Ben telsiz konuşmalarına dalmış yavaş yavaş tırmanmayı sürdürürken arkamdan bir asker seslendi. Şehidi taşıdıkları battaniyenin yırtıldığını söylediler. Hemen üzerlerindeki yağmurlukları çıkarıp sarmalarını emrettim. Taşıyacak başka eşyamız yoktu. Bu vesile ile biraz durakladık.Askerlerden birkaçı yağmurluklarını çıkarttı. Üstüste getirip şehidimizin cansız vücudunu üzerine bıraktılar. Dört bir tarafından sarıp katladılar. Yine dört bir tarafından tutup omuzlarına aldılar ve tırmanmaya devam ettik. Şehidi taşıyan askerlerin sırt çantalarını timin diğer erleri yüklenmişlerdi. Onların da işi zordu. Her basamakta iki sırt çantası birden bırakıp tekrar omuzlarına alıyorlardı. Topçunun uyarısı ile tekrar telsize döndüm.
    --Kaptan 3 ikinciyi gönderiyorum.takip et düzeltme ver.
    Çok kritik br karardı bu .Gece vakti belli olmayan bir hedefe topçu atışı çok riskli bu riski göze aldıysa durum bayağı kötü demekti. Ama arkadaşım sakin ''bir saniye bekleyin göndermeyin yaralım var'' diye kestirip attı. Sonsuz bir beklemedeydim.


+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 1234 ... SonuncuSonuncu


nakkasimsin ne demek