+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Kitap Tanıtımları Forumunda okunması gereken kitaplar Konusunu Okuyorsunuz..
  1. izmir yasemin
    Devamlı Üye

    Okumanız için Tavsiye edeceğim en güzel kitaplar

    Güneydoğudan Öyküler - Telsiz (3.Bölüm)

    Okumanız için Tavsiye edeceğim en güzel kitaplar
    Kitabın adı:Güneydoğudan Öyküler
    Yazarı:Hakan EVRENSEL

    TELSİZ(3)
    Telsizlerimiz onun askerleri ile konuşmalarını çekmediği için orada neler olduğunu da bilemiyordum. Kaleşnikof ve G-3 sesleri kesilmiyordu. Arada sırada patlayan el bombaları RPG-7 ler makineli tüfek seslerini bastırıyordu. Arada sırada askerlerden bazıları silah seslerinin kime ait olduğunu soruyordu . Hepsine yalan söylüyordum. ''Tamam şimdi atın'' diye uyardı arkadaşım. Ardından topçu takip etmesini istedi. Arkama dönüp mermiyi havada görmeye çalıştım uğultusunu duyuyordum, ama bir türlü havada ışık saçan mermiyi göremiyordum. Aralarında geçen telsiz konuşmalarını dinleye dinleye tırmanmaya devam ediyorum.
    -100 sola 200 kısalt
    --Kaptan 3 bundan sonra yavaş yavaş yaklaştıracağım. haberin olsun.
    --Hayır hayır ne biçim topçusun ya! Hemen bu düzeltmelerimi lütfen tam olarak uygulayın ve atın.
    -Olmaz kaptan 3 tehlikeli bu
    --Hayır el bombam bitti. Tüfek bombam bitti. Bomba atarım kalmadı. Makineli tüfeklerimden biri çalışmıyor. Herşey sana bağlı. ALLAH'ını seversen ilerde karşılaşırsak sana anlatırım. Şu anda anlatacak durumda değilim. Çabuk 200 kısalt ve 100 sola al atışını yap.
    --Tamam kaptan 3 gönderiyorum
    --Biraz bekleyin yaralım var. Hayır şehidim var. Biraz acele edin.
    Ve zaten bacaklarımda kalan son gücün bu'' şehit ''kelimesi ile yitip gittiğini hissettim. Acaba kim bunun ne önemi var ki aslında? Bir şehit haberi aldığınız zaman garip birşekilde kim olduğunu öğrenmek istersiniz. Belki ortak bir anım vardır diye herhalde.ilk başlarda ben de çok önem verirdim buna , ama sonraları değişti bu. Şehit sözcüğünün bıraktığı yara o şehidin kim olduğundan daha fazla iz bırakmaya başladı. Ama o an şehit olduğunu öğrendiğiniz an bu soru beyninizi kemirmeye başlıyor. acaba kim? En son ben öğrenmek istedim hep. Ama pek böyle olmadı. Bazen ilk önce ben öğrenmek zorunda kaldım.
    Onun şehidim var sözünden sonra topçu mermiyi gönderdiğini söyledi. Bir dakika sonra da yanıt geldi. Aralarındaki konuşma daha seri olmaya başlamıştı. Telsizimin sesi kısık olduğu için bazı cümleleri kaçırıyordum.
    --Benimle oyun oynamayın çabuk 50 sola 50 kısalt ve tekrar at.
    -Kaptan 3 bu mermilerin etkili sahası 50 metre zaten haritaya göre burası senin koordinatın.
    --Biliyorum yine de siz atın artık işimiz şansa kaldı .Belki bir mermi ile hepimiz kurtulacağız. Mevzilerin içine girmeye az kaldı lütfen son bir tane tam istediğim yere.
    --Tamam kaptan 3 istediğini yapyorum, attım takip et.
    --İşte bu ALLAH senden razı olsun oradaki çocukları benim için öpün komutanım.
    Sırt çantamın birden hafiflediğini hissetmiştim bunu duyunca kurtulmuşlardı.
    -kaptan 3 devam edeyim mi?
    --Lütfen aynı yere devam edinen az 5 kişiyi cehenneme gönderdiniz. Bir dakika yaralım var.
    Benim de yaralılarım vardı ve tam bu sırada arkadan biri bağırdı. Yaralılarımızdan birinin kanaması başlamıştı. Yine durmak zorunda kaldık.Sıhhıye eri pansumanını yaparken biraz olsun dinlendik. Saat sabaha karşı üç olmuştu. Ama kimse farkında değildi. Herkes bir an önce zirveye ulaşmaya çalışıyordu.

    Okumanız için Tavsiye edeceğim en güzel kitaplar sayfa üç frmacil 3 Okumanız için Tavsiye edeceğim en güzel kitaplar

  2. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler - Telsiz


    Okumanız İçin Tavsiye Edeceğim En Güzel Kitaplar
    Kitabı adı: Güneydoğudan Öyküler
    Yazarın adı :Hakan EVRENSEL
    TELSİZ
    Şehitlerle yaralıları bir tahliye etsek başka şey istemiyordum. Günün ağarmasına iki saat var. Helikopterin gelmesi de en az 15 dakika sürer. Sıhhiye tamam deyince devam ettik . Önümde karnını taş basamağa dayamış habercime seslendim. Ses çıkmadı sırtına bir yumruk indirdim ama yine bir hareket yok. Bu kez parkasından tutup kendime doğru çektim. Panik içinde sıçradı.''Vallahi uyumuyordum komutanım'' dedi. ''Yürü hadi'' dedim. Biliyorum uyumuyordu, kendinden geçmişti.
    O son konuşmalardan sonra silah sesleri kesilmişti. Sonraları o geceye ait herşeyi öğrendim. Top atışları sayesinde önce 14 askerin hayatı kurtulmuştu. Timin bulunduğu yeri ele geçirme durumında ise hemen altlarındaki taburun büyük zayiat verebileceğini söylemişti arkadaşım. Topçunun davranışına hak verdiğini, ancak başka çaresi olmadığını top mermilerinden de ufak sıyrıklarla kurtulduklarını anlatmıştı. O çatışmada yaralanan iki askerin kurtulduğunu ama Mustafa' nın kahkahalarının rüyalarına girdiğini söyleyen arkadaşımın o gün kurtulduğuna çok ama çok sevinmiştim.
    Ancak onun vadesinin üstüne attırdığı toplarımızın şarapnel parçaları ile değil bir yıl kadar sonra birkaç gram ağırlığındaki bir mermi ile son bulacağının alnına yazılmış olduğunu ise henüz bilmiyordum.
    ---------------------------------------------
    Ne denir? Vatan size minnettar.. İsimsiz kahramanlardan yalnız bir tanesi. Siz bize hakkınızı helal edin sizi koruyamadığımız için.


  3. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler - Asker (1.Bölüm)


    Okumanız İçin Tavsiye Edeceğim En Güzel kİtaplar

    Kitabın Adı: Güneydoğudan Öyküler
    Kitabın Yazarı:Hakan EVRENSEL

    ASKER(1. bölüm)
    İnsanın gerçek yüzü mermi kafasının üzerinde uçtuğunda anlaşılıyor. Atıp tutan çok insan gördük. Ona kalırsa en cesur en kahraman odur. Madalya alacaktır ama hakkı yenmiştir. Ama bir bakarsın acayip korkak çıkar.Ya da karakolda çok pısırık gözükür çatışmada cengaver kesilir. Anlayamazsın. O yüzden ben şöyle yaptım ben böyle yaptım diye övünüp duranlara pek inanılmaz.Zaten cesur adam yaptığı ile övünmez ki. Ne askerler ne subay-astsubaylarla karşılaştık yıllarca. ALLAH ALLAH diye koşanını da gördüm, korkudan havaya mermi sıkanını da. Velhasıl herşey o kafanın üstünde uçan merminin sayesinde açığa çıkıyor. Bununla ilgili çok anı var ama beni en çok İZMİR'li bir çocuk etkilemişti.
    Benim birliğimin asıl yeri batıda. Ama biz geçici olarak Güneydoğu'ya gidip geliyoruz.İki yıl kaldıktan sonra dinlendirilmek için beni kışla komutanı olarak bıraktılar. İkinci yılın sonunda tekrar bölgeye gitme emrim geldi. Bu sırada da yeni tertip askerler gelmeye başladı birliğe. Daha önceki tecrübelerimden ince eleyip sık dokuyarak asker seçiyorum. Hastaları problemlileri kışlada bırakacağım . Zor iş. Belki seçtiğim asker mayına basacak, belki şehit olacak.
    Bir de askerlik süresini kısalttılar. Bu yüzden tam bir kriz yaşıyoruz. Güneydoğu'daki birlikler operasyonlara yarı mevcutla çıkıyorlar. Ya da operasyona çıktıkları zaman karakolda çok az kişi bırakmak zorunda kalıyorlar. Bu nedenle büyük bir sıkıntı yaşanıyor. Biz de bu kararı kim almışsa ona ''minnet'' duygularımızı sunuyoruz. Sabah saatleri.Yeni askerlerle odamda tek tek konuşuyorum. ''Sırdaki gelsin'' diye bağırdım.Kapı açıldı Hemen ardından masmavi gözlü sapsarı saçlı bir asker içeri girdi.Çocuk gülüp duruyordu. Ama bunun gülme olmadığını aslında yüz ifadesinin böyle olduğunu bir süre inceledikten sonra fark ettim. Sıradan sorulara başladım:
    ---Evet otur bakalım. Nerelisin? Ne iş yapardın? Anlat bakalım.
    Üzerindeki üniforma iğreti duran asker çekinerek gösterdiğim koltuğa oturduktan sonra anlatmaya başladı.İzmir'liydi adı Murat'tı.Sivilde elektrikçiydi.Bunları söyledi ve sustu. Başını öne eğdi. Birşey söylemek istiyordu. Ben bazılarının yaptığı gibi ''ben hastayım göreve çıkamam'' gibi sözler beklerken gücünü topladı ve ıkına sıkıla konuşmaya başladı:
    --Komutanım sizi bugün biri arayacak
    --Eee ne olmuş arayacaksa
    --Komutanım benim için arayacaklar. Benim Güneydoğu'ya gitmemem için size rica edecekler.
    --Sen istiyor musun?
    Bir torpil koyma vakası daha dedim içimden. Sakin sakin konuşan Murat birden değişiverdi:
    --Komutanım hiçbir hastalığım yok.Tüm vücudum sağlam.Kendi isteğimle komando oldum. Herşeye dayanırım. Bu durumda beni göndermezseniz görevinizi yapmamış olursunuz. Hatta beni burda bırakır benim yerime başkasını göderirseniz ve onun da başına bir şey gelirse bunun vebalinden kurtulamazsınız.
    Hiç nefes almadan ağzından dökülen bu sözler karşısında ne diyeceğimi önce şaşırdım. Sonra kendimi toplayıp ''dur bakalım asker ! Sen benimle nasıl konuşuyorsun? ''diye çıkıştım. Bir şey söylemeye çalıştı. Ama doğru dürüst düşünebilmek için ona hemen dışarı çıkmasını söyledim. Çocuk yavaşça ayağa kalktı. Başı önünde yavaş adımlarla dışarı çıktı. Kimbilir bu anı ne kadar beklemişti.Onu Güneydoğu'ya gönderecek asıl kişiyle konuşmasını kim bilir kaç kere ezberlemişti Eminim böyle bir tepkiyle karşılaşacağını hiç tahmin etmemişti. Ben ise masamda öylece oturmuş düşünmeye çalışıyordum. Daha önce başkalarının ağzından böyle olaylar duymuştum. Ama benim başıma ilk kez geliyordu. İçimden ''aslanım benim ''deyip alnından öpmek geliyordu ama bunu yapamadım o an.


  4. Paşaoğlu mhmt
    Üye
    gecenin ikisin de tüylerim diken diken anı yaşadım sanki yedi mermi yemiş aslan yavrusunun vatan aşkına şahit olmanın verdiği gurur yanında ona yardım edememenin vermiş olduğu burukluğu yaşamaktayım. ayağa kalktım ve o gün şehit düşen mehmetler ve yedi mermi nin vermiş olduğu acıları unutup istiklal marşını makamıyla söyleyen o komutanın anısına istiklal marşını söylemekteyim. vatan size minnettardır ve sizler var oldukça bu vatan sonsuza kadar payidar olacaktır
    ruhunuz şad olsun.

  5. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Okumanız İçin Tavsiye Edeceğim En Güzel Kitaplar

    7 Kurşunla İstiklal Marşı söyleyen o isimsiz kahramanlardan biri olan subayı çok merak etmişimdir. Onu tanımak isterdim . Ellerine sarılmak, teşekkür etmek isterdim. Yazarken ağladım ben kartal pençesi olan vatan evladını.. Onur duydum gururlandım. Bu arslan parçasının, bu vatan evladının adını bilmek isterdim. Bizim burda Cengiz Topel le ilgili bir çok anı vardır. Adı verilmiş sokaklar, caddeler vardır herkes şehit Cengiz Topel kimdir bilir.Bu onurlu gururlu evladı doğuran ana yaşıyorsa ellerinden öperim. Ölmüşse nur içinde yatsın.Nice isimsiz kahramanlara saygı duruşu..

  6. Paşaoğlu mhmt
    Üye
    aynen katılyorum güzel insan düşüncelerinize paylaşım için teşekkürler

  7. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler - Asker

    ASKER
    Bir süre sonra Murat'ın tekrar içeri gelmesini söyledim habercime. Asker tekrar içeri girdiğinde başı hala öne eğikti. Bu kez ''otur'' dememe rağmen oturmadı. Gözlerini bir noktaya dikmiş çatık kaşlarını oynatıp duruyordu.Ben de daha fazla üzerine gitmemek için otur diye ısrar etmedim.Neredeyse ağlayacaktı:
    --Kim arayacak beni arslanım?
    --Bir havacı komutan arayacak komutanım.Komutanım onlara söylemeye çalıştım beni dinlemediler.
    --Ne söyledin, kime ne söyledin? ben sordukça rahatlamaya başladı.Sesi titriyordu:
    --Güneydoğu'ya gitmek istiyorum.Babam beni duymadı bile.Gitmiş bizim aile dostu komutanı aramış.O da sabah benimle konuştu. Ona da anlatamadım. Beni dinlemiyorlar. Siz de dinlemiyorsunuz.
    Resmen beni suçluyordu.Evet hatalıydım. Ama bizde hele yeni katılmış biri değil bir subayı bir çavuşu bile eleştiremez, karşı çıkamaz. Ama bunu ona anlatmanın zamanı değildi. Önce çocuğu tam anlamıyla tanımak istiyordum.
    --Bana bak! Böyle konuşursan seni kimse dinlemez. Ama bu kez ben seni dinliyorum. Anlat bakalım..
    Biraz yumuşayınca o da iyice rahatladı:
    -- Komutanım biz mahallede üç arkadaştık dedi.Salih ile Kemal Güneydoğu'da şehit oldular.O yüzden benim de gitmem lazım.Ya öcümü alacağım ya da ben de onların yanına gideceğim.
    Etkilenmediğimi belli etmek için önümdeki kağıtlara imzalar atıp duruyordum:
    --İyi de oğlum belki hiç çatışmaya bile girmeden döneceksin oradan, bu kader meselesi.
    --Olsun komutanım. En azından elimden geleni yapacağım . Devlet kuracaklarmış.. Kim kimin toprağında devlet kuruyor? Fırsat bulursam onun da hesabını soracağım.
    Çocuk kararlıydı, tüm cesaretini toplamış nasıl olsa bu son şansım deyip konuşuyordu. Bu sözleri çok duymuştum, ama bu kez daha bir hoşuma gitmişti. Yine de belli etmemeliydim. Bölgeye gideceklerin sayısı sınırlıydı. Hem bu çocuk hastaysa orada bize yük olmaktan başka bir işe yaramazdı. Daha sağlık raporuna bile bakmamıştım:
    --Tamam oğlum. Listeleri akşam açıklayacağım. Hakkında hayırlısı olsun dedim. ''Komutanım ''diye üstelemeye başladı.Ama bir süre yalnız kalmak istiyordum:
    --Murat konuşma ve dışarı çık! diye sesimi yükseltince, kapının eşiğinde durup:
    --Komutanım beni burada bırakırsanız olay çıkarırım, haberiniz olsun deyip kaçtı gitti.
    Bölgede bir çok çatışmalara girmiş yüzlerce kez pusuya yatmıştım. Böyle değişik rütbelerde bir sürü personelle çalışmıştım. İnsan baştan bilemiyor, kimin ne olduğunu. Sağlam adamla çalışmak zorundasın. Zırlayıp duran sorunlu ya da hasta personel işi yokuşa sürüyor.
    Murat o akşam açıklanan listede vardı. Güneydoğu'da benimle birlikte oradan oraya dolaştı. Bir çok kez çatışmaya girdi ve ALLAH'a şükür sağ salim döndü. En gözüpek askerlerimden biri oldu.Kuzey Irak'a yapılan operasyonlardan birinde göğsünde taşıdığı bayrağı, büyük bir dal parçasından yaptığı göndere ilk dikenlerdendi. Sadece ve sadece bir heyecanın sonucu olarak bayraklar dikildi. Ama Irak bile topraklarının işgal edildiğini düşünmezken bir kaç saat sonra bir telsiz emri alındı. Günlerdir süren operasyonlarda saçı sakalı birbirine karışmış, üniformaları parçalanmış askerlerin arasına Cumhuriyet balosuna gelir gibi salon kıyafeti ile gelen Genelkurmay başkanı Doğan Güreş tarafından ele geçirilen tepeler boyunca asılmış olan bayrakların indirilmesi talimatı verildi. O da bayrağını ağlaya ağlaya topladı. Sonra da ilk gününden beri haberciliğini yaptığı, her an üzerine titrediği kendisini azarlayan komutana, yani bana dönüp:
    --Doğan paşa bunun vebalinden kurtulamaz komutanım dedi. O gün gene azarladım onu. Ama şimdi düşünüyorum da Murat artık asker değil. Bir sivil, bir vatandaş Yani ben onun emrindeyim. ''Vebal''in ne olduğunu sanıyorum şu anda o benden daha iyi biliyor. Bir de ben bölgeden ayrıldıktan sonra bir gazetenin manşetinde görmüştüm. Doğan Güreş yine bayraklardan bahsediyordu. Ama ilginçtir o haberde Doğan Güreş'in ''Cudi'ye bayrak diktik'' dediği yazılıydı. Haber doğru mu bilemem..Ama Cudi'nin TÜRKİYE sınırları içinde olduğunu birinin o paşaya hatırlatması lazımdı.
    ----------------------------
    ''Arslan hemşerim benim be heyt!'' deyip methiye düzsem taraf tutmuş olurum şimdi ama.. Yine de diyorum işte. Arslan hemşerim kimsin bilmiyorum ama helal olsun sana.. Çürük raporu alıp yurtdışına kaçan vatandaşlara duyrulur buradan..O bayrak için o AY-YILDIZ için ağlarız biz.. Ölünür, uğrunda şehit düşülür. Birileri birilerine gerçekleri anlattı galiba benim de aklımda yanlış kalmadıysa


  8. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğu'dan Öyküler - İğne Deliği

    Kitabın Adı: Güneydoğu'dan Öyküler
    Yazarın Adı: Hakan EVRENSEL

    İĞNE DELİĞİ
    Erlerin bir kısmı ağaç diplerine, kayaların üstüne oturmuş, bazıları çalıların kenarlarına yaslanmış kumanyasını yemeye çalışıyor, birkaçı şarjöründeki eksik mermileri tamamlıyordu. Kimi boş gözlerle yere bakıyordu.Hepimiz öylece oturmuştuk.
    Bir çoğumuz gözyaşlarını gizleyemiyordu. Ara sıra hıçkırıklarla sürüp giden ağlama krizi askeri hiyerarşi de dinlemiyordu. Bölüğün en pısırık askerinden en neşeli subayına kadar herkes ya için için ya da hıçkırıklarla ağlıyordu.
    Elimde dikiş iğnesi pantolonumun söküklerini dikmeye çalışıyordum. Tam on santim yırtılmış tırmanırken sol elimde dikiş iğnesi sağ elimde iplik var. İyi ki dikiş setimi yanıma almışım diye düşünüyordum. İğne de iplik de titriyordu. Öyle her zaman ki gibi değil. Bu kez gerçekten ipliği iğneden geçiremiyorum. Gözyaşlarım yüzünden iğne de iplik de olduğundan çok büyük gözüküyorlardı. Ama bir türlü başaramıyordum. Islanan ipliği bür türlü iğnenin o kahredici deliğinden geçiremiyordum. Ne kadar da büyüktü aslında o iğne deliği kocaman. Öyle büyüktü ki gırtlağıma düğümlenmiş hıçkırıklarım o kocaman iğne deliğinden geçip yankılanıyor, beni de içine çekiyordu. Önce iğne deliğinden geçip yankılanıyor beni de içine çekiyordu. Önce iğne deliğinden geçiyor , lacivert bir boşluğun içinde Mustafa'ya bağırıp çağırıyordum. ''Ulan oğlum bu iş şakaya gelmez'' diye.
    Demek Kaptan 3 ün şehidim var dediği Mustafa'ydı.
    Yanı başımda oturan rütbelilerden biri sanki haykırdı. Tüm vadi dinlercesine yüksek bir sesle ''Komutanım bir şey söylemek lazım''dönüp baktım Aslında kulağıma eğilmiş fısıldıyordu. Ben ne diyecektim şimdi? Ne denirdi? Ölümün ardından söylenen sözlerin kaçı doğruydu ki? Kaçına inandım ki? Hangisini söyleyeyim? Sanki sen dedim içimden sanki bu ALLAH'ın cezası görevi bana hatırlatan sen bir şey söyleyebilir misin ki? Senin nutkun tutulmadı mı?Sen değil miydin? ''Mustafa 'yı izne gönderelim sırası gelmedi ama yine de gönderelim'' diyen o mavi gözlerden akanlar ne? İki saattir niye dikemedin mataranın kılıfını?


  9. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğu'dan Öyküler - İğne Deliği

    Kitabın Adı: Güneydoğu'dan Öyküler
    Kitabın Yazarı:Hakan EVRENSEL

    İĞNE DELİĞİ
    Lanet okuyordum''hepsine lanet olsun''diye bağırıyordum kendi kendime. Elimdeki iğneye de ipliğe de pantolona da yerdeki taşlara da olur olmaz bu aptal Irak topraklarında çıkmış olan şu ot parçasına da lanet olsun. ''Ah! Mustafa seni bir elime geçirsem'' diye konuşuyordum kendi kendime. Ama arkadaşımın hatırlattığı gibi kendi kendime değil, askerlerle konuşmak zorundaydım. Gözyaşlarımı sildim. Burnumu çektim. Ayağa kalktım:
    ---Beyler dün geceki çatışma seslerini duydunuz.Biz tırmanırken Kaptan 3' e saldırdılar. Mustafa gitti, şehit oldu. Şimdi içimizdeki en huzurlu o. Bize buraları bırakıp gitti. Daha kuvvetli olmamız lazım. Askerlerden biri:
    ---Komutanım kinleniyorum
    ---Hayatta kalmak istiyorsan bunu güce çevir aslanım.Gücünü de kinle harcama.
    Konuşan ben miydim yoksa bir başkası mı bilmiyordum? Ama gözyaşlarıyla ıslak dudaklarımdan, bunlar dökülüyordu. Daha operasyon yeni başlamış ve ben bu konuştuğum çocuklardan kaçı ile geri döneceğimi, kaçını Mustafa'nın yanına uğurlayacağını düşünüyordum. Bunları düşünürken Mustafa'nın ayağa kalkıp
    teröristlerin üzerine doğru ateş ederken ki hali gözlerimin önüne geliyordu. Kahkahalar atarak ''Gelin lan gelin'' diye haykırışı mideme saplanıyor, dizlerimi titretiyor.
    Olduğum yere çöküyordum.Yığılıyordum.Yerin göğün kaç katı varsa oralarda dolaşıyordum.Çaresizliğin duvarlarında kafamı bir oraya bir buraya vuruyordum. Parçalanıncaya kadar . Kafam paramparça hale gelince yine gözlerimin buğusunun arasından Mustafa beliriyordu.Mustafa gülüyor, ben ağlıyordum.Mustafa gülüyor, bölüğüm ağlıyordu. Mustafa gülüyor taşlar otlar böcekler ağlıyordu.Mustafa gülüyor asker ağlıyordu.
    --------------------------
    Bu vatan evlatlarını toprağa düşüren ve onları ağlatanların yeri iki dünyada da cehennem. Hiç gözlerini kırpmadan canlarını bu vatan uğrunda feda etmekten çekinmeyen ,bu canlar , bu arslanlar için birilerin ağzından birilerinin taraflı gazetelerde son günlerde yalan yanlış haberler kol geziyor. Tim komutanlarının silahlarını bile mevziye atark kaçtıklarını ve askerleri yalnız bıraktıklarını yazarken zerre kadar utanmayan bu insanları ALLAH'a havale ediyoyum. Bak! askeri ölünce ne hale geliyor komutan ve arkadaşları nasıl parçalanıyor.Yürekleri nasıl yanıyor..
    TÜRK askeri asla korkmaz hele tim komutanları asla ve asla. Canını verir vatanını vermez canını verir, silahını bırakmaz. ölse bırakmaz. El insaf!

    Tim komutanlarının hepsi olağan üstü eğitimlerden geçiyor. Hepsi dayanıklı korkusuz güçlü, ateşe ellerini sokar.. Bilekleri çelik, yürekleri kartal olanlar tim komutanı oluyor
    Ailesinden ayrı , her türlü sosyal yaşamdan ,medeniyetten uzak yaşıyorlar. Ölümü göze alarak gidiyorlar dağların tepesine.
    İlahi adalet! Gün gelir döner hesap..Akan kanlar boğar hepsini
    ALLAH'a emanet olun arslan parçaları. ALLAH yar ve yardımcınız olsun inşallah YARADANA emanet
    Vatan size emanet, vatan size minnettar
    Bütün analar da size kurban
    Hayırlı bayramlar hepinize.Sağ gidin sağ gelin inşallah


  10. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğu'dan Öyküler - Tören (1.Bölüm)

    Kitabın Adı:Güneydoğu'dan Öyküler
    Yazarın adı:Hakan EVRENSEL

    TÖREN(1. Bölüm)
    ''Emre itaatsizlikte ısrardan mahkemeye verin komutanım. Rütbelerimi sökün.Beni tek başıma operasyona gönderin ama beni oraya göndermeyin'' diye bağırdım. Ama dinlemedi bile.''Hiç boşuna diretme.Sen gideceksin.Başkasını gönderemem.'' dedi sertçe. Bir şey söyleyecek oldum. ''Hadi çık çadırdan.Yarım saat sonra helikopter gelecek. Hazırlıklarını yap. ''dedi. Kararlıydım, gitmeyecektim. Bir kere daha şansımı deneyip ''gitmiyorum komutanım başkasını bulun''diye sert çıktım. Birden ayağa kalktı ve elini kolunu sallayarak üzerime yürümeye başladı.Bir yandan da ''Bana bak! Seni döverim anladın mı?'' diye bağırıyordu. Ben ''dövün ne yaparsanız yapın. Cenazeye ben gitmeyeceğim'' dedikçe eli ayağı titriyordu. Hızla komuta çadırından çıktım.Aslında kaçtım. Arkamdan söylenip duruyordu:
    ----Boşuna direnme.Eğer gitmezsen seni bundan sonra hiçbir operasyona çıkarmam.Hiçbir görev de vermem. Karakolda boş boş oturursun.
    Kendi çadırıma giderken tabur komutanının habercisi yanıma gelip '' bunu komutan gönderdi. Dönüşte getirecekmişsiniz'' diyerek bir kitap uzattı. Kağıt konularak işaretlenmiş kısmı araladım. Bir kutu krokisi çıktı karşıma.Cam tahta ve kırmızı kadifeden oluşan kutunun krokisine önce anlam veremedim. Eni 60 mm, boyu 310 mm olacaktı kutunun. Krokinin üstünde ''Şehit ailelerine verilecek kutu örneği'' yazıyordu. Çadırıma yürürken sayfaları çevirdim. Şehidin tabutuna örtülecek bayrak, tören sonrasında bu kutunun içinde ailesine veriliyordu. Hayatımın en zor görevinin işte o an başladığını anladım.
    Çok zor bir iştir. Çok kötü! Hatırlamak dahi istemediğim anlarım oldu. Ama bu; şehidi ailesine teslim etmek, bambaşka birşey. Morgtan alıp toprağa verene kadar birliktesin artık onunla. Bir süre sonra artık onu sadece kırmızı ve beyaz olarak anımsamaya başlarsın. Yüzünü unutursun. Bir de herkes karşılaştığın herkes tek bir soru sorar. Önce ''başınız sağolsun'' derler. Ardından da ''nasıl oldu?'' diye olayı anlatmanı isterler. Helikopter pilotları, hemşireler, doktorlar, kargo uçağının teknisyen astsubayı ve daha onlarcası. En sonunda da ailesi, arkadaşları akrabaları. Bir süre dayanırsın. Sabırla anlatırsın. Sonra artık neredeyse kusmaya başlarsın.


+ Yorum Gönder


nakkasimsin ne demek