+ Yorum Gönder
1. Sayfa 1234 ... SonuncuSonuncu
Edebi Türler ve Kitap Tanıtımları Forumunda okunması gereken kitaplar Konusunu Okuyorsunuz..
  1. izmir yasemin
    Devamlı Üye

    okunması gereken kitaplar








    OKUNMASI GEREKEN KİTAPLAR

    Bazı kitapları okumuş olmak için okursunuz ,bazılarını isteyerek okursunuz araştırırsınız.Bazı kitaplar da gittiğiniz yerde önünüze çıkar okuyunca işte bu! dersiniz. Bazı kitapları da eşiniz dostunuz önerir öylesine okursunuz.

    Ben 3 kitabı da okurken ağladım ,kızdım öfkelendim.Duygularım sel oldu aktı. Bu kitaplar ; yan gelip yatmayan ,vatan satmayan vatanını milletini bayrağını 1.sırada tutan aile ve çocuklarını bile 2.plana iten bayrak uğruna can veren can alan , isimsiz kahramanların gerçek hayat hikayeleridir. Bu aslan yürekler dağda bayırda ,kızgın güneşte, soğukta karda kışta sırtlarında 30- 40 ağırlıkla gece gündüz kör karanlıkta yürür, hatta koşarlar.Biz sıcak döşeklerimizde yan gelip yatarken yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda bile söylenirken ,bunalıp denizde bile serinleyemediğimizi söylerken o gururlu aslanlar hiç şikayet etmezler..
    Sizi doğuran anaların ellerinden öpüyorum. Vatan size minnettar ama hakkınızı nasıl öderiz onu gerçekten bilmiyorum.? Yazarsam ''belki'' yaşayanlar ve şehit düşenler için bir şeyler yapmış olabilirim diye düşünüyorum demir yürekli, kartal bakışlı ''mehmetçiklerimiz'' için.

    Hakan Evrensel adında emekli bir subayın Güneydoğu Öyküleri 1-2-3 adı altında yazdığı kitaplarından bölümler yazmak istiyorum.








  2. izmir yasemin
    Devamlı Üye





    GÜNEYDOĞU ÖYKÜLERİ

    7 KURŞUNLA İSTİKLAL MARŞI

    Güneydoğunun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim, ilçe dışındaki lojmanından görülen karakolun bir gecesini şöyle anlatır.
    Lojmanımızın balkonundan karakol görünürdü.Yaklaşık bir aydır istihbarat kaynaklarından karakolun basılacağı haberi geliyordu.Çok büyük bir baskın olacağı söyleniyordu.Yakın birliklerden timler geldi.Karakolun etrafına mayınlar döşendi. Ağır silahlarla takviye yapıldı. İstihbaratta baskının 22.10 da500 teröristle yapılacağı söyleniyordu. o gün değil ,ertesi gün söylenen saatte cehennem başladı
    Balkonumuzdan izlediğim dehşet dolu manzarada daire haline gelmiş teröristlerin gecenin karanlığında ateşleri parıldayan silahları ateşlediklerini görüyordum.Karakolun havan ve mermilerin patladığı yerde olduğunu biliyorduk.Tam anlamıyla çember içine almışlardı. Lojmandan ayrılıp jandarma binasına gittik.Karakolun merkezi telsizle sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyorlardı.Dış emniyetteki timler de bu çağrıya cevap veriyor havan ve uçaksavar ateşi istedikleri yerleri de tarif ediyorlardı
    Bir süre sonra telsiz konuşmaları timlerden birinin üzerine yoğunlaştı.Timden bir türlü cevap alınamıyordu.Üst üste defalarca çağrı yapılıyor ancak timle irtibata bir türlü geçilemiyordu.1 saat sonra telsizden bitkin bir ses duyuldu.
    --Yaralılarım var!Yaralılarımı alın!
    Tüylerimiz diken diken olmuştu.Hemen cevap verildi.
    --Tamam Suat 3 sakin olun hemen birlik çıkacak. İlk yaralı haberi saatlerdir aranan bu timden gelmişti.Tim komutanı konuşurken arkadan silah sesleri geliyordu. Herkes bu sözlere yorum yapıyordu.Telsizin başındaki tim komutanlarından biri bu timde şehit olduğundan emindi.
    Merkezden tekrar çağrı yapıldı.
    -----Suat 3 irtibatı sakın kesme sakin ol!
    Cevapta bir değişiklik olmadı.
    --Yaralılarım var kan kaybediyorlar.Yaralılarımı alın.
    Tam 1,5 saat beşer dakika arayla Suat 3 kodlu timle muhabere aynen böyle sürdü.
    ---Yaralılarımı alın
    --Sakin olun geliyoruz.
    Hepimiz o time kimsenin yardım edemeyeceğini biliyorduk. Karakola düşen mermi sayısında azalma olmuyordu..Aksine takviye alan teröristler baskının şiddetini arttırıyorlardı.
    Değil karakol dışına çıkmak mevzi değiştirecek fırsatları dahi olmadığı açıktı.
    Bir süre sonra Suat 3 ün telsizinden hırs dolu kelimeleri işittik
    ----Hemen gelip yaralılarımı almazsanız karakola dönüp bölüğü tarayacağım!
    Hepimiz şok olmuştuk






  3. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    7 KURŞUNLA İSTİKLAL MARŞI (2. BÖLÜM)

    Telsizin başına tim komutanın okuldan devre arkadaşı geldi. Son bir ümitle mikrofonu eline alıp cevap beklemeden telsizin de kodlarını kullanmadan konuşmaya başladı.
    --Devrem ben Hüseyin!Geçmiş olsun devrem. Biraz daha dayan olur mu?
    Bak destek timleri yola çıktı.Sana doğru geliyorlar .Devrem aman pes etme olur mu?
    Telsizin mandalını bırakıp beklemeye başladı.Hepimiz duvara monte edilmiş telsiz cihazının hoparlör kısmına gözlerimizi dikmiş bakiyorduk ki konuşmaya başladı..
    --Devrem bölük komutanı nerde?
    Hepimiz derin bir oh çektik
    Telsizden ''izinde devrem'' yanıtı verildi.
    Suat 3 tükenen bir sesle konuşmayı sürdürdü.
    ---Ne olur yaralılarımı alın ben de yaralıyım!
    O ana kadar kendisinin de yaralı olduğunu söylememişti.Hepimiz donup kalmıştık.
    Telsizin başındaki devre arkadaşı mikrofonu fırlattı attı ve dışarı çıktı.
    Ben hemen kapının yanında ayakta duruyordum.Duyduklarım ve gördüklerimle bir tarihe tanıklık ettiğimi düşünüyordum.
    ''Ben de yaralıyım'' dan sonra yine ses kesildi. Sabaha kadar hiç konuşmadı.Yüzlerce kez yapılan çağrılara cevap vermedi. Artık onun şehit olduğuna ben de inandım.
    Gün ağarırken hepimiz yorgun düşmüş telsizden yapılan Suat 3 cevap ver çağrısından bıkmış bir halde köşede yığılmışken birden telsizin mandalına basıldığını fark ettik. Telsizden silah sesleri geliyordu.
    15 saniye boyunca hayatım boyunca unutamayacağım bir İSTİKLAL MARŞI dinlemeye başladım.. Mandala sürekli basıldığı için tüm telsizlerin konuşma imkanı durmuştu. Çatışmanın altında yaralı bir tim komutanının makamıyla söylediği İSTİKLAL MARŞI' nı dinliyordum.. Gözlerim dolmuştu. O ana kadar duyduğum en güzel İSTİKLAL MARŞI ydı..Birinci dörtlüğü bitirdi. İkinci dörtlükte ses çatallaşmaya başladı. Kelimeler uzadı ama marşı söylemeyi bırakmadı. Bozuk bir ses tonuyla kendisini zorlayarak okumaya devam etti. Marşı bitirdiğinde ben de bitmiştim.. Hemen orayı terk ettim. Bir daha onun sesini hiç duymadım.
    Toplam 22 şehidin verildiği o baskın gecesinde vücuduna saplanmış 7 merminin acısıyla söyldiği İSTİKLAL MARŞI 'nı ruhuma işleten tim komutanının ölmediğine ise hala inanamıyorum..

    '' Güneydoğu öyküleri'' kitabından alıntı


    Vücudunda 7 mermi ile İSTİKLAL MARŞI' mızı makamıyla söyleyen bu isimsiz kahramanın önünde saygıyla eğilirim . Vatan size minnettar.. Türk evladının, Türk subaylarının, askerlerimizin ne kadar yiğit olduğunu; anlamayanlara anlatan bu gerçek öyküyü okuyunca çok ağladım ama bir okadar da gururlandım. İSTİKLAL MARŞI mızı söylemeyi bırakın sözlerini bile bilmeyenler bence bu kitapları bir kaç kez okusun.





  4. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler -1

    yazar: Hakan Evrensel

    Aşağıda anlatılan öykü, isimsiz kahramanlardan biri olan bir bölük subayının anlatısı



    Her Şehit Bir Gelincik

    ANIT
    Yeni geldiğimiz karakolun taze bir şehidi var. Bir ay kadar önce, pusu mevziine çıkarken ,çapraz ateşle yığılıvermiş bir taşın üzerine. Belli ki moralleri bozuk. Karakola renk geldi bizimle. Sıkıntıları biraz olsun azaldı gibi. Ama kinlerini gözlerinden okuyabiliyorum. Bize de biraz hayranlık ve ümitle bakıyorlar. Belki öçlerini alırız diye
    Ama bilmiyorlarki öç duygusu ;insanın, o ümit dolu gözlerini karartıverir. Duymaz hissetmez olunur. hayatın tüm değer yargıları altüst olur.
    Karakolun bu durumunu düzeltmek gerekiyor. Bir şey yapmalı. Şehit için bir anıt yapmayı teklif diyorum, bölük komutanına , kabul ediyor.
    Bölük astsubayı ile birlikte işe koyuluyoruz, planlarını çiziyoruz. Şehidin üzerine düşüp, son nefesini verdiği taşı bulup bir güzel yıkıyoruz,temizliyoruz. Önce tamamını beyaza boyuyoruz.Üzerine kan rengi kırmızı boyayı ,kan akar gibi yukarıdan aşağı akıtıyoruz.Yine beyaz boyayla üzerine ay yıldızı yerleştiriyoruz. Öyle güzel oluyor ki..
    bBu en yakın medeniyete saatlerce uzak dağ başındaki küçücük karakolda bir sanat eseri doğduğunu düşünüyorum.
    Anıtın yerini tespit ediyoruz.Karakolun hemen dışına tepenin yamacına doğru temel hazırlıyoruz. Taştan iki metrelik bir kaidenin üzerine de bu taşı dikmeye karar veriyoruz.
    Sivil hayatında, taş ustalığı yapmış askerlerimi topluyorum. Toplanan tüm taşları tek tek düzeltiyorlar. Basit bir temel atma töreni yapıyoruz. Mustafa da anıtı yapanlar arsında .Elinde malası ,bu kutsal taş yığınına şekil vermeye çalışıyor. Hiç konuşmuyor, bu daha da ilgimi çekiyor, zorluyorum bu duygu selinde boğulmamaları için ,konuşturmaya çalışıyorum. Diğerleri Mustafa'nın dadaş (ERZURUMLU) olduğunu söylüyorlar. Ben de susuyorum sessiz sessiz taşları üst üste koymaya devam ediyoruz. Sonunda güzelim ay-yıldızlı kayayı büyük bir özenle yerleştiriyoruz.İnce işlerini yapıyoruz. Bölük astsubayı ile bana ''komutanım bırak biz yapalım'' diyor askerler ,ama bırakmıyoruz.
    Harç fışkırmış yerleri, küçücük çakılarımızla saatlerce uğraşarak temizliyoruz. Sonra taşların aralarını beyaz boyayla incecik çiziyoruz.
    Sonunda bitiriyoruz, kimsenin görmesini istemiyoruz. Bayrakla üzerini örtüyoruz, açılışa kadar kimse görmemeli. Çalışan çocukların ellerini sıkıyorum ,tek tek yanaklarından öpüyorum. Yaptıkları işin ne anlama geldiğini bilip bilmediklerini soruyorum. Hepsi bildiklerini söylüyorlar.
    dadaş Mustafa yine susuyor ve mırıldanıyor..
    Açılış günü yine küçük bir tören düzenliyor, bayrağı indiriyoruz. Sanki ilk kez görüyormuş gibi hayranlıkla bakıyorum ,tüylerim diken diken oluyor. Şehit askerin komutanı gelip teşekkür ediyor. Birliğimle gurur duyuyorum. Gittiğim her yere bir canlılık , bir heyecan getirdiğimizi düşünüyorum.
    Ama bir daha anıt yapmıyorum! Yapalım diyemiyorum. Ne zaman bir şehitlik görsem işte o zaman aklıma Mustafa geliyor, dadaş Mustafa..
    çünkü anıtın açılışından bir kaç gün sonra dadaşımı şehit veriyorum.Dadaşım için anıt yapacak gücüm kalmıyor. İşte onu kaybettiğim gün , canlılık ve heyecanımı kaybetmeye başladığımı hissediyorum. Ne yazıktır ki bu anıt da herhalde , bunun gibi küçük bir kaç anıttan biri olarak kalıyor..

    alıntı
    -------------------------------------------------------------
    Güneydoğudan Öyküler'i okuması için arkadaşıma vermiştim bana okuduklarına inanamadığını söyledi''. Şaka gibi desem değil , film gibi desem değil ,gerçek bu, su katılmamış gerçek Bu aslanlar ölümle dans ediyorlar. ölümle dalga geçiyorlar'' dedi.
    Sizce?


  5. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    GÜNEYDOĞUDAN ÖYKÜLER


    Bu kitapta bir öykü var ki yazmaya elim pek varmıyor. Eşi şehit düşen bir subay eşinin anlatısı. Öyküde onların ve çocuklarının isimleri var. Kurallara uymayan bir subay eşi görünümünde, ama öyle değil aslında. O, gönlünden geçenleri yaşamak istiyor. İçinden ne geliyorsa onu yapmak istiyor.'' Eşim asker, ben değilim ''diyor. Kuralları uymadan biraz dolu dolu yaşamak istiyor hayatı. Aslında bütün istediği bu .Eşinle ''dolu dolu'' yaşamak istiyor..Birlikte bir şeyler paylaşarak yaşamak hayatı.Eşinin güneydoğuya tayini çıkınca ,çocuklarınla lojmanda yalnız kalan bir kadın bir eş, bir anne Çocuklarından başka bir şey kalmıyor elinde, o da onlara sımsıkı sarılıyor.
    Bir kadının çocuklarına hem anne, hem de baba olması çok zordur. Anne olabilirsiniz , ama asla baba olamazsınız. Babanın yerini tutamazsınız. Kız çocukları biraz daha kolay anlayabilir belki, ama oğlan çocuklarına babasızlığı anlatamazsınız. Bunun yerini dolduramazsınız. BABA olamazsınız .
    Bu yüzden subay eşlerinin eşlerinin işi biraz zordur bizden. Sorunlarını eşlerine pek anlatamazlar ,yalnızlıklarını pek dile getiremezler. nasıl getirsinler ki..
    Eşlerinin yükü çok ağırdır zaten. Cihanı taşıyorlar omuzlarında o aslanlar. ''Vatan sana canım feda ''demişler bir kere.. Bayrağı, vatanı, namusları bellemişler. Uğrunda ölürüz demişler. Ailelerini 2. plana atmışlar.. Nasıl desin ki o kadın ''ben seni çok özledim ,çocuklar da seni çok özlüyorlar. Ben artık yapamıyorum sorunlarla başa çıkamıyorum.''nasıl desin o kadın diyemezki. İster belki, ama sorunlarını anlatamaz..
    Asker polis sevmez mi.. Sever hem de ne sever.. Vatanı, bayrağı uğruna ölür. Canını, gözünü kırpmadan verir.. Bayrağına, vatanına ölecek kadar sevdalı olan adam , adam gibi adam, kadını nasıl sevmez, sevgilisini nasıl sevmez eşini nasıl sevmez ,nasıl yanmaz.. daha derin sever bence, daha çok yanar, ama dile getirmez.
    İşte o yükü ağır eşlerden biri eşinin şehadet haberini alıyor . Ben ölümü gördüm. Çok sevdiğimin gözlerinde ölümü görmüş biriyim. Ölüme dokundum ben. Bu yüzden o seven kadını çok iyi anlıyorum. ONDA KENDİMİ GÖRÜYORUM BELKİ..
    Birgün yazacağım aklımda kalanları , ama şimdi değil.


  6. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler

    Yazar:Hakan Evrensel
    Yer eksi İKİ

    Ben bu kitapta yazılan ''güneydoğu öyküleri'' nden alıntıları yazmaya karar verdiğimde ''7 kurşunla İstiklal Marşı'' yazısında sonra aklımda kalanları yazacaktım. Niyetim buydu. Çünkü çok uzun yazılar. Ben al, kopyala yapıştır yapan biri değilim. Aklıma geleni yazarım. Önceden hazırlık yapmam. Alıntı yapmışsam eğer, dönüp okuduğumda , noksan kalmış kelimeler varsa ''aslına ayıp olur'' diye dönüp silen veya düzeltmeye çalışan biriyim, bu benim seçimim.
    Ama aklımda kalanları yazamayacağımı anladım .Bu gece kısa öz yazmaya karar vermiştim, ama elim varmadı, bu kahramanlara saygısızlık yapmaya. Canını vatana feda eden, bu isimsiz kahramanları yazarken parmaklarım acıyor kısa yazayım demek ayıp geldi bana.
    Önce vatan dizisi vardı herkesin seyrettiği ama sonra nedensiz bir şekilde izlenmiyor diye aniden yayından kaldırdılar.
    Asker bizim gözümüzün bebeği. Kahraman ordumuz , Cumhuriyetimizin sarsılmaz bekçisi. Çeşitli asılsız nedenlerle yıpratılmaya çalışılan bu aslanlar, hergün yemin ederler, Allah adıyla.. Allaha hamd ederler tüfeklerini kaldırdılar mı ''Allahu Ekber'' diye bağırırlar.. Düşmana ALLAH ALLAH diye saldırırlar . Şehit düşerler bu vatan için, bu vatan topraklarının üstüne.. 20 -30 -40 yaşında dağ gibi aslanlar düşer , bu fidanlar ölür yaa.. Ölür bu evlatlar.
    En zor büyüyen canlı insandır. Hayvan doğar, düşer, bir iki debelenir ayağa kalkar. Düşer yeniden kalkar, sonra annesinin yanında yürümeye başlar.
    İnsan doğar, binbir zorlukla büyür, yetiştirilir. Bir fidan gibi büyüttüğümüz evlatlarımız.. Gözlerinin içine bakarız. Sevinçleri sevincimiz, üzüntüleri üzüntümüz olur..
    Canımızın parçaları, gözümüzün nurları.. Bir gün kapınız çalınır, şehadet haberini alırsınız. Sonra ciğeriniz yanar. Bu şehadet haberini getiren komutana ''vatan sağolsun'' diyen başka bir ana yoktur yeryüzünde Türk anasından başka.. Bir anne için en zor şey, anne yaşarken evladının mezarını ziyarete gitmesidir.
    Bu öyküleri tekrar tekrar okumak içimi çok acıtıyor. Ama bu hayatın gerçeği. Bıçak sırtı onların durduğu yer.
    Bize hakkınızı helal edin !


  7. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Güneydoğudan Öyküler


    Yazan:Hakan Evrensel
    Kitabın adı:Yer eksi iki

    Yer Eksi İki'den..

    Ramazan belinden yukarısı yere paralel bir halde geriye doğru koşmaya başlamıştı. Bir iki üç. Üç adım ve dördüncü..
    Tayfun, Ramazan kendi hizasına ulaştığında müthiş bir patlamayla sarsılıp geriye yuvarlanmıştı. Başını kaldırmaya çalışırken suratına birşeylerin çarpıp karnına düştüğünü hissetti.Yüzü gözü toprak olmuştu gözlerini ovuştururken, ellerinin kanla dolduğunu fark etti.Sağ gözünü zar zor açtı. Bulanık bir perdenin arkasından Ramazanı iki metre kadar yanında, yerde gördü. Bir yandan da elleriyle kucağına düşen şeyi almaya çalışıyordu.Ramazan yüzüstü yere uzanmıştı. Sağ elini sırtına doğru kavramış bir yerleri kaşıyor gibiydi. Bir an için başını Tayfun'a çevirdi. Tayfun Ramazanın sol elini göremedi. Herhalde karnının altına sıkıştı diye aklından geçirdi. Acıyla kasılan gözleri Tayfunla buluşunca dudakları kıpırdamaya başladı.
    --Gomutanım valla bilmeden basıvedim. Seekan üstteğmenime söyleen de bene gızmasın.O o da mayın olduğunu bilmeyiveedim gomutanım.
    Tayfun bir şeyler söylemek istedi, ama ağzından kelimeleri dökemedi. Başı dönüyor, çenesini de oynatamıyordu. Silahının emniyetini açmaya çalıştı. Parmakları emniyet mandalının etrafında dolaşıp duruyor , ama bir türlü beceremiyordu. Yeni bir patlamayla ateşin geldiği yöne döndü. Bir türlü başını dik tutamıyordu.
    Ramazan ise sağ kolunu Tayfun'a uzatmış inlemeyle karışık konuşuyordu:
    ---Gomutanım açıktasın! Gidivee geri gomutanım!
    Vücudunun bir heykel gibi yerinden oynamadığını farketti. Kendisini zorluyor, hareket etmeye çalışıyordu. Üzerinde ağır bir yük varmış gibiydi ,hiç gücü kalmamıştı. Sadece Ramazan' a bakıyor söylediklerini algılamaya çalışıyordu. Denizli ıramazanın dudakları belli belirsiz kıpırdıyordu. Eşhedü eşhedü..
    Başını biraz daha kaldırdı. Tayfun 10 saniye kadar öylece baktı sonra başını toprağa bırakıp seyretti. Bu sırada bir elin palaskasının arkasından kendisini tuttuğunu ve geriye doğru çektiğini hissetti.
    Oturduğu yerde sürükleniyordu.Ramazan da artık hareket etmiyordu.
    Bilincini kaybetmek üzereydi. Ama etrafında tüm olup biteni görüyordu.
    Mermiler, roketler, el bombaları bağırışlar çığlıklar. birileri Ramazan mayına bastı, biriler, de Tayfun yüzbaşı yaralandı diye bağırıyordu. Aslında her şey o kadar netti ki.. Yavaş yavaş kayadan uzaklaşıyordu. Kendisini çeken el aniden omuzuna asıldı. Sırtüstü yere yatırdı ve sürüklemeye böylece devam etti. Artık yerdekileri değil göktekileri görüyordu:
    ----Komutanım iyi misin ?
    Rüzgarla şekillenen bulutları seyretti bir süre.Açık mavi gözünde gülümseyen bir palyaço gördü. Bir araba, bir köpek puike benzemiyordu. Bir çoban köpeğiydi . Sol kolunu kaldırmayı denedi, ama beceremedi. göz kapakları yavaş yavaş kapanıyordu:
    ---Komutanım ses versene be!
    Sağ eliyle ,sol gözünün kirpiklerine yapışıp kalmış kanları temizledi,sonra üniformasına sildi.Ama bu sırada eline, kucağına düşen şey geldi. Önce oynatamadığı ,sol eli olduğunu zannetti. Parmaklardan birinde yüzüğü fark edince, başını zorlukla kaldırıp sağ elindeki sol ele bakmaya karar verdi. Ben yüzüğümü sol elime takmam ki diye düşünürken, bilek kısmından parçalanarak kopmuş bir eli tuttuğunu fark etti.

    YER EKSİ İKİ

  8. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Bir Harbiyeli Gazinin Not Defterinden: 1.Bölüm


    Yüreklerini kaybetmeyen aslanlar; yüreklerini vatan ve bayrak sevgisiyle doldurmuş, bu sevgilerini hiç bir koşulda , asla kaybetmeyen, bacakları kolları kopsa bile, bu vatanı sevmekten asla vazgeçmeyen, gazilerimiz Mehmetçiklerimiz.. ASLAN YÜREKLER.. Vatan sevmek böyle olur!


    VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN
    Bir Harbiyeli Gazinin NOT defterinden: 1.bölüm

    ili kırsalında teröristlerin, dur ihtarına ateşle karşılık vermesi sonucu çıkan çatışmada .güvenlik görevlisi şehit oldu. Ya da.ilinde devriye görevini yerine getiren aracına açılan ateş sonucunda görevlisi şehit oldu.Ya da.ili kırsalında teröristlerce yola döşenen mayının patlaması sonucu asker yaralandı
    Bu nasıl başlar biliyor musunuz?
    Hava o kadar sıcaktır ki , beyninizdeki sıvının buharlaşıp uçtuğunu düşünürsünüz. Oluştuğu anda kuruyup giden, ter damlacıklarından geriye kalan tuzlar, yüzünüzün , hatta elbisenizin her yerini kaplamıştır. Avucunuzun içindeki ter , yüzünüzdeki gibi kolay kurumadığı için, elinizdeki tüfeğinizin metal kısmı, avucunuzun içinde vıcık vıcık oynar. Ter ile ıslanan çeliğin kokusu avucunuzun içine ve elinizi sürdüğünüz her yere siner.
    Önünüzde yürüyen adamın, ayağının kuru toprakla her temas edişinde çıkan toz, ağzınızın kupkuru olmasına ve zor nefes almanıza sebep olur.
    Çantanızın askı kayışları yüzünden, omuzlarınızı hissetmezsiniz. Kült ağrıları ancak çantayı sırtınızdan çıkardığınızda fark edersiniz. Bastığınız her taş parçası, her çalı ve bir ayağınızın kaplayabildiği her yeryüzü parçasından çıkan sesi duyarsınız.
    Yürüdüğünüz yerdeki her ağustos böceğinin sesini, dallardaki kuşları yüzünüzün etrafında, ürkütücü devriye uçuşları yapan arıların, kanat seslerini , ağzınıza ve yüzünüze ya da her hangi bir yerinizdeki küçük yaraların üzerine konmaya çalışan sineklerin vızıltılarını , ayağınızın bastığı yerden havalanan yeşil çekirgenin küçücük cüssesine rağmen çıkardığı tok kanat sesini, en ince ayrıntısına kadar duyarsınız.Sonra kendi teçhizatınızın ve önünüzdeki arkadaşınızın ve arkanızdaki arkadaşınızn teçhizatlarının çıkardığı düzensiz seslerin herbirini ayrı ayrı duyarsınız ve aynı anda önünüzdeki arkadaşınızn nefes alışlarını duyarsınız, öksürmesini ve hapşırmasını da duyarsınız.
    Telsizinizden çıkan seslerin ve cızırtıların her biri ayrı ayrı katılır bu senfoniye.
    Ter ve tozun birleşmesinden oluşan kaygan çamur postalın içindeki tüm ayağınızı kaplamıştır. Çorapla,r önce su toplayıp, sonra patlayan yerlere adeta bir deri gibi yapışmıştır.
    En çok yapmak istediğiniz şey ayaklarınızı yıkayıp çoraplarınızı değiştirmektir. Ama bu çok büyük bir lükstür o anda. Çünkü .hangi çalının dibinde hangi kayanın arkasında sizi beklediğini bilmediğiniz ''İHANETİ'' arayıp bulmanız ve yok etmeniz gerekmektedir.
    Bütün masumların hayatı ve huzuru size emanet diye, öğretmenler bayrak direklerine asılmasın diye, kundaktaki bebekler kurşunlanmasın diye, binlerce yıllık emanete halel gelmesin diye kahpeliği ve ihaneti yok etmeniz gerekmektedir.
    Çünkü bunun için , BAYRAĞIN, SİLAHIN, NAMUSUN ve ŞEREFİN üzerine yemin etmişsinizdir.
    Çünkü önemli olan ayağınız değil, ülkeniz, bayrağınız ve onurunuzdur.
    İşte bu yüzden lükstür ayak yıkamak, çorap değiştirmek İşte bu yüzden senfoniye dönüşmüştür bütün o düzensiz sesler güruhu. Sonra. Sonra birden tüm sesler kesilir.
    Bıçağın dalı kestiği gibi, makasın kağıdı, pensenin bir hoparlör kablosunu kestiği gibi , bir anda kuşların sesleri, arıların ve sineklerin vızıltıları, çekirgenin kanat sesleri hepsi bir anda biter.
    Gözlerinizi açtığınızda önünüzdeki arkadaşınızı değil , gökyüzünü görürsünüz. Yere düşmüş olduğunuzu anlamanız bir kaç saniye sürer.
    Tek hissettiğiniz kesif bir barut ve yanık et kokusudur. Yüzünüzün toprak parçalarıyla kaplandığını fark edersiniz, temizlemek için çalışmazsınız.
    Arkadaşlarınızın bağırarak koşuşturduğunu görür ama kulağınızdaki çınlama ve uğultudan seslerini duyamazsınız. Sesleri yavaş yavaş duymaya başladığınızda, ayağa kalkmaya çalışır ama başaramazsınız.
    Yine bir kaç saniye sonra arkadaşlarınızın'' mayın '' kelimesini ayırt eder ve kalkmaya çalıştığınızda ayağınızdaki yoğun ağrıyı fark edersiniz. AYAĞINIZ YOKTUR. Ama yine de ağrıdığını hissdersiniz.

    Ersin US


  9. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Bir Harbiyeli Gazinin Not Defterinden 2. Bölüm


    BİZ Kİ USTASIYIZ VATAN SEVMENİN
    VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN
    Ne olduğunu anlamak için baktığınızda ise parçalanmış pantolonunuzun ve kopmuş ayağınızın farkına varırsınız.İşte her şey o anda başlar. Avazınızın çıktığı kadar bağırırsınız. Sonra nefesiniz biter. Sonra yeniden nefes alırsınız ve yeniden bağırmaya başlarsınız. Sonra yine nefesiniz biter ve yeniden yeniden ve yine
    Yanınıza ilk gelen arkadaşınız ''size fazla bir şey yok. Sadece küçük bir yara ''gibi telkinlerde bulunur. Ama siz arkadaşınız konuşurken de helikopterle hastaneye götürülürken de artık bir ayağınız olmadığını biliyorsunuz. Hep bir soru çınlar kafanızın içinde. Neden ben, neden ben, neden ben.
    Hastanede geçen aylar, tedavi ve terapilerle geçen yıllar sonunda, dizkapağınızın 12cm altından takılı olan ve her akşam yatarken veya banyoya girerken çıkarıp kenara koyduğunuz takma bacak artık bir uzvunuz olmuştur. Ama bunun önemi yoktur. Çünkü bu fedakarlığınız sayesinde vatan var olacaktır. Sizin bir bacağınızın ne önemi vardır ki.
    Artık koşamayacak olmanızın, yazın herkes gibi havuza denize giremeyecek olmanızın da hiç önemi yoktur vatan sağolsun yeter..
    Sonra birilerinin, sizin ödediğiniz vergilerle Fransız televizyonlarında uğruna yarım kaldığınız, vatan hudutlarını hiçe sayan proglamlara finans sağladığını okursunuz. Aynı dillerin bundan pişmanlık duymadıklarını söylediklerini de okursunuz.
    Pamukları Dinkleri okursunuz . Bizans çocuğuyum diyenleri duyar. Ali Kemallere tanık olursunuz.Koçlar gibi satanları görürsünüz.TÜRK bayraklarının yakıldığını görürsünüz. Başlarına çuvallar geçirilip aşağılanarak , elleri arkalarından bağlanan TÜRK askerini görürsünüz.
    Bu aşağılanmaya cevap verecek tankların motor seslerini , helikopterlerin kanat seslerini , piyadelerin intikam yeminlerini duymayı beklersiniz ama duyamazsınız..
    Onun yerine hainlerin cesetlerinin üstüne örtülen çaputlara bayrak diyenleri görürsünüz. Uçakları çek valiyi çek diyen bakanları ve o karşılarında kekeleyen riyaseti görürsünüz.
    Bu da yetmez. TÜRK askerlerinin kendi mahkemeleriniz tarafından çete diye suçlandığını yargılandığını görürsünüz.
    Yok yok bu da yetmez. Askere polise öğretmene ateş eden yol kesip soygun yapan, köy yakan , okul yıkan, mayın döşeyen teröristlerin sadece'' ben bir şey yapmadım'' demelerinin esas kabul edilip suçsuz sıfatıyla serbest bırakıldığını görürsünüz.
    Susanları konuşması gerektiği halde susanları görürsünüz Konuşanlar her konuştuğunda, kekeleyenler her kekelediğinde ve susanlar her sustuğunda siz yeniden vurulursunuz, yeniden ölürsünüz. Her defasında gövdenizden o toprağa akan kan bu defa içinize akar. İnandıklarınıza , uğrunda savaşarak kendi kanını akıtmak pahasına, tertemiz tuttuğunuz değerlerinize akar.
    Sizin kaya arkalarında, çalı diplerinde aradığınız ihanaet gelir aklınıza . O mayınları yerleştiren eller gelir.Sorgulamaya başlarsınız
    Biz bu ihaneti doğru yerde mi aradık? Kuyruğunda dolaştığımız yılanın başı hep gözümüzün önünde miydi yoksa diye sorarsınız kendinize.
    Onlara verilen maaşın sizin vergilerinizden ödendiğini içinize sindiremezsiniz, uykularınız kaçar..
    Neden bu vatanı sizin kadar sevmediklerini düşünürsünüz
    Bu vatan onların da vatanı değil mi?

    ERSİN US

    --------------------------------------------------------------------------------------------
    Aslanların inine, çakallar girmeye çalışırsa, sokmaya çalştıkları o burunları anında koparılır..


  10. izmir yasemin
    Devamlı Üye
    Bir Harbiyeli Gazinin Not Defterinden ( son bölüm)


    Okunması gereken kitaplar
    Bir Harbiyeli Gazinin not defterinden ( son bölüm)
    Biz ki ustasıyız vatan sevmenin..

    VATAN SANA CANIM FEDA
    Onlar da tıpkı benim gibi namusun ve şerefin üstüne yemin etmedi mi ? Diye sorarsınız kendi kendinize. Sinirlenirsiniz, üzülürsünüz.
    On beş yaşında bir askeri okul öğrencisi iken, her adımda söylediğiniz, beyninize ve yüreğinize nakşettiğiniz sözler gelir aklınıza.
    VATAN SANA CANIM FEDA!
    Geri kalan tüm hayatınızın, ilk beş dakikası böyle başlayacak işte ve hayatınız böyle devam edecektir. Son nefesinize kadar savaşacaksınız.
    İhanetle, herşeye ve herkese rağmen, bu yolda ölene ya da bu ihaneti bitirene kadar ..
    ''Siz'' diyorum çünkü bu vatan için bedel ödeyen insanların neler yaşadığını, neler hissettiğini size rağmen ve sizin için neler yaptıklarını neler yapabileceklerini bilin istiyorum.
    Okuduğunuz ya da televizyondan duyduğunuzdan daha fazladır yaşananlar..
    Yani aslında gazetelerin iç sayfalarında minicik karelerde okuduğunuz.ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu bir güvenlik görevlisi yaralandı haberi aslında o kadar da kısa değildir.
    Sizin daha okuduğunuz gazetenin arka sayfasına geçerken unuttuğunuz falanca mankenin otel odası maceralarına ya da uyuşturucu komasından ölen oğluna ''şehit'' deyip TÜRK bayrağı örten kadının haberine ayırdığınızdan daha uzun zaman ayırmadığınız bu küçük haber birileri için bir ömür boyu sürecek ve asla unutulmayacaktır. ve siz unuttuktan sonra da başka birileri '' ne için'' dendiğinde ''vatan için'' diyecekler, fedakarlıklarını size rağmen yapmaya devam edeceklerdir.
    Sizin uyuşmuşluğunuza, duyarsızlığınıza rağmen, sizin rahatlığınıza, sizin vicdanlarınıza rağmen bu kahramanca fedakarlıklar ve bu ilk beş dakikalar yaşanmaya devam edecektir
    Asla unutmayınız! Başınızın üstündeki egemenlik örtüsünün payandası; kopan bacaklar, bedeli ise size rağmen bu vatan için akan kanlar, feda edilen canlar. Sıcak yuvalarını babalarının yüzlerini unutan küçücük çocuklarını düşünmeden vakfedilen hayatlardır.
    Ne kadarını anlayabilirsiniz veya anlamak sizin umrunuzda mı bilmiyorum
    Ama birileri bunları yaşadı birileri hala yaşıyor ve emin olun yaşlı dünya döndükçe TÜRK vatanı ve TÜRK bayrağı için birileri daha bunları yaşayacak.
    Gördüğünüz gibi size bir hayli uzak bir yaşam biçimi bu. masalarda oturup '' aydınca'' sohbetler etmeye hiç benzemiyor değil mi?
    Bir an için bile olsa kendinizi onların yerine koyasınız diye ''siz'' diyerek yazdım.Sizin onlardan biri olamayacağınızı biliyorum.
    Siz kim misiniz?
    Siz kendinizi çok iyi biliyorsunuz
    Biz de , biz de sizi çok iyi biliyoruz.
    Siz de bilin ki biz sizi asla unutmayacağız
    VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN

    ERSİN US


+ Yorum Gönder
1. Sayfa 1234 ... SonuncuSonuncu


nakkasimsin ne demek