+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Kompozisyon Örnekleri Forumunda Laiklik ilkesi ile ilgili kompozisyon Örneği Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Laiklik ilkesi ile ilgili kompozisyon Örneği








    laiklik ilkesi ile ilgili kompozisyon Örneği kısaca







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    Laiklik ilkesi ile ilgili kompozisyon Örneği

    LAİKLİK İLKESİ
    Laiklik akılcılık ilkesinin yaşama uygulanmasının zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkmış evrensel bir ilkedir. Laiklik, bilginin dogmalardan ve inanç kategorilerinden bağımsızlaşması demektir. Bilginin deney ve gözlemlerden kaynaklanmasını öngörür.

    Laiklik kelimesi değişik ve çelişkili anlamlarda kullanılan bir kelimedir. Dilimize Fransızca’dan “laic, laiquee” sözcüklerinden geçmiştir. Kökü ise Latince’den “laicus” ve Yunanca “laikos” dan gelmektedir. Laikos din adamı niteliği ve yetkisini taşımayan kişi anlamı taşımaktadır. Laikos, halk anlamına gelen “laos” kelimesinden türetilmiştir. Türkçe’ye ‘‘halk’’ olarak çevrilmişse de gerçekte ‘‘avam’’ ya da ‘‘ahali’’ hatta ‘‘reaya’’ kavramlarına daha yakındır. Anlam itibariyle, dinsel olmayan; dine ait olmayan, din dışı unsurlara ait olandır. Osmanlılarda “La-dini’’ (dinsiz) kavramıyla da karşılanmıştır. Fakat, Tanrı tanınamazlık değildir.

    Laik Hukuk, dini olmayan, dini ilkelerden kaynaklanmayan hukuk demektir.

    Laik devlet ise, dini kurallara, dini ilkelere dayanmayan devlet anlamına gelir. Laik sözcüğü hukuk terimleri arasına Fransız Devrimi ile girmiştir. Laiklik, devletin din işlerine, dinin de devlet işlerine karışmamasıdır. Yani dini ve siyasal otoritelerin tamamen birbirinden ayrılmasıdır. Ülkede var olan din ve mezhepler karşısında, devletin tarafsız davranması, bunların hiçbirine, diğerinin aleyhtarı olacak şekilde özel ayrıcalıklar tanımaması, buna karşılık, dinin de nisbi de olsa, özerklik içinde ahlaki ve manevi hayatın düzenini sağlayıcı olarak varlığını sürdürmesidir.

    Laik bir devlette, hükümet ve idare işleri ve bunları düzenleyen yasa ve kuralların dayanakları, ilkelerin kaynağı dini düşünceler değildir. Hükümet idaresinin işleri, yasalar, kurallar, toplum hayatının gerçekleri ve ihtiyaçları göz önünde tutularak düzenlenir. Laiklik, devlet hayatında ve kamu ilişkilerinde dini kural ve ilkeleri kişilere ve kişilerin vicdanlarına bırakarak, hayatı akışına ve ilişkilerin mantığına uymaktır. Devlet dinlere karşı tarafsızdır. Ancak bu tarafsızlığın anlamını ve sınırlarını belirler. Devlet taassub (hoşgörüsüzlük) ve irtica karşısında tarafsız kalamaz.
    Taassub; bir kimsenin kendi inancından ve kendince gerçek kabul ettiği görüş ve inançtan (dini, siyasal, felsefi vb.) başka inanç, görüş ve bunları taşıyanlara karşı düşmanlık beslemesi ve onları susturmaya kalkışmasıdır. İrtica ise; yasa koyucu tarafından, devletin laikleşmesini gerçekleştirmeye yönelik hukuki kurumlara aykırı hareket olarak tanımlanabilir.

    Din ise tamamen insanın kişisel ruhsal yapısına görece bir sistemdir. Dindeki varsayımlar bugün bilimsel ilkelerle sınanamazlar. Dinsel emirler ve yaptırımlar, başka dünyadan geldiğine inanılan vahylere dayanır ki, vahy ile akılcılığın ve bilimin bugün için bağdaşması mümkün değildir.

    Demokrasilerde, başka insanların inançlarına karışmadan, herkes istediği gibi ibadet etme, istediğine inanma özgürlüğüne sahiptir. Ama bu özgürlük başkalarının inanma veya inanmama özgürlüklerini kısıtlamaya, engellemeye başladığında laiklik ilkesi ve demokrasi çiğnenmiş olur; eğer bu konuda önlem alınmazsa o sosyal yapının gideceği nokta teokrasi, faşizm gibi totaliter sistemlerdir. Örneğin, kimse kimseye neden oruç tutmuyor veya neden namaz kılmıyor, ya da kiliseye gitmiyor diye karışamaz; eğer bir ülkede oruç tutmadığı için insanlar öldürülüyorsa, inançlarından veya inançsızlıklarından dolayı insanlar katlediliyorsa; yakılabiliyorsa o ülkede çok ciddi demokrasi ve laiklik sorunları var demektir.

    Demokraside ve laiklikte bir sosyal gurup baskıyla, zorla veya hile ile başka bir sosyal gurup üzerinde “inanç” tahakkümü kuramaz; diğer insanlara, zorla kendi dinine (veya inanç sistemine) ait duaları okumayı, inançları benimsemeyi, efsaneleri kabul etmeyi devletin gücünü kullanarak mecbur kılamaz.

    Üstelik bu inanan grup, farklı inançlara sahip olan kişilerin de verdikleri vergilerle kurulan devletin eğitim sistemlerinde, kendi inançlarını diğerleri üzerine tahakküm edemez. Ayrıca, gerçekten laiklikle yönetilen ülkelerde, kişilerin dini inançları, belli bir yaşa gelmeden şekillenemez; kişi belli bir yaşta eğitim sisteminin veya sosyal yaptırımların etkisinde kalmadan bağımsız olarak dinini seçme veya seçmeme özgürlüğüne sahip olmalıdır.
    Gerçek demokrasi ve laik sistemlerde genç dimağlara dini, bir şartlandırma biçiminde öğretmek ve 18 yaşına gelmemiş kişilere okullarda dini okutmak veya dua ezberletmek de laiklik ilkesiyle çelişir.

    Bu koşulların uygulanmaması, laik olduğunu Anayasasında belirten ülkelerde, devletin Anayasa ile çelişmesi anlamına gelir ki, bu durumun sonuçları çok büyük sosyal felaketlere yol açabilir.

    Devlet vatandaşına eşit davranmak, din-dil-irk- mezhep-sosyal statü ayırımı yapmamak zorundadır; çünkü Devletin bir dini yoktur. Bu nedenle de dinin devlet işlerinden, hukuk sistemlerinden ayrılması demokrasinin en temel koşuludur.

    Tarihin başlangıcından günümüze ülkelerin egemenlik yapıları yönetimlerinin temelindeki iradenin kaynağına göre sınırlandırılmıştır. Ülke yönetimindeki iradenin kaynağını kişilerin sahip olduğu durumlarda ‘‘monarşi”, kaynağın dinsel olduğu durumlarda “teokrasi”, kaynağın bilim ve akla dayandığı durumlarda ise “laik devlet düzeni” ortaya konulmuştur.

    Laiklik, özellikle Katolik Hıristiyanlığın etkili ya da egemen olduğu ülke ve dillerde kullanılmış bir kavramdır. Laiklik kavramı ağarıklı olarak 1790’lardan sonra Fransa’da başlamış ve özellikle Katolik olan ve Fransızca konuşulan ülkelerde ve topluluklarda etkili olmuştur. ‘‘Laiklik’’ kavramı Müslüman Araplar arasında da “Sekülarizm” kavramından daha çok kullanılmıştır. Örneğin: Libya, Cezayir, Tunus, Lübnan. Ürdün ve Filistin’de (en yoğun Tunus ve Suriye’de) tanınıp kullanılmaktadır.

    Laik devletin gelişmesi; 15.yüzyıldan başlayıp toplumda giderek egemenlik kazanan yeni ekonomik ve toplumsal ilişkiler ile bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler, önce 16. Yüzyıldaki Hıristiyan (Protestan) reformunu yaratmış ve sonunda 17. ve 18. yüzyıllardaki aydınlanma düşüncesiyle noktalanmıştır. 18. yüzyıl, toplumda egemen olan yeni güçler ve onların ideolojisi doğrultusunda bir yandan mutlak monarşilere son verirken, bir yandan da devletin dinsel etkilerden arınmasına imkan sağlamıştır.

    Sözgelimi din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak kiliseyi denetim altına alan 1789 Fransız Devrimi’yle onun ürünü olan ‘‘İnsan ve Yurttaş hakları Bildirgesi’’, ‘‘dinsel inançlar da dahil, hiç kimseye düşüncelerinden ötürü karışılamaz’’ diyerek Laikliğin temeli olan düşünce ve vicdan özgülüğünü yasallaştırmıştır.

    Batı dünyası, engizisyonun insanları kavurduğu Ortaçağ’dan sonra yapılan laikleşme hareketleriyle birlikte, Kilise’nin hakimiyetinden kurtularak akıl ve bilimin buyruğuna girmiş ve hızla gelişerek bugünün bilgi çağına ulaşmasını bilmiştir. Daha açık ifadeyle; çağdaş Batı demokrasileri, bu Laikleşme çerçevesinde bugünkü başarılı noktalarına ulaşabilmişlerdir.

    İslam dini de yalnız ibadetle ilgili kurallar kaymamış, toplum yaşantısını düzenleyen özel hukuk ilişkilerine de yer vermiştir. Şeriatın dünya bağlamında;Aile Hukuku, Borçlar, Mal ve Usul Hukuku, Ceza Hukuku ve Miras Hukuku, alanlarında bir dizi hükümleri bulunmaktadır.

    Ülkemizde “Laiklik” düşüncesini ilk kez tanımlayan ilk basımevi kurucusu İbrahim Müteferrika’ dır. 1730’larda Padişah I. Mahmut Müteferrika’ ya “küffarın ekser zamanda galebesine ve ehl-i İslamın mağlubiyetine sebep nedir? Araştır, bildir” buyurmuş. Müteferrika’ da “ Milletlerin Düzeni Üzerine Düşünce Yolları “ adlı eserinde başka nedenlerle birlikte şu noktayı da belirtmiştir “ Günümüzde artık devletler dinden ve gelenekten gelen esaslara göre değil, akıl ve bilim ilkelerine göre yönetilmektedir.”

    Devlet yönetiminde Şeriatın egemen olup olmaması tartışmaları Tanzimat’la başlamış ve Yeni Osmanlılar Kuran’ın her konuyu kapsayamayacağını ayrımsayabilmişlerdir.. Daha sonraları bu tartışmalara İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri Jön Türkler de katılmışlardır. Örneğin, Dr. Abdullah Cevdet şeriat düzeni yerine laik bir düzenin alınmasını sağlık vermiştir. Hatta daha ileri giderek; geleceğin Türkiye’si’ni medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatıldığı, muskacılığın ve üfürükçülüğün yasaklandığı, fesin kaldırıldığı, tüm yasaların günün gereksinimlerine göre yeniden düzenlendiği, tek kadınla evlenilen bir ülke olarak düşlemiştir.

    Osmanlı İmparatorluğu’nda aydınlanma dönemi diye bir kesit göstermek güçse de, batılılaşmanın hangi yolla yapılacağı Batıcılar Türkçüler ve İslamcılar arasında ayrılıklara neden olmuştur. Aydınlanmacı ve ileri düşüncelerin önderleri arasında yer alanlar; Şinasi, Münif Paşa Ali Suavi, Namık kemal, Ahmet Mithat, Ziya Paşa, Prens Sabahattin ve Tevfik Fikret’dir. Osmanlı aydınlarının hiçbiri de açık ve net olarak laikliği savunmamış hep üstü kapalı değinişlerdir. Osmanlı Devleti’nde laiklik ile ilgili tüm gelişmeler, İslamın monolitik toplumsal ve siyasal düzen anlayışını tehdit ettiği için dini çevrelerin şiddetli muhalifleriyle karşılaşmışlardır. I. Meşrutiyet’ te anayasa görüşmelerine bu nedenle direnç gösterilmiş, II. Meşrutiyet’ in ilanından sonra da Meclisin yasama yetkisi şeriat yanlıları ile dinsel düzen karşıtları arasında çatışmalara sebep olmuştur. Şeriat yanlıları, Hıristiyan ve Musevilerin de bulunduğu bir meclisin yasama etkinliklerinde bulunamayacağını Tanrı’ ya ait olan bir yetkinin, O’ nun kullarınca kullanılmasının en büyük dinsizlik olduğunu söylemişlerdir.





+ Yorum Gönder


laiklik ile ilgili kompozisyon örnekleri