+ Yorum Gönder
Kuranı Kerim ve Kuran Ayetleri Forumunda İlahi Kitapların Indiriliş şekli Nasıldır Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    İlahi Kitapların Indiriliş şekli Nasıldır








    İlahi kitapların indiriliş şekli nasıldır kısaca







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    İlahi Kitapların Indiriliş Şekli Hakkında Bilgi

    1. Tevhid inancının hakim kılınması için indirilmiştir.


    Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda; Hz Adem’den Hz Muhammed’e kadar gönderilen ve peygamberlik mücadelesi veren tüm peygamberlerin, muhataplarını tevhide davet ettiklerini görüyoruz. Çünkü tevhid inancı, Kur’an-ı Kerim’in temelini oluşturur. Bu temel esastan hareket ederek, Kur’an-ı Kerim’in asıl indiriliş sebebinin yeryüzünden silinmiş olan tevhid inancını yeniden tesis etmek olduğunu söyleyebiliriz. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de tevhide zıt düşünce ve inançlara karşı insanları sık sık uyararak, onların şirke düşmesini engellemeye çalışmıştır. O’nda insanları şirk tehlikesine karşı uyaran yüzlerce ayet vardır. Özellikle Mekki surelere baktığımızda, bu surelerde asıl anlatılmak istenen şeyin tevhid inancı olduğu rahatlıkla görülür. Mekki surelerde anlatılmakta olan Kur’an kıssaları; farklı zaman dilimlerindeki farklı olaylardan bahsetse de, dikkatlice bakıldığında anlatılmak istenen asıl şeyin tevhid inancının hakim kılınmaya çalışılması olduğu görülecektir.


    Tevhid; yeryüzünde Allah’tan başka ibadet edilecek, yardım istenilecek ve boyun eğilecek hiçbir güç olmadığını insanlara bildirmektir. Tevhid; hukukta, iktisatta, içtimai münasebetlerde kısaca insan hayatını ilgilendiren her konuda, ilahi iradenin ifade edildiği nassları esas almak ve dolayısıyla, ona aykırı düşecek davranışlardan kaçınmaktır.


    Birçok kimsenin sandığı gibi, tevhid inancı, sadece Allah’a inanmaktan ibaret değildir. Bu gerçekten habersiz olan, yanlış veya yetersiz bilgiye sahip günümüz Müslümanlarının çoğu; Allah’ı sayı olarak birledikleri halde, O’na uluhiyette, rububiyette ve sıfatlarında ortaklar koşmaktadırlar. Bu insanlar, Allah’ı hakkıyla tanımadıklarından, sadece O’na ait olması gereken birtakım vasıfları insanlara vererek Allah’a şirk koşmakta ve tevhid inancından uzaklaşmaktadırlar.


    Bir Müslüman şu gerçeği asla aklından çıkarmamalıdır. Bilindiği gibi bazı şeyler başlanmış olan bir ibadeti bozar. İbadeti bozan bu şeylere müfsid denir. Mesela; oruç tutan bir mükellefin bilerek yemek yemesi orucun bozulmasına yol açar. Yine namaz kılan bir mükellefin namazda abdestinin bozulması onun namazının bozulmasına yol açar. İşte aynı bunlar gibi birde iman ettiğini söyleyen kişinin imanını bozan şeyler vardır. Kişi imanı bozan bazı amelleri yapar veya imanı bozan sözleri sarf ederse, onun imanı geçerliğini kaybeder. Bu gerçek günümüz Müslüman’ına anlatılıp izah edilmediği için kişi iman iddiasında bulunduktan sonra yaptığı hiçbir amelin imanını ortadan kaldırmadığını sanmaktadır. Bu bilgiye sahip olmadığından birçok cahil Müslüman basit bir mekruhu yapmamak için büyük bir mücadele verirken, Allah’a şirke kadar götüren amelleri gözünü kırpmadan yapmaktadır. Toplum içerisinde bu meseleler yaygın olarak bilinmediği için, kendisine yaptığı amelin çirkinliği ve sonucu hatırlatılsa bile, bu uyarı onu tevhid inancını ortadan kaldıran şirki yapmasına engel olamıyor. Biz Müslümanlar bu duruma düşmemek için tevhid inancını bozarak insanı şirke kadar götüren bu davranışları bilmek zorundayız. Bunun için büyük bir gayret sarf etmeliyiz. Çünkü; Allah dilerse büyük, küçük her günahı bağışlayacak, ancak şirki asla bağışlamayacaktır. Böyle bir duruma düşmekse; bir Müslüman’ın imtihanı tamamen kaybetmesi ve ebedi azabı hak etmesidir. Şimdi bir Müslüman’ın şirke düşmesine yol açacak olan bazı amellere örnekler verelim.


    a) Helal ve Haram kılma yetkisini Allah’tan başkasına vermek: “Demokrasi” adıyla bilinen ve kanun koyma yetkisini halkın seçtiği iddia edilen milletvekillerine veren, yönetim şekli bu gruba girer. Bilindiği gibi demokratik sistemlerde kanunların çıkarıldığı meclisler yasaklama ve serbest kılma yetkisine sahiptirler. Bu meclislerde Allah’ın yasak ettiği birçok haramın işlenmesine müsaade edildiği gibi, Allah’ın emrettiği farzlara bile yasaklar getirilmektedir. Bu gerçeği görmezlikten gelerek demokratik sistemlerin İslama uygunluğunu iddia eden bazı mevki ve makam meraklısı insanların varlığı malumdur. Bize göre, gayri İslami kanunlarla idare edilen bir devletin meclisiyle, İslami yönetimlerdeki “Şura meclisi” birbirleriyle kıyas eden bu insanların yaptıkları kıyas tamamen yanlıştır. Çünkü, İslami yönetimlerin meclislerinde hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’e zıt bir kanun çıkarılamaz. Mesela; İslama göre idare edilen bir mecliste “içki, kumar, zina…vb serbestçe yapılabilir, ancak bundan sonra kadınlarınız ve kızlarınız her istediklerinde başlarını örtemez” diye bir kanun çıkabilir mi? Elbette çıkamaz. Ama bu insanların İslama uygun olduğunu iddia ettikleri demokratik sistemlerin uygulandığı her ülkede bu kanunlara benzer kanunlar meclisler tarafından çıkarılmaktadır. Bu yüzden, Demokratik sistemlerdeki meclisi, Şura meclisine kıyas edenlerin iddiaları tamamen yanlıştır.


    Muvahhid bir Müslüman helal ve haram kılma yetkisinin ancak Allah’a ait bir yetki olduğunu bilmeli, bu yetkiyi hiçbir kişi, kurum ve meclise vermemelidir. Çünkü, kişi helal ve haram kılma yetkisinin Allah’ın hakkı olduğuna iman ederse Müslüman, bu yetkinin Allah’ın değil de bazı kişi, kurum veya meclisin olduğunu iddia ederse kafirdir. Bu yüzden bir Müslüman’ın hem demokrat hem de Müslüman olacağını iddia etmek, bir insanın hem Yahudi hem de Müslüman olabileceğini iddia etmek gibi saçma bir iddiadır.


    Maalesef günümüzde, Allah’ın varlığını kabul eden insanlar, O’na ait olması gereken helal ve haram kılma yetkisini kişilere, kurumlara ve meclislere verdiklerinden tevhid inancına aykırı hareket etmektedirler. Halbuki bir Müslüman, insanların hüküm koyucu olduğu beşeri rejimleri şiddetle reddetmelidir. Çünkü; beşeri rejimleri reddetmek, imanın bir gereğidir. Kur’an-ı Kerim’de Müslümanların Tağutu reddetmesi ve Allah’ın yoluna tabi olması istenmiştir. Bütün peygamberler toplumlarına Allah’a imanın önündeki en büyük engel olan Tağut belasını açıklamak ve O’na kulluktan sakındırmak için gönderilmişlerdir. Beşeri rejimlerin hepsi de Allah’ın gönderdiği esaslara değil de, insanların heva ve heveslerinden çıkardıkları esaslara göre idare edilmektedirler. Bu yüzden bu rejimlere tağuti rejimler adı verilir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Bir Müslüman tağuti rejimleri inkar etmeli ve asla o rejimlerin destekçiliğini yapmamalıdır.


    b) Nassların tamamına inanmamak: Kur’an-ı Kerim’de “…Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanın cezası dünyada rezil rüsvay olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de (onlar) azabın en şiddetlisine atılacaklardır. Allah sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.” buyurulmuştur. Bu ayet Kur’an’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar edenlerin iman iddiasını reddetmekte ve Müslümanlardan pazarlıksız bir iman istemektedir. Bu ayetin sonucu olarak, Kur’an-ı Kerim’den olduğu sabit bir ayetin inkarı, insanın dinden çıkmasına ve kafir olmasına yol açar. “Laiklik” adıyla bilinen din işleriyle dünya işlerinin ayrılması gerektiğini savunan ideoloji Kur’an-ı Kerim’deki devlet yönetimiyle ilgili ayetleri toptan reddeder. Halbuki Müslüman Allah’ın kitabındaki her ayete iman etmek zorundadır. Bu yüzden Allah’ın Kitabının ayetlerinin bir kısmını geçersiz kabul eden hiçbir beşeri ideolojiyi destekleyemez ve şiddetle reddeder. Laiklikte reddedilmesi gereken bu ideolojilerin başında gelmektedir. İslam dinine göre bir ayeti inkar edenin kafir olacağı kesindir. Aynı şekilde devlet yönetimiyle ilgili ayetleri te’vil bile etmeksizin inkar edenlerde kafirdir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Bu ideolojinin ne olduğunu bilen ve bilmesine rağmen o ideolojiye iman ederek, Onun hakim olması için mücadele veren insanların iman iddiaları asla geçerli değildir.

    c) Allah için yapılması gereken ibadeti başkasına yapmak: Kur’an-ı Kerim’de “De ki:” Benim Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” “O’nun ortağı yoktur…” buyurulmuştur. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi ibadet ancak Allah’a yapılır. İbadet olarak kabul edilebilecek olan secde yapmak, dua etmek…vb ameller asla Allah’tan başkası için yapılamaz. Bu yüzden, İslam inancında; Allah’tan başkasına kurban kesilmez, Allah’tan başkasına secde edilmez ve Allah’tan başkasından menfaati veya zararı dokunur diyerek yardım istenilmez. (Ölüden veya uzaktaki bir diriden)


    Günümüzde, yukarıda belirttiğimiz temel esaslara dikkat etmeyen bazı tarikatlarda bile bile Allah’a şirk koşulmaktadır. Bu tarikatların mensuplarına yaptıklarının yanlış olduğu hatırlatıldığında şiddetle karşı çıkarak, yaptıkları işin Kur’an ve Sünnet’in yorumundan çıkarılan gerçekler(!) olduğunu ispatlamaya çalışmaktadırlar. Halbuki, bu insanların şirke götüren ve tevhidi bozan amelleri yaparken, ellerinde saçma sapan batıni yorumlar ve uydurulmuş hadislerden başka hiçbir dayanakları da yoktur. Dua konusunda gerekli olan tüm detay Kur’an’da açıklanmışken, onlar bu ayetlerden habersiz, “adamın biri “ “evliyanın biri “ benzeri hikayelerle amel etmeye devam etmekte ve Allah’tan değil de, ölmüş kişilerin ruhlarından medet beklemektedirler. Halbuki, tevhid inancının gereği olarak bir Müslüman ihtiyacını sadece Allah’tan istemelidir. İslam dininde, Müslüman’ın tevhid inancına aykırı hareket etmesi ve Allah’la arasına şirke götürecek aracılar koyması yasaklanmıştır. Ancak tarikatların birçoğunda, tevhid inancına tamamen zıt olan bu inanç “İşlerimizde sıkıştığınız zaman kabirdekilerden yardım isteyiniz” uydurma hadisi bahane edilerek yapılmaktadır. Bu davranış Kur’an-ı Kerim’e göre şirkten başka bir şey değildir. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’de yardımın sadece Allah’tan istenilebileceği, duanın aciz varlıklara değil de sadece Allah’a yapılacağı ve duanın karşılığını Allah’ın verebileceği net olarak açıklanmıştır. Şimdi insanlar Allah’ın ayetlerine bakıp her şeye gücü yeten ve “Ol” dediğinde her şey olan Allah’tan mı isteyecek, yoksa uydurma hadisler ve sapık tarikatçıların sözlerine bakarak ölmüş ve kendisine bile yardım edemeyecek aciz insanlardan mı? Bir Müslümanın buna cevabı elbette Allah iken, yukarıdaki görüşü savunan sapık tarikatçının cevabı “Aracı bir kişi olmadan nasıl Valinin karşısına çıkıp bir şey isteyemezsen, yine aracı olmadan da Allah’tan yardım isteyemezsin.” Olmaktadır. Tevhid inancına tamamen zıt hareket eden bu insanları Kur’an ayetlerini göstererek uyarmaya kalktığımızda da genellikle başarılı olamıyoruz. Bununda sebebi, onların şeyhin anlattığı hikaye ve kerametlerden başka delillere(!) duyarsız kalmalarıdır. Ancak şunu da hemen belirtelim ki, Allah’ın ayetleri karşısında duyarsız olan bu insanlar ölmüş evliyalara(!) yapılan eleştirilere şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Bu insanlar tevhidi bozan bu amelleri yaparken, bu ameller karşısında birçok hocaefendi sessiz kalmakta ve zaman içerisinde bu bozuk inancın insanlar tarafından benimsenmesine adeta dolaylı destek olmaktadırlar. Bize göre, bu tür şirkler sahibini İslam dininden çıkaran büyük şirklerdir. Bu yüzden bu tür şirke bulaşmış olan insanları Kur’an ayetleriyle uyarmaya devam etmeliyiz. Evliya hikayeleriyle uyutulan ve avutulan cahil müritlerin Kur’an ayetleriyle tanışmasını sağlamak bizim görevimizdir. Eğer biz, insanlardan korkarak bu gerçekleri açıklamazsak, onlar, Kur’an-ı Kerim’deki ayetlere rağmen duada, sevgide, İlimde ve tasarrufta Allah’a ortak koşmaya devam edeceklerdir.





+ Yorum Gönder


İlahi kitapların indiriliş şekli nasildir,  ilahi kitaplarin inrilis sekli nasıldır