+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Montaigne - Denemeler II Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    --->: Montaigne - Denemeler II

    DOĞRULUK KAYGISI

    Düşünce çatışmaları beni ne kırar, ne yıldırır, sadece dürtükler,
    kafamı çalıştırır. Eleştirilmekten kaçarız: Oysa ki bunu
    kendiliğimizden istememiz, gelin, bizi eleştirin dememiz gerekir: Hele
    eleştirme bir ders gibi değil de bir karşılıklı konuşma gibi olursa. Biri
    çıkıp bizim düşüncemizin tersini söyledi mi, onun doğru söyleyip
    söylemediğine değil, doğru yanlış, kendi düşüncemizi savunmaya
    bakarız. Bizi düzeltmek isteyene kollarımızı açacak yerde,
    yumruklarımızı sıkıyoruz. Ama ben dostlarımın bana sert
    davranmasını istiyorum. Sen bir budalasın, saçmalıyorsun, desinler
    bana. Ben, dostlar arasında açık, yiğitçe konuşulmasını isterim;
    dostların düşünceleri neyse sözleri de o olmalı.

    Kulaklarımızı öyle sert öyle kaba birer kulak yapmalıyız ki, salon
    konuşmalarının yumuşak seslerini duymaz olsunlar.

    Ben, biraraya gelen insanların, sertçe, erkekçe konuşmalarını
    isterim. Dostlar arasındaki bağlar sert, yırtıcı olmalı: Nasıl ki aşk da
    ısırmalar, kanatmalar ister! Dostluk kavgacı olmadı mı, sağlam ve
    cömert de değildir. Nazlı, yapmacık bir hava, birini kırma korkusu
    dostluğa rahat nefes aldırmaz:

    Neque enim disputari sine reprehensione potest. (Cicero)

    Çatışmadan tartışılamaz.

    Bana çatıldığı zaman öfkem değil dikkatim uyanır: Bana çatandan
    bir şeyler öğrenmeye can atarım. Doğruyu bulmak her iki tarafın
    kaygısı olmalı. İnsan öfkelendi mi düşünemez olur aklından önce
    sinirleri işler. Tartışmalarda bahis tutuşmak hiç de faydasız değildir.
    Doğrudan ayrıldık mı, elle tutulur bir şeyler kaybetmeliyiz. Yıl
    sonunda uşağım demeli ki bana: Bilgisizlik ve inatçılık yüzünden bu
    yıl bin lira kaybettiniz. Doğruyu hangi elde görsem sevinçle karşılar;
    uzaktan kokusunu alır almaz silahlarımı atar, teslim olurum. Fazla
    yukardan ve insafsız olmadıkça yazılarıma çatılmasını hoş görmüş,
    çoğu kez karşımdakini kırmamak için yazdıklarıma istenen biçimi
    verdiğim olmuştur.

    Zararıma da olsa eleştirmeciye uysal davranmalıyım ki beni her
    zaman serbetçe uyarsın, kendimi düzeltmeme yardım etsin. Doğrusu
    çağdaşlarımı böyle bir işten yana çekmek kolay değil. Düzeltilmek
    herkesin ağrına gittiği için kimse kimseyi düzeltmeyi göze alamıyor.
    Düşüncesini saklayarak konuşuyor çokları. (Kitap 2, bölüm 8)
    --->: Montaigne - Denemeler II sayfa üç frmacil 3 --->: Montaigne - Denemeler II

  2. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    YAŞAMAK SANATI

    Dünyada insanlığını bilmekten, insanca yaşamaktan daha güzel, daha
    doğru bir iş yoktur. Bilimlerin en çetini de bu hayatı iyi yaşamasını
    bilmektir. Hastalıklarımızın en belalısı, bedenimizi sevmemek, küçük
    görmektir. Ruhunu bedeninden ayırmak isteyen, gücü yeterse, bu işi
    beden hasta iken yapsın ruhunu hastalıktan korumuş olur. Ama, bunun
    dışında ruh bedenle işbirliği etmeli; onun zevklerine katılmalı, onunla
    karı koca olmalı ve, -bilgeliğe ermişse- beden hazlarına,
    acılaşmalarına meydan vermeden dizgin vurmalı.

    Kendinden dışarı çıkmak, insanlıktan kaçmak çılgınlıktır; buna çaba
    harcayanlar melek olacaklarına büsbütün hayvanlaşır, yükselecek
    yerde alçalırlar. İnsan bilimlerinin en aşağılığı da bence en yukarlarda
    dolaşanıdır.

    İskender'in en küçük, en bayağı yanı tanrılaşmak, göklere
    çıkmak hevesine kapılmasıdır.

    Söz aramızda, göklerde dolaşanların düşünceleri ile yeraltında
    yaşayanların adetleri arasında her zaman garip bir benzerlik
    görmüşümdür.

    İnsan beden hazlarını gereğince tatmayı biliyorsa tanrılara yaraşır bir
    olgunluğa varmış demektir. Kendi koşullarımızda başkalarını
    aramamız onlardan yararlanmayı bilmediğimiz içindir; kendimizden
    kaçmamız kendimizde olup biteni bilmediğimizdendir İstediğimiz
    kadar yüksek sırıklar üstüne çıkalım, yine kendi bacaklarımızla
    yürüyeceğiz; dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi
    kıçımızla oturacağız. (Kitap 3, bölüm 13)

    Düşüncelerimizin en iyi aynası yaşamlarımızın akışıdır. (Kitap 1,
    bölüm 26)

  3. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    ROMALI VE OSMANLI BÜYÜKLÜĞÜ

    Marcus Antonius demiş ki: Romalıların büyüklüğü almaktan çok
    vermekte kendini gösterir. Antiokus bütün Mısır'ı almış, Kıbrıs'ı daha
    birçok yerleri de almak üzere imiş. Zaferlerden zafere koştuğu sırada,
    Popilius, Senatonun elçisi olarak kendisine gelmiş. Getirdiği
    mektupları okumadan önce elini sıkamayacağını söylemiş. Kral,
    mektupları okumuş, düşüneyim, demiş. Popilius bir değnekle kralın
    çevresine bir çember çizmiş: Senatoya götüreceğim cevabı vermeden
    bu çemberden dışarı çıkma yok, demiş. Antiokus bu sert buyruk
    karşısında afallamış, biraz düşündükten sonra: Senatonun dediğini
    yapacağım, demiş. Bunun üzerine Popilius kendisini Roma milletinin
    dostu diye selamlamış. Böylece, kağıt üzerine çizilmiş birkaç harf
    Antiokus'a koca bir krallığı da kazanmak üzere olduğu zaferleri bir
    anda bıraktırıvermiş.

    Hemen elçileri Senato'ya yollayıp aldığı buyruğa ölümsüz
    tanrıların sözüymüş gibi uyacağını bildirmiş.

    Augustus savaşarak aldığı bütün toprakları sahiplerine geri vermiş,
    ya da yabancılara bağışlamış.

    Tacitus, İngiltere kralı Koidimus'dan söz ederken Roma'nın bu yüce
    kudreti üstünde durur: Romalılar der, eskiden beri, yendikleri kralları
    tahtlarında bırakıp buyrukları altına alırlar, böylece kendilerine
    kralları hizmet ettirmiş olurlar.

    Türklerin padişahı Süleyman da Macar krallığına ettiği cömentliği
    herhalde aynı düşünceyle etmiştir.

    Kendisi öyle demezmiş de: Bunca ülke, bunca kudret bana çok
    geliyor, bezdim artık, dermiş. (Kitap 2, bölüm 24)

    En iyisi gençlerde öğrenme hevesini ve sevgisini uyandırmaktır,
    yoksa kitap yüklü birer eşek yaparız onları. Kırbaç zoruyla bilim dolu
    bir çanta taşıtıyorlar onlara; oysa bilimi evimizde saklamak yetmez,
    evlenmek gerek onunla. (Kitap 1, bölüm 26)

    Yorumlar kaynıyor her yanda karınca gibi, gerçek yazarsa binde bir
    çıkıyor. (Kitap 3, bölüm 13)

  4. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    BİLGİ VE İNANÇ

    Aldatmaya ve aldanmaya en elverişli şeyler bilmediğimiz şeylerdir.
    Bir defa, görülmedik şeylere insan nedense kolay inanır; sonra da,
    üzerlerinde konuşmaya, düşünmeye alışık olmadığımız için, bunlara
    kolay kolay karşı da koyamayız. Bu yüzden insan en az bildiği şeye en
    çok inanır. Bize masal okuyanlar çok rahat konuşurlar alşimistler,
    kahinler, hukukçular, falcılar, doktorlar gibi; korkmasam bunlara daha
    başkalarını da katardım.

    Mesela Allahın istediklerine sözcülük eden birtakım adamlar vardır;
    her olayın nedenlerini bilir görünürler; Tanrının yaptıklarında yüce
    iradesinin hangi sırları gizlediğini görürler. Olup biten şeylerin
    birbirini tutmaması, bir o yana bir bu yana kaçması, bir doğudan bir
    batıdan gelmesi bu adamları yıldırmaz. Yine hep bildiklerini okurlar,
    aynı kalemle akı da karayı da yazar dururlar. (Kitap 1, bölüm 32)

  5. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    ESER VE ÇOCUK

    Çocuklarımızı bizden oldukları için severiz. Etlerine etimiz,
    kemiklerine kemiğimiz deriz; ama bizim dünyaya getirdiğimiz daha
    başka şeyler var ki hiç de çocuklarımızdan aşağı kalmaz. Ruhumuzun,
    kafamızın bilgimizin doğurduğu çocuklar bedenimizden daha yüksek
    bir yanımızın meyvalarıdır ve daha çok bizdendirler. Biz bu
    çocukların hem anaları hem babalarıyız. Bunlar, iyi şeylerse bize daha
    fazla değer, daha fazla şeref getirirler; çünkü öteki çocuklarımızın
    değerleri bizden çok kendilerinindir; bizim onlardaki payımız pek
    sudandır berikilerinse bütün güzellikleri, bütün incelikleri, bütün
    olgunlukları bizimdir. Böyle oldukları için de bize daha yakın, daha
    bağlıdırlar.

    Augustus'tan ya çocuklarını, yada bizleri bu kadar beslemiş yazılarını
    gömmesi istenseydi, çocuklarını gömerdi; gömmese günah işlemiş
    olurdu. Vallahi bilmem ama, ben Musalardan olacak güzel bir
    çocuğumu karımdan olacak bir çocuktan daha çok severdim
    sanıyorum. (Kitap 2, bölüm 7)

  6. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    HÜZÜN DÜŞKÜNLÜĞÜ

    Hüzün düşkünlerinden değilim; bu halden hoşlanmam; ona değer de
    vermem; ama çokları hüznü büyük bir değer sayarlar; onu olgun,
    erdemli, kafalı insanların bir özelliği sayarlar. İtalyanlar bu duruma
    «kötülük» demekle daha uygun bir ad vermişler; çünkü hüzün her
    zaman zararlı, anlamsız, küçük, pısırık bir duygudur; Stoacılar bu
    duyguyu kendilerine yasak etmişlerdi. (Kitap 1, bölüm 3)

    Her onurlu insan, vicdanını yitirmektense, onurunu yitirmeyi yeğ
    görür. (Kitap 2, bölüm 16)

  7. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    ŞİİR ÜSTÜNE

    Ne gariptir, şairlerimiz şiir yargılamasını, yorumlamasını
    bilenlerimizden çok daha fazla. Şiiri yapmak şiirden anlamaktan daha
    kolay. Şiirin orta hallicesi beylik ölçülerle, sanat bilgisiyle
    yargılanabilir; ama şiirin iyisi, olağanı aşan, tanrısal olanı kuralların
    ve aklın üstündedir. Onun güzelliğini sağlam ve olgun bir görüşle
    farkeden, bir şimşeğin parıltısı kadar görebilir ancak onu. O güzellik
    aklımızı işletmez, başımızdan alır, allak bullak eder. Ona varmasını
    bileni saran coşkunluk, şiiri okuyup dinlettiği bir başkasını da etkiler:
    Nasıl ki mıknatıs bir iğneyi kendine çekmekle kalmaz, onu da
    mıknatıslayıp başka iğneleri çekmek gücünü verir ona. Tiyatrolarda
    daha açıkca görülür ki şairi öfkeye, yasa, kine kaptıran, dilediği yerde
    kendinden geçiren o kutsal esin gücü şairin aracılığıyla oyuncuya,
    oyuncudan da bütün bir halka geçer, birbirine asılan mıknatıslı iğneler
    dizisi gibi. (Kitap 1, bölüm 37)

  8. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    EĞİTİM VE HALK

    Oğullarım olsaydı, benim gibi büyümelerini isterdim.
    Babamdan Allah razı olsun, beni daha beşikte iken bir köylünün evine
    yollamış, orada süt emmişim; uzun süre en yoksul, en gelişigüzel bir
    hayat içinde kalmışım. Çocuklarınızı kendiniz yedirmeyin; hele bu işi
    sakın karınıza bırakmayın. Bırakın, çocuklarınız halkın ve doğanın
    yasaları içinde büyüsün; aç kalmasını, güçlüğe göğüs germesini
    öğrensinler hayatın çetinliği onlar için gittikçe çoğalmasın, azalsın.
    Babamın beni böyle büyütmekte bir başka maksadı daha vardı; beni
    halka bağlamak, bizden yardım bekleyen insanların haline
    ortak etmek istiyordu; gözlerimin, bana sırtını çevirenlerden
    değil, kollarını açanlardan yana bakmasını daha doğru buluyordu. Bu
    düşünce ile beni düşkün insanlara bağlamak, borçlu bırakmak istedi.
    İstediği oldu: Zayıf, zavallı insanlara kolayca bağlanabiliyorum. Bunu
    hem şerefli bir iş sayıyorum, hem de içimden öyle geliyor. Ülkemde
    kargaşalıklara neden olan bir partiye kızıyorum; hele bu parti başa
    geçip, her şeyi elde edince öfkem büsbütün artıyor çoğu kez bir
    partiye ezilmiş, gadir görmüş olduğu için bağlanmışımdır. (Kitap 3,
    bölüm 12)

  9. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    GERÇEKÜSTÜ KANDIRMACALARI

    İki gün önce, evimizden iki fersah ötede bir köyden geçerken, foyası
    yeni meydana çıkmış bir mucizenin sıcaklığı içinde buldum orasını.
    Meğer birkaç aydır o çevreyi oyalamış bu mucize, komşu illeri de
    etkilemeye başlamış ve her türlü meraklıların o köye akın etmesine
    neden olmuş. Köyün bir delikanlısı bir gece evinde hortlak sesiyle
    konuşmaya kalkmış; uzun sürmeyecek bir şaka yapmakmış bütün
    maksadı. Oynadığı oyunun umduğundan çok daha başarılı olduğunu
    görünce, işi biraz daha büyütmek için, köyün yarım akıllı, sersem bir
    kızını da almış yanına. Aynı yaşta bir başkasını daha bulup üç kişi
    olmuşlar, evde başardıkları oyunu bütün köyde başarmak için kilisede
    mihrap arkasına saklanıp yalnız geceleri ruhların ağzından konuşmuş
    ve ışık getirilmesini yasaklamışlar. Söyledikleri dünyanın imandan
    uzaklaştığı ve kıyamet gününün yaklaştığı gibi şeylermiş.

    Din sahtekarları hep bu konuları işler, bu perde arkasında kolayca
    saklanırlar. Bu konuşmalardan sonra üç genç, oyunu ufak çocukların
    bile yutmayacağı görüntülere, aldatmacalara kadar vardırıp yakayı ele
    vermişler. Talihleri yardım etse bu şaka kimbilir daha ne kadar ileri
    gidebilirdi! Şu anda o zavallı gençler hapisteler ve herkesin
    budalalığının cezasını onlar çekecekler belki bir yargıç da kendi
    budalalığının öcünü onlardan alacak. Foyası meydana çıkan bu
    oyunda gerçek apaçık görülüyor; ama bilgimizi aşan bu benzer birçok
    şeylerde kafamızı, inanmakta olsun, inanmamakta olsun
    dizginlemeliyiz bence. (Kitap 2, bölüm 11)

    Bana doğru gelen hiçbir şey yoktur ki yanlış gibi de gelmesin. (Kitap
    2, bölüm 12)

  10. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    YARARLI VE GÜZEL ÜSTÜNE

    Eskiden, Epaminondas'ı üstün insanların en başına koymuştum; bu
    düşüncemi bugün de değiştirmiş değilim. Kendi kendisine yüklediği
    ödevlere ne kadar saygılıydı bu insan. Yendiği insanlardan hiçbirini
    öldürmedi. Yurdunu özgürlük dediğimiz o paha biçilmez nimete
    kavuşturmak için zorbaları ve suç ortaklarını biçimsel adalete
    uymadan, vicdan rahatlığıyla öldüren bu adam, düşmanları arasında ve
    savaşta bir dostunu, bir konuğunu ya da kendisini konuklayanı öldüren
    yurttaşlarını, ne kadar iyi bilinseler, kötü sayıyordu. İşte, zengin ruh
    yaratılışı buna derim ben. En sert, en kaba insan eylemleriyle,
    filozofların bulabileceği en ince iyiliği ve insanlığı uzlaştırabiliyordu.
    O azgın yürek, o acıya, ölüme, yoksulluğa öylesine dayanan o demir
    yürek nasıl oluyor da, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, en tatlı, en
    babacan duygularla yumuşayabiliyordu? Kendisinden başka herkesi
    yenmiş bir ulusu, kılıç ve kan dehşetiyle allak bullak eden insan,
    böylesine bir kargaşalık içinde, düşmanları arasında bir dosta, evinde
    kaldığı bir insana raslayınca kuzuya dönüyordu. Savaşı, en azgın
    anında, kıran kırana, kan gövdeyi götürürken iyi duygularla
    dizginlemesini bilen kişi, savaşa komutanlık yapmasını gerçekten en
    iyi bilen kişidir. Böylesi azgınlıklar içinde en ufak bir adalet örneği
    gösterebilmek bir mucizedir. Yalnız Epaminondas'ın sertliği, en
    yumuşak, en temiz, en tatlı insanlık duygularıyla kaynaşmasını
    başarabilmiştir. Kimi komutanlara göre, silahlı insanlar karşısında
    yasalar sökmezken, kimine göre, adalet zamanı başka, savaş zamanı
    başka iken (Caesar) kimine göre silahların sesi yasaların sesini
    duymaya engel olurken (Marius), bizim Epaminondas savaşta en ince
    kibarlıktan, insanlıktan ayrılmasını biliyordu. Belki savaş azgınlığı ve
    hoyratlığını, Musa'ların, sanat ve bilim perilerinin tatlılığı ve güler
    yüzleriyle yumuşatmasını düşmanlarından öğrenmişti.

    Epaminondas kadar büyük bir eğiticiden sonra diyebiliriz ki,
    düşmanlarımıza bile yapılması doğru olmayan şeyler vardır ve ortak
    yarar özel yarardan her şeyi istememelidir.

    Manente memorla etlam in dissidio puslicorum faederim privati
    furiş. (TitusLivius)

    Kamusal bozuşmalar ortasında kişisel haklar unutulmadığından.

    Et nulla potentia vires

    Prraestandi, ne quid pecet amicus, habet; (Ovidius)

    Hiçbir devlet gücü hak veremez

    Dostluk bağlarının koparılmasına.

    Ne kralına hizmet için, ne kamu yararı, ne de yasalar uğruna her şeyi
    hoşgörebilir iyi bir insan:

    Non enim patria praestat omnibus officiis .. et ipsi
    condusit pios hasere cives im parentes. (Cicero)

    Çünkü yurt bütün ödevlerin üstünde değildir ve yurttaşların
    yakınlarını sevmesi yurdun yararınadır.

    İç savaşlarla geçen zamanlarımıza uygun bir ders veriyor bu sözler.
    Kuşandığımız zırhların yüreklerimizi katılaştırması hiç de gerekli
    değil; sırtımızın katılaşması yeter. Kalemlerimizi mürekkebe
    batırmakla yetinelim, kana batırmayalım. Dostluğu, kişisel bağları,
    verdiğimiz sözü, yakınlarımızı kamu yararına devlet uğruna hiçe
    saymak büyük bir yiğitlik ve eşine az raslanır yaman bir erdemse eğer,
    kendimizi özürlü göstermek için diyebiliriz ki bu kadar büyüklüğü
    Epaminondas'ın büyük yüreği bile kaldıramamıştı.

    Şöylesine azıtılmış bir ruhun kudurmuşca kışkırtmalarından da nefret
    ediyorum doğrusu:

    Dum tela micant, non vos pietatis imago Ulla, nec adversa conspecti
    fronte parentes Commoveant; vuftus gladıo turbate verendos. (Lucianus)

    Kılıç kından çıkınca bütün duygular susmalı! Karşı cephede
    babalarınrzı da görseniz Paralayın suratlarını yalın kılıcınızla.
    Sütü bozuklara, kana susamışlara, hainlere, haklı görünerek cinayet
    işlemek fırsatını vermeyelim.

    Öylesine azgın, amansız bir adaleti bırakalım; daha insanca
    davranışlardan örnek alalım. Zaman ve olaylar neler öğretmiyor
    insanlara! Cynna'ya karşı girişilen iç savaşta, Pompeius'un bir askeri,
    karşı tarafta savaşan kardeşini farkına varmadan öldürünce, utanç ve
    kederinden hemen kendini de öldürüyor. Birkaç yıl sonra aynı halkın
    bir başka iç savaşında askerin biri de kardeşini bile bile öldürdüğü için
    komutanlarından ödül istiyor!

    Bir eylemi yararlı olduğu için dürüst ve güzel saymak yanlıştır;
    herkesi o eyleme zorlamak, yararlı diye herkes için onurlu olacağı
    sonucuna varmak doğru değildir:

    Omnia non parüer rerum sunt omnibus apta.

    Her şey tıpa tıp uygun değildir herkese.

    İnsan toplumunun en zorunlu, en yararlı eylemini, evlenmeyi alalım.
    Azizlere göre güzel ve dürüst olan evlenmemektir; en şerefli
    saydıkları görevlerinde evlenmeye yer vermezler: Oysa biz haralarda,
    yalnız az değerli hayvanların çiftleşmesine engel oluruz. (Kitap 3,
    bölüm 1)

+ Yorum Gönder
3. Sayfa BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu


montaigne denemeler,  montaigne söz özgürlüğü,  montaigne pazarlık,  montaigne denemeleri,  montaigne ölüm üstüne denemesi,  montaigne pazarlık denemesi