+ Yorum Gönder
4. Sayfa BirinciBirinci ... 23456 SonuncuSonuncu
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Montaigne - Denemeler II Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    --->: Montaigne - Denemeler II

    ÖLÜMÜN TADINA VARMAK

    Cicero'nun mektuplaştığı Pomponius Atticus hastalığında, damadı
    Agrippa'yı ve iki üç dostunu çağırmış, demiş ki onlara: İyileşmeye
    çalışmaktan hiçbir kazancım olmadığı kanısına vardım. Hayatımı
    uzatmak için her yaptığım şey acılarımı da uzatıp artırıyor. Onun için
    hayatıma da hastalığıma da son vermeye kararlıyım. Bu kararımı
    hoşgörmenizi ve herhangi bir durumda beni vazgeçirmeye
    çalışmamanızı dilerim. Kendini açlıkla öldürme yolunu seçen
    Pomponius nasılsa birden iyileşivermiş: Ölmek için bulduğu yol
    sağlık getirmiş ona. Hekimler ve dostları bu mutlu olayı kutlayıp onun
    rahatlamasına sevinirlerken aldanıyorlarmış meğer; çünkü iyileşen
    hastayı kararından vazgeçirememişler ne yaptıysalar. Diyormuş ki
    Pomponius: O türlü, bu türlü nasıl olsa bir gün bu adımı atmak
    zorunda kalacağım; bu kadar ileriye gitmişken ne diye bırakıp bir daha
    yeni baştan zora ------- kendimi. Adam ölüme öyle alıştırmış ki
    kendini, korkmak şöyle dursun can atar olmuş ona. Giriştiği savaşın
    doğruluğuna inandığı için onu bir an önce bitirme çabasına düşmüş.
    Ölümü böylesine tadarak, içine sindirerek beklemek, ölümden
    korkmaktan çok ötede bir şey.

    Filozof Cleanthes'in serüveni de pek benzer buna: Diş etleri şişmiş,
    çürümüş ve hekimler çok sıkı bir perhiz vermişler ona. İki gün ağzına
    bir şey koymayınca öyle iyileşmiş ki hekimler artık eskisi gibi yiyip
    içebileceğini söylemişler. Ama o, perhizin verdiği baygınlığa benzer
    durumun tadına vararak geri dönmemeye karar vermiş ve bir hayli
    yaklaştığı yere adımını atmış.

    Romalı delikanlı Tullius Marcellinus çektiği bir hastalığın acılarına
    katlanamaz olmuş. Hekimleri hemen değilse de mutlaka iyileşeceğini
    söylemişler ama delikanlı hayatına son vermek istemiş ve dostlarını
    çağırıp ne düşündüklerini sormuş. Kimi, diyor Seneca, kendi
    korkaklıklarına uygun öğütler vermiş; kimi, dalkavukça, delikanlının
    hoşuna gideceğini sandıklarını söylemiş; ama bir Stoalı şöyle demiş
    ona: Uğraşma Marcellinus, önemli şeyler üstüne kafa yorarmış gibi.
    Büyük bir şey değildir yaşamak: Uşaklar da, hayvanlar da yaşıyor ama
    dürüstçe, akıllıca ve sağlam yürekle ölmek büyük bir şeydir. Düşün
    nedir kaç zamandır yaptığın, hep aynı şey: Yemek, içmek, uyumak;
    içmek, uyumak ve yemek. Hep bu çember içinde dönüp durmaktayız
    gerçekten. Yalnız başa gelen dertler, dayanılmaz acılar değil,
    yaşamaya doymak da ölümü istetir insana. Marcellinus kendisine öğüt
    verecek olanı değil, yardım edecek olanı arıyordu. Hizmetçiler bu işe
    karışmaktan korkuyorlardı. Ama o filozof anlattı ki onlara, yalnız
    efendilerinin kendi isteğiyle ölüp ölmediği bilinmediği zaman
    hizmetçilerden kuşkulanır herkes; onun dışında, efendisinin ölmesine
    engel olmak onu öldürmek kadar kötüdür çünkü:

    Invitum qui servat idem facit occidenti (Horatius)

    Ölmek isteyeni kurtarmak öldürmekle birdir.

    Sonra Marcellinus'a şunu da anlatır ki, nasıl yemek bitince
    soframızdan arta kalanı seyircilere dağıtırsak, hayat bitince de
    işlerimizi yönetenlere bir şeyler dağıtmak yerinde olur. Marcellinus
    açık ve cömert yürekli bir insanmış: Hizmetçilerine paralar dağıtmış
    ve avutucu sözler etmiş hepsine. Sonra da bıçaklara, kanlara
    başvurmamış. Bu dünyadan kaçmak değil, kalkıp gitmek istemiş
    sadece; ölüme sırt çevirmemiş göğüs germiş.

    Sen mi güçlüsün ben mi, diyerek yemeyi içmeyi kesmiş; üç gün
    sonra üstüne ılık sular döktürerek yavaş yavaş kendinden geçmiş,
    geçerken de bir çeşit keyif duyduğunu söylemiş. Gerçekten de
    bitkinlikten yürekleri durur gibi olanlar hiçbir acı çekmediklerini,
    tersine, bir uykuya dalma, rahatlama duygusu içinde olduklarını
    söylerler. (Kitap 2, bölüm 13)
    --->: Montaigne - Denemeler II frmacil dördüncü 4 sayfa --->: Montaigne - Denemeler II

  2. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    YAŞAMA BAĞLILIK

    Bütün insanlar cılız varlıklarına öylesine bağlıdırlar ki, sağ kalmak
    için razı olmayacakları hiçbir kötü durum yoktur. Bakın Maecenas ne
    diyor:

    Debilem facito manu,

    Debilem pede, coxa,

    Lubriscos quate dentes:

    Vita dum superest bene est.

    Tek kollu da kalsam,

    Kötürüm, damlalı da olsam

    Sökülse de bütün dişlerim:

    Ne mutlu bana yaşıyorsam.

    Timurlenk cüzamlılara karşı uyguladığı görülmedik zalimliğini
    insanseverlik diye yutturuyordu. Her rasladığı cüzamlıyı öldürtürken,
    onları böylesine acılı bir yaşamdan kurtarmış olacağını söylüyordu.
    Oysa onlar ölmektense üç kat daha cüzamlı olmaya razıydılar.

    Filozof Antisthenes, ağır hasta yatarken bağırıyormuş; kim
    kurtaracak beni bu acılardan, diye. Onu görmeye gelmiş olan
    Diogenes: İşte bu seni hemen kurtarır, istersen, diyerek bir hançer
    uzatınca ona: Yaşamaktan değil, acılarımdan kim kurtaracak? demiş
    Antisthenes. (Kitap 2, bölüm 37)

  3. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    HERKESİN DEĞERİ KENDİNE GÖRE

    Kendim nasılsam başkasını ona göre değerlendirmek hatasına
    düşmem çokları gibi. Buna aykırı düşen şeylere kolayca inanırım.
    Kendimi bağlı hissettiğim bir biçime başkalarını zorlamam herkes
    gibi. Bambaşka bir türlü yaşama biçimi olabileceğine inanır, akıl
    erdirebilirim.

    Çoklarının tersine de, aramızdaki ayrılığı benzerlikten daha kolay
    kabul ederim. Başkasının benim hallerimden ve ilkelerimden dilediği
    kadar uzak kalmasını hoşgörürüm. Herkesi düpedüz ve bağımsız
    olarak kendi kişiliğiyle görür, kendi örneği içinde değerlendiririm.
    Kendim perhiz yanlısı olmadığım halde kimi rahiplerin perhizciliğini
    içtenlikle beğenmekten, davranışlarını uygun bulmaktan geri kalmam:
    Hayal gücümle kendimi onların yerine koyabilirim pekala. Hatta
    benden ne kadar ayrı iseler o ölçüde daha da çok sever ve sayarım
    onları. Birbirimizin kendi içinde değerlendirilmesini, kimsenin herkes
    gibi olmaya zorlanmamasını candan dilerim.

    Kendi güçsüzlüğüm başkalarının gücü kudreti üstüne beslemem
    gereken düşünceleri hiç değiştirmez.

    Sunt qui laudent, nisi quod se imitari posse confidunt. (Horatius)

    Kimileri yalnız taklit edebilir sandıklarını överler.

    Yerin çamurunda sürünürken de, ta göklerde, kahraman ruhların
    yüceliğini görmekten geri kalmam. Yaptıklarımın değilse bile
    düşüncemin düzgün olması, hiç olmazsa bu önemli yanımın
    bozulmadan işlemesi bana çoktur bile. Bacaklarım tutmazken
    irademin sağlam kalması az şey değildir. Yaşadığımız çağ, bizim
    iklimde hiç değilse, öylesine bozulmuş ki erdemin yaşanması şöyle
    dursun tasarlanması bile bir hayli zor. Yalnız okul sözlüğünde kalmışa
    benziyor erdem:

    Virtutem verba putan, Ut lucum ligna (Horatius)

    Erdem sadece bir söz onlar için Ve kutsal orman sadece odun.

    Quam verreri deberet, etiamsi percipere non posent. (Tusculanes)

    Erdem ki saymaları gerekir, anlamasalar bile. (Kitap 1, bölüm 37)

  4. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    ZORLUĞUN DEĞERİ

    Filozofların en akıllıları derler ki: akla uygun hiçbir şey yoktur ki
    tam tersi de akla uygun olmasın. Yakınlarda gevelediğim bu güzel
    sözü eskilerden biri (Seneca) yaşamayı küçümseme yolunda
    kullanmış: Ona göre, yalnız yitirmeye hazırlandığımız bir nimet bize
    zevk verebilir.

    In auquo est dolor amissae rei, et timor amittendae. (Seneca)

    Yitirme acısıyla yitirme korkusu bir kapıya çıkar.

    Demek ister ki bununla, yaşamayı yitirme korkusunda olursak,
    yaşamanın tadını çıkaramayız. Ama bunun tersi de söylenebilir:
    Yaşamaya bu kadar sıkı sarılıp, böylesine bir sevgiyle bağlanmamış,
    onun temelli olmadığını gördüğümüz, elimizden çıkmasından
    korktuğumuz içindir. Gerçek ortada çünkü: Ateş nasıl soğuktan hız
    alıyorsa bizim istemimiz de kendi karşıtıyla bilenip keskinleşiyor:

    Si numquam Danaen habuisset abenea turis,

    Non esset Danae de Jove facta parens. (Ovidius)

    Danae yi funçtan kuleye komasalardı

    Jupiter den hiç gebe kalmazdı Danae.

    Bolluğun verdiği doygunluktur zevkimizi en fazla körleten;
    zevkimizi en fazla bileyen, coşturan şeyse özlediğimizi az ve zor
    bulmaktır.

    Ominum rerum voluptas ipso quo debet fufare
    periculo crescit (Seneca)

    Her şeyin zevki, bizi itmesi gereken tehlikeyle artar.

    Galla, nega: satiatur amor, nisi gaudia torquent. (Martialis)

    Galla, hayır de: aşk azapla beslenir yalnız.

    Aşkın gevşememesi için Likurgos Lakedemonya'da evlenenlerin
    gizli yatıp kalkmalarını buyurmuş: Evlilerin yatakta görülmeleri, bir
    başkasıyla yatmaları kadar ayıp sayılıyormuş. Buluşmaların zorluğu,
    yakalanma tehlikesi, sonradan duyulacak utanç:

    Et languor, et silentium,

    Et latere petitus imo spritus (Horatius)

    Ya o baygınlık, o sessizlik,

    Ya o derinden gelen gizli ahlar,

    Bütün bunlardır salçayı kıvamına getiren. Sevişmenin nice hoşlukları
    aşkın etkilerinden çekinerek, utanarak söz etmekten doğmaktadır.
    Şehvetin kendisi bile acı duyarak kızışmak ister. İncittiği, tırmaladığı
    zaman daha tatlı olur. Fahişe Flora, Pompeus'la yatıp da üzerinde
    dişlerimin izini bırakmadığım olmadı, dermiş.

    Quod petire premunt arcte, faciuntque dolorem Corporis, et dentes
    inlidunt saepe lebellis:

    Et stimuli supsunt, qui instigant laedere id ipsum Quodcumque est,
    rabies unde illi germina surgunt. (Lucretius)

    Arzuyla sarıldıklarının canı yanar; Dişleri ısırır çok kez nazik
    dudakları. Gizli dürtüler incitmeye iter onları. Her tuttuklarını;
    azgınlıkları artar böylece.

    Her işte görülen budur: Zoduk değer kazandırıyor her şeye. (Kitap 2,
    bölüm 15)

  5. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    DÜŞÜNMEDE KENDİNDENLİK

    Hemen bütün görüşlerimiz üstün sayılan kişilerden gelme,
    başkalarından alınmadır. Hiç de kötü değil öyle olması; öyle cılız bir
    çağda yaşıyoruz ki görüşlerimizi kendimiz seçsek en kötülerini
    seçerdik. Sokrates'in bize dostlarınca aktarılan konuşmalarını herkes
    beğendiği için biz de beğeniyoruz, kendi bildiklerimize dayanarak
    değil. Öylesi konuşmalar geçerli değil bugün. Aramızdan Sokrates'e
    benzer biri çıksa pek azımız değer verirdi ona.

    Biz güzellikleri yalnız sivri, şişkin, süslü püslü olarak seviyoruz. Saf
    ve sade olanlar kolayca kaçıyor bizim kaba gözlerimizden öylelerinin
    ince ve saklı bir yanları var: İnsanın pussuz, yıkanmış, arınmış bir
    bakışı olmalı ki o gizli ışıltıyı görebilsin. Biz saflığı budalalıkla
    eşanlamda kullanıp kınamıyor muyuz? Sokrates doğal ve herkesinkine
    benzer yoldan yürütüyor düşüncesini. Bir köylü, bir kadın onun gibi
    söyler söyleyeceğini. Sözünü ettiği insanlar yalnız arabacılar,
    doğramacılar, terlikçiler, dülgerlerdir. Açıklamaları, benzetileri hep
    insanların en bayağı, en ortamalı eylemlerinden alınmadır; herkes
    anlar. Böyle kaba bir biçiminin altında onun yüce düşüncelerinin
    soyluluğunu, zenginliğini göremezdik biz; biz ki bilgiçlerin önem
    vermediği her şeyi adi, aşağılık sayarız ve zenginliği yalnız
    gösterişlerde süslerde püslerde görürüz. Bizim dünyamız gösteriş
    üzerine kurulmuş; insanlar üfürükle şişiyorlar yalnız, balonlar gibi
    hoplatılarak durabiliyorlar yukarda. Sokrates boş hayaller peşinde
    koşmuyor. Amacı bize, yaşamaya gerçekten ve sıkı sıkıya bağlı ve
    yararlı bilgiler, öğütler vermek.

    servare modum, finemque tenere, taturamque sequi. (Lucianus)

    işini düzenlemek, ödevini gözetmek ve doğaya uymak Sokrates hep
    kendisi olarak kaldı ve en son güçlülük kertesine sıçramalarla değil
    kendiliğinden yükseldi. Daha doğrusu hiçbir yere yükselmedi de
    bütün terslikleri, bütün zorlukları kaynaklarına, doğal çıkış noktalarına
    indirdi. Çünkü, örneğin Çato'da orta halli insanları çok aşan gergin bir
    tutum görüyoruz. Yaşadığı yiğitlik serüvenlerinde ve ölümünde onu
    hep dünyaya pek yukarılardan bakar görüyoruz. Oysa Sokrates'in
    ayağı hiç yerden kesilmiyor, en yararlı düşüncelerini gevşek ve
    özentisiz adımlarla yürütüyor; ölümünde ve insan yaşamında başa
    gelebilecek en belalı durumlarda da öyle davranıyor. (Kitap 3, bölüm 12)

  6. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    UYDURMA NELENLER

    Doğru olsun, yanlış olsun, orası önemli değil, İtalya'da bir atalar
    sözüymüş gibi derler ki, topal bir kadınla yatmamış olan kişi Venüs'ü
    en olgun tadıyla bilmez. Kaderin cilvesi ya da herhangi özel bir
    raslantı bu sözü halkın diline yerleştirmiş aynı şey kadınlar için de
    söylenir, erkekler için de. Çünkü Amazonların kraliçesi kendisiyle
    sevişmek isteyen İskitli'ye ne demiş? Bu işi topal daha iyi yapar,
    demiş. O kadınlar cumhuriyetinde, erkeklerin egemenliğinden
    kurtulmak için kadınlar onların kendilerine üstünlük sağlayan kol,
    bacak gibi uzuvlarından birini sakat ederlermiş ve onları yalnız, bizim
    şimdi kadınları kullandığımız iş için kullanırlarmış. Topalların bozuk
    devinimleri bu işe bir yeni tad katıyor, ya da bu türlüsünü deneyenler
    bir hoşluk buluyorlar belki, der geçerdim; ama yeni öğrendiğime göre
    Yunan filozofisi de bunun doğru olduğu kanısına varmış: Bu filozofi
    der ki, topalların bacak ve baldırları aksaklıkları nedeniyle kendilerine
    gelen besini alamadıklarından, onlardan yukarıda bulunan cinsel bölge
    daha dolgun, daha besili, daha güçlü olur. Bir başka görüşe göre de,
    topallık cimnastiğe engel olduğundan, bu sakatlığa uğramış olanlar
    güçlerini daha az harcamış olur ve Venüs'ün oyunlarına daha dolgunca
    katılırlarmış.

    Yunanlılar dokumacı kadınların ötekilerden daha sıcakkanlı
    olmalarını da aynı nedene bağlıyorlar: Zanaatları gereği hep evde
    oturduklarından bedenleri fazla deprenmiyormuş. Böyle düşünülürse
    daha neler neler gelebilir insanın aklına. Topal dokumacı kadınlar için
    ben de diyebilirim ki işleri gereği oturdukları yerde ileri geri
    depreşmeleri arzularını kabartıp kışkırtıyor onları, araba salıntılarının
    kibar bayanları gıcıklayabileceği gibi.

    Bu örnekler başta söylediğimi doğrulamıyor mu? İnsan aklı çok kez
    olmayacak şeylere nedenler uyduruyor. (Kitap 3, bölüm 10)

  7. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    EFENDİLER VE UŞAKLAR

    Platon'un bir öğütü hiç hoşuma gitmez: Kadın olsun, erkek olsun
    hizmetçilerinizle şakalaşmadan, senli benli olmadan, hep bir efendi
    ağzıyla konuşmalıymışız. Benim aklım buna ermedikten başka, servet
    üstünlüğüne öylesine önem vermek hiç de insanca ve haklı bir
    davranış değil. Uşaklarla efendiler arasındaki ayrılığın daha az göze
    battığı yerde daha adaletli bir düzen vardır bence. (Kitap 3, bölüm 3)

    PEŞİN VE KESİN YARGILARA KARŞI

    Ben ağır anlayışlı, biraz da elle tutulur, olağan şeylerden yanayımdır;
    onun için de eskilerin şu dedikleri bana dokunmaz:

    Majorem fidem homines adhibent üs quae non intelligunt.

    İnsanlar anlamadıklarına daha çok inanırlar.

    Cupidine humani, ingenii libentius obcura creduntur. (Tacitus)

    İnsan kafası öyledir ki kendisine karanlık gelene daha kolay inanır.

    Biliyorum kızıyorlar bana; şüphe etmemi yasaklıyor, şüphe edersem
    ağır küfürler savuruyorlar. İnandırmanın yeni bir yolu da bu. Ama,
    Tanrıya şükür, benim inancım yumrukla değiştirilecek cinsten
    değildir. Görüşlerini yanlış olmakla suçlayanlara çatsınlar. Ben
    görüşlerini sadece anlaşılması zor ve cüretli olmakla suçluyorum.
    Karşı görüşü ise, onlar kadar azgınlığa varmadan ben de tutmuyorum.

    Videantur sane, ne affirmentur modo (Cicero)

    Olabilir desinler, ama olur demesinler.

    Düşüncelerini kafa tutarak, buyruklar vererek ortaya koyanlar
    akıldan yana güçsüz olduklarını belli ediyorlar. (Kitap 3, bölüm 11)

  8. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    BİLMEDİĞİNİ SÖYLEYEBİLME

    Dünyadaki birçok kötülükler, daha cüretle söyleyelim, dünyanın
    bütün kötülükleri, bizi bilgisizliğimizi açığa vurmaktan kaçınmaya,
    reddemediğimiz şeyi kabul etmeye alıştırmalarından geliyor. Her
    şeyden bilgiçce ve kesinlikle söz ediyoruz. Roma'da bir adet varmış:
    Bir tanığın gözleriyle gördüğünü söylediği ve bir yargıcın en kesin
    bilgiyle ortaya koyduğu şeyden bile, bana öyle geliyor ki, diye söz
    edilirmiş. Olabilecek şeyleri bana hiç şaşmazmış gibi yutturmaya
    kalktıkları zaman o şeylere karşı nefret uyandırıyorlar bende.
    Önerilerimizin, küstahlığını yumuşatan şu sözleri severim ben:
    Olabilir ki, kimi yerde, kimisi, derler ki, sanırım benzeri sözleri.
    Çocukları eğitecek olsam, kestirip atarca değil şöyle sorarca karşılık
    vermeye alıştırırdım onları: Ne demek bu? Bundan anlamam,
    olabilir, doğru mu? On yaşında bilginler gibi konuşacaklarına
    altmış yaşında öğrenci gibi kalsınlar. Bilgisizlikten kurtulmak
    isteyenin onu açığa vurması gerekir. İris, Thaumantis'in (aydınlık
    şaşkınlığın) kızıdır. Şaşma bütün filozofinin temeli, soruşturma
    gelişmesi, bilgisizlik son aşamasıdır. Bilgisizliğin öylesi vardır ki
    yücelik ve cömertlikten yana bilimden aşağı kalmaz; o bilgisizliği
    kavramak için de bilimi kavramak için gerektiği kadar bilim ister.
    (Kitap 3, bölüm 2)

  9. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    BÜYÜKLÜK VE İNSANCALIK

    Şana şerefe ermenin en kestirme yolu şan şeref için yaptığımızı kendi
    vicdanımızın buyruğuyla yapmaktır. Büyük İskender'in değeri bence,
    o parlak yaşayışı içinde Sokrates'in düşkün ve sönük bir yaşayışı
    içindeki değeri yanında bir hayli cılız kalıyor. Düşüncem Sokrates'i
    İskender'in yerine koyabiliyor rahatlıkla, ama İskender'i onun yerinde
    düşünemiyorum. İskender'e ne yapmasını bildiğini sorsalar: Dünyaya
    boyun eğdirmesini bilirim, der; Sokrates ise insan yaşantısını doğal
    niteliğine uygun olarak yönetmesini bildiğini söyler. Bu bilim daha
    ağır basan, daha saygın bir bilimdir. Ruhun değeri yükseklere
    çıkmasında değil, düzenli olmasındadır.

    Ruhun büyüklüğü büyük yerlerde değil, gösterişsiz yerlerde çıkar
    ortaya. Onun için bizi içimize inerek yargılayanlar ünlü eylemlerimize
    pek önem vermezler, bunların aslında çamurlu ve batak bir dipten
    fışkırmış pırıltılı su serpintileri olduğunu görürler. Bizi parlak
    görünüşümüze göre yargılayanlar ise içimizin de aynı parlaklıkta
    olduğunu sanırlar, onları şaşırtan ve görüşlerini aşan başarı güçlerini
    halkın ve kendilerinin güçleriyle bir arada düşünemezler. Bir işçinin
    helaya gitmesini, karısıyla yatmasını düşünmek olağan gelir de
    bize, gösterişli ve bilginliğiyle saygınlık kazanmış bir koca başbakanı
    o durumlarda düşünmeyi yadırgarız. O yüksek tahtlarda oturanlar
    yaşayacak kadar alçalamazlar gibi gelir bize. (Kitap 3, bölüm 2)

  10. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    KENDİ ZENGİNLİĞİMİZ

    Biz kendimiz sandığımızdan daha zenginizdir; ama bizi her şeyi
    başkalarından almaya, dilenmeye alıştırıyorlar. Kendimizden çok
    başkalarından yararlanacak biçimde yetiştiriyorlar bizi. İnsan hiçbir
    şeyde gerek duyduğu kadarıyla yetinmiyor. Ne şehvette, ne servette,
    ne devlette kollarını kucaklayamayacak kadar açmaktan alabiliyor
    kendini; açgözlülüğü ılımlı olamıyor bir türlü. Bilme merakı da aşırı
    gidiyor bence insanın: Başaramayacağı kadar, gereğinden fazla iş
    alıyor üstüne, bilginin yararını konusu kadar genişleterek.

    Ut omnium rerum sic litteram quoque intemparatis laboramus.
    (Seneka)

    Her şeyde olduğu gibi okuma çabasında da ölçüyü aşıyoruz.

    Tacitus, oğlunun aşırı bilim oburluğunu dizginleyen Agricola'run
    anasını övmekte haklı öyle bir nimet ki bu, sağlam gözlerle bakılırsa,
    insanların bütün nimetlerinde olduğu gibi onda da doğal olarak bir
    hayli gereksizlik, güçsüzlük bulunduğu ve pahalıya da mal olduğu
    görülür.

    Bilim edinmek, et ya da balık satın almaktan çok daha netametli bir
    şeydir. Çünkü satm aldığınız nesneyi bir kaba kor eve getirirsiniz; ne
    mal olduğunu yakından da görebilir, ne kadarını ne zaman
    yiyeceğinizi düşünürsünüz ama bilimler öyle mi ya? Ruhumuzdan
    başka bir kaba koyamıyoruz onları. Satın alır almaz yutuyoruz;
    çarşıdan zehirlenmiş ya da değişmiş olarak çıkıyoruz. Öyle bilimler
    var ki kafamızı besleyecek yerde engel ve yük oluyorlar bize, öyleleri
    de var ki iyileştirecek yerde öldürüyorlar bizi. (Kitap 3, bölüm 12)

    Halkı bir tek insan, bir tek insanı bütün halk gibi gör. (Kitap 1, bölüm 39)

+ Yorum Gönder
4. Sayfa BirinciBirinci ... 23456 SonuncuSonuncu


montaigne denemeler,  montaigne söz özgürlüğü,  montaigne pazarlık,  montaigne denemeleri,  montaigne ölüm üstüne denemesi,  montaigne pazarlık denemesi