+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Felsefe-Doğru Düşünmenin Önündeki Engel Olarak Taassup/Hilmi Ziya Ülken Konusunu Okuyorsunuz..
  1. MaiEf_
    Devamlı Üye

    Felsefe-Doğru Düşünmenin Önündeki Engel Olarak Taassup/Hilmi Ziya Ülken








    Doğru Düşünmenin Önündeki Engel Olarak Taassup



    Hangi tür taassup olursa olsun, her türlüsü ferdin insanca yaşamasını, toplumların gelişmesini engeller.Burada önemli bir noktaya işaret etmek gerekir ki, "başka inanç ve kanaatlere saygılı olmak ve onlara hak tanımak, kendi inanç ve kanaatine bağlı olmamak demek olmadığı gibi, bütün inanç ve kanaatler karşısında da kayıtsız kalmak demek değildir.

    Herhangi bir inanç ve kanaate sıkı sıkıya bağlı olan bir kişi pekala hoşgörü sahibi olabilir.

    Yeni Çağ'ın ünlü filozofu Descartes da fikir taassubunu çocukluk dönemine kadar götürür.

    Ona göre çocukluğumuzda uzun zaman arzu ve nefretlerimizle eğitimcilerimiz tarafından idare ediliriz, halbuki, bunlar çok zaman birbirine karşıt olduğu gibi, belki de hiçbiri bize en iyi hareket tarzını tavsiye etmemektedir. Dolayısıyla hükümlerimiz, çocukluğumuzdan beri bütün aklımızı kullanmak ve ancak kendimize rehber edinmekle vermiş olacağımız hükümler kadar yanlışsız ve sağlam olması hemen hemen imkansızdır.

    Descartes'a göre,

    "fikri taassuptan kurtulmanın yolu şudur:

    Doğruluğunu apaçık olarak bilmediğimiz hiçbir şeyi doğru olarak kabul etmemek, yani acele hüküm vermekten ve peşin hükümlere saplanmaktan dikkatle çekinerek verdiğimiz hükümlerde açık ve seçik olarak kavradığımız şeyleri bulundurmakla" 5
    olacaktır.

    Prof. Dr. Necati Öner'in de işaret ettiği gibi, "fikir mutaassıpları fikirlerini belli bir düzeyde tutamamış; bir fikir adamı olmaktan çok politik trendli kimseler olmuşlardır. Bunların dayandığı kanıtlar bilimsel gerçeklerden çok, politik görüşlerdir". 6

    Kısaca diyebiliriz ki, fikir taassubu bilimsel zihniyetle ve metotlu düşünceye karşıt, akılcı ve bilgiye dayalı bir yöntemden uzaktır. Akli açıklama ve özgür araştırmanın düşmanı olan taassup insanlık tarihînde din kavgalarının milletler arasında büyük savaşlara neden olduğu acı sayfalar olarak kayıtlıdır.

    Özellikle Orta Çağ'da görülmeye başlanan dini taassup acılı sahnelere neden olmuş, taassup artıkça aşın gitmeler çoğalmış, bilim, fikir ve akıl yolundan ayrılmalar olmuştur. Bu yüzden pek çok insan inançlarından dolayı ızdırap çekmiştir. Kör inancın, bağnazlığın, hoşgörüsüzlüğün dünyamızın birçok yerinde bugün bile kol gezdiği bir gerçektir.7

    İnsan zaman zaman saldırganlığını meşru kavramlar arkasında gizlemeye çalışmış bu arada onların ifade ettikleri değerlerin yozlaşmasına neden olmuştur. Yüksek değerler bu değerleri kabul edenler veya etmeyenler tarafından saldırganlığın aleti olarak kullanılmışlardır.

    Okunan gazete ve kitaplarda kullanılan kelime ve kavramlar da, taassup malzemesi olarak kullanılmışlardır. Belli kavramları kullananlar daha dindar, vatansever, muhafazakar sayılmış, bazı kavramları kullananlar da dini hayatına sokmayan, aydın, ilerici ve çağdaş sayılmıştır. Bu durum da insandaki hoşgörüsüzlüğü belli çizgilere götürmüştür.

    Taassubun arka planındaki görüşler insanın hoş göremediği davranışlardır. Fizik veya toplum planındaki görünüşlerdir. İnsanlar çok defa eksiklerini örtmek hatta bazı çıkarlar sağlamak için bir toplum içinde idealize edilmiş dokunulmaz değerler meydana getirirler. Sonra bunların gölgesine sığınıp onlar vasıtasıyla açıkça karşısına çıkamadığı inanç ve kanaatlere sığınırlar. Aslında bu kişilerin davranışları alet ettikleri Mitos'dan çok, saplandıkları herhangi bir kanaatin taassup içerisinde ifadesi ve ilkel zihniyetin bir belirtisidir.8

    Asıl tolerans gösteremediğimiz, o davranış ve görünüşün arkasındaki farklı kanaatler, inançlar, görüşlerdir. Yani temel noktada fikri seviyeden, hoşgörüden mahrumuzdur. Bunun arkasında insan olmak bakımından kişiliğimizle ilgili bir problem vardır ki o da kendimizi yine kendimiz üzerine katlamamız, adeta düşman saldırılarına uğrayan bir kale gibi, farklı fikirler karşısında kendimizi savunma zorunluluğu hissetmemizdir.

    Dışa açılmayı, adeta bir parçalanma, kendimizden koparılma şeklinde düşünür, gerçeğin ne olursa olsun bizde ve bizimki olduğuna inanırız. 9


    Taassubun temel nedeni bilgisizliktir. Daha çok bilgili olmanın başkasına zararı yoktur.
    Çünkü bilgi insanı rahatlatır ve kendi kendisiyle barışık yapar.

    Bilgili insanda ise hoşgörü kendiliğinden gelişir.

    "Bilge" ve "kültürlü" insan başkalarını zorla iknaya çalışmaz. Mutaassıp kimseler başkalarının bilgisizliğine ve saflığına dayanarak kendilerine güç sağlama gayreti içinde bulunurlar.
    Böyle kimseler çıkar kaygısıyla haklılıklarına olan güvensizlikleri nedeniyle hoşgörü kavramından nefret ederler.


    Medeni toplumlarda taassup kaybolur. Taassubu ortadan kaldırmanın yolu insanlar arasında bilgi ve kültürü yaymakla olabilir. Zira sağlam bir inanç ve doğru bilgiye sahip insan eldeki doğrularını kendinde hapsetmez, az da olsa başkalarıyla paylaşabilir, hiç değilse bu doğrulan tartışabilir.

    İnsanın kendisine güvensizlikten kaynaklanan bir korkusu ve bilgisizliği hoşgörüsüzlüğe zemin hazırlayan faktörlerdendir. Bilinçli kişilik dışa açık, daima başka şahıslarla temas halinde olan, onlar karşısında tavır alabilen bir kişiliktir.Kişiliğin oluşturulması ve kavranması, daima başkalarının önünde, ama onlara cephe alarak değil, onlarla beraber söz konusu olabilmektedir. Kişiliğin oluşturulmasındaki birinci adım insanın kendi kendisiyle tanışmasıdır. İnsanın kendi kendisiyle tanışması ise kendindeki "insanlar" yani bütün bir insanlık dünyasıyla ilişki kurması demektir.


    Bunun en güvenilir yolu ise, insanın manevi başarılarının başlangıçtan bugüne tabiata ilave ettiklerinin zemini ve yekunundan başka bir şey olmayan kültür dünyası ile tanışması demektir. Çünkü insanın, biyolojik değil ama manevi anlamda nefes alıp verdiği, insan olarak yaşamayı ve yaşatmayı öğrendiği yer bu kültür dünyasıdır. Kültür evrendeki insan dokusudur.

    Topyekun bir insanlığın hatasıyla sevabıyla bütün faaliyetlerinin izlerini taşıyan tarih, bu kültür dünyasında belirir. İnsanın insanla tanışması, insanın insan olarak kendisiyle tanışması aslında kültürle tanışmasıdır. Bu da bir olgunluk halidir, bir irfandır. Her türlü hoşgörünün temelinde olması gereken bir seviye, bir medeniliktir. 10

    Hürriyetsizlik hali de, taassubun temel nedenlerinden birisidir. Mutaassıp kimse hürriyet davranışının hem dışında hem de karşısındadır. Çünkü bağnazlık ile akılcı düşünme birbiriyle bağdaşmaz. Özgürlük, akılcı düşünmenin temel ilkelerindendir. Mutaassıp kimse kendi saplandığı inanç ve görüşün yanlış olabileceğinden şüpheye düşse, hatta görüşlerinin yanlışlığı ispatlansa bile onlan değiştirmemekte ve savunmayı sürdürmektedir.

    Bu noktada eleştirici bir düşüncenin mahsulü olan felsefe bir arada yaşamak zorunda olan insanların hayatlarım düzenleyen olumsuz yönde her alandaki taassubun panzehiridir. Hoşgörülü, medeni insan yetiştirmek için felsefeye ihtiyaç vardır 11.

    Taassubun önemli nedenlerinden birisi de toplumlardaki hızlı yapı değişiklikleridir. Çünkü çok farklı duygu ve fikir seviyelerine mensup insan gruplan bir arada yaşamak zorunda kalmışlardır. Taassup, belli bir sınırdan öteyi görmeyi reddedip kendini, yine kendi egosu çerçevesinde hapsetmeyi tercih eden ve bu anlamda kendine karşı savaş vermeyi düşünmeyen genel bir insan karakterinin ürünüdür.

    Bu noktada her birimiz kendi doğrularımızın evrenselliğini iddia etmiş, farklı doğrular karşısında kendimizi kapatarak, dışarıda olanlarında doğrularının bulunabileceğini reddetmişizdir.

    Belirli bir ideolojiye saplanan kimse, birdenbire her şeyi değiştirebilecek bir sistem bulduğunu sanıp kendinden olmayanlara karşı saldırıya geçmiş, onları yok etmeye çalışmış, sonuçta taassup çizgisine gelmiştir. 12

    Taassubun en kötü yönü de saldırganlık halidir.

    Sonuç olarak diyebiliriz ki, bilimsel metot farklılıkları değişik bilgi kaynaklan, farklı zihniyet ve akıl ilkeleri insanların farklı düşüncelere sahip olmasına neden olmuştur. Bu bakımdan insanda çoğulcu bir anlayış vardır.

    Bu çoğulcu yapıyı dikkate almamak, dar bir fikre saplanıp, kendi fikir ve inancını üstün tutarak başka fikir ve inançlara karşı düşman olma tavrını oluşturur. Bu da taassup halidir. Taassubun her türlüsü ferdin insanca yaşamasını, toplumların gelişmesini engeller.

    Taassubu ortadan kaldırmanın yolu, insanlar arasında bilgi ve kültürü yaymakla olabilir.


    Kaynaklar:

    5 Descartes, Metot Üzerine Konuşma, çev. Mehmet Karasan, İstanbul 1986, s. 120.
    7 Bertrand Russell, Din ile Bilim, çev. Akşit Göktürk, İstanbul 1983, s.9.
    8 Necati Öner, İnsan Hürriyeti, s. 120
    9 Necati Öner, İnsan Hürriyeti, s. 120; Kenan Gürsoy, "Felsefe ve Hoşgörü", Felsefe Dünyası, Sayı: 1, Ankara 1991, s. 18 vd.
    10 Kenan Gürsoy, "Felsefe ve Hoşgörü", s. 18 vd.
    11 Necati Öner, "Niçin Felsefe" adlı makale, s. 500; İlter Uzel, "Hoşgörü ve Tenkid" Bilge, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi, Sayı: S, Ankara, 1995, s.3.
    12 Kenan Gürsoy, "Felsefe ve Hoşgörü", s. 18.



    Hilmi Ziya Ülken







  2. Ezlem
    Üye





    Taassubu ve fikirleri birbirinden ayırt etmek gerekir.İnsanlar taassup sahibi olabilirler ama taassup fikirlerin önüne geçmemelidir.




+ Yorum Gönder


taassubu ortadan kaldırmanın yolları nelerdir