+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Yine Mahzundur Bu Gönlüm Makale Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Yine Mahzundur Bu Gönlüm Makale








    Yine Mahzundur Bu Gönlüm

    Edebiyat Makaleleri


    Kuş sesleri ılık süt kıvamında yayılıyor ruha. Ruh bulanıyor kafesinde sıkıştığı bedenin…Bedensel hazlar, ruhsal nazlarla dalgalanmakta düş sahillerinde. Sahiline yaklaştığınız her deniz sizi içine çekmek hevesinde…

    Yürek, bir serçe gibi çırpınıp durmakta göğüs kafesinde. Kafesini parçalayıp uçmak isteyen yürekler gönül olma yolunda…Yolların kavşağında kaybolmakta yönler…

    Soymuk borularda su, kılcal damarlarda kan basıncı var bu günlerde. Deli dolu bir düşünce devinmekte beyinlerde. Akıl, kuyruğuna asıldığı uçurtmayla sallanıp durmakta havada ve ne zaman hangi bacaya, hangi ağaca, hangi saçağa çarparak dağılacağı bilinmiyor
    Bahar, bütün güzelliğiyle gelip yerleşti çevremize. Çadır kuran göçebeler gibi tedirgin, telaşlı ve coşkulu…Kuşların şarkılarında bir başka hüznün tadı var. Ilık meltemlerin söylediği ninniler uyutmuyor artık çocuk gönülleri. Bir masal beldesi gibi bahçeler, kırlar, ormanlar…

    Bilmem farkında mısınız ey kendini hâlâ genç gören ihtiyarlar?..Elastikiyeti bozulmuş fersûde damarlarınızın duvarları dayanmıyor kan basıncına. Tansiyon diyorsunuz. Her neyse adı, sallayıp silkeliyor kağşamış bedeninizi…

    Saçaktaki serçe, çiçekteki kelebek, havuzdaki titreşimler içinizi titretiyor ve siz bu titreşimle sarsılıyorsunuz…Şöyle bir yekinip doğrulmak istiyorsunuz serçenin sözüne aldanıp ama boşuna. Kirpiklerinize asılan Kaf dağları çekiyor sizi zorakî uykuların bulanık göleğine…

    Oysa hiç de söylediği yalan değil beyaz kelebeklerin. Kısacık ömürlerinin belki de son dakikalarıdır en çok çırpındıkları şu anlar…Ama onlar düşünmüyorlar o hazîn sonu. Dem bu demdir diyorlar besbelli…Ya siz?

    Biliyorum, hevesiniz var ama gücünüz yok yeni bir koşuya…Kendinizi boş yere avutmanın da bir gereği yok aslında. Gençliğinizde de yapamadığınız şeylere engel olan yaşlılığınızmış gibi davranıp, ne kendinizi, ne de çevrenizdekileri aldatmaya kalkışmak niye?..Seksenlik Süleyman efendiyi bisiklete bindiren heves gençken de sizde yoktu…

    Bir eksiklik var besbelli…Gençliğinizde basamaklarını atlayarak çıktığınız merdivenden, basmadığınız basamakların özlemini çekiyor ayaklarınız…Siz bu merdivenin basamaklarını yeni baştan ve her basamağında durup dinlenerek yeniden çıkmak istiyorsunuz ama inmeden çıkamazsınız bir merdiveni. Oysa ineceğiniz merdiven altı, bir daha çıkamayacağınız karanlık bir bilinmezdir…

    Merdivene yeniden çıkmak için inenler bir daha geri dönmediler…En iyisi, önünüzde hâlâ çıkacağınız basamaklar varsa, her basamakta durup dinlenerek, düşünüp dinleyerek tırmanmaya devam ediniz…Çünkü bu merdivenden bir kere çıkılır. Ya sonra? Sonrasını bilmek onuruna erenleri bir daha aramıza göndermiyorlar ki…

    Bırakın bahçeleri serçelere, çiçekleri kelebeklere…Düşüncelerin iri yapraklarıyla bir çınar gibi yayılan başınızın gölgesinde dinlenin hele…Dinleyin geçip gitmekte olan trenin tiz düdüğünün yankısını karşı kayalıklardan…Ve hâlâ kaldıysa gözlerinizin feri, görmek için bir kompartımanın hâlini, atın gözlerinizden birini bir vagon penceresinden içeri…

    Bahar bütün güzelliğiyle salınmakta sahilinizde. Oysa kurumuş kumsalınız…Ne yeni bir sevdâya yelken açacak rüzgârınız var, ne yeni rüzgârlara dayanacak bordanız…Ama hâlâ bengisular gibi bıngıldamakta damarınızda kan. Ve sertleşen damarlarınız dayanmıyor bu kan basıncına…

    En iyisi siz gidenleri düşünün. Oturduğunuz ağacın önünden çığlık çığlığa geçip giden trenlere mendil sallayın. Unutmayın ki, onlarda bir çok trenin arkasından mendil sallamışlardı bir zamanlar…Sallayın, sallanın, salın gitsin “âvâzeyi şol cihâna Dâvud gibi…”

    Gam çekmeyin üç günlük ömürde yer alan sarsıntılara. Sarsın yakasından tutup en onulmaz dertleri. Yaza el sallıyor, yaza göz kırpıyor tüm cilvesiyle bahar. Erguvanlar ergen kız sevdâsı gibi hercai… Hercai bir sevdâ gibidir hayat. İnanın değmez bir aha bin türlü cefası…

    Çoktan çiçek açtı ayvalar. Meyveye duracak nerdeyse. Hep sorar dururuz ya türkülerde; “Ayva çiçek açtı, yaz mı gelecek” diye… Gelecek elbette. Biz olsak da, olmasak da…

    Gam çekmeyin. “Gam çekme güzel, bil ki baharın sonu yazdır…”
    Baharın en güzel günlerindeyiz. En sevdâlı şarkılarını cıvıldamakta cümle kuşlar. Çiçeklere en kadife öpücükleri kondurmakta kelebekler. Meltemler limonata kıvamında. O halde gönül pencerenizi hâlâ bu meltemlere açmamanızdaki inadınız neden?..
    Bir daha gelinmiyor şu dünyaya. Dünya kadar sıkıntı arasında baharı düşünecek kadar zaman yok mu diyorsunuz?.. O hâlde sıkıntıyı sıkın terli avuçlarınızda ve bir kâğıt mendil gibi buruşturup atın. Başka çâreniz yok. Günler sayılı, süre belirli. Hayat denen ırmağın akışı siz dursanız da sürüp gitmekte. Ve bu ırmağın yüksek bir kayalıktan atlayacak olan şelâlesinin döküldüğü yeri gören yok. Çünkü, üzerine uzanılan sal ile birlikte bu şelâleden uçanlardan bir daha haber alınamıyor…

    Baharın en güzel ve duyguların en delişmen zamanıdır bu aylar…Bozkırlar bile yemyeşil şimdi. Ama çok uzun sürmeyecek bu yeşil türkü. Sarı sıcak bozkıra sarışın bir dev gibi yüzükoyun uzanınca, artık su içmeyecek avucunuzdan serçeler…

    Baharın gülleri açtı. “Güller arasında seni bensiz gören olmuş” diye nedâmet şarkıları söylemek istemiyorsanız, bu günlerin kıymetini bilmelisiniz…

    Bahar esintileri gönülleri esritir. Bir başka heyecanla çarpar yürekler…Hüzün ile sevinç, tasa ile kıvanç birbirine dolaşır; büklüm-büklüm, kıvrım-kıvrım burulur lepiska saç örgüleri gibi…
    Nicedir akla gelmeyen unutulmuş sevdâlar nükseder eski bir hastalık gibi. Ne zamandır görülmeyen ve güzelliği şüpheli bir dilbere doğru meyleder apansız bahar vurgunu gönüller. Eskiden farkında olmadığınız bir güzellikle tanışır gözleriniz. Dilinizden çözer düğümünü bir Karacaoğlan türküsü: “Güzel, ne güzel olmuşsun/ Görülmeyi görülmeyi…”

    Baharın gülleri açtı…Bülbül türküleri her zamanki gibi yanık, içten ve hüzün dolu. Eremeyenlerin tüm acılarını bir türkünün perçemine düğümlemiş de, bir siyah zülüf, bir elâ göz için ağlayan âşıkların âhı var bülbül türkülerinde…

    Elinizden geliyorsa bir şiir yazın. Bir şarkının hiç değilse nakaratını mırıldanın başarabilirseniz. Bir kuş sesine açın ağır duyan kulaklarınızın östaki borusunu, bir kelebeği kucaklayın kirpiklerinizle örselemeden…Küfredin beyninize bir engerek gibi çöreklenen kötü düşüncelere, bir çocuğun terli alnına değdirin duygularınızın elini…Ve beni dinlerseniz, acılarınızı bahar dalından kopardığınız bir yaprağa bohçalayın…

    Sonra… Sonra da, acılarınızı bohçaladığınız o yaprağı acemi bir akrebe armağan edin. Ve zavallı akrebin duygularını incitmemeye özen göstererek, zehrinin pek acıtmadığını, eğer isterse iğnesini bu yaprak bohçada bilemesini söyleyin…

    Siz de bileyin sevgilerinizi yüreğinizin bileği taşında. Yeni dostluklar için taze birer merhabadır omzunuza konan her uğur böceği. Hemencecik “uç-uç” demeyin. Varsın kalabildiği kadar kalsın omzunuzda. Varsayın ki bir dost elidir…

    Beni dinlerseniz çok seviniz. Ömür, bir tek sevda için bile çok kısa… Nefes aralıklarını bile uzatın elinizden geldiğince. Uzatın ayaklarınızı dağlara karşı ve göremediğiniz denizin yüzünü seyre dalın gökyüzünde…

    Zor olan sevgiyi yakalayabilmektir bir şeytan uçurtmasının kuyruğunda. Hüzün, oturduğunuz adrese kadar gelir…

    Sevgiden, sevdadan nasibiniz yoksa ve ille de hüzne tâlip iseniz tek seçeneğiniz var : Sesiniz cırtlak çıksa da, tüm içtenliğinizle bir şarkı hırıldayınız. Örneğin:

    “Baharın gülleri açtı, yine mahzundur bu gönlüm…”








  2. HAZEL
    Üye





    İnsan her zaman mutlu olacak diye bir şey yoktur bazende mutsuz üzgün olmalıdır eyer bir insan sürekli mutluysa hayatında bir yanlışlık bir eksiklik var demektir.




+ Yorum Gönder