+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Akif'i Anlamak İçin Makale Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Akif'i Anlamak İçin Makale








    Akif'i Anlamak


    1936 yılının 27 Aralık Pazartesi günü idi. Bayezid Camii'ne bir cenaze getirildi. Hava çok soğuktu ve sulu kar yağıyordu. Tabutun yanında sadece bir genç vardı. Çevreden meraklı bir iki delikanlı koşup gelerek tabutu musalla taşına koymasına yardım ettiler. Ve:

    - Kim bu, diye sordular.
    - Mehmed Akif Bey Mehmed Akif Ersoy Bu sabah vefat etti. Ben de katibiyim.

    Bu cevap karşısında öfkelenen gençler aynı zamanda da çok üzüldüler. Hemen Akif'in bir fotoğrafını katibinden aldılar. İçlerinden birer fatiha okuduktan sonra Kapalıçarşı’ya gittiler. Ellerinde büyük bir bayrakla döndüler ve tabutu bayrakla örttüler.

    Onu sevenlerin gönüllerinde artık Akif'in bir dörtlüğü yankılanıyordu:

    Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
    Günler şu hayali de er geç silecektir.
    Rahmetle anılmaktır amma ebediyet,
    Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir.




    .


    Birtakım talihsiz sebeplerle hayatının son yıllarını Mısır'da geçiren büyük vatan şairi Mehmet Akif, Mısır'da sıla hasreti çekenlerin bir çoğunda görülen amansız bir siroz hastalığı ile vatanına yönelmişti.

    Bunu hissettiği gün her şeyi unutarak: ''Vatanımda öleceğim.'' diye Türkiye'ye koşan İstiklal Marşı ve Çanakkale Şehitleri şairi Mehmet Akif'in ruhu derin bir vatan ve millet sevgisiyle doluydu.

    Hususi bir derdi yoktu Akif'in. Milleti himmeti olan bir dert insanıydı o.

    Hatta İstiklâl Marşı şairine verilecek olan beş yüz lira ödülü, Akif'in kabul etmemesi, o zaman vatan-millet çığırtkanlığı yapan bazı kimselerce tuhaf karşılanmıştı. Akif özellikle o günlerde büyük bir maddî sıkıntı içindeydi. Ankara'nın soğuğunda sadece ceketle gezerdi. Paltosu yoktu. Çok soğuk günlerde arkadaşı Veteriner Hekimi Şefik'in muşambasını ödünç alarak giyerdi.

    Bir gün Şefik Bey ona: ''Akif Bey, şu mükâfatı reddetmeyip bir muşamba yahut palto alsaydın daha iyi olmaz mıydı?'' diyecek oldu. Akif, böyle konuştuğu için tam iki ay Şefik Bey'le konuşmadı. Büyük şair, artık Ankara'nın çok soğuk günlerinde de ceketle dolaşıyordu.




    .


    İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif, son asır Türk edebiyatının âbide kitaplarından Safahât'ın, 1930'da yeni bir baskısını gördüğü zaman sevineceği yerde üzülmüş ve yine kendi kitabı için çok hazin bir beyit söylemişti:

    Kim derdi ki: Sen çök de senin arkana kalsın
    Uğrunda harâb eylediğim ömr-i harâbım

    Türk edebiyatında böyle büyük emekler ve büyük hayatlar verilerek ortaya konulmuş daha nice kıymetli eserin, devrimizin türlü şaşkınlıkları arasında çöktüğünü bizler gibi hangi gözler görmedi ki?

    Yeryüzünde kendi yetiştirdiği büyük şairleri; kendi diline ve kültürüne hizmet etmiş edebiyatçıları, kendi çocukları okuyup anlamasınlar diye yıllardır elinden gelen her tedbiri almış, bizden daha şakın bir topluluk gösterilemez herhalde!

    İngilizler William Shakespeare'in yaklaşık dört asır önce kaleme aldığı Hamlet'i, Otello'yu ve Romeo ve Jülyet'i yeni yazılmış gibi okuyup anlarken, hatta halk bu eserlerde kullanılan İngilizce'yi kullanabilirken, bizler maalesef bir asır bile dolmadan Akif'in Safahat'ını, Necip Fazıl'ın Çile'sini, hatta Atatürk'ün Nutuk'unu ve daha nicelerini sözlük yardımıyla okuyabilmekteyiz. Bu gidişle ülkemizde inşallah sözlükleri kullanabilmek için de bir sözlük yazma ihtiyacı doğmaz (!)

    Peki, merhum Akif'in az önce söylediği beyit daha o günlerde bir falcılık, bir kehanet, bir kötümserlik miydi? Elbette ki hayır! Bu sözler, uzağı daha doğrusu görünen köy'ü çok iyi görmekten doğan acı bir hakikati söylemekten ibarettir.

    Akif, daha hayattayken çeşitli sebeplerle, öyle görüyordu ki uğrunda bir ömür sarfettiği şiir kitabını, çok sevdiği milletinin gelecek nesilleri okuyamayacak, okusalar bile anlayamayacaklar!

    Mehmet Akif'in, İstiklal Marşı ile ilgili: ''O şiir bir daha yazılamaz, O'nu ben de yazamam. O'nu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değil, milletin malıdır. Benim, millete en kıymetli hediyem budur.'' diye başlayan sözlerinin sonundaki ''Allah bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın.'' duasına biz de ''amin'' diyoruz.

    Ruhun şad olsun büyük şair.








  2. HAZEL
    Üye





    İstiklal marşımızın yazarı büyük şair Mehmet Akif Ersoy ümmetçi bir şairdi. Edebi hayatı boyunca hiçbir edebi topluluğa katılmamıştır. Şiirlerinde genelikle toplumu ele alıştır.




+ Yorum Gönder