+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Makale Dilini Kaybedenin Neyi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Makale Dilini Kaybedenin Neyi








    Dilini Kaybedenin Neyi


    Ömrünü, dilimizi araştırmaya ve incelemeye vakfetmiş birinin, Prof. Dr. Muharrem Ergin’in söyleyişiyle;

    "Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta; kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık; milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese; seslerden örülmüş muazzam bir yapı; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar ve sözleşmeler sistemidir."

    Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere, dilin dikkat çeken en büyük özelliği, bir anlaşma vasıtası olduğudur. Başka bir deyişle dil; insanların birbirlerini anlayabilmeleri için kullandıkları araçtır. Ve şunu da hemen belirtmeliyiz ki, aynı zamanda dil, basit bir olgu değildir. Dolayısıyla bu açıdan dili, bütün birimlerinin ahenk içinde çalıştığı bir kuruma da benzetebiliriz.

    Demek ki insanoğlunun tasarrufuna sunulan en büyük imkânlardan biri de şüphesiz dildir. Yeryüzü yuvarlağında yaşamaya çalışan binlerce yaratılmıştan sadece insanoğludur ki "dil denen mucize" ile nasiplenmiştir. Toplumun fertlerine bıraktığı en değerli miras da yine dildir. "Tabiat, eşya ve insanı en ince teferruatına kadar açık ve seçik bir şekilde ifade ettiği" içindir ki, dil gerek fert, gerekse toplum hayatında önemli bir yer tutar.

    Dil bir hazinedir. İnsanoğlunun asırlar öncesinden biriktirmeye başladığı bilgi ve hikmetleri bünyesinde barındıran bir hazine. Öte yandan, dil milyarlarca insanın, hemen her saat, her saniye gerçekleri araştırmak, yoklamak, doğruyu bulup su yüzüne çıkarmak ve hayatın içine katmak için başvurduğu vazgeçilmez bir vasıtadır. O olmadan insan bir şey yapamaz. Fakat, vasıta olmak, hiçbir zaman dilin değerini düşürmez. Aksine, dilin yüceliği aracı oluşundan kaynaklanır.

    Dil, doğru düşünmenin de anahtarıdır. Konuştuğu dili iyi bilmeyen, dilinin kelimelerini yerli yerinde kullanamayan insan, sağlıklı düşünemez. August Comte'un ifadesiyle: "Güvercin, nasıl hava ile güvercin vücudunun harikulâde dengesinin ifadesi ise, dil de insanoğlunun olaylarla münasebetinin harikulâde dengeli bir ifadesidir. "

    "Bütün milletlerin evi olan" dil, edebiyatın da temelidir. Edebiyat ise, milletlerin hayat damarlarından biridir. Dil, edebiyatın malzemesidir. Edebî eserler, dil sayesinde vücut bulurlar. Dil olmasaydı, edebiyatımızdaki yüzlerce, binlerce güzel eser de olmayacaktı. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Fuzulî, Şeyh Galib, Mehmed Akif, Necip Fazıl ve daha nice büyük sanatkârın eserlerini dil vasıtasıyla ortaya koyduklarını düşünürsek, dilin önemi kendiliğinden ortaya çıkar. Bugün büyük bir zevkle dinlediğimiz, hayran kaldığımız şarkıların, türkülerin güfteleri de; coşkun duygu ve duyarlıkların söze dökülüşü sonucunda ortaya çıkmamış mıdır? Dil olmasaydı, Cahit Sıtkı Tarancı’nın aşağıdaki duygu yüklü dizelerini de okumamız mümkün olmayacaktı şüphesiz:

    “Ne doğan güne hükmüm geçer,
    Ne halden anlayan bulunur;
    Ah aklımdan ölümüm geçer;
    Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

    Ve gönül Tanrısına der ki:
    -Pervam yok verdiğin elemden
    Her mihnet kabulüm, yeter ki
    Gün eksilmesin penceremden!”

    Kısacası; dil insan hayatının vazgeçilmez unsurlarından. Dilsiz bir hayatı düşünmek bile abestir. "Dil olmasa tarih, kültür, edebiyat ve medeniyet de olmazdı." diyen Mehmet Kaplan yerden göğe kadar haklıdır.

    Meşhurdur; Çinli bilge Konfüçyüs'e sormuşlar: "Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız önce ne yapardınız?" Cevabı oldukça düşündürücüdür:
    "Önce dildeki karışıklığı düzeltirdim. Dil düzgün olmazsa, kelimeler düşünceleri iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, ahlak ve kültür bozulur. Ahlak ve kültür bozulursa, adalet yolunu şaşırır. Adalet yanlış yola saparsa halk güçsüzlük ve şaşkınlık içine düşer, ne yapacağını bilemez. Bu sebeple, kişi söylediğini doğru söylemelidir. Hiçbir şey dil kadar mühim değildir."

    İşte, fert ve özellikle toplum/millet hayatında son derece önemli bir yere sahip olan dili sevmeli ve ona bilinçli bir saygı duymalıyız. Dilimiz, güzel Türkçe’miz, bizi biz yapan unsurların başında geldiğine göre, onun canlı kelimeleri üzerine bir ana şefkatiyle titrememiz gerekir.

    Kendi diline karşı küçümseyici bir tavır takınan, onu keyfi uygulamalarına alet eden ve milli değerini anlayamayan birçok millet, tarih içinde kaybolup gitmiştir. Bir millet, huzur ve güven içinde yaşayabilmesi için dilini de gerektiği gibi önemsemelidir. Dildeki anarşi, sokak anarşisinin filizlenmesine yol açabilir. Bundan dolayı dilde birlik, aynı vatan üzerinde yaşayan insanların kaynaşmasına vesile olur. Oysa bugün giderek dillendirilen “bölünme, parçalanma kaygılarına” bakınca, bunun, güzel Türkçe’mizi düşürdüğümüz durumdan kaynaklandığını aklıma getirmeden edemiyorum. Etrafınızdaki levhalara, insanların birbirlerine hitap tarzına, konuşurken kullandıkları kelimelere ve Türkçe’yi telaffuz edişlerine bakın; ne demek istediğimizi daha iyi anlar ya da zaten bildiğiniz bir konu üzerinde tekrar kafa yormuş olursunuz. Her insanla ve her mekânda birbirinden çok farklı kelimelerle konuştuğumuzdan, üslûb ve usülümüze dikkat etmediğimizden, sık sık “çam devirmekten” kurtulamıyoruz.

    Oysa; Peyami Safa’nın da bir yazısında dile getirdiği gibi; “Bir milletin bütün zekası, bilgisi, hassasiyeti dilinde toplanır. Dil onun varlığıdır, müdafaasıdır, başka millet üzerindeki tesirinin en güçlü silahıdır. Bir millet toprağını kaybedebilir, dilini unutmazsa o toprağa yeniden sahip olabilir. Dilini kaybeden bir millet her şeyini de kaybetmiş demektir. Giden vatanlar, dilleri diri kalan milletler tarafından kurtarıldı, fakat dili giden milletlerin ne vatanları kaldı, ne de kendileri.”
    Ayrıca, dilin yasalarına saygılı olmak, onun yapısına aykırı kullanışlara kapılmamak, içten ve dıştan gelecek yabancı etkilerden ve zorlamalardan korumak, onu kendi akışına bırakmak, herkesin milli bir görevi olmalıdır.
    Her fert, kullandığı dile kendi öz malı gibi sahip çıkmalıdır. Milli değerlerin, örf, adet, gelenek ve göreneklerin, kısacası kültürün korunması, kaybolmaması için dilin yüceltilmesi ve milli bir sembol haline getirilmesi aynı zamanda bir mecburiyettir.

    Bunun için de, her şeyden evvel Türkçe’mizi iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğrenmeliyiz. Bu sayede bir yabancı dili de öğrenmekte fazla güçlük çekmeyiz. Ancak, hemen belirtelim ki, yabancı dil öğrenmek gaye değil, vasıta olmalıdır; çünkü aslolan fikir zenginliğidir ve onu içinde barındıran, zihnimize unutulmaz bir şekilde yerleştiren, ruhumuza nakış nakış işleyen kendi dilimizdir. Bizim için, dün olduğu gibi, bugün ve yarın da en faydalısı, “ağzımızda anamızın sütü gibi” olan Türkçe’mizdir. Hem unutmayalım ki; "Kişinin değeri, dilinin altında ve kelimenin ucunda gizlidir" sözü çok yerinde bir tespittir.

    "Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü, Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza edilmiş olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir."








  2. HAZEL
    Üye





    Dil bir milletin bir ırkın yok edilemez vazgeçilmez en önemli yapı taşlarından birisidir eğer o taşı çekersen o milletin, ırkın sonunu yok oluşunu hazırlamış sın dır demek tir.




+ Yorum Gönder