+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Seçme Deneme Yazilari Konusunu Okuyorsunuz..
  1. RüzgarGülü
    Devamlı Üye

    --->: Seçme Deneme Yazilari

    Ben Derdimi Kime Anlatayım
    Benden yazmamı istiyorsun günlerdir
    Tek kanatlı solgun düşlerimi, yüzünde kanayan o kutsal ışıkla aydınlatan sonsuzluk meleğim.

    Sana neyi anlatayım?

    Ruhumu yaktıktan sonra artık damarlarımda dolaşan sensizliğin tenimi yakan acısını mı? O acıyı uyutsun diye sığındığım ama sevgini orda da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüzgarları mı? Odamın tavanındaki, yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin o sonsuz çatlakların altında, sen diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümleri mi? Gözlerinden özgürlüğe akan mavi nehirlerde boğulduğum canım sevgilim, söyle; sana neyi anlatayım?

    Şimdi burada değilsin Ama duyuyorsun beni biliyorum, kapat gözlerini benim için ve dinle ne olur: Bak yoksun bunun anlamını biliyor musun? Yokluğun; yüreğimdeki bu yıldızsız, bu dipsiz karanlık gece Yokluğun ; odamın duvarlarına astığım suretlerine bakarken, gözlerinde unuttuğum dalgın gözlerim Yokluğun; gönül bahçenden kopartıp verdiğin için soldurmayıp kuruttuğum ve tıpkı sevdam gibi sonsuzluğa mahkum ettiğim bu kırmızı güllerin, sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar, peçetelere yazdığın şiirlerin, hediyelerini sardığın paket kağıtların, sen gidince; hala sen kokuyordur diye üzerime giydiğim ve derin derin soluduğum giysilerin

    Yokluğun; elinin, kokunun, soluğunun değdiği her şeyi dünyanın en kıymetli hazinesi gibi saklayan, bu yari deli, bu hayattan kopuk ruhum. Kapat gözlerini ve bana bak. Ben diye ne varsa gördüğün, iste o senin yokluğun..

    Söyle, sana neyi anlatayım?

    Sabaha karşı çalan telefonumun ucunda "ne olur bana hayattan daha kötü davran" diye diye sayıklayan o kırgın, o kendine çarpan sesi mi? Yüzünde yara izleriyle gelirdin bana. Vücudunun her yeri morluklar içinde gelirdin. O solgun, o savrulmuş teninde açan mor renkli kötücül çiçeklerle ağlatırdın beni. Hayal kırıklıklarıyla örselenmiş ruhunu, acı bir sevdanın gölgelediği gözlerini alır gelirdin. Ben sana tutkundum, sense vücudundaki o morluklara

    O hep çok uzağımdaki, yüzü bir başkasına dönük aşkını anlatırdın. Dehşetle izlerdim seni. Bir annenin karşılıksız şefkatiyle dinlerdim, tek söz bile etmeden. Sarardım yaralarını; o morlukların ve yara izlerinin acısını dudaklarımla alır, yokluğunda kanayan kalbimin karanlık odalarında saklar; elinin, kokunun ve soluğunun değdiği her şey gibi onları da biriktirirdim.
    Ve sonra giderdin

    Beni, ay ışığının rutubet kokulu duvarlarına vurduğu, tek odalı sensizliğimde aşkımla, deliliğimle, bu hayata hep yabancı ruhumla bir başıma bırakır; masanın üzerine senin için bıraktığım o tek sigarayı yakar ve giderdin. Şimdi benden sana hayattan daha kötü davranmamı istiyorsun. Sırf sana, seçimlerine ve hayatına duyduğum saygıdan "Neden biraz olsun kendine merhamet duymuyorsun" diyerek seni koruma hakkını bile kendinde görmeyen bu yaralı ruhumdan sana kötü davranmasını istiyorsun. Her gece sen diye koynunda uyuduğum ölümün o soğuk nefesi, gözlerimi kapatmadan önce, artık şahidi olduğum hayatının vücudunda bıraktığı o yaraları, morlukları, savruluşları iyileştirmesi için, seçimlerinle mutlu olman için Tanrıya dualar eden benden, sana kötü davranmamı istiyorsun, öyle mi?

    Şimdi burada değilsin. Ama beni duyabiliyorsun, biliyorum. Kapat gözlerini benim için ve dinle ne olur. Bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var

    Aşk Hala yüzünde taşıdığın o derin, o bir türlü iyileşmeyen yara izin değildir sevgili. O iz hırstır, o iz bencilliktir, o iz sana değil kendine tapan bir ihtirastır. O iz senin o sonsuz ve hep kendini kanatan merhametin gibi değil. O iz sen gibi değil sevgili. Sen hep sana hayat kadar kötü davrananları sevdin. Sakin benden de bunu isteme ne olur, yapamam

    Sen beni hiç tanımadığın bir kentin tek odalı ve rutubet kokan bir evinde, aşkıma ve ölümüme bıraktın. Beni soluksuz, umutsuz, sensiz bıraktın. Benim o kırılgan öfkem yalnızca kendi yüreğimi kanattı; senin yüzündeki o kutsal ama o artık durmadan kanayan ışığı değil. İsyanlarımın çığlığı bu kimsesiz ömrüme saplandı hep; senin özgürlüğüne değil. Fırtınalarında sürüklendi aşkımız. Korkularının, yaralı geçmişinin, savruk benliğinin dalgalarında beni kaybedip kaybedip sonra yeniden buldun. Seni hep uzaklara çağıran o yalnızlık rüzgarının alabora ettiği parçalanmış düşlerini yeniden topladım sensizlik sürgünlerimde. Kanayan sevdamı, vurgunu olduğum yüzündeki o kutsal ışıkla sardım. Sığındığım bu huzurun bedelinin hayatımla ödedim hep. Bilmediğim yollardan geçtim kanatarak kendimi. Ve şimdi sorular cevaplarını buldu. Sükunetin ve güvenin o bilge dinginliginde süzülüyor aşkımız. Artık, biliyorsun ki; sevgimin inadı hiç kırılmayacak. Yüzümde gördüğün, o bu dünyaya ait olmayan iyilik ve en zor anlarımda çıktığını söylediğin o "yasadışı gülümseyiş" bir kez olsun sönmeyecek. Benim sonsuzluk meleğim, affet ama, bedeli ebedi sensizlik olsa dahi sana hayattan daha kötü davranmayacağım

    Günlerdir sana yeniden yazmamı istiyorsun benden
    Sana neyi anlatayım;
    "Her sarnıç küflü bir yağmuru,
    Her sevda bir ayrılığı yaşar"

    --->: Seçme Deneme Yazilari frmacil sayfa 2iki --->: Seçme Deneme Yazilari

  2. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    Meleğim
    olanlar ve yaşanılanlar,hissedilenler biraz garip ama sanırım özel olmanın tek sebebini bu tek cümleyle anlatabilirim.

    ben senin dünyevi başarılarınla değil, seninle ve yüreğindekilerle ilgileniyorum.!!!

    sen gerçekten ne istiyorsan ben gerçekten onu isterim.
    benim mutluluğum senin özgürlüğünde itaatinde değil
    bunu sakın unutma..

    bazen bir bakış fırtınalar koparır orda yürekte yani

    bazen yalnızlığın ayak sesleri duyulmaya başlar.bazen sıcak bir tebessüm anımsanır geçmişten,bazen oraya akan gözyaşları nehir olur taşar.

    dingin bir liman gibidir gece oysa ve sığınmamıza izin verir ama yinede ne kadar kaçabiliriz.kendimizden ne kadar saklayabiliriz içimizde biriktirdiklerimizi?

    peşimizden gelmeye bize acı vermeye devam etmezler mi geçmişin hataları, kayıpları

    işte hayat hafife alınmayacak kadar özel çünkü bir kez yakalıyoruz onu ve nasıl yaşayacağımıza biz karar veriyoruz.her ne kadar farklı yollar sunulsa da,dağıtılsa da

    ve ben ne kadar uzakta olursan ol tek bir yolu seçiyorum senin gittiğin yol ve seninle gidebileceğim o yol.

    “ meleğimsin ” bunu hiçbir zaman unutma ve anlamı da senin gibi ve sadece sana özel



    Telif : Özge rona





  3. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    Beni Bensiz bırakma
    Tek kanatlı,solgun düşlerimi,yüzünde kanayan o kutsal ışıkla aydınlatan sonsuzluk meleğim
    SANA NEYİ ANLATAYIM?"EVET YANLIZIM

    Sadece bunu söyleyip susmak isterdimEbediyyen susmak.
    Çünkü canım acıyor
    Konuştukça,arzuladıkça,özledikçe,en kötüsü yaşadıkça canım acıyor."
    Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı?O acıyı uyutsun diye sığındığım,ama sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı?Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin,o sonsuz çatlakların altında ,sen,diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi?
    Şimdi burada değilsin.Ama beni duyabiliryorsun,biliyorum.Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur.Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var.Seni ait olduğun çevre için değil,bana ait olman için değil,karşılığında beni sevmeniz için değilSadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim
    Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim.
    Kendi etimiAşkımı.Ruhumu yedim.
    "YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI"
    Seni yollarca,şehirlerce uzağından sevdim.
    Seni kelimelerce,şiirlerce yakınından sevdim.
    Seni,dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim.Seni umutsuzca,beklentisizce,hayallerce sevdim uzağından.
    Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için.Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır.Seni sonsuza kadar kaybetmek,kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için
    Anlamadın mı artık,varlığım sana acı vermek iin değil,sadece seni sevebilmek için yaşadım benHala seninle geçireceğim anların telaşıyla ,tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimiSeninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan,doğaçlama bir melodi gibi benim için.Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum.Öyle birikmişsin ki içimdeSeni yaşamakla tüketmem,seni sıradanlaştırmam mümkün değil.İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili
    "Sevgilim,beni bensiz bırakma olur mu?Çünkü sen nereye gidersen git,ben oradayım.Benim başka gidecek bir yerim yok.
    Benim senden başka gerçeğim yok.Sende yaşıyorum ben sadece.
    Senin kalbinin topraklarında yaşıyorum ben.Beni bensiz bırakma olur mu."









  4. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    ERTELENEN ANLAR

    Neleri nelere değişiyoruz? Değer mi acaba diye durup düşünmeden.

    Sevdiğimiz için gecenin ikisinde yol kat edilmiyorsa, uyku tatlı
    geliyorsa.

    Hangi zamanı kimlerden çalıyoruz, çantada keklik gibi gördüklerimizden mi?

    Şu saati kurma işini bir türlü ayarlayamıyorum. On dakika erkene kursam,

    onun verdiği rahatlıkla süre daha da uzuyor. Vaktinde kursam telaşa
    kapılıyorum.

    Çareyi buldum! Uyumak uğruna kahvaltısızlık. Yolda elime alacağım kuru bir
    poğaça ama on beş dakika fazla uyku.

    Hayal etmiyor değilim şöyle beyaz örtülerde domatesli, peynirli, ballı
    kahvaltıyı ama


    İşe gelince telaş eder dururum, yapacaklarımı düşünmekten arkadaşlarıma
    esaslı bir günaydın diyemem.

    Ne kaybettirir bana beynimi onlara verip, gözlerinin içine bakarak bir
    günaydın demem?

    Ya da nasılsın derken seni gerçekten umursuyorum ve nasıl olduğunu merak
    ediyorum hissini ona belli etmem?

    İşler mi durur? Kaç dakika kaybettirir bunları yapmak bana?


    Annem aradığında 'işteyim şu an, bunları burdan konuşamam, akşama evden
    ara' dediğimde

    Akşam aradığında ise gündüz endoskopiye gittiğini, beni yanında istediğini
    söylemek için aradığını işitmek

    İşten eve gelip bir telaş yemeği yetiştirmeye çalışırken bütün gün beni
    özleyen çocuğumun bacağımdan çekiştirip bana sarılmak istemesi "Hayır,
    yavrucum, şu an sana sarılamam, yemek yetiştirmem gerekiyor.

    Ancak her iş bittiğinde - tabii o da ancak sen uyuduğunda, sen bilmem
    kaçıncı rüyanı görürken- seni öpebilirim" demem

    Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarım yemeğe davet ettiklerinde bunun
    kahrolası bir toplantıya denk gelmesi, ama onların gitmesi..

    Çok sevdiğim akrabamın doğum gününe sırf eşim keyif almıyor, diye sadece
    telefon etmem.


    Pazar yürüyüşüne çıkmak için hazırlanırken yağmurun başlaması, 'oysa daha
    dün gitmiştim kuaföre, otur evde cips atıştır.

    Yağmur mu? Vurmasın yüzüme damlaları. Nasılsa daha çok yağar' demem.


    Böyle kaç tane anı, kaçırırız hayatta? Kaçını bir daha yakalama şansını
    verir hayat bize?


    Annemizin endoskopisi kötü çıkarsa

    Evladımız hızla büyürken ıskaladıklarımız ve bir daha geri gelmeyen büyüme
    evreleri.

    Dostlarla yapılan enfes sohbetler

    Aile ile yapılan her daim tat veren kahvaltılar


    Neleri nelere değişiyoruz? Değer mi acaba diye durup düşünmeden.

    Sevdiğimiz için gecenin ikisinde yol kat edilmiyorsa, uyku tatlı
    geliyorsa.


    Hangi zamanı kimlerden çalıyoruz, çantada keklik gibi gördüklerimizden mi?

    Ne kadar ilgilenmesek de, ne kadar az zaman ayırsak da, nasılsa yanımızda
    olacaklarından emin olduklarımızdan mı?

    Ya o keklikler bir gün keklik olmaktan bıkarsa..

    Ya onlar, 'al, istediğin hayatı sen yaşa. Ne olursa olsun biz arka fonda
    yokuz' derlerse?

    Ya, 'her şeyi sizler için yapıyordum' yalanı ile baş başa kalırsak?


    Ya..

    Ya yağmurun bir daha yağdığını göremezsek?!!


  5. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    BİR ÖLÜMÜN ÖYKÜSÜ
    Zaman gece yarısı,dışarıda fırtına ve yağmur.bense ıslak gözlerimle buğulanmış cama ismini yazıyor ve seni düşünüyorum.Hani bir şarkımız var ya;işte onu söylüyor ve belki gelir diyorum.O anda ' Hayatım ben geldim.' diyen bir ses duyuyorum ve karşımda SEN.' Birtanem hasretine daha fazla dayanamadım.Sana senin olmaya geldim.'diyorsun.Seni kollarımın arasına alıyorum ve o aşka,hasrete susamış dudaklarını öpmek için uzanıyorum ki;kahrolası gök gürültüsü buna engel oluyor.Anlıyorum ki gördüklerim ve öpmek için uzandığım kız gerçek değil.Meğer hayal görmüşüm.Bi anda seni hayallerimden bile ayıran o gökgürültüsüne isyan etmemek için kendimi zor tutuyorum.Ve o anda hırsımı almak için yumruğumu kaldırıyorum önümde duran o buğulu cama.Tam vuruyorum ki,bir anda duraklıyorum.Elim gitmiyor.Çünkü o buğulu camda ismin yazıyordu.İşte o anda içimden bir şeylerin akıp gittiğini hissettim.anladım ki;meğer seni cama değil de kalbime yazmışım.İşte seni böyle severken hayallerimde bile sana kavuşamamak be ni çıldırtıyor.içimdeki hasreti bir türlü atamıyorum ki.O anda tekrar 'Hayatım ben geldim' diyen sesi duyuyorum.Bu sefer heyecanlanmıyorum.Tekrar arkamı döndüğümde hayalinle karşılaşırsam dayanamam.Artık gücüm tükeniyor,ama o ses yineleniyordu.'Duymuyor musun?tatlım.Sana senin olamaya geldim.o camın önünde ne yapıyorsun'diyen bir ses ve gözlerimden akan yaşı silen bir çift el.'Bakıyorum ki bu defa hayal değil gerçek.Ve sana sarılmak için kollarımı uzatıyorum ki ikinci bir gök gürültüsü buna engel oluyor ve bir daha anlıyorum ki yine hayal görmüşüm. Artık bu sefer yumruğumu kaldırıp var gücümle cama indiriyorum.Elimden akan kanlar camda yazılı isminin üzerinden akarak iniyordu.Canım yanıyor.Ama bedenim değil,kalbim yanıyordu.Yavaş yavaş gücüm tükeniyor,acı veriyordu.Elimden akan kanlar kalbimi yavaş yavaş suluyarak beni bitiriyordu.Bense o anda' Seni Seviyorum.Ne olur gel.Daha fazla acı çektirme.'diyerek haykırıyordum.her ne kadar sen bana acı çektirsende ben son bir defa elimden sızan kanla buğulu cama birşeyler yazmaya çalışıyorum.
    - < SENİ SEVİYORUM > -
    MEHMET MÜNİR ŞAVLI


  6. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    Yüreğini Kanatmıyor mu Zaman
    Aşkı bedenlerimize, çiçekleri parfümlere kurban ettik. Rüzgarın yerini pervane aldı. Sevgi şehvetin tuzağı oldu. Göz yaşlarımızın kalbimizle bağlantısını kopardık.
    Ruhumuzu yitirdiğimizin farkına bile varamadık. Gönlümüz gönlümüze esir düştü. Ağlamayı unuttuk çünkü kalplerimiz ölü.
    Ölmekten kaçıyoruz çünkü yaşamayı unuttuk.
    Kimseyle konuşamıyoruz, kimseyi dinleyemiyoruz çünkü kendimizle kavgalıyız. Sözler kalbimize inmiyor çünkü kalplerimize giden yolları kapatmışız.

    Tenlerimiz kalplerimizi esir etti. Aşkından verem olanlar şimdi bir hayal. Artık kıskançlık krizleri geçiriyoruz.

    Bulut nasıl ağlar, nar çiçeğini kim boyar,kumrular nasıl kur yapar,bülbüller birbirlerine hangi aşk sözlerini fısıldar, bilmiyoruz anlamıyoruz.
    Semaların dilini çözememişsen,sevgi kalbine kılavuz olamamışsa,hala meyveyi ağaçtan, suyu buluttan biliyorsan, nasıl yaşayabiliyorsun dünyada?. Dar gelmiyor mu bu mekan sana? Yüreğini kanatmıyor mu zaman? .

    Yüreğinizde sevgi tomurcukları hiç solmasın!



    Aslan Baykara


  7. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    GİTME DİYEMEDİM
    Sana gitme diyemediğim zaman; gözlerine baktım ağlamaklı ve çaresizce. Belki anlar anlar da gitmez diyen bir umutla. Ellerin kayarken ellerimden yavaşça seni seviyorum dedim sessizce belki de vaz geçip yanımda kalmanı bekleyerek.Sararken kolların beni yavaşça kokluyordum saçının her telinive güzel tenini unutmak istemezcesine. Verirken bana son buseni akıyordu gözlerimden yaşlar usulca.
    Sana gitme diyemediğim zaman; ağlıyordum önce sessizce bir köşede dönecek diyen bir umutla. Gözyaşlarımı akıtırken gönlüme ılık ılık başımı kaldırıp bir daha baktım ardından belkide geri dönmeni bekleyerek. Düşerken kar taneleri kirpiklerime hayalin vardı gözlerimde ve hala kokunu duyuyordum esen rüzgarda. Fırtınalar eserken ardından son busenin sıcaklığı duruyordu yanağımda.
    Sana gitme diyemediğim zaman; bir yanlızlık resmi çizildi önce. Sonra hafiften bir rüzgar esti, üşümeye başladı ellerim senin yokluğunu hatırlatırcasına. Bir buruk ses vardı hala kulağımda sevda türküleri söyleyerek rüzgarın uğultusuna karışan. Sessizce sallarken elimi ardından bir küçük tebessüm belirdi yüzümde bu son vedaya aldırmayan


  8. Ziyaretçi
    saate bakmaksızın kapısını çalabileciği bir dostu olmalı insanın ." Nereden çıktı bu vakitte ?" dememeli. Dinlemeli sormadan,söylemeden anlamalı. Arka bahçede varlığını hissettirmeden mütamadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında. Sen onun her daim orda olduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda müşfik gövdesine yaslanabilmeli. Kavuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları , dalları bitkin başına omuz , yaprakları kanayan yarana merhem olmalı . en mahrem sırlarını verebılmeli. En derın yaralarını açıp gösterebilmelisin . Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz. onca dalkavuk arasında bir tek o , sözünü eğip bükmeden söylemeli, YAnlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna gireblimeli. Övmeli alemin içinde , yalnızken sövmeli. Ve sen öyle güvenmelisin ki ona övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin . " hak ettim !! " demelisin. teklifsiz kefili olmalı hatalarının , günahlarının yegane şahidi. Seni senden iyi bilen, sana senden daha çok güvenen bir sırdaş. Ve sen ağladığında onun gözünden gelmeli yaş

  9. Ziyaretçi
    çok güzel denemeler

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12


en güzel deneme yazıları,  güzel deneme yazıları,  en iyi deneme yazıları,  ilginç deneme yazıları,  göç ile ilgili deneme yazıları,  en iyi deneme örnekleri