+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Eğitim Sorunları Ile Ilgili Makale Örneği Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Eğitim Sorunları Ile Ilgili Makale Örneği








    eğitim sorunları ile ilgili makale Örneği kısaca







  2. FERAY
    Devamlı Üye





    Eğitim Sorunları Hakkında Makale Örneği

    Eğitim sistemimizin sorunları ve çözüm önerileri


    Aşağıdaki Eğitim Sistemimizin Sorunları ve Çözüm Önerileri başlıklı yazıyı yazmakla amacım, bir eğitimci olarak yarınımızın teminatı sevgili çocuklarımızı ve gençlerimizi daha iyi eğitecek bir eğitim sisteminin oluşturulmasına katkıda bulunmaktır. Amacına ulaşmasını diliyorum.

    Eğitim sistemimiz bugün, bir sorunlar yumağı haline gelmiştir. Bu sorunların da temel nedeni, sorunları çözmek için üretilen çözüm önerilerinin hayata geçirilmesi konusunda, gerek siyasi iradenin ve gerekse eğitim ile ilgili anayasal kurumların ayak diretmesidir. Yani çözümsüzlüğü, çözüm görme anlayışlarıdır. Bu bağlamda eğitim sistemimizin, değişik konularda pek çok önemli sorunu vardır. eğitim sistemimizin, bazı sorunları ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini maddeler halinde şu şekilde sıralayabiliriz.

    1. Fiziki Altyapı ve Donanım Sorunu:


    Ülkemizde bölgeler arası ve kırsal kesimden kentlere göç olgusu, uzun bir süreden beri yaşanmaktadır. Bu göçler, kırsal kesimlerdeki okullarımızın bir kısmının öğrencisizlikten dolayı kapanmasına yol açmakta ve bu bölgelerde atıl bir kapasitenin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Diğer taraftan yine bu göçlerin etkisinin sonucunda il merkezlerimizde büyük bir okul ve derslik açığı ortaya çıkmaktadır. Bu derslik açığı yoğun göç alan illerimizde daha belirgindir. Genellikle il merkezlerimizde ikili eğitim yapıldığını da dikkate alırsak devletin, kısa ve orta vadede yaptığı yatırımlarla bu okul ve derslik ihtiyaçını karşılaması mümkün görülmemektedir. Bazı hayırsever vatandaşlarımız, bu sorunun çözümüne katkıda bulunmak için yeni okullar yaptırıyorlar. Bu, sevindirici bir durumdur. Ancak bu girişimler de sorunu çözmede yetersiz kalmaktadır.


    O halde çözüm nedir?


    Bu sorunun çözümü özel okulların sayısını artırmaktır. Bunun için sermaye ve bilgi birikimi ülkemizde mevcuttur. Örneğin yanlış sınav sisteminin ortaya çıkardığı özel dershaneler, gerek bilgi gerekse sermaye açısından özel okullar açabilecek imkânlara sahiptir. Nitekim bazı özel dershanelerin kendilerine bağlı özel ilköğretim okulu ve liseleri vardır. Burada yapılması gereken özel okul açmanın çeşitli teşviklerle özendirilmesidir. Ne gibi teşvikler yapılabilir? Örneğin, özel okullarda katma değer vergisi sıfırlanabilir. Ayrıca "devletin eğitim yükünü azaltma katkısı" adı altında özel okullara, bir öğrencinin yıllık devlete maliyetinin % 10'u kadar kaynak aktarılabilir.


    Bu çözüme kendince karşı çıkanlar olabilir. Ancak bugün bir ilköğretim ve lise öğrencisinin devlete yıllık eğitim maliyeti ortalama 2000 YTL civarındadır. Bir de buna devletin fiziki altyapı yatırımlarının maliyetini hesaba katarsak, bu verdiğim rakam daha da büyüyecektir. O halde, devletin özel okullara aktaracağı % 10'luk kaynak, bir bakıma devletin bir öğrenci için harcadığı maliyetin % 90 azalmasını sağlayacaktır. Devlet elinde kalan bu kaynakla, mevcut devlet okullarında eğitimin daha kaliteli hale gelmesini sağlayabilir. Bu sayede hem devletin eğitim yükü hafiflemiş hem de özel okullardaki okullaşma oranımız % 10'ların altından % 20'lerin üzerine çıkarılmış olacaktır.

    2. Eğitim Sistemimizdeki Merkeziyetçi ve Bürokratik Yapı:


    Eğitim sistemimiz ne yazık ki merkeziyetçi ve bürokratik bir yapıya sahiptir. Bu yapısı nedeniyle başta öğretmenler olmak üzere toplumun çeşitli katmanlarının görüşü alınarak eğitim sistemimizin sorunlarına, kalıcı çözümler üretilememektedir. Eğitim sistemimizde zaman zaman yapılan değişiklikler, eğitim sistemimize bütüncül yaklaşmayan, dar eğitim bürokrasisinin yaptığı parçacı düzenlemelerdir.


    Bu parçacı sorun çözme yöntemi de, eğitim sistemimizin sorunlarının çözümüne katkıda bulunacağı yerde yeni sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bir de eğitim bürokrasisinin niteliği sorunu vardır. 1991'de Milli Eğitim Bakanı olan Sayın Köksal Toptan, bakan olduktan sonra çıktığı bir televizyon programında, "Bakan olduğumda yetmiş seksen danışmanımın olduğunu öğrendim. Ancak, bu danışmanlarımın hiç birinin eğitim sistemimizin sorunları ile ilgili bana, bir kaç sayfalık bile olsa çözüm önerisinde bulunmamışlardır." diye bu durumdan yakınmıştır. Bu durum, bu gün içinde geçerlidir.


    Durum böyle olduğu halde bakanlığımız, sayısı beş yüz elli bini aşan her biri üniversite mezunu, aralarında mastır ve doktora yapmış olanları da olan öğretmenlerden, eğitim sistemimizin sorunları ve çözüm yollarına ilişkin görüş almamaktadır. Geçmişe bir göz atacak olursak; orta öğretimde, klasik sistemden modern sisteme, modern sistemden kredili sisteme, kredili sistemden alan seçmeli sınıf sistemine geçilmiş; ancak bu değişikliklerin hiç birinde, eğitim sistemimizin uygulamadaki temel unsuru olan öğretmenlerin görüşüne başvurulmamıştır.


    Bunları söylerken, il milli eğitim müdürlüklerimizde ve okullarımızda hiç bir toplantı yapılmadığını söylemek istemiyorum. Evet, il milli eğitim müdürlüklerinde ve okullarda toplantılar yapılıyor; ancak bu toplantılar, bakanlıktan gelen genelgelerin nasıl uygulanacağı ve ortaya sorun çıkarsa nasıl bir yol izleneceği gibi edilgen ve periyodik bir şekilde yapılan toplantılardır. Bunun içindir ki öğretmen, eğitim sistemimizde üreten ve etkin olan değil, yukardan gelen emirleri uygulayan edilgen bir pozisyondadır. Bu durum, öğretmenlerin mesleklerinden memnun olmalarını engellediği gibi büyük bir heyecanla görevine başlayan genç öğretmenlerin de, altı yedi yıl içerisinde heyecanlarının sönmesine yol açmaktadır. Sonunda heyecanı sönen, işi akışına bırakan öğretmen, emekli olacağı günü bekleyen bir memur haline gelmektedir.


    Bakanlığımız sadece öğretmenlerin görüşlerinden mi yararlanmıyor?


    Hayır, sadece öğretmenlerin görüşlerinden değil, büyük törenlerle toplanan Milli Eğitim Şuraları ve bu şuralarda alınan kararlardan da yararlanmamaktadır. Bir örnek olsun diye söylüyorum: 1988 yılından beri yapılan hemen hemen her Milli Eğitim Şurası'nda üniversiteye geçiş, kısaca ÖSS sınavının şekli konusunda bir sürü karar alınmış; ama bunların hiç biri hayata geçirilmemiştir. Söylediğim gibi bu bir örnek. Bunun gibi Milli Eğitim Şuraları'nda alınan pek çok karar vardır ve uygulanmamıştır. Bu nedenle eğitim sistemimizi, bu bürokratik yapıdan kurtararak çağdaş toplumlarda olduğu gibi katılımcı bir yöntemle; sorun üreten değil, sorun çözen bir yapıya kavuşturmalıyız.


    3. İlköğretim ve Orta Öğretimdeki Sorunlar:


    İlköğretim ve orta öğretimin sorunlarını aynı başlık altında ele alıyorum. Çünkü İlköğretim ve orta öğretimin birleştirilerek, temel eğitimin on iki yıla çıkarılmasının zamanı gelmiştir. Yalnız bu birleştirme okulların birleştirilmesi anlamına gelmemektedir. Ayrı ayrı ilköğretim okulları ve liseler olacaktır. Ancak temel eğitim, eğitim programları açısından bir birinin devamı olan; ilköğretim birinci kademe, ilköğretim ikinci kademe ve öğrencilerin ilgi ve kabiliyetlerine göre yöneldikleri tüm liseler olmak üzere üç kademeden oluşturulmalıdır. Bilindiği gibi temel eğitimin sekiz yıla çıkarılması konusunda da ne kadar geç kaldığımız açık bir gerçektir. Bu nedenle vakit geçirilmeden temel eğitim, on iki yıla çıkarılmalıdır.


    Son yıllarda özellikle ilköğretim ikinci kademede öğrencilerin mesleki yönelimlerinde rehberliğin önemi artmıştır. Ancak ilköğretim okullarımızda bu rehberliğin odağında olan rehber öğretmeni, sıkıntısı vardır. Bugün ilköğretim okullarımızın bir kısmında ancak bir rehber öğretmeni vardır. Bir kısmında ise rehber öğretmeni yoktur. Bu nedenle ilköğretim okullarındaki, rehber öğretmeni eksikliği giderilmelidir. İlköğretim okullarında öğrencilerin ilgi ve kabiliyetlerine göre bir mesleğe yönelmelerinde rehberliğin yanı sıra OKS sınavı da belirleyici olmaktadır. Bu da kaçınılmaz bir gerçektir. Benim burada önerim: OKS sınavı, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerine zorunlu olmalı ve sınav sonuçlarına göre sadece Fen liseleri, Anadolu liseleri, Sosyal bilimler liseleri, Anadolu öğretmen liseleri ve Anadolu meslek liselerine değil; tüm genel ve mesleki liselere de öğrenci alınmalıdır. Yani genel ve mesleki liselere öğrenci yerleştirmede de OKS sınavı sonuçları kullanılmalıdır. Bu liselerde, öğrenci kayıtları sırasında ortaya çıkan sorunları da ortadan kaldıracaktır.


    Liselerin dört yıla çıkarılması doğru ve yerinde bir karardır. Ancak, lise birinci sınıf, lise türü ne olursa olsun programlar açısından ortak olmalıdır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi tüm liselere OKS sınavı sonuçlarına göre öğrenci alınmalıdır. Lise birinci sınıfın sonunda öğrencilere, lise birinci sınıfta gösterdikleri performanslarına da bakarak; isterlerse ve şartları da uyuyorsa liseler arasında yatay geçiş imkânı verilmelidir. Örneğin, meslek lisesinin birinci sınıfında okumuş bir öğrenci, bu sınıfta derslerinden almış olduğu notları da dikkate alınarak isterse o ildeki bir genel liseye geçiş yapabilir. Bunun tam tersi öğrencinin genel liseden meslek lisesine geçmesi de mümkün olmalıdır. Diğer taraftan genel liseden Anadolu lisesine, Anadolu lisesinden Fen lisesine ve tersi olarak; Fen lisesinden Anadolu lisesine geçiş imkânları sağlanabilir.


    Bu uygulama, öğrencinin mesleki yönlenmesindeki kısmı hataları ortadan kaldırabileceği gibi üniversiteye geçişte yaşanan sorunların bir kısmını da çözer. Ayrıca bu uygulama, hangi tür lisede olursa olsun çalışan ve başarısını artıran öğrencinin ödüllendirilmesi anlamına da gelir. Ödüllendirmenin de, eğitim açısından ne kadar önemli olduğu bilinen bir gerçektir.


    Burada belki şu soru akla gelebilir: Öğrencilerin lise birinci sınıf sonunda yapacakları yatay geçişi, özellikle liselerin öğrenci kontenjanlarınlarındaki doluluk oranı olumsuz etkilemez mi? Bunun bir sıkıntı yaratmayacağını düşünüyorum. Çünkü geçtiğimiz yıl OKS sınavı sonunda, iki defa merkezi yerleştirme yapıldığı halde, Fen liselerinde %5 Anadolu liselerinde %5'den de fazla kontenjan açığı bulunmaktadır. Ayrıca liseler arası geçişin, kademeli ve karşılıklı olacağı da dikkate alındığında bir sorun yaratmayacağını düşünüyorum.


    Şunu da açıkca belirtmeliyim ki Sayın Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, OKS'yi üç yıl sonra kaldıracaklarını söylemesi gerçekci değildir. Zaten bu açıklamanın ardından bir ay geçmesine rağmen nasıl kaldıracaklarına ilişkin bir öneri ileri sürmemesi de bu durumu açıkca göstermektedir. OKS, 3 yılda değil; orta vadede 10 yıl sonra kaldırılabilir. Bu nasıl gerçekleşebilir? Bunun gerçekleşmesi için şu önerilerin hayata geçirilmesi gerekir:

    -Orta öğretim kurumlarında her il bir eğitim çevresi olmalıdır.

    -Bazı önemli orta öğretim kurumları ulusal ölçekli olabilir.

    -Milli Eğitim Bakanlığı, bundan böyle düz lise açmamalıdır. Bunun yerine mesleki ve teknik okullar açmalıdır.

    -Mevcut düz liseler 10 yıllık sürede anadolu lisesine dönüştürülmelidir.

    -Bütün orta öğretim kurumlarına, OKS'nın kaldırılacağı yıla kadar öğrenciler sınav sonuçlarına göre alınmalıdır.

    -Mesleki ve teknik okullardan mezun olanlar, Meslek Yüksek Okulları'na; değer liselerden mezun olanlar da Üniversitelere yönlendirilmelidir.

    -Bu önlemlerin alınmasının yanında ülkemizde, nüfus artış oranının giderek azalması OKS'nin kaldırılmasını kolaylaştıracaktır.


    4. ÖSS Sınavı ve Üniversiteye Geçişte Karşılaşılan Sorunlar:


    Dün olduğu gibi bugün de üniversiteye geçişte, üniversite seçme sınavı kaçınılmazdır. ÖSYM'nin bunca yıllık deneyimiyle nesnel bir değerlendirme ölçütünü tutturduğunu görüyoruz. Ancak üniversiteye geçişin bir yasası yoktur. Bu nedenle YÖK Genel Kurulu'nun aldığı kararlarla üniversiteye geçiş konusu; kısaca ÖSS sınav sistemi, içinden çıkılamaz sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu sorunlar ve çözüm önerilerimi şöyle özetleyebilirim.


    ALINTI





+ Yorum Gönder


eğitim sorunlarıyla ilgili makaleler,  eğitim sorunları ile ilgili makaleler,  egitim sorunlari ile ilgili makaleler,  eğitimde sorunlar makale,  Ortaokul eğitim sorunları ile ilgili makale,  eğitim sorunları ıle ılgili makale