+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Medeniyetler Forumunda Babil'i Kim Yıktı Babil Tarihi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Babil'i Kim Yıktı Babil Tarihi








    Babil Tarihi Hakkında Bilgi

    babil1.jpgbabil2.jpgbabil3.jpgbabil4.jpgbabil5.jpg

    M.Ö. XIX. Yüzyılda Amorîler tarafından kurulan ve M. Ö. VII. Yüzyılda Asurîler tarafından fethedilen bu şehrin fethi sırasında çok kan dökülmüş, isyanlar sert bir şekilde bastırılmıştı. Doğu Arabistan kabilelerinden sayılan Khaldeliler ve Elamlı komşular da bu savaşlara katılmışlardı. M. Ö. 612'de Asurîler'i mağlup eden Khaldeliler, nüfusu milyona ulaşmakla birlikte eski Babilliler'in çok az torununun yaşadığı şehrin yeni sahipleri olmuşlardı. Ancak, ekonomi ve kültürü şehrin banilerinden daha uzun ömürlüydü ve yeni etnik dolguyla takviye edilen sistem, fonksiyonunu icra etmeyi sürdürüyordu. Çok kan dökülmesine rağmen, sağlam antropojen landşaf M. Ö. VI. Yüzyıla kadar bozulmamıştı.



    Babil ekonomisi Mezopotamya'nın sulama sistemine dayalıydı ve fazla su Dicle vasıtasıyla denize dökülüyordu. Dicle ve Fırat, taşkınlar sırasında Ermenistan'ın dağlık bölgelerinden birçok zararlı maddeyi sürükleyip getirdiği, mil, çakıl ve kum tarımı engellediği için, suyun denize verilmesi akıllıca bir işti. M. Ö. 582'de Nebukadnassar, kraliçe Nikokerti (Kitocris) ile evlenmek suretiyle Mısır'la barış aklelti. Böylece tahtını Nabodinas'a terkeden kraliçe iyi eğitimli Mısırlı mevkebi arasında Babil'e geldi. Nikokerti, muhtemelen yakın danışmanlarının fikrim almadan, kocasına yeni bir kanal açtırması ve sulu tarım arazilerinin mesahasını genişletmesi tavsiyesinde bulundu. Khalde hükümdarı Mısırlı kraliçenin fikrini uygun buldu ve böylece 560' larda Pallukat kanalı kazılmış oldu. Babil'in yukarısından başlayan kanal, nehrin normal olarak suladığı vadilerin dışında kalan geniş bir araziyi suluyordu. Ya sonra?


    Fırat Nehri daha yavaş akmaya, sulama kanalları da alüvyonlarla dolmaya başladı. Tabii bu da sulama kanallarının bakımını daha öncesine nispetle çok külfetli hale getirdi. Kuru bölgelerden geçerek gelen Pallukat suyu toprağın tuzlanmasına yol açmıştı. Artık eskisi gibi verimli tarım yapılamıyordu, ama yine bu süreç uzun bir süre devam etti. M. Ö. 324'de Babil, hâlâ büyük bir şehirdi. Öyle ki romantik Büyük İskender onu başkent yapmayı bile düşünmüştü. Fakat M.Ö. 312'de şehri ele geçiren ve daha aklı başında biri olan Seleucus Nicator, Dicle üzerindeki Seleucia ve Orontes üzerindeki Antioch'u Babil'e tercih etmişti. Çölleşen Babil ise M. Ö. 129'da Partlar'a ganimet oldu. Miladın başlarına gelindiğinde küçük bir Yahudi cemaatinin barındığı harabelere dönüşmüştü. Sonra o harabeler de ortadan kalktı. Ama acaba büyük bir şehri ve güllük gülistanlık bir ülkeyi harabe haline getiren gerçekten kaprisli bir kraliçe miydi? Göründüğü kadarıyla onun bu işte önemli bir rolü olmamıştır. Eğer Babil hükümdarı yerli halktan birisi olmuş olsaydı, bu yanlış projenin nasıl tahripkâr sonuçlar doğuracağını ya kendisi düşünür, ya da hemşehrilerinin -ki aralarında akıllı olanları da vardı,- fikrini alırdı. Ama hükümdar Khaldeli, ordusu Arap, danışmanları Yahudiydi ve hiç biri fetih yoluyla ele geçirilen ve kana bulanan bu ülkenin coğrafî problemleri üzerinde kafa yormamıştı. Mısırlı mühendisler mekanik olarak kendi ülkelerinde uyguladıkları tarım politikasını Nil'den Fırat'a taşımışlardı. Çünkü Nil Nehri taşkınlar sırasında bol miktarda verimli lığ taşır, Libya çöllerinin kumu ise miktarı ne olursa olsun bütün suyu emerdi. Dolayısıyla Mısır'da toprağın tuzlanma tehlikesi yoktu. En tehlikeli şey, herhangi bir hata yapmak değil, tartışılması gereken bir meseleyi tartışmaktan kaçınmaktır. Savaş sırasında katledilen, sağa sola dağıtılan Babilliler'in yerini alan yeni Babil sakinlerine göre her şey o kadar açıktı ki, üzerinde kafa yormaya bile gerek yoktu. Ama 'tabiata galip gelmenin' sonuçlan, bu insanların Şehri imar etmek yerine sadece orada yaşayan torunlarının ölümüne yol açmıştı. 'Popülasyon coğrafyası' ile etnoloji arasındaki fark budur. Birincisinde çıplak istatistikler geçerlidir, ikincisinde ise etnosun farklı etnogenez safhalarında landşaftla olan etkileşim meselesi gözden geçirilir.

    Her ne kadar bazı teşebbüslerde bulunulmuşsa da, Mezopotam¬ya'da toprak ıslah çalışmalarının sonuçlarını düzeltmeyi torunlar da¬hi başaramadılar. VII-IX. Yüzyıllarda Arabistan'da istemediğiniz kadar ucuz işçi gücü vardı. Onlar ise Zanzibar'dan 'zenci' dedikleri köle negrolar getirmişler ve bunları Babil harabeleri civarından tuz kristalleri topla****** sepetlerle taşımaya zorlamışlardı. Toprağın bu metotla ıslah edilmesi fikri uygulanabilir bir şey değildi, çünkü küçük kristaller çıplak gözle görülemezdi. Yakıcı güneş altında çıplak elle ve hiç durup dinlenmeden tuz toplamak zor ve öldürücü bir işti.


    Bütün ümitlerini kaybeden negrolar sonunda isyan ettiler. M. S. 869'dan 892'ye kadar devam eden kıyam, sonunda beklenildiği gibi bastırıldı ve bu bahtı kara insanların tamamı kılıçtan geçirildi. Ama yine de artık ümitlerini kestikleri hayatlarını kurban eden zenciler, Bağdat Halifeliği'ni yıktılar; çünkü Mısır ve Horasan genel valileri Bağdat'tan kopmuş, haydut Yakub Saffar başkent surlarına kadar sokulmuş ve Bahreynli sekterler yani Karmatîler bağımsızlıklarına kavuşmuşlardı. Bütün bunların sebebi, halifenin askerlerinin zencilere karşı sevk edilmiş, hazinesi ise seyrelen ordu saflarını doldurmak için kiralanan Türkmenler için harcanmış olmasıydı.


    Bu savaşçı bozkırlılar ise, Bağdat'ta gerçek gücün kendi ellerinde olduğunu anlayınca, halifeleri keyiflerine göre değiştirmeye ve patronları durumundaki Arapların homurdanmalarını kılıç zoruyla bastırmaya başladılar. Onları kovmak, ancak dağlıların, Büveyhîler'in, halifeyi kuklaya çevirenlerin ve Arap olan her şeyin düşmanı Şiilerin yardımıyla mümkün olabildi.

    İşte size, tıpkı birincisi gibi, iyice düşünülmeden, sorumsuzca yapılan ikinci toprak ıslah denemesinin bedeli.



    Ama bütün toprak ıslah çalışmalarının felaketle sonuçlandığı da düşünülmemelidir. Bu tür çalışmalar, sadece iyice düşünülmeden, arazi yapısı incelenmeden ve sonuçları göz önüne alınmadan yapıldığı zaman felakete yol açarlar. Eski dönemlerde ise bu tür felaketler, meseleye yabancıların ve muhacirlerin el atması yüzünden yaşanmıştır. Onlar hiçbir zaman kafa yormaz, hemen işe koyulu verirlerdi.. ve işte sonuçlan! Ama çevrenin bir parçasını oluşturan etnosa mensup insanlar işe el attığı zaman, tabii süreçlerin seyrine ters düşmeyecek bir şeye kalkışmaz, yapıcı çalışmalar sergilerler. Dahası, bitki, hayvan ve insanların yaşadığı ekolojik nişlerde istikrarlı biyosenozlar yaratırlar. Bunlar, genellikle etnogenezin ilk safhalarında olur; çünkü etnogenezler, Yeryüzünün rölyef tabakasının tabii oluşumunda harmanlanan doğal süreçlerdir.
    (Alıntıdır)








  2. Zahra
    Üye





    Sümer ve Akad İmparatorluklarının topraklarını kapsayan ve ismini kurulduğu Bölgeden alan bir İmparatorluktur. Babiller birden çok Tanrıya inanır ve her Tanrılarına ayrı bir isim takarlardı. Babillerin kurduğu Kule dört Kutsal Kitapta da geçer ve bu kulenin Tanrıya ulaşmak için inşa edildiğine inanılır.




+ Yorum Gönder


babil,  babiler,  BABİLER,  BABİL