+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Medeniyetler Forumunda Kral kostaki Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Kral kostaki








    Kral kostaki

    Kral kostaki hakkında bilgi

    Kral kostakİ.jpg

    19. yy dünya tarihinin şekillenmesinde çok önemli bir yere sahip olan Londra’da otuz beş yıl gibi uzun bir süre Osmanlı Devleti’nin elçiliğini yapmış olan Kostaki Musurus’un tarih araştırmacıları tarafından çok az bilinmesi bu çalışmanın ortaya çıkarılması için gerekli teşviki ve merakı beraberinde getirmiştir.
    Kostaki Musurus’un ailesiyle ilgili yapılan araştırmalarda maalesef çok fazla detaya ulaşılamamıştır. Musurus’un Babası 18.yy’da İstanbul’a göç etmiş Giritli bir tüccar olan Pavlaki Muzurus idi. “Musuruslar” İstanbul’un önde gelen köklü ve varlıklı Fenerli Rum ailelerindendi.Gerçek ismi ‘Kostaki’ olmakla beraber genellikle ailesinin ismi olan “Musurus”la tanındı.


    Kostaki Musurus tarihi kesin olmamakla beraber İstanbul Arnavutköy’de 1814-1815 yıllarında doğmuştur.Musurus’un nasıl bir eğitim aldığıyla ilgili kaynaklarda her ne kadar fazla malumat yoksa da bir süre Babıali Tercüme Odası’nda çalıştığı özel hocalardan ders aldığı Rumca ve Fransızca’ya hakim olduğu bilinmektedir. Kostaki Musurus’un diplomasi yolunda yükselmesine yol açacak olan ilk adımları kendisi hakkında yine çok az bilgiye sahip olduğumuz İstefanaki Vogorides sayesinde olmuştur. Vogorides aslen Bulgar olup Sisam Beyliği ve Eflak-Boğdan Voyvodalıkları kendisine tevcih edilmişt. Tanzimat’ın hazırlayıcısı Mustafa Reşit’in de yakın arkadaşıydı. İşte buradan hareketle Musurus’un diplomaside yükselmesinin dinamiklerini de bulabiliyoruz. Çünkü Yeni Fenerli denilen Rumlar Osmanlı Devleti içerisinde elit bir tabakaydılar. Büyük ailelerden oluşan bu Fener aileleri evlilikler yoluyla genişlemişler siyasi ve sosyal nüfuz sahibi olmuşlardı.Bunlar Mustafa Reşit Paşa’nın amaçladığı farklılıkların Osmanlı paydasında bütünleştiği bir düşüncedeydiler. Yunan bağımsızlığına taraf olmayan bu Rumlar temelde Osmanlı bütünlüğünü istemişlerdir. Bu durum aslında Tanzimat Fermanı ile amaçlananların erken bir somut örneğiydi de.


    Sisam Adasındaki Hizmetleri

    Yukarıdaki bölümde belirtildiği üzere Fener Rum Aileleri arasında akrabalıklar bulunmaktaydı. Devlet-Toplum katmanlarında tabiatiyle birbirlerini kollamaktaydılar. Kostaki Musurus İstefanaki Vogorides gibi dönemin ileri gelenlerinden birisi tarafından kollanarak 1834 yılının Nisan ayında (H. Evâhir-i Zilkaade 1249) Sisam Adasına kendisinin yerine vekalet etmek üzere Komiser göreviyle atandı. Vogorides’in bu davranışı Sisamlıların Ada’nın ‘Bey’i olarak gönderilen İstefanaki Vogorides’i ve ardından Bey Vekili olarak gönderilen oğlu Gabriel Kristeviç’i kabul etmemelerinden kaynaklanıyordu. Kostaki Musurus Sisam Adasında ilk önce 1832 yılında Ada’ya yönelik Muhtariyet imtiyazlarını içeren ferman uygulamaya çalıştı; bunun ilk örneği olarak Sisam Genel Meclislerini topladı.Ayrıca Osmanlı Devleti’nin Sisam’a yönelik verdiği ticari imtiyazları değerlendirmek suretiyle ada halkının sevgisini ve güvenini de kazanmaya çalıştı.Sisam Adasında ayaklanmaları teşvik eden Kaptan İstemidiyadi ile bir hayli uğraşmak zorunda kalan Musurus burada haksız yere vergi toplamakla suçlandı. Aslında Musurus halktan zorla vergi almamış bilakis devletin zorunlu kıldığı 400.000 kuruş olan yıllık vergiyi toplamıştı. Fakat vergilerin toplandığı sırada Sisam’da galeyana gelen bir kısım halk ellerinde silahlarla Musurus’tan vergilerini zorla geri almışlardı. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti Ada vergisinin usulüne uygun olduğunu belirten ferman göndermiş ve vergi tekrar geri alınmıştı. Musurus asiler yüzünden Sisam’da idari açıdan zor günler geçirdi. Burada çıkan a ayaklanmalarda Yunanistan’ın parmağı vardı.[Osmanlı Devleti Ada’da neler olduğunu öğrenmek için birkaç kez tahkikat memuru gönderdi. Musurus’un Sisam’da halkın sevgisini kazanarak ayaklanma planlarını bozması asilerin çok zoruna gitti hatta asiler katledilmesi için karar bile aldılar. Netice itibariyle Kostaki Musurus Sisam’daki bu ilk memuriyetinde iyi bir idare gerçekleştirerek halkın büyük beğenisini kazandı. Sisam’daki bu hizmetleri Babıali tarafından da takdir edildi ve kendisine Sultan II. Mahmut tarafından 1837 tarihinde bir “Nişân-ı Âli” verildi. Musurus bu başarılarına rağmen erken denilebilecek bir sürede görevden alınmıştır. Bunun nedeninin İstefanaki Vogorides’in asilerin bertaraf edilmesi üzerine kendi oğlu Gabriel Kristeviç’i göreve getirmek istemiş olabileceği düşünülmektedir. Musurus’un Sisam’dan kesin ayrılış tarihine vesikalarda tesadüf edilmemekle beraber 1835 yılının sonları ile 1836 yılının ilk ayları olduğu düşünülmektedir. Çünkü 1837 tarihinde verilen Nişan-ı Âli vesikasında kendisinden “sabık” olarak bahsedilmiştir.


    Yunanistan Elçiliğindeki Hizmetleri

    Kostaki Musurus Sisam’daki ilk görevinden sonra İstanbul’a geldi ve bir müddet sonra 1839 yılında İstefanaki Vogorides’in ikinci kızı “Ana” ile evlendi. Daha öncede belirtildiği gibi Fenerli Rum aileleri kendi içlerinde evlilikler yoluyla dışarıya kapalı ırsi bir üst tabakayı oluşturuyorlardı. Ki bu üst tabaka fener aileleri hem iş alanında hem de devlet memuriyetlerinde birbirlerini gözetiyorlardı. Musurus’un evliliği işte böyle bir “sınıf oluşturma”nın ve gözetmenin örneklerinden biri olarak kabul edilebilir. Musurus’un Vogorides’in kızıyla evlenmesi yüksek memuriyetlere hızla atanmasını beraberinde getirdi. Çünkü kayınpederi Vogorides Tanzimat’ın mimarı Mustafa Reşit ile yakın arkadaştı. Mustafa Reşit ise Osmanlıcı bir düşüncede olan bu fenerlileri ulaşmak istediği mozaiğin en önemli parçalarından olarak görmekte ve kollamaktaydı. Bundan dolayı olsa gerek Musurus’u Yunanistan’a elçi olarak gönderdi. Musurus’un Atina’ya gönderilmesinin bunun dışında çeşitli nedenleri de vardır. Her ne kadar ilişkiler yumuşamışsa da Yunanistan Osmanlı coğrafyasında ayrılıkçı düşünceleri gizliden gizliye teşvik etmekte Osmanlı Devleti’nin tebaası arasında eşit davranmadığını iddia etmekteydi. Ayrıca Yunan bağımsızlığı sonrası müslümanların geride kalan malları meselesi de uzun zamandır çözüm bekliyordu. İşte bu nedenlerle Yunanistan’da elçi bulundurmak gerekli görülmüştü. Elçi olarak özellikle Musurus’un gönderilmesi ise Babıali’nin tebaası arasında eşit davrandığını gösterme gayreti olarak kabul edilebilir. Böylece Yunanistan’ın iddiaları çürütülmek istenilmişti. Musurus’un Yunanistan’a Maslahatgüzar olarak atandığına dair irade 15 Mart 1840 (10 Muharrem 1256) tarihinde çıktı. Musurus’a Maslahatgüzarlık rütbesinin verilmesinden hemen birkaç gün sonra Kayınpederi Vogorides Maslahatgüzarlık rütbesiyle diplomat atamanın Osmanlı Devleti aleyhine olabilecek dezavantajlarını ortaya koyan bir yazıyı Babıali’ye sundu. Vogorides’e göre Maslahatgüzarlık rütbesiyle diplomat atamak Avrupa’da tatbik edilen usule uygun değildi. Bu durum üzerine yapılan görüşmelerde rütbesinin Küçükelçiliğe yükseltilmesi uygun bulundu.Musurus bu şekilde yapılan bir düzenlemeden sonra aylık 6.000 kuruş maaşla 1840 yılı Mayıs ayı içerisinde Atina’ya atanmıştır.

    Kostaki Musurus’un Atina’ya atanması Osmanlı-Yunanistan ilişkilerinde bir dönüm noktasıydı. Çünkü Musurus bir Rum idi ve atandığı yer ise Rumların merkeziydi. Bir Rum’un Osmanlı Devleti menfaatleri için gayret sarfetmesi ileri ki bölümlerde görüleceği üzere Yunanlıların düşmanlığını celb edecek ve ilişkiler gerginleşecekti. Musurus Atina’da ilk iş olarak Müslümanların geride kalan mallarının geri iadesi ve tazminatlarının ödenmesi meseleleriyle uğraştı. Osmanlı Devleti vesikalarında Emlak-ı İslam olarak nitelendirilen bu mesele İngiltere’yi Stratford Cannıng Rusya’yı Apolinyar Pontiyaf Fransa’yı Jan Edvar Baron Borinyo de Varen’in temsil ettiği Yunanistan’ın bağımsızlığına son noktayı koyan 22 Temmuz 1832 tarihli İstanbul Mukavelenamesinde belirtilmişti.Buna göre Yunanistan’da kalan Müslümanların malları 18 aylık bir süre içerisinde piyasa değerlerine uygun olarak satılacak ve sahiplerine bedelleri ödenecekti. Fakat Musurus’un Atina’ya elçi atandığı 1840 yılına gelinene kadar Müslümanların malları satılmış olmasına rağmen bedelleri ödenmemişti. Bazı emlaklar ise Yunanlılar tarafından zorla gasp edilmişti.








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Osmanlı Devleti’nin göndermiş olduğu memurlar ve Yunan tarafının ilgisizliği meselenin çözülmesini geciktirmiş ve emlak sahipleri zor durumda kalmışlardı. İşte bu sorunu bitirmek isteyen Musurus hemen teşebbüslerde bulunmaya başladı. Hatta Mustafa Reşit Paşa 17 Ocak 1842 tarihli bir yazısında bunu şöyle dile getirmişti: “Taraf-ı Devlet-i Aliyye’den mukaddemlerde füruht-ı emlâke me’mur bulunanlar bu hususa kat’a dikkat etmemişler iken Yunanistan’da olan Devlet-i Aliyye Sefiri Kostaki bendeleri doğrusu bu hususu meydana çıkarub iddia eylediğinde”.Musurus Emlak-ı İslam meselesinin çözülmesi için 1832 Antlaşmasına imza koyan devletlerin aracı olmasını istedi. Bunun üzerine dönemin İngiltere Fransa ve Rusya Elçileri tarafından Yunanistan’a ortak bir nota verilerek çözümden yana tavır koyması istendi. Yunanistan bu gelişme üzerine tavrını yumuşatmış 1841 yılına gelinene kadar Yunanistan dahilinde emlakları alınmış olanların bir listesini çıkartmıştır. Listenin çıkarılmasında büyük emeği olan Musurus’un gayretleriyle Yunanistan toplam 8.796.100 kuruş olan dokuz yıllık tazminatları ödemeyi kabul etmiştir. Daha sonraki dönemlerde bu mesele bir hayli uzamış ve Yunan Kralı tazminatların %8 faiz ile ödenmesini de kabul etti.
    Kostaki Musurus’un Atina Elçiliği döneminde ilgilendiği diğer bir konu ise İpsara Adası’yla diğer ada firarilerinin Yunan Meclisine girmelerini engellemeye çalışmak olmuştu. İpsara Adası Ege Denizinde bulunan küçük bir ada idi. İdari olarak Sakız Adasına bağlıydı. İpsaralılar Sakız Adalılarla beraber 1821 yılı Yunan Ayaklanmalarına katılmışlardı. Bu dönemlerden itibaren Yunanistan’da politika ve ticarete atılmışlardı. Hatta Osmanlı vatandaşı olmalarına rağmen Yunan Meclislerine “Vekil” olarak bile girmişlerdi. Yunanistan bağımsızlığını kazandıktan sonra da uluslararası hukuka aykırı olarak İpsaralılara vekil olma imtiyazını tanıyan bir tasarı hazırlamıştı. Musurus bu tasarıyı Osmanlı Devleti menfaatlerinin aleyhine yorumladı ve geri alınması için faaliyetlerde bulunmaya başladı. Musurus’un düşüncesine göre şayet bu tasarı kabul edilirse diğer firarilere de örnek teşkil edecekti. Tasarının Yunan Meclisinde kabul edilmesi üzerine Yunanistan protesto edildi. Protestoya rağmen Yunanistan bu meseledeki tavrını değiştirmedi hatta tasarı diğer firarileri de kapsayacak biçimde genişletildi. Yunanistan protestonun biraz olsun etkisiyle seçim kanununda değişiklik yaparak firarilerin bir mahalde toplanmasını ve vekil seçmek için en az üç bin nüfusa sahip olunmasını kararlaştırdı. Aslında bu durum Osmanlı Devleti açısından daha da tehlikeli sonuçları doğurabilirdi. Çünkü firariler gerekli nüfusa erişmek için Osmanlı’nın elindeki bölgelerden yandaşlarını kendilerine katılmaya davet edebilirler; bunun sonucu olarak Osmanlı Devleti topraklarında asayişsizlik doğabilirdi. Ayrıca en önemlisi firariler Yunan Meclisine Osmanlı egemenliğindeki yerler adına katılacaklardı ki bu yeni durum buraların elden çıkmasına yol açabilecekti.İpsaralılarla beraber Selanik Tırhala Girit ve diğer bölgelerden firarilerin Yunan Meclisine girmeleri üzerine Yunanistan ikinci defa protesto edildi. Musurus firarilere tanınan bu imtiyazların altında Yunanistan’ın başka amaçlarının olduğunu söylemekteydi.Yunanistan’ın protesto edilmesiyle beraber Osmanlı Elçilerinin İngiltere ve diğer Avrupa devletlerindeki diplomasi faaliyetleri de yoğunlaştı ve Yunanistan maddeyi anayasadan geri çekmek zorunda kaldı. Daha sonra ise İngiltere’nin devreye girmesiyle firarilerin doğdukları bölge isimlerini kullanmadan Yunan Meclisine girmeleri kabul edildi. Kostaki Musurus Atina’da Osmanlı Devleti lehinde gazetelerde haber yayımlatmak içinde faaliyetlerde bulundu. Bu amaçla 1846 yılında 4.000 kuruş ve 1847 yılında 6.000 kuruş kendisine hemen gönderildi. Ayrıca bu sıralarda rütbesi de Küçükelçilikten Ortaelçiliğe terfi ettirilmiştir.Musurus Yunanistan’da bulunduğu süre içerisinde Osmanlı Devleti’ni bir hayli uğraştıran Eterya Cemiyeti ile ilgili olarak da çalışmalarda bulunmuştur. Hatta cemiyetin üyelerinden biri rüşvet karşılığı kendisine cemiyetin amaç ve faaliyetleri hakkında bilgi sızdırıyordu. Cemiyetin bu çalışmalarıyla ilgili olarak büyük devlet elçileri nezdinde de teşebbüslerde bulunan Musurus gelişmeleri Babıali’ye haber etti ve Yunanistan’ın büyük devletler tarafından uyarılmasını istedi


    Musurus Yunanistan’da bulunduğu süre içerisinde diplomatik açıdan en zorlu yıllarını 1846-1848 yıllarında yaşamıştır. Musurus’un bir Rum olarak Osmanlı Devleti bütünlüğünden ve menfaatlerinden yana sert tavır koyması Yunanistan’da tepkilere yol açtı. Gerek Eterya Cemiyeti gerekse diğer fırkalar arasında hızlı bir şekilde Kostaki Musurus düşmanlığı yayılmaktaydı. Hatta bir defasında Yunan Bakan Kolti meclisteki konuşmasında Musurus’u açıkça hedef gösteren sözler bile sarfetti. Bundan cesaret alan Zefir Gazetesi de Musurus’un katledilmesi gerektiği hakkında haber yaptı. Bu ortamda başka ciddi bir problem daha ortaya çıktı. Daha önceden Tırhala Selanik ve Girit ayaklanmalarında rol almış olan Albay Karatassos Yunanistan’a dönmüş ve Yaver-i Harb olmuştu.

    Karatassos bir sabah erkenden Osmanlı Elçiliğine gelip Pasaportunun vize edilmesini istedi. O esnada Sefaret Katibi kendisine Musurus’un uyumakta olduğunu bir saat sonra gelmesi gerektiğini söyledi. Karatassos ise vize konusunda çok ısrarlı davranmaktaydı. Durum Musurus’a haber verildi. Musurus bu şahsın Osmanlı Devleti aleyhine olan faaliyetlerini bildiğinden pasaportunu kendi inisiyatifiyle vize etmekten kaçındı. Çünkü Osmanlı aleyhine faaliyetlerde bulunmuş birine verilecek vize diğer şahıslara da örnek olabilirdi. Bu yüzden durumu Babıali’ye bildireceğini belirtmişti. Babıali bunun üzerine Musurus’a gönderdiği talimatta Osmanlı Devleti aleyhinde çalışanlara vize verilmemesini bildirdi. Musurus bu şekilde bir talimata rağmen sırf Karatasso’nun rütbesinden dolayı kendisine vize verilmesi için Babıali’den özel izin isteyeceğini ve beklemesi gerektiğini söyledi.Bu meselenin hemen ertesi günü 17 Ocak 1847’de Saray’da tüm diğer devlet elçilerinin de bulunduğu bir balo tertip edilmişti. Yunan Kralı elçilere ‘Hoşgeldiniz’ merasiminde bulunduğu esnada sıra Musurus’a geldiğinde





  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    Karatasso’ya vize verilmemesine tepkiyle şöyle dedi: “ Mösyö Yunan Kralı kendisine ibraz eylediğiniz hürmet ve riayetten ziyade hürmete şayan idüğü memûlûnde idim”. Musurus kendisine herkesin gözü önünde yapılan bu tahkir üzerine hemen Başbakan Kolti ile görüştü. Kolti’de Musurus’a pasaportun vize edilmesi gerektiğini söyledi. Musurus ise rütbesi ne olursa olsun devletinin talimatı dışına çıkamayacağını ifade ederek vize veremediğini söyledi. Babıali Musurus’a yapılan bu durumu haber alınca Yunanistan’a elçisinden özür dilenmesi gerektiğini bildiren bir ültimatom verdi. Şayet Yunanistan bu isteği reddederse Musurus yerine Konsolos bırakarak maiyyeti ile beraber İstanbul’a dönecekti. Yunanistan’ın tarziye talebini yerine getirmemesi üzerine Musurus ve elçilik çalışanları Ereğli Vapuru ile İstanbul’a getirildi. Bu gelişmeler üzerine olay giderek büyüdü. Osmanlı Devleti ilişkilerin kesilmesi üzerine sınırlarda asayişe dikkat edilmesi gerektiğini bildiren emirler gönderdi. Musurus’tan Tarziye dilenmesi Babıali için bir prestij meselesi halini almıştı. Bu nedenle 12 Mayıs 1847’de Meclis-i Has toplandı ve Yunanistan’a yeni bir ültimatom verilmesi kararı alındı. Ültimatomda Yunanistan’ın Kostaki Musurus’tan özür dilemesi gerektiği tekrarlanarak şayet bu gerçekleşmezse alınan beş maddelik kararların lüzumu üzerine uygulanacağı belirtildi. Bu amaçla ilk aşamada Yunan Konsoloslarla irtibatın kesilerek gönderilmeleriyle Yunan Gemilerinin liman ticaretinin engellenmesi tedbirleri uygulanmaya konuldu. Yunan Kralı bu ültimatoma karşılık özür dilemektense “tahtı ve tacımı bırakırım” diye cevap verdi. Fakat daha sonra Rusya’nın araya girmesiyle Yunan Kralı 20 Aralık 1847 tarihinde Musurus’tan özür diledi. Yunanistan’ın uluslararası hâl alan tarziye meselesine muvafakat etmesiyle Musurus’un Atina’ya tekrar gönderilmesi konusu gündeme geldi. Fakat bu konuda Avusturya Elçisi endişeli idi. O’na göre Musurus’un Yunanistan’a tekrar atanması aynı sorunları bir kez daha doğurabilirdi. Bu yüzden Musurus yerine başka biri atanmalıydı. Diğer devlet elçilerinin de bu konuda endişeleri vardı. Fakat Babıali özellikle Musurus’ta ısrarlı davrandı ve bu konuda istediğini gerçekleştirdi. Kostaki Musurus bunun üzerine 5 Şubat 1848 tarihinde Atina’ya döndü.

    Osmanlı Devleti bu şekilde diplomatik bir zafer kazanmış olmanın gururunu yaşamaktaydı. Rum olan elçisi yine Rumların merkezi olan bir devlette Tanzimat ve Osmanlıcılığın en güzel örneğini ortaya koymuştu. Bu durum Osmanlının eşit davranmadığı hakkında iddialara en iyi cevaptı. Yunan Hükümetinin özür dilemesiyle Musurus’un Yunanistan’a tekrar gönderilmesi Yunan kamuoyunda hiç iyi karşılanmamıştı. Çünkü muhalifler kendi etnik ve dinlerinden birinin Osmanlı Devleti lehine çalışmasını ve prestij kayıplarını içlerine sindiremiyorlardı. Bu nedenle Yunanistan’da Musurus aleyhine daha sert bir hava oluşmaya başlamıştı bile. Yunan Hükümeti o esnada Yunanistan’da çıkan huzursuzlukları Musurus’un teşvik ettiği yönünde iddialar öne sürmekteydi. Bu durum Musurus’u muhaliflerin hedefi haline getirdi. Musurus kendisinin hedef gösterilmesini Hariciye Nezareti nezdinde protesto etti. Bu gelişme üzerine Yunan Hükümeti kendisinin can güvenliği için dört jandarma görevlendirdi.Fakat alınan bu önlemlere rağmen Musurus suikasta uğradı. Sefaret Katiplerinin hizmetinde çalışan Nikola adında biri 19 Ağustos 1848 yılında suikasta teşebbüs etti. Nikola Musurus elçiliğin yazı odasında otururken içeriye pasaport imzalamak amacıyla girdi ve elindeki kağıtları atarak gizlemiş olduğu silahla Musurus’a beş el ateş etti. Ateş ettikten hemen sonra dışarı kaçan Nikola “Zalimi idam eyledim” diye sokaklarda sevinç naraları atmıştı. Musurus bu suikastı kurşun parçalarının sadece sağ koluna isabet etmesiyle neticelenen sakatlık şeklinde hafif atlattı. Osmanlı Devleti suikastçı Nikola’yı kendi vatandaşı olduğundan 21 Eylül 1848 tarihinde Yunan Hükümetinden istedi; fakat ilk başlarda olumsuz cevap aldı. Neticede diğer devletlerin araya girmeleri ve baskısıyla Yunanistan Nikola’yı 27 Haziran 1849 yılında Osmanlı Devleti’ne teslim etti. Belgenin tarihinden de anlaşıldığı üzere Osmanlı Devleti Musurus’un o tarihte Viyana Elçiliğinde bulunmasına rağmen işin takipçisi olmuştu





+ Yorum Gönder