+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Medeniyetler Forumunda Hititlerde merkezi yönetimi oluşturan unsurlar nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Hititlerde merkezi yönetimi oluşturan unsurlar nelerdir








    Hititlerde merkezi yönetimi oluşturan unsurlar nelerdir

    Hititlerde merkezi yönetimi oluşturan unsurlar nelerdir nelerdir

    YÖNETİM

    Ülkenin geleneksel sivil örgütlenmesi esas itibarıyla sınırlı olup her birinin kendine ait “Yaşlılar” meclisi olan dağınık ilçeler ve vadi-topluluklarından oluşmaktaydı. Bunlar normal olarak yerel yönetimlerle ve özellikle de anlaşmazlıkların halledilmesiyle ilgilenirdi. Sadece büyük dini merkezlerin ayrı bir örgütlenme sistemi vardı.
    Strabo’nun Roma imparatoru Tiberius zamanında kutsal kent Komana hakkında anlattıklarından, yani hatırlanamayacâk kadar eski zamanlardaki böylesi kentlerin nasıl tümüyle tapınağa bağımlı olduğunu ve Başrahibin aynı zamanda sivil yönetici olduğunu biliyoruz. Hitit metinlerinde bu kutsal kentler hakkında sadece dolaylı imalar vardır, ama bu türdeki kurumların orijinlerinin çok eski olduğundan emin olabiliriz.

    Başlangıçta, Hattuşa kralları fethederek ele geçirdikleri yeni toprakların, yönetimini oğullarına bırakarak, doğrudan kontrolünü ellerinde tutmaktaydılar. Labarna’nın oğullarının nasıl, her yıl yapılan askeri seferler sonrasında kendilerine tahsis edilen eyaletlere yönetmek üzere gittiklerini biliyoruz. Sonra, benzer tayinlerin genellikle kralın akrabaları olan generaller arasında yapıldığını metinlerden okuyoruz. Bir eyaletin yönetimi yolların, hükümet binalarının ve tapınakların tamiri, rahip atamaları, dini törenlerin kutlanması ve adaletin sağlanması gibi konuları kapsıyordu. Böylesi yöneticilerin atamalarının geçici ve resmi olmadığı anlaşılmaktadır ve bu makamların özel bir unvan taşıması gerekli değildi.

    Böylesi bir sistem hiç kuşkusuz imparatorluğun Kappadokia platosu sınırlarının ötesine genişlemesiyle işlemez hale geldi. Bu yayılma başlamadan önce bile farklı bir sistemin uygulamaya konulmaya başlandığını belki ilk metinlerden birinde Zalpa, Hupişna, Uşşa, Şugziya ve Neneşşa gibi kentlerin “Prensleri” olarak unvanlandırılan kral ailesine mensup prenslere özel gelir kaynakları yaratılmasından anlayabiliriz. Ama dağları aşmakta karşılaşılan zorluk, daha uzun süreli ve iktidar makamına ciddi, açık ve kesin sadakat yeminiyle bağlı bağımsız valilerin atanmasını gerektirdi. Dahası, gittikçe genişleyen Hitit imparatorluğu çevresindeki küçük ve zayıf krallıklar için kuvvetli bir mıknatıs niteliğindeydi. Özellikle Suriye’deki krallıklar hırslı Hatti ve Mısır imparatorlukları arasında sıkışmış bir konumdaydı ve tahtlarını korumanın yolunu hangi taraf daha güçlü görünürse onun tarafında yer aldıkları esnek bir politikayı izlemekte gördüler. Lübnan’daki Amori Krallığı olan Amurru ve Kilikya’daki Kizzuvatna, Hitit İmparatorluğu’nun yörüngesindeydiler ve Hitit krallarının askeri güç kullanarak ele geçirdikleri toprakların yanı başındaki vasal-krallıklar olarak sayılırlardı.

    Bu şekilde elde edilmiş eyaletlerin konumları birçok faktöre bağlıydı. Aleppo, Karkamış ve Tarhuntaşşa gibi kilit noktalardaki önemli yerler krallığın bünyesi içine alınmış ve yönetimleri imparatorluğa candan bağlı vasallar olarak orada yönetimde bulunan prenslere ayrılmıştı. İşte bu duygusallığı çarpıcı bir şekilde ortaya koyan (Halep. prensi ile yapılan anlaşmadan) bir ifade: “Biz, Şuppiluliuma’nın oğulları, ve bizim bütün ailemiz birleşeceğiz.” Birbirine karşılıklı yardımcı olma zorunluluğu geneldir ve açıkça ayrım gözetmemektedir; anlaşma yapılırken, görüldüğü gibi, kesin ve ayrıntılı şartlar ileri sürülmesi gereksiz addediliyordu.

    Diğer uçta ise büyük oranda, kısa bir zaman evvel hayli prestij sahibi olmuş ve desteklerini kazanmak için en azından bağımsız bir devletmiş gibi hareket etmelerinin gerekli olduğu hissedilen “himaye altındaki” krallıklar durmaktadır. Bunun tipik bir örneği Kilikya Ovası’nı kontrol altında tutan Kizzuvatna Krallığı’dır: Mitanni Krallığı’na bağımlılığından vazgeçmesi bir kurtuluş hareketi olarak temsil edilir ve Kizzuvatna kralı tarafından üstlenilen hemen her taahhüt Hitit kralına karşı sorumlu olduğu benzer ödeviyle dikkatli bir şekilde dengelenir. Buna rağmen her yıl krala bağlılığını göstermek için Hattuşa’da bulunmasını gerektiren Hitit himayesi altındadır ve Hurri Krallığı ile bütün diplomatik ilişkilerden kaçınmakla yükümlüdür.

    Hitit hükümdarlığına aynı biçimde gönüllü olarak boyun eğmiş Amurru hükümdarı Aziru’ya da benzer imtiyazlar verilmiş olabileceği akla gelebilir. Fakat Kizzuvatna’nın aksine, Amurru kısa bir zaman önce büyük bir güç haline gelmemişti ve hatta Aziru’ya kabul ettirilmiş olan şartlar Şuppiluliuma’ya meydan okumuş, ve bu yüzden de daha sert bir muamele görmüş olması mümkün görünen, bir Suriye prensliği olan Nuhaşşi’nin yüklendikleriyle aynıdır. Aynı biçimde, gönüllü olarak boyun eğmiş, Şeha Nehri Ülkesi’ne de Arzava bölgesindeki fethedilen krallıklara uygulanan aynı şartlar kabul ettirilmişti.

    Bağımlı krallıkların çoğu ülkenin yerlisi olan vasallar tarafından yönetilirdi. Fakat bunlar doğrudan doğruya Hitit kralına bağlı olan ya mülteciler ya da Hitit yanlısı liderler olurlardı. Vasal kral kendi toprakları içinde hakim yöneticiydi. Ancak yabancı bir güçle ilişkiye geçmesi yasaktı ve kendi divanında yabancı bir elçi ağırlaması ciddi bir suçtu. Ne zaman güçlü bir devlete veya komşu bir devlete karşı askeri bir sefer düzenlenirse, genellikle ondan Hitit ordusuna askeri birlik vermesi beklenirdi. Hatti Ülkesi’nden kaçan mültecileri iade etmek zorundaydı, ama kendi topraklarından Hatti Ülkesi’ne iltica edenlerin iadesini isteyemezdi (Hititler bu mültecilerin, vasatlarına karşı memnun olmadıklarında ne kadar faydalı olabileceğini çok iyi bilirlerdi). Hitit kralına ve onun haleflerine sonsuza dek sürecek bağlılık yemini ederdi. Kral da buna karşılık olarak genellikle vasalı düşmanlarına karşı korumayı garanti eder ve böylece tahtın varislerinin tahta geçmesini güven altına alırdı.

    Vasal, sadakatini her yıl kralın huzuruna çıkarak ve haraç vererek gösterirdi. Sonra, görünüşe göre, haraç bir elçi ile gönderilirdi.

    Bu şartlar hükümdarın asıl kazançlarını temsil eder ve vasal ile kendisi arasındaki iktidar ilişkisini yansıtır. Görevinin başına geçtiği anda sabık mülteci konumundan memnun olurdu. Kendilerinden önceki Sümerler ve Akadlar gibi Hititler de beşeri gücün güvenilmez bir yaptırım olduğunun, fırsatını bulduğunda isyan edeceğinin bilincindeydiler. Bu yüzden yemin edilerek antlaşmanın şahitleri ve koruyucuları olarak tanrıların yardımına başvurulan, Mezopotamya’nın ilk zamanlarından beri bilinen, bir gelenek gelişti. Mezopotomya’da antlaşmanın bozulma endişesini azaltmak için rehine alma yoluna başvurulurdu, ama bu gelenek Hititlere cazip gelmedi ve hiçbir zaman uygulanmadı. Hititler için ciddi dinsel yönleriyle yemin esastı ve açıkça güçlü bir yaptırım olarak kabul edildi. Her iki tarafın tanrıları genellikle yardıma çağrılırdı, çünkü o tarihlerde dinsel bakış açısı ulusaldı.

    Fakat Hititler kalıcı bir ilişkinin kurulabilmesi için açıkça tanrı gazabı korkusunun bile yeterli olmayacağını düşünüyorlardı. Merkezi hanedanlığın çıkarları açısından vasalın kazanılmasında daha çok diplomatik evlilikler tercih edilirdi. Geçmişte Hitit kralının kendisine yaptığı büyük hizmetlerin anlatıldığı ve böylelikle antlaşma gereğince bir hak ve uygun şekilde yerine getirmesi gereken yükümlülüklerinin hatırlatıldığı uzun bir önsöz ile minnettarlık duyguları okşanarak düzenli bir şekilde vasaldan kuvvetli bir ricada da bulunulurdu.

    Antlaşma genellikle değerli bir metal (gümüş, bronz ve demir olduğu açıktır) üzerine kazınırdı ve kraliyet mührüyle damgalanırdı. 1986′da Boğazköy kazılarında üzerinde bir antlaşma metninin yazılı olduğu çok iyi korunmuş bronzdan bir tablet bulunmuşsa da bu belgelerin çoğu kaybolmuştur. Ancak korunmuş olan kil tabletler saray arşivi için yazılmış kopyalardır ve hiçbiri kralın mührünü taşımaz. Bu, vasalın yetkisini gösteren resmi bir belgeydi ve kaybolması onun için ciddi bir meseleydi. Halep kralı ile yapılan antlaşma metninin korunduğu tapınaktan çalındığı ve bu yöneticinin Hitit hazine dairesinden yeni bir antlaşma örneği alabilmek için çok sıkıntı çektiği kayıtlıdır.

    Böyle dikkatli bir şekilde kurulmuş olan sistem iyi meyve vermedi. Doğuda Asur saldırısı, batıda Arzava’nın entrikaları, Madduvatta ve Mitas gibi maceracıların istismarları uzak eyaletlerin kaybına yol açtı ve sınırlar ancak sürekli savaşmakla korunabildi.








  2. Acil

    Hititlerde merkezi yönetimi oluşturan unsurlar nelerdir isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder