+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Medeniyetler Forumunda Hint ve Kızılderili destanları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Hint ve Kızılderili destanları








    Hint ve Kızılderili destanları

    Hint ve Kızılderili destanları ilgili bilgi

    Eski hikâyelerimizden en ilginçlerinden biri de Hint destanları Mahabharata ya da Ramanyana destanlarıdır. Bu destanları yazanlar uçan ve savaşan araçlar görmüşlerdir. Belki de o araçları kullananlar tarafından yazılmıştır.

    hintvekzlderilidestanla.jpg
    *Puspaku adlı araç güneşe benziyordu ve kardeşime aitti, onu Ravan’dan almıştı, uçuyordu ve mükemmeldi, istenilen her yere gidiyordu, Lanka kentinin göklerinde uçarken parlak bir buluta benziyordu” Ramayana Destanı

    *”Salva’ nın aracı çok gizemliydi, gökte bazen görünüyor bazen de kayboluyordu. Yani görünmeme yeteneği vardı; Yadu Hanedanı’nın savaşçıları bu garip aracı bir türlü tam olarak algılayamadılar; bazen yerde bazen gökte beliriyor sonra birden bir tepeye veya bir ırmağın kıyısına konmuş olarak ortaya çıkıyordu. Bu uçan harikulade araç, gökte bir ateş fırıldağı gibi dönüyor ve bir an bile yerinde durmuyordu” Bhaktivedanta, Swami Prabhupada, Krsna

    *”Kralım; uçan araç mükemmeldi, Şeytan Maya tarafından yapılmış ve bir savaş için gereken tüm silahlarla donatılmıştı. Hayal edilmesi ve anlatılması imkânsız bir araçtı; görünmezlik özelliğine sahipti. Oturulan yerde koruyucu bir şemsiye ve serinletici bir güç vardı. Mihrace Bai’ nin çevresinde kaptanları ve kumandanları bulunuyordu; geceleyin gökte yükselen bir ay gibi görünüyor, her yönü aydınlatıyordu”. Swami Prabhupada, Bhaktivedanta, Srimad Bhagavatam

    *”Pushpaka bir gök arabasıydı, insanları Ayodhya kentine taşıyordu. Gök bu harika uçan araçlarla doluydu, gece karanlığında yaydıkları sarımtırak göz kamaştırıcı ışık göğü aydınlatıyordu.” Mahavira of Bhavabhuti ( 8.yy’dan kalma bir jain yazısı)

    *”Vata’ nın arabası ne görkemli; gök gürültüsü gibi ses çıkarıyor, göklere dokunuyor; parlak bir ışığı var; kırmız göz kamaştırıcı ve alev gibi; bir girdap gibi dönerken, dünyanın tozunu kaldırıyor” Rigveda ( Vata bir Aryan rüzgâr tanrısı)

    *”Bir zamanlar Kral Citaketu, kendisine Tanrı Vişnu tarafından verilen parlak ve ihtişamlı bir uçan araçla dış uzaya yolculuk yapar ve Tanrı Şiva’ yı görür… Oklar ışınlar “Şiva tarafından yollanır. Işınlar güneş benzeri bir küreden fışkırır ve içinde yaşanan üç gök aracını kaplar ve o araçlar bir daha görünmezler”. Srimad Bhagavatam VI, Canto, Bölüm 3

    Görüldüğü gibi ilkel bir insanın kesinlikle hayal gücü ile bile oluşturamayacağı anlatımlar var. Bu satırları yazan veya yazılmasına sebep olanlar ancak Atlantisliler olabilir. Bu satırlar aralardan seçmedir ve can alıcı anlama sahiptir. Destanlarda çok daha fazlasının olduğuna eminim.

    Aynı mantıkla Amerikalı araştırmacı John Major Jenkins’in mayalar hakkındaki yazısında iki paragrafı inceleyelim. (www.medyagunebakis.com/haberdetay.asp?id=1256)

    “Maya düşüncesinde Uzun Sayım döneminin bitimi; aynı zamanda en çok saygı duydukları tanrılarının geri dönüş gününe ilişkin çağrışımlara da sahip. Neredeyse bütün tapınaklara damgasını vuran Kukulkan, uzun yıllar önce “Tekrar geleceğim” diyerek Maya yurdundan ayrılmış. Simgesi “tüylü yılan” olan bu bilge tanrı, Mayalara göre onlara her şeyi öğreten ilahi bir figür. Efsaneler, Kukulkan’ın Doğu ufkunda belirip, denizden geldiğini söylüyor. Atalarına dokumacılıktan tarıma, astronomiden mühendisliğe dek birçok şey öğreten bu “tanrı”nın fiziksel özellikleri ise, Mayaların tasvirine göre, Mayaların aksine, beyaz tenli, açık renk gözlü, açık renk saçlı, uzun boylu bir tanrı. Elinde de sürekli bir asa taşıyor.

    Bu dönemde Mayaların daha hiçbir “beyaz adam” ile karşılaşmamış olduğu düşünüldüğünde, bu tanımlama oldukça ilginç geliyor insana. Üstelik Kukulkan’ın uzun bir de sakalı var. Mayalarda hiç olmayan bir şey bu, çünkü genetik olarak sakalları çıkmıyor!”

    Görüldüğü gibi Maya’larda aynen İsrailliler ya da Sümerler gibi Tanrı tarafından eğitilmişlerdir. Tüm Tanrılar insanlarla uzun uğraşlar vermiş ve onların her şeyi ile ilgilenmişler. Yazı dahil her şeyi onlardan öğrenmişler. Tanrıların aynı dili konuşmasına karşılık insanlara farklı farklı dil öğrettikleri görülüyor. Bunun sebebi kendi karmaşık dil ve yazılarını öğretemeyecekleri için yeni basit konuşma ve yazı öğretmek zorunda olmaları olabilir. Kendi şartları içinde gelişen bu dil ve yazı, farklı olmak zorunda kalmıştır. Ayrıca gittikçe karmaşıklaşırken özel şartlar iyice farklı olmalarını sağlamıştır. Bu duruma aynı dili konuşmamaları gereği yüzündende izin verilmiştir. Tevrat’ta insanları ayırmak için dillerini ayıralım diyerek vurgu yapılmıştır. (Yar. 11:1-9) Bu durumda birbirleri ile anlaşıp barış içinde yaşamaları engellenmiştir.

    Mayaların takvimlerinin bu kadar harika olması artık anlaşılırdır. Uzun zaman dilimleri insanların hasat dönemlerine göre hazırlanmıştır. En azından bizim hasat zamanımızı belirlemesi içindir. 2012 yılında biten maya takvimi gerçekten bizim için zamanın sonunu vurgulamış olabilir. Elbette böyle durumlar hep yan bilgilerle desteklenmiştir. Maya takvimini anlatan Carl Johan Calleman’ın yazısından küçük bir bölümünü adım.

    “Eğer Maya Uzun Sayımının kaynağı için bilgi bulma amacıyla eski kaynaklara gidersek bunun astronomik döngülere dayandığını asla söylemediklerini görürüz. Aksine Palenque’de ki Yazıtlar Tapınağı gibi Maya kaynaklarının açıkça söylediği şey Uzun Sayımın Dünya Ağacına ya da diğer kaynaklarda geçtiği ismiyle Yaşam Ağacına dayandığıdır….”

    Celleman aynı yazısında Maya takviminin 2012 de değil 2011’de sona ereceğini söylemektedir. Ayrıca uzun sayım günlerinin dünya hayatına göre değil de yaşam ağacına göre şekillendiğini söylemektedir. Tarih konusunda benim önem verdiğim zamanın bir yıl ileri veya geri olması değildir. Önemli olan Mayalara göre zamanın sonu denilen bir zamanın olmasıdır. Çoğu kişi, yaşam ağacına göre zamanın sonunun bir yıkım ile değil bir değişim ile gerçekleşeceğini söylemektedir. Bu benim tam olarak söylemeye çalıştığım şeydir. Aslında maya takvimindeki bu tarih karmaşası çok önemli değildir. Bana göre doğru tarih insanlığa empoze edilen tarihtir. Eğer Maya takviminde 2012 tarihi yanlışlıkla görülmüşse vardır bir sebebi. Nasıl ki ortada ciddi hiçbir veri yokken binlerce yıldır Atlantisliler insanlığı meşgul ediyorsa aynı güç tarihi de insanlığa empoze etmiştir.

    Genel olarak insanın yükseleceğini düşünen insanlar 4. boyuttan 5. boyuta geçeceğini düşünür. Yani zamanın sonu denen zamanda insanlık 4. boyut olan dünyamızdan 5. boyuta geçecektir. Bu düşünce tarzını bende destekliyorum ama hangi boyuta gideceğimizi bilmiyorum. Benim tahminim kıyamet sonrası kendimizi 6. ya da 7. boyutlardan birinde bulabiliriz. Biz 4. ve 5. boyutları dünyada bedenlenerek geçtik. Onun için o boyutların daha üstünde bir boyuta geçmek durumundayız. Bu durum önemlidir. Biz dünyadaki madde bedenle ruhumuzu ulaştırabileceğimiz en üst seviye bu demektir. Yarı bilinçli dönemin sonu ile zamanın sonu aynı şeydir. Çünkü öte dünyada zaman buradaki gibi değildir ve gerçekten bizim için zamanın sonudur. Artık zaman bize hükmedemeyecektir. Eşzamanlılık sebebiyle zamana biz hükmedebileceğiz









  2. Acil

    Hint ve Kızılderili destanları isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder