+ Yorum Gönder
Müzik ve Tv ve Müzik Türleri Forumunda Klasik Müziğin Gelişimi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Berrak
    Yeni Üye

    Klasik Müziğin Gelişimi








    Barok Dönem

    Barok dönem, 1600 yıllarında başlamış ve yaklaşık 150 yıl kadar müzikte egemenlik sağlamıştır. İki önemli olay bu çağa damgasını vurur:

    1600'lerde "opera" nın doğuşu, 1750'de ise J.S.Bach’ın ölümü.

    150 yıla yayılan bir zaman dilimini etkileyen Barok akımı, kimi müzik tarihçilerine göre 2, kimine göre 3 aşamalı bir dönemdir. Fakat herkesin kabul ettiği ortak düşünce; son dönemin Johann Sebastian Bach'ın etkisi altında geçtiğidir.
    Barok dönemle birlikte, müzik "kontrast" kavramı ile tanışır, bununla birlikte konçertolar devri de başlar. Ortaçağ ve Rönesans'ta ses şiddeti, hep aynı seviyede kullanılmaktayken, müziğin anlamını güçlendirmek için kullanılan ses düzeyinin alçalıp yükselmesi Barok dönemde keşfedilen ve gelişen, müzik işaretleriyle başlar. Hümanizm (İnsancılık) akımının etkisinde kalan bu dönem bestecileri, sözcük karmaşası yerine insani duyguların (öfke, acıma, korku, şiddet, sevgi vb.) rahatça belirtildiği besteler yapmaya başlarlar.
    Barok dönemin bir diğer yeniliği; bu döneme kadar olan müzikal yapıda bulunmayan ve eserin başka bir bölüme geçeceğini veya bittiğini belirten bir olgunun kullanılmasıdır. Eserlerde kapanışlar ve geçişler daha güçlü yer alır.


    Dönem için bir diğer yenilik de ses müziği ve çalgı müziğinin birleştirilmesindedir. Çalgı müziği büyük ilerleme gösterir. Yalnız çalgılar için bestelenen yapıtlar çoğalır. Aynı seslerdeki çalgılar birbirleriyle savaşırcasına, birbirleri ile karşıtlık oluşturarak eserlerde yerlerini alırlar.
    Barok dönemin en gözde çalgıları klavsen ve harpsikort’tur. Bunlar seslerin hafif veya kuvvetli çıkmasına olanak sağlamayan bir düzeneğe sahiptiler. Oysa barok dönemde gelişen, müzikal anlatımı güçlendiren müzik sembolleri ve o dönemde ihtiyaç duyulan hafif ve kuvvetli çalımlar önemli bir unsur halini almıştı.
    Barok dönemde icat edilmesine karşın dönemin bestecileri piyano için eser yazmazlar. Klavsene göre cılız bir sese ve sert tuşeye sahip piyanoya eser veren ilk besteci Muzio Clementi’dir. 1773’de daha 18 yaşındayken piyano için üç sonat yazmış, çalgıyı popüler hale getirmiştir. Bach gibi ünlü Barok dönem bestecilerinin günümüzde piyanoda çalınan eserleri aslında piyano için yazılmamıştır.
    16. yüzyılın sona ermesiyle birlikte İtalyan besteciler madrigal adını verdikleri, şiirler üzerine çok sesli müzikler yazmaya başladılar. Dinsel temalar üzerine kurulu dramatik eserler olan oratoryolar, kökünü Roma’dan alırlar. Avrupa’ya yayılması ise Alman-İngiliz besteci George Frideric Handel sayesinde olmuştur. Örneğin; bugüne kadar gelmiş geçmiş en önemli oratoryo olan Messiah oratoryosu Handel tarafından İngiltere’de bestelenmiştir (1741).
    Sonat, kendini barok dönemin ilk zamanlarında bulmuş bir başka müzik tarzıdır. İtalya’da sonat, yavaş ve hızlı dans parçalarından oluşan eserlere denir.

    İlk sonatlar, ya tek bir enstrüman ya da küçük bir grup için yazılırdı. 17. yüzyılın sonlarına doğru sonat formu, önce 'konçerto grosso' daha sonra ise 'konçerto' durumuna dönüştü. Bach’ın 'Brandenburg Konçertoları' konçerto grosso stilinin bu dönemdeki şüphesiz en iyi örneklerinden birisidir. Ayrıca en az Bach’ın olduğu kadar, Antonio Vivaldi’nin solo konçertoları da bu dönemin en önemli eserlerinden oldu. Bu arada İtalya’nın dışında da süit adı verilen dans parçaları yaratılmaya başlanmıştır.
    17. ve 18. yüzyıllarda pek çok besteci, koruyucu sanat severlerin hizmetine giriyor, sanatlarını bir kazanç mesleği olarak sürdürüyorlardı. İşverenler daha çok soylular, hükümdarlar ve kiliseydi. Siparişlerin amacı türlü türlüydü. Ne yazık ki besteciler kalemlerini artık kendi kişiliklerini kanıtlamak için veya kendi duygularını aktarmak için pek seyrek kullanır olmuşlardı.
    Klasik müzik Barok dönemde; evrensel bir dil taşımaya başlamış, ulusallıktan çıkıp tüm Avrupa ve dünyaya seslenmiştir.







  2. Berrak
    Yeni Üye





    Klasik Dönem

    Edebiyatta olduğu gibi müzikte de "klasik" teriminin kullanılışı 1800 lü yıllara rastgelir. 1700'lerin ortaları ile 1800'ler klasik müzik için çok önemli bir çağdır ve "Aydınlanma Çağı" olarak anılır.
    Klasik çağın ilk dönemine Bach tarzı hakimdir. İkinci yarıdaysa Haydn; Mozart ve Beethoven ile birlikte, farklı tarzları ve yaratıcılıklarıyla Viyana'yı Avrupa'nın müzik merkezi haline getirirler. Bu besteciler 18. yüzyılın ikinci yarısıyla özdeşleşir. Özellikle Bach, ortaçağdan ve Rönesans’tan devraldığı müzik kültürünü zirveye ulaştırmıştır. Ancak Bach’ın ölümünden hemen önceki ve hemen sonraki dönemlerde Bach’a oranla kesin bir yüzeysellik görülür. Eserlerdeki kompozisyonların zayıflığı, ancak yeni bir çokseslilik, yeni bir yoğunluk ve yeni bir müzik düşüncesi getiren Haydn ve Mozart dehaları sayesinde 1780’e doğru telafi edilecektir. Haydn ve Mozart yetişme döneminde eserlerinin tek bir notasını bile bilmedikleri Bach’ın üslubundan çok uzaktır.
    Klasik dönem ilk olarak sonat formunda köklü değişimlere gitti, senfonileri

    yarattı, solo konçerto ve solo piyano sonatı gibi yenilikler getirdi, yaylı çalgılar dörtlüsü ve diğer oda müziği kavramları müziğin içine girdi. Yine bu dönemde orkestraların yapısı değişti, hem enstrüman hem de kişi sayısı olarak bir hayli arttı. Piyano, klavsenin yerini aldı ve klasik dönemin en önemli enstrümanı haline geldi.
    20. yüzyılın ortalarına kadar, Haydn ve Mozart’ın son eserleri ve Beethoven’in hemen hemen bütün eserleri, bestecilerin ve dinleyicilerin düzeylerini belirleme konusunda baş eserlerdir. Özellikle bu anlamda bu üç besteci “klasik” tir. Onlar tarihte keşfedilmeye ihtiyaçları olmayan ilk bestecilerdir. Haydn ve Mozart, kendi dönemlerinden günümüze kadar repertuvarda ve dinleyicinin zihninde çok sağlam bir yer edinmişlerdir. Onlar en büyük eserlerini, o dönemde ortaya çıkan ve istensin veya istenmesin, bugün de müzik hayatımızın temelini oluşturan konserler için yazmışlardır. Aynı şekilde senfonik orkestrayı yaratmışlardır ve (özellikle Haydn) yaylılar dörtlüsünden senfoniye kadar yeni türlerin parlak örneklerini vermişlerdir. Bu bestecilerin piyano sonatlarını ve (özellikle Mozart tarafından) temelden değiştirilen konçerto türündeki eserlerini ve operalarını da anmadan geçilemez. Senfonik müziği (veya orkestra müziğini) oda müziğinden ayırmışlar ve Viyana müziğinin, bir buçuk yüzyılı aşkın bir süre boyunca bütün Avrupa’ya hakim olmasını sağlamışlardır. Nihayet, bu müzisyenler sanatçının
    özgürlüğü ilkesini iktidarlara ve topluma kabul ettirmişlerdir.

    Klasik üslup 1780-1815 arasında en parlak dönemini yaşmıştır. Viyana üslubunda yalnız değişik milletlerin değil, toplumun farklı kesimlerinin duyguları da biraraya gelmiştir. Viyana üslubu; kültürlü kesim, aristokrat ve halk tabakalarının hepsine hitap ederek evrensele yönelen bir sanat ortaya koymuştur. Doğallıktan yana olan bu dönemin düşünürleri, Barok dönemin bestecilerini fazla karmaşık olmakla, müziğin temel amaçlarını unutmakla suçlamışlardır. Böylece Klasik dönem, müzik tarihine, teknik karmaşayı yenmiş ve doğallığa ulaşmış, yalınlaşmış bir dönem olarak geçmektedir.




  3. Berrak
    Yeni Üye
    Modern Dönem




    Yeni bir yüzyılın başlaması ile müzik de yeni bir döneme adımını atmıştır. 20..
    Bu müzik türünde Romantizm yada Barok dönemde olduğu gibi belli bir stil ya da kalıp yoktur. Besteciler belli bir tekniğe bağlı kalmak yerine, birini denedikten sonra bir başkasına geçmekte bir sakınca görmemişlerdir. Bu dönemdeki müzik, Alman - Avusturya romantizmine ve onun temsil ettiği herşeye bir başkaldırıyı simgeler. Debussy, Ravel, Schönberg, Mahler, Stravinski, Carl Orff, Bela Bartok, Eric Satie, Prokofiev, Şostakoviç ve Gershwin gibi besteciler müziğin kurallarını tekrar değiştirerek, farklı tekniklerle başarılı örnekler oluşturmuşlardır. Her bir üretilen parça, müzikal filmler gibidir. Daha da önemlisi, 20. yüzyıl, besteci ve yorumcuların birbirinden etkilendikleri ve herhangi bir akıma bağlı kaldıkları bir dönem değil, aksine birbirinden tamamen bağımsız, gerçekçi ve ait olduğu kültürün kökenlerine inen sanatçıların çağı olmuştur.



    Aynı zamanda birçok besteci geçmişteki bestecilerin yarattıkları müziğe göz atmaya karar vermişlerdir. Bazı besteciler, geçmişteki, barok, klasik ve rönesans müziğini model olarak modern müziğe uyarlamışlardır.
    Bu dönemde sadece orkastral müzikte değil, sahne müziklerinde de cesur yenilikler yapılmıştır. 1.Dünya Savaşı sonrası bazı bestecilerin eserlerinde caz esintileri de görülür. Örn: Stravinsky “Ragtime” 1918, Copland’ın “Two Blues” 1926.

    Bilimdeki gelişmelere paralel olarak radyo, konser salonlarına gidemeyen milyonları dinleyici haline getirmiştir. Randall Thompson’un, Süleyman ve Belkıs operası radyo istasyonları tarafından telif ödenerek yayınlanmıştır.. Fonograf’ın icadı ile dünyanın en izole bölgelerinde bile insanlara müziği istedikleri repertuarla dinleme imkanı yaratılmıştır. Son olarak televizyon kitle iletişimini en üst düzeye çıkarmıştır.




  4. Berrak
    Yeni Üye
    Romantik Dönem




    Romantizm dönem olarak, 19.yüzyılın başlarından 20.yüzyılın başlarına kadar geçen süreyi kapsar. Genel anlamıyla sanattaki romantizm akımının birçok teması müzikte de yerini almıştır.
    19.yüzyılla birlikte besteciler eserlerini yazarken romantik romanlar ve dramalardan etkilenmeye başlamışlardır. Bu özellikle opera ve senfonik şiirlerde göze çarpmaktadır.
    Romantik dönemde de farklı yenilikler ortaya çıkmış ve müzik yeniden kendini keşfetmiştir. Uzun ve açıklayıcı melodiler, renkli armoni, çalgıların çeşitliliği, ritmlerdeki özgürlük ve esneklik en önemli değişimlerdi. Ancak müzikal formda çok fazla bir yenilenme söz konusu değildir. Bu dönemde eser veren bestecilerin en önemli özellikleri; önceki dönem müziğine duydukları saygı ve geçmişten beri süregelen katı müzik kurallarına sıkı sıkıya bağlılıklarıdır. L.V. Beethoven dünyanın ilk romantiği olarak kabul edilir ve hem klasik, hem romantik dönem bestecisidir. Beethoven'ın klasik ve romantik akımları birbirine bağlayan müziğinin ardından, çağdaşları sayılan Weber, Brahms, Tchaikovksy, Bruckner, Schubert ve Rossini ilk katıksız Romantikler kuşağı olarak bilinir ve Romantik dönemi gerçek anlamıyla başlatan da onlar olmuşlardır.





    Bu bestecilerin 1830'larda ölmesiyle ikinci kuşak Romantikler döneme ağırlıklarını koymuşlardır.
    1803-1813 yılları arasında doğan Hector Berlioz, Frederic Chopin, Mikhail Ivanovich Glinka, Franz Liszt, Felix Mendelssohn, Robert Schumann, Giuseppe Verdi ve Richard Wagner gibi besteciler ise ikinci jenerasyon romantiklerdir.
    Oda müziği klasik dönemin ürünüyse, senfoni de romantik dönemin ürünüdür. Bu dönemde birbiri ardına olağanüstü senfoniler, liedler, koral müzikler, operalar, uvertürler, konçertolar yazılmış ve yorumlanmıştır. Özellikle Verdi'nin operaları bugün bile hayranlıkla dinlenmektedir. Dönemin sonlarına doğru atağa geçen bale türü ise klasik müziğe dansın eşsiz güzelliğini getirmiştir.





    Liszt ve Wagner'in müziği; formunun genişlemesi, armonik yapıları ve ilginç çalış teknikleriyle gelecekteki müziğin ilk sinyallerini verirken, Schumann gibi bazı besteciler de klasik formlardan vazgeçmemiştir.
    Romantik dönemin en gözde çalgısı piyano olmuştur. En küçük sesten, en büyük sese kadar bütün seslerin her tür duyarlılığı yansıtması nedeniyle,


    bestecilerin tüm fırtınalı, hırçın ve inişli çıkışlı duygularını en güzel anlatan çalgı onlar için artık piyanodur. Bu dönemin bestecileri çalgılarının olanaklarını çok iyi tanıdıklarından kendi parlak yetenekleriyle çalgının tüm sınırlarını zorlamışlardır.
    Ancak tarihe adını gerçekten bileğinin hakkıyla yazdıran keman virtüözü Paganini'nin yeteneği öylesine olağanüstüdür ki şeytanla işbirliği yaptığı inancı almış yürümüştür. Çağının çok ilerisinde olan bu keman ustasının yazdığı ve yorumladığı eserleri aynı ustalıkta seslendirebilecek kemancı bugün bile yok denecek kadar azdır.

  5. Berrak
    Yeni Üye
    Rönesans Dönemi





    9. yüzyılda başlayan ve Rönesans dönemine kadar devam eden ortaçağ döneminin en büyük özelliği çok sesliliğe geçiş olmuştu. Aslında o dönem için, eskiden beri tek sese alışmış kulakların başka başka seslerin belirli bir uyumla bir araya gelmeleriyle oluşan ses grubuna alışması hiç de kolay değildi. Bu tür müziğin kökeni Yunan ve Yahudi kültürüne dayanmaktaydı.
    Çok eski dönemlerde Yunanlılar nota işareti olarak harfleri kullanırlardı. Ancak ortaçağ ile birlikte sesleri hecelere ayırmak ve her bir işareti de çizgilere oturtmakla birlikte ilk nota sistemi de kurulmaya başladı. İşte bu farklı seslerin kesin işaretlerle isimlendirilmesi, çok sesliliğin gelişimine büyük katkı sağladı.


    Notaların nasıl bulunduğuna gelince:
    "Saint Jean Kasidesi" nin latince olan ilk dizesindeki sözcüklerden ilk heceleri aldı.
    UT-quent laxis ('UT' 17. yüzyılda Bononcini tarafından 'DO' olarak değiştirildi), RE-sonare fibris, Mİ-ra gestorum, FA-muli tourum, SOL-ve polluti, LA-birreatum
    Ortaçağ'da kilise dışında müzik, köylüleri ve soyluları eğlendirmek amacıyla cambazlık ve danslarla birlikte sanatçılar tarafından yapılırdı. Şövalyelik döneminin şövalye-bestecileri savaşa, yiğitliğe, aşka dair besteler yapıp söylemişlerdi.
    Avrupa'da Ortaçağ Kilisesi, orgdan başka çalgıları "çok tanrılı dinlere" özgü sayarak yasaklamıştı. Kilise dışında da müzik, insan sesi kaynaklı düşünülmüş ve çalgı müziği düşünülmemişti. Ancak halk arasında üflemeli ve vurmalı çalgıların kullanıldığı görülmekteydi. Bu çalgılar Arap ve Türk kaynaklıydı. Tulumlu gayda, basit flütler, küçük el davulları, trampetler ve bunun gibi aletlerdi.
    Rönesans'ın kelime anlamı “yeniden doğuş” demektir. Rönesans müziği dönemi, sıradan insan yaşamında müziğin tekrar değerlendirilmesi ve yeni düşüncelerin doğma dönemidir. Bu dönemde insanlar kendi yaşamlarını ve dünyayı kurarken yaptıkları heyecan verici keşifleri müziğe yansıttı.





    Birçok insan tarih, bilim ve kültür öğrenmek için okula gidiyordu. İnsanlar kendi kültürlerini ve dünya tarihini çalışıyordu, sanatı geçmişte olmayan şekillerde değerlendiriyorlardı.
    Rönesans'ın yaşam sevinci, dansları, danslar da çalgıları arttırdı. Bu dönemde yeni çalgılar icat edildiği gibi, eski çalgıların da sesleri büyütüldü ve zenginleştirildi; org, klavsen, lavta, arp, flüt, yan-flüt, kornet, trompet ve tabii ki viyola bu döneme damgalarını vurdular. Ritmi güçlendirmek amacıyla vurmalı çalgıların da bu gelişime katılmasıyla büyük davullar, ziller, üçgenler ve defler dönemin orkestralarındaki yerlerini aldılar. Ancak yine de Rönesans dönemi bestelerinin en belirgin özelliği, çalgıların aynı anda başlayıp aynı anda eseri bitirmeleri olarak anlatılabilir. Ses şiddeti hep aynı ayardadır.
    Dönemin müzik anlayışının en büyük anahtarı, tek bir tel üzerindeki basit aralıkların gösterilmesiydi. Bu aralıkların anlamı en ilkel sayı ilişkileriyle yorumlanıyordu, bu da Tanrı'nın varlığına kanıt olarak gösteriliyordu. Bu nedenle Rönesans sanatçıları, müziksel orantıları diğer sanat alanlarında da kullanmışlardır.


    Rönesans döneminde ilk kez yazılı müzik kullanılabilir hale geldi, insanlar bestecilerin eserlerini evlerinde ve kiliselerinde öğrendi. Enstrümantal ve dans müziği popülerdi. Müzisyenler kendi geçmişlerinden çok sanatları ile tanınmaya başladılar.
    Rönesans dönemi ile birlikte çoksesliliğin ilk büyük eserleri de ortaya çıkmaya başladı. 16. yüzyılda artık din dışı eserlerde, şiirle müzik bir araya gelerek daha uzun soluklu besteler yapılmaya başlandı.
    Rönesans, müziğin bütün kültür hayatında büyük önem taşıdığı bir çağ olmuştur. Çünkü bir erkeğin aydın olsun, sanatçı, bilgin ya da diplomat olsun müzik teorisini bilmesi ve pratiğini yapmış olması gerekiyordu. Bir saray adamının, bilgilerinin yanı sıra müzikçi olması ve çalgı çalması baş koşuldu. Başka bir ifadeyle müzik bambaşka bir değer ve anlam taşımaktaydı.

  6. SuskuN PrenS
    Devamlı Üye
    Klasik Müziğin Gelişimi ilgili resimler



    1-Hazırlık ve Oluşma Dönemi

    1-Hazırlık ve Oluşma Dönemi1.jpg


    Bu döneme ait bilgilere eski Çin kaynakların da rastlanmıştır. Maurice Courant’ın, eski Çin yazmalarından topladığı metinlere dayanarak, Orta Asya Türklerinin müziğe hizmetlerine ait bilgilere rastlamış, bunların Çin kültür tarihi açısından önemli olduğu kadar, Klasik Türk Müziği tarihi açısından da önemli olduğu vurgulanmıştır.


    2-Klasik Öncesi (Preklastik) Dönemi

    2-Klasik Öncesi (Preklastik) Dönemi2.jpg

    14. yüzyılın sonlarından başlayarak 18. Yüzyıl başlarına kadar uzanan bir süreçtir. Bu süreç içersinde Yıldırım Beyazıt’tan (1389-1402)[36], II. Murad’a (1421-1451) kadar tahtta kalan padişahlar, Osmanlı padişahlarının ilk bilgin ve sanatkarları olarak, büyük bir kültürel ve entelektüel faaliyet göstermiş, sanat çalışmalarını desteklemişlerdir.

    3-Klasik Dönem

    3-klasik-d-nem.gif

    Bu dönem Itri’den(1640-1712), Hammamizade İsmail Dede Efendi’ye (1778-1846) kadar olan zaman sürecini kapsar.


+ Yorum Gönder


klasik müziğin doğuşu ve gelişimi ,  klasik müzik gelişimi,  klasik müziğin gelişimi,  dünyada klasik müzik gelişimi,  klasik müziğin doğuşu ve genel özellikleri,  KLASİK müziğin gelişimi