+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Okul dersleri Forumunda Moriniler kimlerdir? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Moriniler kimlerdir?








    Moriniler kimlerdir?







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Moriniler kimlerdir?

    17 Nisan'da Kıbrıs'ta seçim var. Hayır, bizim sözünü ettiğimiz seçim Başbakan Mehmet Ali Talat'ın kazanacağına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimi değil. Kormacit'te yapılacak olan muhtarlık seçimi. Geçen hafta görüştüğümüz Talat, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucundan emin, basın müşavirini yanına çağırarak talimat veriyor: "Kormacit'teki seçim önemli. Dışarıda da ilgi çekecektir. Sakın unutmayın, bunu duyurun!" Sonra bize dönüp ekliyor, "Kormacit'teki Maronitlerin muhtarları atamayla belirlenirdi. Bir Rum tarafı muhtar atardı, bir de Türk tarafı. Şimdi 17 Nisan'da biz cumhurbaşkanlığı seçimi yaparken onlar da muhtarlarını seçecekler." Maronitler Kıbrıs'ın üçüncü halkı. Çoğumuz onların varlığından habersiz olsak da, Kıbrıs'ta Rumlar ve Türkler dışında yaşayan bir üçüncü halk daha var. 1200 yıl önce Lübnan'dan gelip, Kuzey Kıbrıs'ın kuzey-batısındaki Kormacit köyüne yerleşen bu insanlar, Arap kökenli Katolik Hıristiyan bir topluluk olarak ve yüz yıllardır gelenek ve göreneklerini sürdürerek adada yaşıyorlar. Arapça'nın lehçelerinden biri olan anadilleri Kıbrıs'ta Türkçe ve Rumca ile karışmış. Zamanla dinsel nedenlerle daha çok yakınlık duydukları Rumların dilini dil edinmişler. Maronitler 1943 yılında Lübnan'ın tam bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte bu ülkedeki iki temel dinsel gruptan biri oldular. Lübnan hükümetleri hep bir Hıristiyan, Müslüman ve Dürzi koalisyonu olarak şekillenirken, cumhurbaşkanları her zaman bir Maronit oluyordu.

    Aslında Maronitler Lübnan'a da Suriye'den geldiler. Ý.Ö. 936 yılında Suriye'deki Maronitlerin barındıkları manastırlar ve Bet Maron manastırı düşman topluluklar tarafından tahrip edildi. Çok sayıda Maronit katledildi. Sağ kalanlar Suriye'yi terk edip Lübnan dağlarına ve vadilerine sığındılar. Bu dağlarda yeniden örgütlenerek tutunan Maronitlerin tarihi aynı zamanda bir şehitlik ve inançlarından dolayı zulüm görme tarihidir. Suriye bölgesinin en önde gelen azizlerinden biri olan St. Maron'un takipçilerine Maronit deniyordu. Dağlarda açık arazide yaşayan St. Maron tanrının ona bahşettiği hastaları iyileştirme gücüyle bütün bölgede tanınmış ve saygınlık kazanmıştı. Onun takipçileri Lübnan dağlarında yaşayan paganları da Maronit Hıristiyan yaparak topluluklarını büyüttüler. İşte o Maronitlerin torunları olan küçük bir topluluk şimdi Kıbrıs'ın Kormacit köyünde yaşıyor. Kormacit'in merkezinde etkileyici bir Katolik Kilisesi var. Köyün adı Koura'dan geliyor. Koura Lübnan'da bir kasaba ve Kıbrıslı Maronitler işte o kasabadan kalkıp bu köye gelmişler. Kimileri kendi istekleriyle buraya gelirken, kimilerini de Bizanslılar askeri görevle adaya göndermişler. Bugün Kormacit (Koruçam) adı verilen köye yerleşen Maronitler, göçüp geldikleri topraklara duydukları hasretin bir ifadesi olarak yeni yerleştikleri yere "Koura-Macidi" demişler. Yani; "Koura'dan geldim ama toprağım gelmedi".

    Bir yerlerden bir yerlere gidip topraklarını götürememek bu insanların kaderi olmuş. 1974 harekatından sonra Kıbrıslı Maronitlerin pek çoğu Kuzey'de yaşadıkları Kormacit'ten Güney'e göçmüşler. Şimdi, adada bir çözüm olmasını herkesten çok onlar istiyor. Böylece, Güney'e Rum tarafına okumaya, çalışmaya giden, orada ekmeklerini bulan gençlerle Kormacit'te kalan yaşlılar tekrar bir araya gelebilecekler. Ve sonsuz uykularına toprakların getiremedikleri bu ikinci yurtlarında yatabilecekler. Kormacit, Kuzey Kıbrıs'ta, Girne'nin 34 km batısında yer alan yeşillikler arasında şirin bir köy. Dışarıdan bakıldığında, hala eski Kıbrıs geleneklerine göre yaşamlarını sürdüren Kormacitli Maronitler'in dertsiz tasasız, filmlere konu olan tipik bir Akdeniz köyü yaşamını sürdürdüğünü düşünebilirsiniz. Ancak, onlarla oturup dertleştiğinizde yaşadıkları acılar birer birer su yüzüne çıkmaya başlar. 1974'ten önce 2000'in üzerinde nüfusu olan köyde bugün sadece 118 kişi kalmış. Köyün nüfusunun neredeyse tümü 60 yaşın üzerinde. Yani artık üremeyen, sadece yaşlanıp ölen hüzün verici bir topluluk olmuş Kormacit'te yaşayanlar. Bu durumun en önemli nedeni olarak, kendileri Katolik oldukları halde, Ortodox Rumlara duydukları dinsel yakınlık sayılabilir. Ana dilleri Arapça olmasına karşın, zaman içinde Arap kökenli isimlerini bile Rum isimleriyle değiştirmişler. Bu yüzden, Kıbrıs'ın geçmişini anlama zahmetine katlanmayanlar onların 'bir tür' Rum olduklarını bile düşünebiliyorlar. Maronitler ne Rum, ne Türkler. Onlar Kıbrıs'ın azınlığı ve üçüncü halkı. Hiçbir Kıbrıslının sahip olmadığı bir statüye sahipler: Kuzey Kıbrıs'ta yaşayıp, Güney'deki tek milletvekillerini ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti' Cumhurbaşkanı'nı seçiyor, Kuzey'de ise sadece kendi muhtarlarının belirlenmesinde söz sahibi oluyorlar. Kuzey'de artı anadillerinin yerini alan Rumca ile eğitim yapan bir okul olmadığından, ilkokul çağına gelen çocuklarını eğitim için Güney'e gönderiyor, sonra ancak özel günlerde buluşup görüşebiliyorlar. Şimdi sınırdan geçişlerde bir sorun olmasa ve gidiş gelişler daha sıklaşmış olsa da, hayat Kormacit'in yaşlıları ile gençlerini acımasız bir şekilde ayırıyor.

    Kormacit'in ortasındaki kilise köyün en görkemli, en etkileyici yapısıysa, hemen karşısındaki "Yorgo'nun Kasap Restoranı" da en canlı, en yaşayan mekanıdır. Kapıdan içeri adımınız attığınızda, sizi karşı duvarda asılı olan önemli Maronit azizlerinden Ayos Şapel ile Atatürk'ün resimleri karşılar. Köyün en genci ya da tek genci olan Yorgo'nun kızı Maria günün her saatinde şimdilerde hiç müşteri sıkıntısı çekmeyen bu restoranın içinde koşturup durur. Hele de bir Pazar günü gitmişseniz Yorgo'nun restoranına yer bulmanız hiç kolay değildir. Hafta aralarında sadece yaşlıların yürüdüğü Kormacit sokakları, hafta sonu genç seslerle dolar ve köy gerçek bir köy olup çıkar. Yorgo'nun yeri Kormacit'i ziyaret eden herkesin uğrak noktasıdır. Köyün hem kasabı, hem kahvehanesi ama her şeyin ötesinde tüm Kuzey Kıbrıs'ta mezeleri ve et yemekleriyle en fazla ün sahibi olan meyhanedir burası. Köylünün buluşma noktası olduğu kadar, köy dışından gelenlerin adres sorma noktasıdır da. Yorgo'nun yokluğunda karısı Hristina eline satırı alır ve büyük bir maharetle parçalar biraz sonra masalara nefis birer kebap olarak gelecek etleri. Dört kızından ikincisi olan Maria artık dükkanın belkemiğidir. Kimi zaman Türkçe, kimi zaman Rumca, kimi zamanda İngilizce konuşarak masadan masaya koşturur.

    Av mevsimleri bir başka olur Kormacit. Türk avcılar sabahın erken saatlerinde avlarına ara verip çökerler Yorgo'nun yerine. O gün rast gelmemiş ne gam! Nasıl olsa ev yapımı şarabın hası da, etin en lezzetlisi ise hiç eksik olmaz buradan. Meyhaneler gecelerin mekânı diye düşünenler, Kormacit'te yanıldıklarını görürler. Yorgo'nun yeri, hüznü neşeye çevirenlerin yeri olduğu kadar geceleri gündüze çevirenlerin de yeridir. Maria yaşamının çoğunu güneyde değil de kuzeyde geçirmeyi yeğleyen en genç insanı buranın. Fiziksel olarak bire bir benzemese de, Sophia Loren'in çizdiği tipik Akdenizli kadın o. 30'lu yaşlarında. Kendine sert kırılmaz gibi görünen bir kabuk örmüş ama o kabuğun altındaki sımsıcak ruhu hemen yakalayıveriyorsunuz. Yorgo'nun meyhanesini büyük bir ciddiyetle çekip çevirirken 'erişilmez' biri gibi görünüyor. Ama onunla iki çift laf edebilirseniz, mükemmel Türkçesiyle size öyle bir açılıyor ki. "Ben burayı seviyorum" diyor ve şaka yollu ekliyor, "Seçimlerde Kormacit'in muhtarı ben olacağım". Maria ve annesi Hristina bize Kormacit'teki tek ilkokulun yıllar önce nasıl kapandığını anlatıyorlar. 1994 yılında Kormacit'teki ilkokulda 6 öğrenci varmış. Sonunda tek bir zihinsel özürlü öğrenci kalmış. Okul kapanmış, o çocuk da Güney'deki bir rehabilitasyon merkezine gönderilmiş. Artık Kormacit çocuksuz bir köy. Kormacit'e yerleşmiş birkaç Türkiyeli aile de var. Kıbrıs'a narenciye işçisi olarak gelip, Kormacitliler tarafından işe alınmışlar. Bize muhtarın evini gösteren kadın, "Onların boşaltıp gittikleri evlere oturduk işte" diyor.

    Hafta sonları bir başka kokuyor Kormacit. Güney'den oğullar, kızlar, torunlar gelmez mi, ailenin bir arada olması şerefine yaşlılar bütün hünerlerini gösteriyorlar. Fırınlar yakılıyor, kebaplar, zeytinli, hellimli ekmekler pişiriliyor. Şaraplar, limonatalar hazırlanıyor. Güney'den gelenler yeniden bu topraklarda hep birlikte yaşamanın umudunu büyütüyorlar içlerinde. "Ah bir çözüm olsa" diye bakıyor yaşlı gözler, ıslak ıslak gülerek.

    Muhtar Youanni "Bizler 1974'ten önce burada 2000 kişiydik. Gençler gitti, insanlar öldü. Sonunda 118 kişi kaldık. Biz, sizlerden daha fazla çözüm bekleyişi içindeyiz. Bir çözüm olsa, tüm insanlarımız yeniden buraya dönecek. Bir düşünün. 30 yıldır ailelerimizin yarısı orada, yarısı burada.Oğlum Andoni 30'unu geçti. 12 yaşında Güney'e gitti. Şimdi atalarının doğup büyüdüğü toprakları, bizi, turist olarak ziyaret ediyor. Bizim buradaki mutluluğumuzu artıracak tek şey, ailelerimizi yeniden birleştirecek bir çözüm.." Kormacit'in Maronitleri. Onlar, topraklarını getiremeyen Kouralılar. Suriye'den Lübnan'ın Koura köyüne göçen, oradan da topraklarını geride bırakıp buralara gelen insanlar. Yıllar yılı, yüzlerine filmlere konu Akdenizli rahatlığını takıp, gizliden gizliye ıstırap çekmişler. Şimdi içlerindeki umut biraz daha mı büyümüş ne? Ah bir çözüm olsa!




+ Yorum Gönder


maronitler kimlerdir,  maronit ne demektir