+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Okul dersleri Forumunda Didim bir kehanet şehrimiydi? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Didim bir kehanet şehrimiydi?








    Didim bir kehanet şehrimiydi?







  2. Asel
    Bayan Üye





    Didim bir kehanet şehrimiydi?

    Antik Yunan´da ve İyonya´da (Batı Anadolu) "Orakl" merkezleri birçok yerdeydi. Fakat daha önce mitolojiye bir göz atmak yararlı olacaktır. Apollon, en büyük tanrı olan Zeus ile sevgilisi Leto´nun oğludur, Zeus´un kıskanç karısı Hera´dan kaçan Leto, Delos Adası´ndaki Kynthos Dağı´na gelir ve orada Apollo ile kızkardeşi Artemis´i doğurur. Mitlere göre doğum esnasında, göklerden altın pırıltılı yağmurlar yağmış, güller açılmıştır. Apollon, ışığın tanrısıdır, ona "Phoibos" yani "ışıldayan" veya "ışığı getiren" olarak da tanınır; burada ezoterik anlamda Apollo´nun Şeytan´ın majikal tanımı olan "Lucifer" ile özdeşleştiği farkedilir. Apollo´nun ve Lucifer´in ışığı ya da daha uygun tanımla bilgiyi vermesi, özde saklı olan sembolizmanın ifadesidir. Ve Apollo aynı zamanda da kehanetlerin tanrısıdır, üstteki sembolizmadan yola çıkarak geleceğin bilgisinin insana verildiği noktasına ulaşırız ve o zaman da pagan inançlara karşı doğan tek tanrılı semavi dinlerin kehanetlere neden karşı çıktığı anlaşılır. Tüm pagan kültürü ve gelenekleri yok etmek zorunda olan günümüzde yaşayan üç büyük semavi din ve onların uzantısındaki inançlar doğal olarak gelecekten haber vermeyi şeytansı tanımlamışlar ve korkutarak yasaklamışlardı. Apollo, kehanetlerin babasıydı ve "Orakl" merkezleri onun adına ve onurunaydı. Delphi, Claros ve Didima bunların en önemlileri ve etkin olanlarıydılar. Didima ya da "Didymaion" sözcüğü "ikiz" anlamına gelir, ikiz kardeşleri yani Apollo ile Artemis´i kasdetmektedir.



    Didim´de 25 metrelik dev apollo

    25 Metrelik Apollo Heykeli

    Didima´daki Apollon Tapınağı, bugün Aydın ili hudutları içinde Söke kazasına bağlı Yenihisar (Yoran) köyü mevkiidir. Tapınak, antik çağlarda Miletos´un yaklaşık 19 km. güneyindeydi. Bilindiğine göre, şimdiki Tapınağın bulunduğu yerde ünlü İyonya göçünden ve Miletos kentinin kuruluşundan önce de eski bir tapınak vardı. Arkaik Dönem´den kalan bu eski Apollo Tapınağı, krallar tarafından hatta Lidya Kralı Krezüs tarafından da ziyaret edilmişti. İlk inşaatın MÖ 8. Yüzyıl´da yapıldığı ve yaklaşık MÖ 560´larda şimdiki büyük tapınağın tasarımlandığı Alman arkeologlar tarafından ileri sürülmektedir. MÖ 5. ve 6. Yüzyıllar´da, Tapınağın etkisi azalmaya başladı. 5. Yüzyıl´da Persler Batı Anadolu´ya yani İyonya´ya geldiler. Tapınak, çevresindeki yerleşim alanı ve içerde bulunan bronzdan yapılma dev Apollo heykeli (Bronz Apollo heykeli, 25 metre yüksekliğindeydi ve çatısız iç avluda "Cella" duruyordu, çevresi mitolojik yaratıklarla süslenmişti.) Pers Kralı Darius tarafından yok edildi. Tapınak 180 yıl boyunca harabe olarak kaldı. Büyük İskender´in Persleri kovmasının ardından yeni bir yükseliş dönemi başladı. İskender Tapınağın yeniden yapılması emretti, sonra Suriye Kralı I. Sleukos, Persler´in kaçırdığı Apollo heykelini Tapınağa geri getirtti. MÖ 300´de günümüzdeki Tapınak, Efesli Paionias (Artemis Tapınağı´nın mimarlarındandı) ve Miletos´lu Daphis tarafından inşa edilmeye başlandı.



    Didim´deki Tapınak inşaatının sonu

    Ama proje çok büyük tutulmuştu, bu nedenle de tamamlanamadı, inşaat MS 200´lerde dahi bitmemiş, geçen beş yüzyıla rağmen sonuca ulaşılamamıştı. Roma İmparatorları´nın desteğine rağmen yine de inşaat tamamlanamadı, bugün dahi inşaatın eksiklikleri görülmektedir (traş edilmemiş taşlar, yivsiz sütünlar ve ücretini alamamış taş ustalarının imzalarının durması gibi..). Tapınak düz bir alan üzerinde değildir, bu nedenle yapı zaman içersinde kaymış ve bu nedenle de ön kısmına yay biçiminde bir takviye duvarı yapılmıştı. Temeller, depremlere karşı ızgara biçiminde yerleştirilmişti. Yapının ölçüleri 109.34 x 51.13 metre olarak tahmin edilmektedir. Toplam 112 sütun bulunuyordu (Bazı uzmanlara göre 124 sütün vardı). Ön girişte görülen 7 yüksek basamaklı, 3.5 metre yüksekliğindeki kaide (krepis), hem Hellenistik bir evrimin simgesi, hem de çukurda kalan o bölümü yükseltmek içindi. Tapınağın en çarpıcı yeri kuşkusuz önünde 1.45 m. yüksekliğinde bir eşik bulunan dev kapıdır. Bu büyüklük, mimari bir nedene dayanmıyordu, dini bir amaçtı ve bir kehanet merkezi olması etkindi. Tapınak, MS 200´lere kadar yarı inşa edilmiş haliyle kullanıldı; Hıristiyanlığın yayılması ve çok tanrılı inancın çökmesiyle içine bir kilise yapıldı ama bir yangın sonucunda tüm yapı zarar gördü. MS 395´de İmparator Theodosius; "tüm kehanetleri boş iş ve umut" ilan ederek yasakladı. "Orakl"ın sonu gelmişti. Bizans döneminde askeri garnizon olarak kullanıldı ve ikinci bir yangın yaşandı. 1493´deki büyük deprem tapınağa çok zarar verdi. Ve bundan sonra tamamen terk edildi; ta ki 18. Yüzyıl´a kadar Tapınak´tan ilk kez ünlü gezginler Texier ve Nevton söz ettiler; 1858´de İngilizler, 1872´de Fransızlar çalışmalar yaptılar. 1904´ten sonra Wiagand başkanlığındaki Alman ekibi Tapınağı şimdiki haline getirdi.




  3. Asel
    Bayan Üye
    Kutsal yürüyüşün hikayesi

    Didima, bazı uzmanlara göre en büyük ve en tanınmış "Orakl" tapınağıdır. "Orakl", Claros´da olduğu gibi kadın kahinler ya da "Orakl" rahibeleri tarafından "Hexametrik" olarak yani altı mısralık şiirlerle verilirdi. Ziyaretçiler, "Orakl"a ulaşmak için önce kutsal yolu geçmek zorundaydılar. Didima´ya gelen ziyaretçiler rahiplerin yönetiminde ayinler yaparlar, alaylar oluştururlar, geceleri meşalelerle yürüyüşler yaparlardı. Kutsama dönemlerinde Miletliler o zaman liman olan Panormas limanına gelirler, dört kilometrelik taş yolu (son iki kilometresi heykellerle süslüydü) şarkılar söyleyerek (Paion: Kutsal şarkılar) yürürler ve Tapınağa ulaşırlardı. Bu yürüyüş dört gün sürerdi. Miletos´da bulunan MÖ 200´den kalma bir yazıtta törenlerin her yıl Nisan-Mayıs aylarında yapıldığı anlaşılmaktadır. İskender döneminde, yaklaşık aynı dönemler yılbaşı olarak kabul edilmişti. Tapınağın yapıldığı yerde muhakkak bir kutsal orman bulunmalıydı ve o zamanlarda vardı. Tapınağa ince dallı ağaçların örttüğü bir yoldan ulaşılır, dev sütünların arasından geçilerek, çok büyük bir avluya girilirdi. Bu tarz, şu anda Didim´de görülmektedir. "Orakl" Rahibeleri, bakireydiler, sürekli olarak kendilerini temizlerler ve tanrısal sözcüklere her an hazır olmak için perhiz yaparlar veya oruç tutarlardı. Didim Tapınağı´nın iç avlusunda, rahibelerin yaşadıkları bölmeler görülür, iç avlunun üstü açıktır ve buranın üstünün açık olması gelenekseldi. Claros´da olduğu gibi, Didim´de de iç avluda "vahiy" yani esinlenme ayinleri yapılırdı. Rahibelerin taşıdıkları asaların tanrılar tarafından verildiğine inanılırdı. "Orakl" yani Rahibe, silindir şeklinde döner bir taş bloğa (buna Axon denirdi) otururdu. Axon, muhakkak iç avluda bulunan küçük bir kutsal kuyunun ya da yeraltı kaynağının yanında veya yakınındaydı. Rahibe, tanrıların esinini almak için, yeraltı suyundan yükselen buharı solur ve ardından "Orakl"ı anlatan mısraları söylemeye başlardı. Daha sonra "Orakl", dış avluda bekleyen dilek sahibine uygun görülen anda iletilirdi. Rahibeler, kapının arkasında yer alan ve ortasında iki sütünun bulunduğu salona alınan dilek sahiplerine gizemli mısraları söylerlerdi. Tapınağa ibadete ve dilek dilemeye gelen halk, içeri giremez, öndeki sunağın çevresine toplanırlardı. İçeriye ancak görevli rahipler ve Apollo rahibeleri girebilirlerdi. Öte anlamda, ölümlülerin fiziksel ve ruhsal olarak içeri girememelerinin nedeni, tapınağın bir ölümsüze ait olması demekti. İskenderiyeli Herons, Antik Çağ insanlarının, tanrıların ve tanrıçaların dev kapılarda göründüklerini yazar. Aslında tanrıların dev kapılarda görülmesi inancı çok eskidir, Mezopotamya´daki Kar-Tikuti, Ninurta´daki Asur, Babil´den kalma Borsippa-Nabut ve Ezida tapınaklarında böyle kapılar vardır.



    Orakılların varoluş sebebi

    İnsanların büyük çoğunluğu için "Orakl"lar gereklidir. Sosyolog Abbott; "Yunan Orakl´ları büyük bir toplumun binlerce yıllık ruhsal gereksinimlerini yansıtırlar." der. Günümüzdeki insanlarda olduğu gibi, o çağlarda da yaşamın gizemleri hakkında toplumun soruları vardı. Cevaplar, "Orakl"lar tarafından sağlanıyordu. Arkeo-araştırmacı Lane Fox; "Orakl müşterileri, bilmek ve tartışmak isteyen insanlardılar. Düşünce ve eylem konularında emin olmak istiyorlar ve yol gösterilmesini bekliyorlardı." şeklinde bir açıklama getirir. Antik Çağ yazarlarından Lactantius ise, Didim Apollo Tapınağı´nda "Orakl"a "Ruh, ölümden kurtulabilir mi?" sorusunun sorulduğunu ve "Evet, bunun anlamı eterde doğmaktır (zaman ve mekan dışında), orada ebediyen varoluş vardır." cevabının alındığını yazar. Eter, Latince bir sözcüktür ve evrenin üst düzeyini ifade eder. Ruhla ilgili bir diğer cevap ise; "Ruh bedende, acıya tahammül ederken, incinmez ve acıyı tolere eder. Beden yaşlanıp, solup ölürken ruh evrende sonsuz boşluklarda özgür kalır.." şeklindedir. Görüldüğü gibi, iki cevapta da benzerlikler vardır. İkisinde de ruhun evrende bir yerde bedenden kurtulduktan sonra özgür olarak ebediyen varolduğu yaklaşımı vardır. İnsanlar Tanrı´yı sorarlar; Tanrı kimdir ve nedir? "Orakl" bu sorulara şöyle cevap verir; "Ölümsüz tanrı, ilahidir, eterdedir, ölümsüzdür, değişmez, ebedi ve daima aynıdır." Burada da eter göndermesi görülür yani evrenin çok üst düzeylerinde tanrı ve ruh vardır. "Orakl"lara benzeri sayısız soru sorulmuş ve benzer cevaplar verilmiştir. Dikkat edilirse verilen cevaplar, günümüzün egemen üç semavi dininin öğretilerine ve inançlarına çok benzemektedir. Aynı sorular rahiplere, hahamlara veya imamlara sorulduğunda hemen hemen aynı cevaplar alınacaktır. Bu nedenle, birçok Hıristiyan din bilimcinin "Orakl"ları dinsel amaçlarla veya inançları doğrultusunda kullandıkları görülür. Böylece, "Orakl"ların çoğu, ilk Hıristiyanlar´ın yazılarında yer alarak, bizlere kadar ulaşabildiler.




+ Yorum Gönder