+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Okul dersleri Forumunda Sevk-i İlahi nedir, irade ve imtihan ile münasebeti var mıdır? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Sevk-i İlahi nedir, irade ve imtihan ile münasebeti var mıdır?








    Sevk-i İlahi nedir, irade ve imtihan ile münasebeti var mıdır?







  2. Asel
    Bayan Üye





    Sevk-i İlahi nedir, irade ve imtihan ile münasebeti var mıdır?

    Sevk-i ilahî, Allah’ın insanları hatta hayvanları belli bir yöne sevk etmesi demektir. Bu sevk işi -ism-i Hakîmin bir gereği olarak- belli bir vesîle ile yapılır. Bu vesîle bazen bir ilham-ı kalbî olur, bazen bir rüya olur, bazen bir hiss-i kable’l-vuku olur, bazen bir ilham-ı fıtrî olur.

    İlham-ı fıtrî, Allah’ın insan ve hayvanların iç alemlerine yerleştirdiği “saika” ve “şaika” adındaki o fıtrî duygulardan kaynaklanır. Bunlara “sevk-i kaderî” de denilebilir. Bazı kimseler de bunları kabul eder, fakat yanlışlıkla bunu “sevk-i tabiî/içgüdü” olarak adlandırırlar. Bugün müspet ilmin keşfettiği “genetik kodlama” da bu sevk-i ilahî ve sevk-i kaderînin hikmetli bir yansımasıdır.

    İmtihan, şuura taalluk eden, aklı muhatap alan bir husustur. Bu sebeple, insanın yanlış bir duygusal müdahaleyle bu fıtrî dürtülerin yönünü yanlış bir yola yönlendirmesi söz konusu olduğu zaman, şuurlu olan özgür iradesi devreye girebilir ve yolunu şaşırmış bu fıtrî sevkin yüzünü doğruya yönlendirebilir. Dolayısıyla, sanıldığı gibi, “genetik kodlar” cebrî bir surette insanları iyiliğe veya kötülüğe sevk etmez, edemez. Çünkü, insanın özgür iradesi bu sevkıyata “dur!” diyebilir. Zaten özgür ve şuurlu iradenin görevi böyle bir fren vazifesini görmektir. Âdil bir imtihanın gerçekleşmesi de buna bağlıdır.

    Bununla beraber, kötülükten alıkoymak, iyiliğe sevk etmek Allah’ın bir lütfüdür, ihsanıdır.

    Üstad Bediüzzaman, “…bana böyle bir kanaat verdi ki, (Risale-i Nur’un telifi) Müslümanların zedelenen imanlarını takviye için bir sevk-i ilahîdir.”(Şualar, On Dördüncü Şua) şeklindeki ifadesinde bu ilahî lütfün pratikteki yansımalarına işaret etmiştir.

    Bu açıklamalardan sonra, Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıdaki ifadeleri daha da anlaşılabilir, diye düşünüyoruz:

    “Rüya-yı sadıka, hiss-i kalbelvukuun fazla inkişafıdır. Hiss-i kablelvuku ise, herkeste cüz'î, küllî vardır. Hattâ hayvanlarda dahi vardır. Hattâ, bir zaman ben bu hiss-i kablelvukuu, zâhirî ve bâtınî meşhur duygulara ilâve olarak, insanda ve hayvanda "sâika" ve "şâika" namıyla, aynı “sâmia” ve “bâsıra” gibi iki hiss-i âhari ilmen bulmuştum. Ehl-i dalâlet ve ehl-i felsefe, o gayr-ı meş'ur (şuursuz) hislere, hata ederek, ahmakçasına, "sevk-i tabiî" diyorlar. Hâşâ, sevk-i tabiî değil, belki bir nevi ilham-ı fıtrî olarak, insan ve hayvanı kader-i İlâhî sevk ediyor."

    "Meselâ, kedi gibi bazı hayvan, gözü kör olduğu vakit, o sevk-i kaderî ile gider, gözüne ilâç olan bir otu bulur, gözüne sürer, iyi olur. Hem rû-yi zeminin sıhhiye memurları hükmünde ve bedevî hayvânâtın cenazelerini kaldırmakla muvazzaf kartal gibi âkilüllâhm(et yiyen) kuşlara, bir günlük mesafeden bir hayvan cenazesinin vücudu, o sevk-i kaderî ile ve o hiss-i kablelvuku ilhamıyla ve o sâika-i İlâhî ile bildirilir ve bulurlar. Hem yeni dünyaya gelmiş bir arı yavrusu, yaşı bir gün iken, havada bir günlük mesafeye gider, havada izini kaybetmeyerek, o sevk-i kaderî ile ve o sâika ilhamıyla döner, yuvasına girer. Hattâ, herkesin başında çok defa tekerrür ediyor ki, birisinden bahsediyorken, âni kapı açılarak, tahminin fevkinde, aynı adam gelir…” (Mektubat, Yirmi sekizinci Mektup)

    alıntı




+ Yorum Gönder