+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Okul dersleri Forumunda Dünyadaki verilen nimetlerin farklı olması adalet açısından nasıl değerlendirilir? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Dünyadaki verilen nimetlerin farklı olması adalet açısından nasıl değerlendirilir?








    Dünyadaki verilen nimetlerin farklı olması adalet açısından nasıl değerlendirilir?







  2. Asel
    Bayan Üye





    Dünyadaki verilen nimetlerin farklı olması adalet açısından nasıl değerlendirilir?


    Evvela; varlıkta -gerçek anlamda- tesadüf yoktur. Allah'ın ezelî ve ebedî olan sonsuz ilmi, her şeyi kuşatmıştır. Bu ise, -iradesiz, gayesiz, şuursuzca meydana gelen olayların bir adı olan- tesadüflere yer bırakmaz. Allah'ın kuşatıcı ilmi, sonsuz kudreti, mutlak iradesi, tesadüfleri "varlık sözlüğünden" silip atmıştır. Bu sözlükte yalnız arkasında kuşatıcı ilim, kudret ve irade bulunan "tevafuk" vardır.

    Şu var ki, insan olarak hikmetini bilmediğimiz olaylara tesadüf deyip, cehaletimizi bir bilgi görüntüsüyle örtbas ediyor ve teselli buluyoruz.

    "Şunu iyi bilin ki Allah, -o kuşatıcı ilmiyle- kişi ile kalbi arasına giriyor." (Enfal, 8/24),

    "Şüphesiz ki Allah, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır." (Talak, 65/12)

    "Bütün varlığın mülkiyeti kendisine ait olan Allah yüceler yücesidir. O her şeye kadirdir." (Mülk, 67/1)

    "Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır. Onları, ondan başkası bilmez. O, (Allah) karada ve denizde ne varsa bilir. Hiç bir yaprak düşmez ki Allah onu bilmesin. Yerin karanlıklarında olan her tane, kuru ve yaş ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır." (Enam, 6/59).

    "Hiçbir dişi Allah'ın ilmi dışında ne gebe kalabilir, ne de doğum yapabilir." (Fatır, 35/11)

    "Yoksa (o müşrikler): "Onu/Kur'an'ı (Muhammed) uydurdu mu diyorlar?" De ki: "Eğer iddianızda doğru iseniz, siz de onun gibi bir sure getirin! Allah'tan başka gücünüzün yettiği herkesi yardıma çağırın! Hayır, onlar ilmini kavrayamadıkları ve henüz açıklaması kendilerine gelmemiş olan bir şeyi (Allah'tan gelen hakikatleri) yalanladılar. Onlardan öncekiler de işte böyle yalanlamışlardı. Zâlimlerin âkıbeti nasıl olmuş, bir bak!" (Yunus, 10/38-39).

    "Gökler o gün kudretinin eliyle dürülmüş olacaktır." (Zümer, 39/67).

    İkincisi: Allah'ın insanlara farklı kabiliyetler verdiği bir gerçektir. Ancak, imtihanı kazanmak veya kaybetmek noktasında, hiç kimseyi dezavantaj sağlayan bir konumda bırakmamıştır. İslam'da "Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yükümlülükle sorumlu tutmaz." (Bakara, 2/285) mealindeki ayette ifade edilen gerçeğe paralel olarak mükellefiyetler vazedilmiştir. Çocuk ve deli olanların mükellefiyetten muaf tutulmaları bunun açık bir delilidir.

    Normal imtihanın adalet ölçüsüne göre cereyan etmesi için gereken donanımlar her mükellef için söz konusudur. Ancak bunun dışında, Allah'ın hikmetinin uygun gördüğü tarzda bazı kimselere verilen daha fazla zekâ veya akıl yahut hafıza gibi donanımlar, imtihan için gerekli olan adalet ölçüsünü zedeleyecek durumda değildir. İnkârcılar arasında pek çok dahi insanların, iman edenler arasında da pek çok vasat hatta geri zekâlı insanların bulunması, bunun reddedilmez belgesidir.

    Üçüncüsü: Farklı donanımlar, yalnız din konusu için değil, dünyanın tamiri için de verilmiştir. Rahmeti her şeyi kuşatan, kâinat saltanatının arşında yegâne Sultan ve Rahman olan Allah, din ve milliyet farkını gözetmeksizin insanlık camiasının yararına pek çok dahi insan yaratmıştır. Değişik dinlere mensup olan bu insanlar, farklı kabiliyetleri doğrultusunda farklı mesleklerde başarılı olmuş ve insanlığa güzel hizmetler sunmuşlardır.

    Demek ki, insanlığın faydasına olan her türlü keşif, ilim, teknik ve teknoloji, Allah'ın insanlara yaptığı bir lütuf ve bir ilham eseridir.

    Hiç kimsenin bu taksimata itiraz hakkı yoktur. Hiç kimse, "Allah neden beni de peygamber yapmadı?" deme hakkına sahip değildir. Bilakis her varlık, kendisine lütfedilen varlık mertebeleri için Yaratıcısına karşı teşekkür borcu vardır. Mesela; bir insan şunu düşünecek:

    "Allah beni yoktan var etti, varlıkta tuttu, taş, bitki veya başka bir canlı olarak değil de insan olarak yarattı. Değişik maddi ve manevî duygularla donattı, beni ahsen-i takvimde yarattı. Bunun şükrünü nasıl eda edebilirim!.."


    Yoksa, herkes İmam Gazali, İmam Rabbanî, İbn Sina, Sokrat, Abdulkadir Geylanî veya Bediüzzaman olamaz.

    Hülasa; mal zengini, yada mal fakiri olduğu gibi, akıl- fikir-zekâ zengini yada fakiri de olacak.

    Dördüncücü: Hayır, Allah kullarına adaletsizlik etmez. Adaletsiz olması için buna ihtiyacının veya bazı kullarını kayırmaktan dolayı -haşa- menfaatinin olması gerekir. Halbuki Allah'ın hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. İmtihanda da herhangi bir adaletsizlik söz konusu değildir. Allah herkesi durumuna, kapasitesine ve kendi şartlarına göre imtihan eder.

    Dünyada imtihanlar çok çeşitli; kimi servetinden imtihan olmakta, kimi servet düşmanlığından. Kimi sıhhatinden, kimi hastalığından. Kimi borçlu kalmaktan, kimi ise alacaklı olmaktan

    Allah fakir bir kulunu zekattan sorumlu tutmazken onun sabretmesini istemiştir; onun zekat imtihanı yoktur. Zengin bir kulunun ise zekat imtihanı vardır. Zekatını vermeyen bir kul bu noktadan imtihanı kaybeder ve ahirette bunun hesabını verir ve cezasını görür.

    İnsanlar fıtrat olarak aynı yaratılmadığı için imtihanlarının da farklı olması hikmettendir. İnsanlarda binlerce duygu ve hissiyat vardır. Her insanda bu duyguların inkişafı farklıdır. Mesela, kadınlarda şefkat hissi erkeklere göre daha fazladır. Bundan da anlaşılıyor ki imtihan sorularının aynı olması değil farklı olması hikmete muvafıktır.

    İmtihanın zorluğuna göre mükafat da artmaktadır. Soruları zor olan bir imtihandan kişi elli puan alsa, kolay olan bir imtihandan da yüz puan alsa, görünüşte dereceleri aynı olmasa da hakikatte aynı olabilir. Rakamsal olarak diğeri daha üstün gözükse de değer olarak aynı olabilir. Bazen insanın başına gelen bir zor musibet, başkasının başına gelen on sıkıntıdan daha çok sevap kazandırabilir. Mühim olan meselenin iç yüzünü anlayabilmektir.




+ Yorum Gönder