+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Okul dersleri Forumunda Osmanoğlu Hanedanı’nın Sürgün Hayatı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Osmanoğlu Hanedanı’nın Sürgün Hayatı








    Osmanoğlu Hanedanı’nın Sürgün Hayatı







  2. Asel
    Bayan Üye





    Osmanoğlu Hanedanı’nın Sürgün Hayatı


    Bir gece yarısı apar topar sürgüne gönderildiler.. Çoğunun cenazesi bile göremedi bir daha bu ülkeyi..

    DÖNÜŞÜ OLMAYAN PASAPORTLA SÜRGÜNE

    Osmanlı Hanedanı'nın reisi ve sarayda doğan son şehzade Ertuğrul Osman Efendi geçtiğimiz günlerde vefat etti. Saray gören ve sürgün yıllarını bizzat yaşayan Ertuğrul Osman Efendi'nin aramızdan ayrılmasının ardından, Osmanlı hanedanı'nın sürgün yıllarını mercek altına aldık. İşte başlangıcından bu güne Osmanoğulları'nın sürgünü…

    Sürgün Yılları Nasıl Başladı?

    Hanedanının sürgün yılları 05 Mart 1924'te başladı. O gün İstanbul'dan bir tren bir de gemi yola çıktı. Hanedanı taşıyan Simplon Ekspresi, Sirkeci'den İsviçre'ye, Julio Sezar isimli yolcu vapuru da Eminönü'nden Beyrut'a hareket etti.

    36'sı erkek, 48'i kadın ve 60'ı çocuk toplam 155 hanedan üyesi, 3 Mart 1924 günü çıkarılan 431 sayılı “HİLAFETİN ILGASINA VE HANEDAN-I OSMANI'NİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ MEMALİKİ HARİCİNE ÇIKARTILMASINA DAİR KANUN” kapsamında Türk vatandaşlığından çıkarıldı ve sınır dışı edildi.

    İşte söz konusu kanunun maddeleri

    MADDE 1-Halife hal'edilmiştir. Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve meftumunda esasen müntemiç olduğundan Hilafet makamı mülgardır.

    MADDE 2-Mahlu Halife ve Osmanlı saltanat- ı münderisesi hanedanın erkek, kadın bilcümle azası ve damatlar Türkiye Cumhuriyeti memaliki dahilinde ikamet etmek hakkından ebediyen memnundurlar. Bu hanedana mensup kadınlardan mütevellid kimseler de bu madde hükmüne tabidirler.

    MADDE 3-İkinci maddede mezkur kimseler işbu kanunun ilanı tarihinden itibaren azami on gün zarfında Türkiye Cumhuriyeti arazisini terke mecburdurlar.

    MADDE 4- İkinci maddede mezkur kimselerin Türk vatandaşlık sıfatı ve hukuku merfudur.

    MADDE 5- Bundan böyle ikinci maddede mezkur kimseler Türkiye Cumhuriyeti dahilinde emval-i gayrımenkuleye tasarruf edemezler. İlişkilerinin kat'ı için bir sene müddetle bilvekale mehakim-i devlete müracaat edebilirler.

    Bu müddetin mürurundan sonra hiçbir mahkemeye hakk-ı müracaatları yoktur.

    MADDE 6- İkinci maddede mezkur kimselere masarif-i seferiyelerine mukabil bir defaya mahsus ve derece-i servetlerine göre mütefavit olmak üzere hükümetçe tensib edilecek mebaliğ ita olunacaktır.

    MADDE 7- İkinci maddede mezkur kimseler Türkiye Cumhuriyeti arazisi dahilindeki bilcümle emval-i gayrimenkullerini bir sene zarfında hükümetin malumat ve muvafakatiyle tasviyeye mecburdurlar. Mezkur emlak-ı gayrımenkuleyi tasfiye etmedikleri halde bunlar hükümet marifetiyle tasfiye olunarak bedelleri kendilerine verilecektir.

    MADDE 8- Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık etmiş kimselerin Türkiye Cumhuriyeti arazisi dahilindeki tapuya merbut emval-i gayrımenkuleleri millete intikal etmiştir.

    MADDE 9- Mülga padişahlık sarayları, kasırları ve emakin-i sairesi dahilindeki mefruşat, takımlar, tablolar, asar-ı nefise ve sair bilumum emval-i menkule millete intikal etmiştir.

    MADDE 10- Emlak-ı Hakaniye namı altında olup evvelce millete devredilen emlak ile beraber mülga padişahlığa ait bilcümle emlak ve sabık Hazine-i Humayun, muhteviyatları ile birlikte saray ve kasırlar ve mebani ve arazisi millete intikal etmiştir.

    MADDE 11- Millete intikal eden emval-i menkule ve gayrimenkulenin tespit ve muhafazası için bir nizamname tanzim edilecektir.

    MADDE 12- İşbu kanun, tarih-i neşrinden itibaren mer'iyül'-icradır.

    MADDE 13- İşbu kanunun icra-i ahkamına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

    Dönüşü Olmayan Pasaport ve İki Bin Sterlin

    Bir devri kapatan bu kanun ile beraber hanedan üyeleri kendilerini bekleyen meçhul geleceğe doğru yol aldı. Kanun, yürürlüğe girer girmez, apar topar gemi ve trene bindirilerek sınır dışı edilen, 600 küsur sene dünya siyasetine yön veren Osmanoğulları için yeni bir tarih başladı. Dönüşü olmayan pasaportla çıkarıldıkları vatan toprağından uzak, sürgün yılları…

    Her birinin elinde “dönüşü olmayan pasaport” ve “ikişer bin İngiliz sterlini” vardı. Vatan toprağından sürülürken, Türkiye Cumhuriyeti tarafından kendilerine verilenler sadece bunlardı… Osmanoğulları'nın sürgünü 15 günde tamamlandı. İlk önce halife sınır dışı edildi, daha sonra sırasıyla şehzadeler, sultanlar(padişah kızları, kız torunları)

    1924 yılı Mart ayının sonu geldiğinde Türkiye'de Fatih'in, Yavuz'un torunlarından, Osmanlı hanedanından 1 kişi dahi kalmadı. Hepsi vatandaşlıktan çıkarılarak sınır dışı edildi. Sürgünle beraber, hanedan üyelerinin mal varlıklarına el konulurken bırakın Türkiye'ye girmeleri, ülkeden başka ülkeye transit geçmeleri bile yasaklandı.

    Sürgüne tabi tutulan Osmanlı Hanedanı esasında halkı Müslüman olan Mısır'a gitmek ve o ülkeye yerleşmek istiyordu. Fakat Mısır Meliki Fuad; Osmanlı Hanedanının kendi ülkesine yerleşmesini istemedi. Bunun üzerine Hanedan'dan bazıları Beyrut'a, bazıları Fransa'nın Nice şehrine yerleşti. Bazıları ise Amerika Birleşik Devletlerine gitti. İngiltere ve Almanya'ya hiçbir Hanedan gitmek istemedi. Halife Abdülmecit dahil olmak üzere Hanedan'ın önemli bir kısmı Fransa'nın Başkenti Paris ile Nice şehrinde yaşadı. Gittikleri Avrupa kentleri başta olmak üzere Ortadoğu ve İslam ülkelerinde yıllar yılı yokluk ve sefalet içinde yaşamaya mecbur bırakıldılar.

    Sürgünde Sefalet ve Osmanlı Asaleti

    Tarihçi Yazar Murat Bardakçı'nın “Son Osmanlılar” isimli kitabının bir bölümünde, hanedanın sürgün yıllarındaki yaşamıyla ilgili olarak şu tesbitlerde bulunulmuş, şu bilgiler verilmiş;

    “Hiçbir iş için ne eğitilmiş ne de öğrenim görmüşlerdi. Kusursuz bir şekilde dürüsttüler. Dünyanın büyük kısmını yönetmiş olan bu ailenin tek bir üyesi bile hazineden bir kuruş almaya tenezzül etmedi. Vakur, dürüst ve meşakkatli işleriyle hayatta kaldılar. Taksi şoförlüğü, “İçlerinde Paris Amerikan askeri mezarlığının bekçiliğinden emekli olan var, Avrupa'nın gece kulüplerinde çiçek satan prensesler, Paris'te sabun pazarlayan şehzadeler, Arap zindanlarında can veren prensler var.”

    Bu paragrafta, sefalet yılları kısaca özetlenmiş. Altı çizilecek satır ise, sürgüne giderken devletin hazinesinden tek bir kuruş bile almadan gitmeleri, ve yaşamlarını, işçilik yaparak da olsa Osmanlı kimliği ve asaleti ile sürdürmeleri..

    Hanedan Facebook'ta

    Hanedan üyelerinin sürgün yıllarını anlatan çok sayıda kitap yazıldı, belgesel çekildi. Hatta facebook'ta kurulan “Osmanlı Hanedan Vakfı” isimli bir grup bile var. Grubun kurucusu Orhan Osmanoğlu, İstanbul'da yaşıyor. Başlangıçta aile üyelerini bir arada toplamak için kurduğu grubu, daha sonralarda genele açmış ve çok sayıda üyesi var.

    Sultan II.Abdülhamid`in 3. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu, sürgünde ailesi Suriye`ye gidince kendisi de Şam`da doğmuş. 1974`te hanedan mensuplarına Türkiye`ye dönme izni verilince 11 yaşında dönmüş. Ancak ülkeye döndükten sonra vatandaşlık hakkını hemen alamamış. 1974-1984 yılları arasında türlü zorluklar ve engellemelerle karşılaşmış. 10 yıl sonra, 21 yaşındayken 1984 yılında Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu alabilmiş. Bu da merhum 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal`ın büyük desteğiyle olmuş.

    Osmanoğlu, 22 Ocak 2006'da Yeni Şafak Gazetesi'ne verdiği röportajda hanedan üyeleri ve sürgün yıllarındaki yaşantıları hakkında oldukça detaylı bilgiler vermiş.

    Osmanoğlu, sürgünden sonra hanedan üyelerinin durumunu, ne şartlar altında yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor.




  3. Asel
    Bayan Üye
    “Sürgünden sonra İngiltere, Fransa, İsviçre, Filistin ve Lübnan`a yerleşen hanedan mensuplarının bir mesleği ve maliye bilgileri yoktu. Paraya ve geçime dair bir bilgileri yoktu. Sarayda sadece din, dil ve edebiyat ile müzik enstrümanları çalmayı öğrenmişlerdi. Bu nedenle yetiştikleri ülkelerde birkaç dil bilmelerinden dolayı turizmcilik, taksicilik ve müzisyenlik yapanlar oldu. Bazıları mezarlık bekçiliği yaptı, bazıları barda çalgı çaldı. ABD ordusunda subay, Fransız ordusunda lejyoner olan şehzade de var, Irak ve Abdünnasır`ın Mısır`ında cezaevlerinde yatanlar da..

    Ayşe Nami Sultan`ın durumu acıklıdır. Kendisi 2. Abdülhamit`in küçük kızı Ayşe Sultan`ın oğlu Ömer Efendi`nin kızıdır. İsviçre`de kaldığı evin kirasını ödeyemez duruma düşünce, evden çıkarılmakla karşı karşıya kaldı. Ev satın alabilmek için aile yadigarlarını satmak zorunda kaldı..”

    2. Abdülhamid`in mührünü bu müzayedede iş adamı Zeynel Abidin Erdem satın almışı ve Topkapı Sarayı Müzesi`ne bağışlamış.”

    Hanedanın sürgünde yaşadıkları ibretlik olaylardan birisi de son halife Abdülmecit'in başından geçenlerdir. Hilafetin kaldırıldığı gün Dolmabahçe Sarayı'ndan apar topar çıkarılarak, Çatalca'ya götürülen, ordan da trene bindirilerek sınır dışı edilen Abdulmecit'in yaşantısı da Osmanlı'ların memleket sevgisinin derinliğini ve gördükleri muamelenin haksızlığını anlatır şekilde…

    Son Halife'nin İbretlik Öyküsü

    Halife Abdülmecid Efendi, 3 Mart 1924 gecesi, sürgüne gönderilmek için zorla saraydan çıkarılıyor, kendisini almaya gelen Vali ve Emniyet Müdürüne söyledikleri ise bir hayli mânidar;

    Vali Haydar Bey'e 'Madem ki milletin ve memleketin selameti için çalışıyorsunuz, Allah muvaffak etsin'; Emniyet Müdürü Sadeddin Bey'e de 'Ben yine bu millete dua edeceğim. Ölsem dahi mezarımda kemiklerim bu milletin refahı ve saadeti için duaya devam edecektir'

    Ülkenin bekası ve selameti için sürgüne gönderildiği anda bile dua eden iyi dileklerde bulunan Halife Abdülmecit 23 Ağustos 1944'de sürgünde bulunduğu Paris'te kalp krizinden öldü. Giderken, “ölsem dahi mezarımda kemiklerim bu milletin refahı ve saadeti için duaya devam edecektir” dediği ülkesi, canlısından değil ölüsünden bile çekindi ve Türkiye'ye defnedilmesini kabul etmedi.

    İsmet İnönü Cenazenin Gelmesine İzin Vermemiş

    Abdülmecit'in kızı Dürrişehvar Sultan'ın Berar Prensesi sıfatıyla Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye ulaşıp, cenazenin Türkiye'ye defnedilmesi için yaptığı girişimler sonuçsuz kaldı. İnönü izin vermeyince cenaze Türkiye'ye kabul edilmedi. Bu yüzden cenaze Paris Camii'nde 10 yıl bekletildi ve Camii mütevelli heyetinin cenazeyi daha fazla tutamayacaklarını bildirmesi üzerine Medine'ye nakledilerek Cennet'ul Baki Mezarlığı'na defnedildi.

    Sürgündeki Osmanlı'ların yaşantılarını irdelediğimizde bu anlattıklarımız gibi bir çok acıklı hikaye karşımıza çıkıyor. Birçoğu ülkesini tekrar göremeden can vermiş. Yanlarında götürdükleri bir avuç vatan toprağı ile avunmuşlar. Sürgün kadınlar için 28 yıl erkekler içinse tam 50 yıl sürmüş. Menderes'le başlayan Ecevit'le devam eden kanun değişiklikleri, Osmanoğulları'na memlekete dönüş yolu açmış.

    Hanedan Üyesi Kadınlara Vatandaşlık 1952'de Verilmiş

    Adnan Menderes hükümeti tarafından 16 Haziran 1952'de çıkartılan 5958 numaralı kanunda yer alan “Mülga hilafet ve münderis Osmanlı saltanatı hanedanının padişahlar sülbünden olan erkek azası ve bunların erkek füruu Türkiye'ye gelmek ve Türkiye'den transit olarak geçmekten memnundurlar. Bunların dışında kalanlar Türkiye'ye gelebilirler” maddesiyle, hanedanın kadın üyelerinin Türkiye'ye dönüp yeniden Türk vatandaşı olmalarına izin verildi.

    Yine aynı kanunda yer alan ek maddeler ile de, yurda dönen hanedan üyelerinin “sultan, hanımsultan, kadınefendi, prens, prenses” gibi ünvanları kullanmasının yasaklandığı, 1924 yılında çıkarılan 431 sayılı kanunla el konulan, sınır dışı edilmeden önceki mal varlıkları ile ilgili hak iddia edemeyeceklerinin de altı çizildi.

    Erkeklere Sürgün 1974'te Bitmiş

    Hanedanın erkek mesupları ise bu haklara 1974'te Bülent Ecevit'in ilk başbakanlığında 37.Hükümet sırasında sırasında çıkartılan genel af yasasıyla kavuşabildiler.

    18 Mayıs 1974 yılında çıkarılan 1803 no'lu “CUMHURİYETİN 50. YILI NEDENİYLE BAZI SUÇ VE CEZALARIN AFFI HAKKINDA KANUN'UN 8. MADDESİ” şöyledir:

    “16.6.1952 tarih ve 5958 sayılı kanunla tadil edilen 26 Recep 1342 ve 3 Mart 1340 tarihli ve 431 sayılı kanunun 2,3,4 ve 5inci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. Bu durumdan istifade etmek isteyen erkek mensuplar hakkında 431 sayılı kanunu tadil eden 5958 sayılı kanun gereğince kadın mensuplara tanınan haklar uygulanır.”

    1974 Yılında çıkarılan bu kanunla, büyük bir devrim daha yapılıyor, hanedanın erkek üyelerine de memlekete dönme hakkı tanınıyordu. Bir kısmı Türkiye'ye döndü, bir kısmı ise yıllar önce kurdukları düzenlerini bozamayarak önceden yerleştikleri ülkelerde yaşamaya devam ettiler ama çoğu 1974'ten sonra Türk vatandaşlığına geçti.

    Son Şehzade Memleket Toprağında

    Türkiye bu hazin öyküyle yaşamaya alışmışken yaşları gittikçe ilerleyen hanedan mensupları da teker teker kaybedildi. Bu takvimin kopan son yaprağı ise 2004'te Türk vatandaşlığına kabul edilen ve New York'ta yaşayan Ertuğrul Osman Osmanoğlu oldu. Böbrek yetmezliği tedavisi gören Ertuğrul Osman Efendi, yaşlandım, son günlerimi ülkemde geçirmek istiyorum diyerek Türkiye'ye geldi. Tedavi gördüğü hastanede 23 Eylül günü vefat etti. Onun vefatıyla birlikte sarayda doğup hayatta olan şehzade kalmadı.

    Sürgün yıllarının başlangıcını, çile dolu yılları incelendiğinde çekilen onca sıkıntıya rağmen hanedanın yaşamını onurlu bir şekilde sürdürmek için çabaladığını, kimliğinden, benliğinden taviz vermediğini ve kendilerini sürgüne gönderenler hakkında bile kötü konuşmadıklarını, bu durumu “milletin selameti için” diyerek kabullendiklerini görüyoruz.

    Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında defnedilmek çoğuna nasip olmadı. Sarayda doğan son şehzade Ertuğrul Osman Efendi'ye bu nasip oldu. Dedesinin yanında, Bakanlar Kurulu'ndan çıkarılan özel izinle defnedilerek, dualarla ebediyete uğurlandı.

    ALINTI




+ Yorum Gönder