+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Okul dersleri Forumunda İslamın edebiyatı ve resimler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    İslamın edebiyatı ve resimler








    islamın edebiyatı ve resimler







  2. Asel
    Bayan Üye





    islamın edebiyatı ve resimler



    islamın edebiyatı ve resimler 1.jpg



    Edebiyatımızın "Yedi güzel adam"ından biri olan Rasim Özdenören 1940'ta Maraş'ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi güney ve doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesi'ni ve İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü'nü bitirdi. Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği de olmak üzere çeşitli mevkilerde devlet memurluğu yaptı. Özdenören Diriliş, Edebiyat, Mavera gibi edebiyatımızın temel akımlarını oluşturan dergilerin gerek kuruluşlarında gerekse devam ettirilmelerinde büyük rolü olan isimlerden. Pek çok ödülün sahibi olan Rasim Özdenören TBMM tarafından her yıl verilen Üstün Hizmet Ödülü'nü de aldı. Hikayeleri ise ayrı bir zenginlik olarak edebiyatımızda yerini almış durumda. Ankara'da yaşayan Rasim Özdenören'le evinde, eşinin lezzetli ikramları eşliğinde sohbet ettik. Bize Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri ile başlayan edebiyat serüvenini, hikayelerini ve bireysel olarak Müslümanın İslam düşüncesine nasıl talip olacağı konusundaki fikirlerini anlattı. Bugün edebiyat dergilerinin hikayesini okuyacaksınız. Yarın ise Özdenören hikayesinin dünü bugünü ve yarınını, Müslüman'ın hangi zemine basması gerektiğini yine burada okuyabilirsiniz.


    Mavera Dergisi'ni çıkarmaya nasıl karar vermiştiniz?


    Biz Mavera Dergisi'ne 3- 5 kişi bir araya gelip "Hadi dergi çıkaralım" diye başlamadık. Bize Maraş'tan, Malatya'dan, Yozgat'tan, Eskişehir'den, Adana'dan, İzmir'den, Kayseri'den, Konya'dan tanıdık tanımadık bir sürü yerden mektuplar geliyordu. Ankara'ya gelenler bizi buluyor "Bir dergi talebi var. Bunu da sizin çıkartabileceğiniz düşünülüyor. Neden çıkartmıyorsunuz" diye soruyorlardı. Bu aylarca devam etti. Bir gün kendi aramızda "Hakikaten neden çıkartmıyoruz" sorusunu sorduk. Ben de "Çıkartalım ama paramız yok. Memuruz, evliyiz, çoluk çocuğumuz var. Cep harçlığıyla çıkarmak amatörce olur, beklentiyi karşılamaz. Fiyaskoyla neticelenebilir. Mekanımız da yok. Ev ortamında da çok amatörce bir şey olur." dedim. Cahit bir gün "Ben büro buldum" dedi. O büroyu kullandık ve dergi öylece çıkmaya başladı.


    Derginin ortamı nasıldı?


    Bir defa o derginin etrafında toplanmış olan arkadaşlar birbirlerine hem sevgiyle hem saygıyla bağlanmışlardı, kendi aralarında mahrem ilişkileri vardı: şakalaşmaları, gülüşmeleri Tabiî her şey güllük gülistanlık gitmiyordu. Baştan itibaren dergi Cahit'le benim üzerime kalmıştı. Zaman zaman bunaldığımız olurdu. Cahit derdi ki "Artık usandım dergiyi kapatalım". Teklif ondan geldiği zaman ben karşı çıkardım. Bazen ben bunalırdım "Ben bu işte yokum" derdim. Cahit beni önlerdi.


    Eserlerinizi oluşturmada birbirlerinizi nasıl etkiliyordunuz? Aranızda edebi bir etkileşim var mıydı?


    Diğer arkadaşlar sanki devlet cebriyle yazarlardı. Akif'e yazılar sipariş ederdim. O eski edebiyatta iyiydi, yorumlama yeteneği de vardı. Rahmetli yazıya çok titizlenirdi. Birkaç defa öyle zorla yazı aldık, onun dışında fazla yazmadı. Erdem aynı şekilde Muhteviyat, editörlük benim üzerimde, kâğıt, matbaa gibi teknik kısımlar Cahit'in üzerindeydi. Ben onun matbaa gibi işlerle ilgilenebileceğini hiç düşünmemiştim ama çok da zevk duyarak, canla başla o işleri yaptı. Erdem Ankara'ya geldikten sonra fiilen yazı işleri müdürlüğünü ve muhasebe işlerini yaptı. Sonra itirazlarıma rağmen dergi anonim şirkete dönüştürüldü ve şirketin yürütülmesi işi de Erdem'e yüklendi. Ama Erdem, bey ailesinden gelen biri olduğu için parayla pulla ilgilenmek istemezdi. Borcunu ödemek ister fakat alacağını isteyemezdi. Bu yüzden çok zorlandı. Alacakları toplamaya, hatırlatmaya ar ederdi.


    O dönem edebiyat dergilerinin önemli bir rol oynama sebebi neydi?


    Durum, Mavera Dergisi'nin çıktığı konjonktürle de ilgili. Bir defa biz hem edebiyatla, hem edebiyatın fikriyatıyla, hem de politikayla ilişkimizi hiç kesmedik. Dergi www.alasayvan.net/ 1976 Aralık ayında çıkmaya başlamıştı. O tarihte edebiyat dergisi yoktu, biz o boşluğu doldurduk. Edebiyat, Büyük Doğu, Diriliş tatildeydi. Biz çıktıktan bir süre sonra yeniden yayınlanmaya başladılar.

    O süreçte biz Türkiye ve dünya çapında bir yer edinmiştik.


    Dünya çapında mı?


    Mübalağa etmiyorum. Cahit'in Japonya'dan ABD'ye kadar yazışmadığı yer yoktu. Halk kütüphaneleri, üniversite kütüphanelerine dergiyi gönderir, iletişim kurardı. Hem ABD, hem Avrupa ve Asya'nın muhtelif ülkelerinde, Suriye, Suudi Arabistan, İran'la iletişimimiz vardı. Bizim İran'la yazışmamızın politik bir yanı yoktu. Edebiyat bazında iletişim kuruyorduk.

    Ancak İran'da inkılâp olduktan sonra takibat altına alındığımızı sonradan öğrendik. 80 ihtilali sonrası gazeteler kapandı. Dergi aylık olmasına rağmen siyasî mesajını arttırmaya çalıştık ama yine fikrî temelde. İslam'ı terennüm etmek istiyorduk elimizden geldiği kadar. Bunun hem edebiyata yansımasını sağlamak istedik, hem de edebiyatın bir iç meselesi olarak İslamî edebiyat tartışmalarını getirdik o dönemde. Bir Müslüman'ın edebiyatı nasıl olmalıdır sorusunu sorduk. Bu soru gerek yazı gerek sözel düzlemde bir hayli rağbet gördü ve tartışıldı.


    İslami tiyatroyu da gündeme getirdiğiniz bir dönem olmuştu. Aynı zamanlarda mı?


    O daha önceki dönemdi, ama ondan sonra da onun uzantıları oldu. İslam tiyatrosu olup olmamasını şu bağlamda anlatıyorduk. İlk gençlik dönemimiz Maraş'ta geçti. Tiyatro yoktu, ama Ankara ve İstanbul'daki gerek özel tiyatrolar gerekse devlet tiyatrolarıyla ilgili haberleri gazetelerden dergilerden alırdık. O zaman İslami bir tavrımız da yoktu. Tiyatroyu hayatın vazgeçilmez sanatlarından birisi diye kabul ediyorduk. Fakat olaya İslami bilinçle bakmaya başladıktan sonra "Acaba Müslümanların tiyatrosu nasıl olmalı?" sorusu karşımıza çıktı.


    Cevaplayabildiniz mi bu soruyu?


    Problem kadınlar ve erkeklerin sahnede beraber rol almalarıydı. Kadının sesinin sahnede duyulmasının hükmü neydi? Kimileri doğru değil diyordu, dolayısıyla bu kısıtlamalarla karşı karşıya gelince bu sorunun cevabını aramak gerekti. Osmanlı'ya baktık. Zenne tipini icat etmiş. Kadın rolünü üstlenen, kadın kıyafeti giymiş erkekler. Bence bu daha çirkin bir şey.

    Acaba oyunlar kadınsız olabilir mi, sahneye kadın çıkmaksızın onlar sahnede varmış gibi oynanabilir mi? Fakat bu da tükenecek ve sıkıntı verecek bir şey. Hayatın içinde kadın varsa sahnede de olacaktır kaçınılmaz olarak. En sonunda vardığımız neticede "Tiyatro Allah'ın emri değil, nasıl resim yapmıyor isek tiyatro da olmasın" dedik.


    İslami edebiyat, İslami tiyatro Bu arayışlar İslami bir hayat tanzim etme çabaları mıydı?


    Bunların iki türlü fonksiyonu vardı. İslam'ı anlatabilmemizin bir enstrümanıydı. Dolayısıyla seçimlerine saygı duymakla birlikte, gündelik hayatında İslam'la www.alasayvan.net/ bir nispetini görmediğimiz, kendisine Müslüman demekle beraber bunu henüz içselleştirmemiş olan kişilere bu tebliğin ulaşması gerektiğini düşünüyorduk. Bu enstrümanları kullanarak: "Madem sen kendini Müslüman kabul ediyorsun o halde İslam'ı böyle içselleştir. Bilmeksizin değil. Sana seküler ağızların öğrettiği İslam'ı değil. Kendi kaynaklarından ne tebliğ ediliyorsa o İslam'ı benimse." demek istedik. İkincisi, diyelim ki, herkes İslam'ı kabul etti. Ondan sonrasında ne olacak? İslam'ın kurallarıyla yönetilen bir toplumda yaşarsak bu toplumda edebiyat olacak mı, olacaksa nelerle meşgul olmalı gibi bir yönü vardı.

    Alıntı




+ Yorum Gönder