+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Okul Öncesi Eğitim Forumunda Çocuk ve Televizyon Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Çocuk ve Televizyon








    Çocuk ve Televizyon


    Televizyonun çocuklarımız üzerindeki etkileri
    Dünyanın en zor yetişebilen varlığı olan insan yavrusu 24. ayını doldurduktan sonra başlayan süreç içinde cinsel kimliğini (kız-erkek ayırımı) kazanmaya başlar. Cinsellik ayırımını fark eden çocuk hemcinsi olan anne ya da babasına benzemeye çalışır. Bu olgu çevreyi örnek alma isteğini belirleyen ilk adım sayılır. Kız çocuk annesini, erkek çocuk ise babasını örnek almaya başladığı 36. aydan sonra başlayan süreçte; onlar gibi giyinmeye, oturmaya ve çeşitli davranış taklitleri yaparak kişilik geliştirmeye başlar. Bu evrede çocukların anne ve babalarını kimse ile paylaşmak istemedikleri görülür. Ev ortamında çocuk için ağır basmakta olan bu durumu bozan etkenlerin başında televizyonun geldiğine kuşku yoktur. Gündüzleri ev hanımı olan annelerin, geceleri ise, çalışan annelerle babaların adeta dünyadan koparcasına televizyon izleme bağımlılığı anne-baba ve çocuk arasında olması gereken sevgi paylaşımını da engellemektedir. Anne ya da babası televizyon izlerken, çocukların araya girerek izlemeye engel olmaya çalışması ya da televizyonun düğmesine basarak kapatması, kendisi ile ilgilenilmemesi nedeniyle ilgi çekebilme amaçlıdır. Çünkü ev ortamında yalnızca anne-baba olmayıp “ben de bu evde varım” dercesine üçüncü bir kişinin olduğunun bilinmesi gerektiğini çocuk işte bu tür davranışlarla duyuracaktır. Fakat günümüzde gereksinim değil adeta bağımlılık yaratan televizyon, çocuğun tüm çabalarının boşa çımasına neden olur. Çocuk ne yaparsa yapsın ille de televizyon izlenecektir. Bu durumla karşı karşıya kalan çocuk, yine anne-babasını taklit etme dürtüsünün ağır basmasıyla aynı bağımlılığa kendini de kaptıracaktır. O da aynı şeyleri yapacak; televizyon izlemeden yemek yemeyecek, zamanı geldiği halde yatağına gitmeyecek ya da oyuncakları ile oynamak istemeyecektir.

    Yapılan araştırmalar sonucu yurdumuzda çocukların televizyon izleme saatleri tutarının gün içinde bir hayli fazlalaştığı saptanmıştır. İzlenme payını artırmayı birinci görev sayan televizyon kanalları filmler, dramalar ve haber programlarında genellikle ahlak dışılığa ya da şiddete yer vermede birbirleri ile adeta yarışmaktadır. Yasadışı yollarla birbirini ezip kahramanlaşanlar, sözel ya da fiziksel şiddet örnekleri, haksızın haklı karşısındaki güce dayalı üstünlüğü, yargılamadaki karmaşa, madde bağımlıların dramı, açık saçık sahnelerin çocuklarımızın sağlıklı büyüme ve psiko-sosyal gelişimine ne kadar zarar verdiği düşünülmelidir.


    Televizyonun engellenemeyen bir tutku halini alması sonucu, izlenen estetikten yoksun ve korkunç görüntülü programlar çocuklarda şu olumsuzlukları yaratabilmektedir:

    1. Kendine ya da başkalarına yönelik agresif (saldırgan) davranışlar. (Çocuğun kızgınlık ve öfkesini, yanlış yollardan ifade etme girişimi olarak yorumlanabilir.)

    2. Anne-baba ve çocuk üçgeninde oluşan iletişim kopuklukları. (Bu durumdaki bir çocuk sürekli olarak ilgi çekebilmeyi amaçlayan olumsuz davranışlar sergilemeye çalışır.)

    3. Paylaşma, iletişim kurabilme, oyuncakları ile tek başına oynayabilme alışkanlıklarını kazanamama. (Bu durumdaki çocuk arkadaş grubuna girmekte ve eve gelen konuklara yakınlık göstermekte zorlanır.)

    4. Erken yaşlarda başlamak üzere beliren bencilliğe, hileye ve kurnazlığa kaçan davranışlar.

    5. Yemek yeme sorunları, uykuda kabus görme, kaygı bozukluğu, algılama kusuru, düşünce ve yargılamada karmaşa.


    Ayrıca, son yıllarda hızla artış gösteren ağır bir nörolojik çocuk hastalığına; erken çocukluk döneminde, sürekliliği olan müzik klip kanallarının saatlerce çocuğa izlettirilmesinin neden olduğu saptanmıştır. Tedavisi oldukça güç olan bu hastalık karşısında ailelerin perişan hali içler acısıdır.

    Çocuğu televizyon izlemekten yoksun bırakmak değil; ancak kaliteli çocuk yayınlarını günün belirli zamanlarında uzun süreli olmamak kaydıyla belirli bir program içinde izlettirmek önerilmektedir. Ayrıca, ona yemek yedireyim diye kanal kanal reklam ya da çizgi film aramak ise pek önerilmemektedir. Çocuk programları ve çizgi film izlettirme gün içinde programlanabilirse hem çocuğu televizyon izlemekten yoksun etmemiş, onun için izlenmesi gereken programları benimsetmiş, hem de bağımlı olmasını engellemiş oluruz.

    Psikolog Acar PİJİ








  2. Ziyaretçi






    Çocukların Eğitimi Hakkı



    A. Eğitim Hakkının Önemi
    Eğitim hakkı, çocuğun en önemli temel haklarından biridir. UNICEF'in 1999 Raporunda da belirtildiği gibi, okuma yazma bilmeme çok ciddi sorunlara neden olmaktadır. Anne ve çocuk ölümlerinin önde gelen etkenlerinden biri, annenin eğitim düzeyinin düşüklüğü ya da hiç okuma yazma bilmemesidir. Kız çocuklarının okullaşma oranındaki 10 puanlık bir artış sonunda bebek ölüm hızı binde 4.1 azalmaktadır (38). Şu halde, çocuğun en temel hakkı olan yaşama hakkı ile eğitim hakkı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Yaşam hakkının yanı sıra, çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ahlâk gelişimi için eğitime gereksinimi vardır. İnsanın doğuştan getirdiği yetenekleri geliştiren en önemli araç eğitimdir. Eğitim olmadan insanlar üretken biçimde çalışamazlar, sağlıklarına özen gösteremezler, kendilerini ve ailelerini gereği gibi koruyamazlar ve kültürel açıdan zengin bir yaşam sürdüremezler. Okuma yazma bilmemek, insanların yaşadıkları toplumlarda, bütün halklar ve gruplar arasında anlayışı, barışı ve hoşgörüyü, iki cinsiyet grubu arasında eşitliği öngören bir ruhla yer almalarını güçleştirir. Konu toplumun bütünü açısından ele alındığında, eğitim hakkının gerçekleştirilmemesi, demokrasi ve toplumsal ilerleme, böylece de uluslararası barışa ve güvenliğe zarar verecektir.
    "Özgürlükçü demokratik düzeni benimsemiş ülkelerde eğitim, kişilerde yaratıcı ve eleştirel düşünce yeteneğini geliştirir, çocukların ilgi ve yeteneklerini değerlendirir. Onlara geniş bir dünya görüşü ve hoşgörü kazandırır. Ülkeler, sağlıklı ve çağdaş bir eğitim aracılığı ile kalkınmanın gerektirdiği sayı ve nitelikte insan gücünü yetiştirirler. Böylece, eğitilmiş insanlar tarafından ülke kaynakları daha etkili ve planlı bir biçimde değerlendirilir, ülke zenginleşir, insanlar daha mutlu ve rahat bir yaşam sürdürürler.
    Şu halde hem bireyin hem toplumun gelişmesi; herkese yeteneği, kapasitesi ve ilgisi doğrultusunda eğitim görme hakkının sağlanmasına bağlıdır. Ayrıca, insan hakları ile ilgili uluslararası belgelerin ve anayasaların temel ilkeleri olan hürriyet, eşitlik ve demokrasi, bireyin ve toplumun gelişmesi sağlanmadıkça gerçekleştirilemez. Çünkü, insan hakları ve demokrasi, ancak halkın belli bir eğitim düzeyine ulaştırılmasıyla korunup gerçekleştirilebilir.
    İşte eğitimin bu önemi nedeniyledir ki, eğitim hakkı 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi başta olmak üzere, o tarihten bu yana uluslararası pek çok bildirge ve sözleşmede yer almış, Birleşmiş Milletler'in son on yılda yaptığı bütün önemli zirve ve toplantılarda ele alınıp tartışılmıştır (39).
    Eğitim hakkının 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alması, Birleşmiş Milletlerin sosyal, ekonomik ve kültürel hakları, medeni ve siyasal haklarla uyumlu olarak geliştirme yönündeki kapsamlı çabalarının başlangıcını oluşturmuştur. Bu hakların bölünmezliği 20 Kasım 1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede güvence altına alınmıştır.
    Sözleşme ile bir zamanlar çocukların gereksinimleri olarak kabul edilen hususlar artık hak sayılarak, devletten ve uluslararası topluluktan istenebilir duruma gelmiştir.
    Çocuk Hakları Sözleşmesinin 28. maddesi, çocukların eğitim hakkını tanımakta, taraf devletleri, çocuklara ücretsiz zorunlu temel eğitim sağlamak, ortaöğretimi genel ve mesleki olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütlemek ve bunları tüm çocuklara açık bulundurmakla yükümlü tutmuştur. Bunların yanında devletlere uygun bütün araçları kullanarak yüksek öğretimin yetenekleri doğrultusunda tüm çocuklara açık duruma getirilmesi, eğitim ve meslek seçimine ilişkin bilgi ve rehberliğin bütün çocuklar tarafından elde edilebilmesi, disiplinle ilgili her konuda, çocuğun insan olarak sahip olduğu saygınlığın korunması görevlerini de vermektedir.
    Sözleşmenin 29. maddesi ise devletlerden, çocuğun kişiliğinin, zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesini, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı duyarak anlayış, barış, hoşgörü, cinsler arası eşitlik, tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla yetiştirilmesini ve özgür bir toplumda etkin bir yaşantıya sorumluluk üstlenecek biçimde hazırlanmasını istemektedir.
    Sözleşmenin nitelikli eğitime ilişkin yaklaşımı ise, çocukların bilişsel gereksinimlerini gözetmenin yanında fiziksel, toplumsal, duygusal, moral ve manevi gelişimlerini gözetmektir.
    Eğitim hakkını düzenleyen 28. ve 29. maddeler Sözleşmedeki tüm hakları kapsayan dört temel ilkeyle birlikte uygulanmalıdır. Bu ilkelerin hepsi, bir eğitim sisteminin ya da belirli bir okulun nasıl biçimlendirileceği başta olmak üzere gerek fiziksel çevre, gerekse programlar bakımından kapsamlı bir çerçeveye sahiptir. Bu ilkeleri yukarıda ayrıntılı biçimde inceledik





  3. Eleman
    Devamlı Üye
    Çocuklar zamanlarının çoğunu tv karşısında geçirmekte ve zararlı yayınlara maruz kalmaktadır. Ailelerin tvye sınır koymaması ve izlenen programları denetlememesi çocuklar üzeriinde ciddi sıkıntılar yaratabilmektedir. Şiddet içerikli yayınlara sürekli olarak maruz kalan çocuk etrafındakilere şiddet gösterme eğiliminde olabilmektedir.




+ Yorum Gönder


content