+ Yorum Gönder
Eğitim Arşivi ve Okul ve Eğitim Forumunda islam medeniyetlerinin gelişim aşamaları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    islam medeniyetlerinin gelişim aşamaları








    islam medeniyetlerinin gelişim aşamaları







  2. Mineli
    Devamlı Üye





    İslam Medeniyetleri'nde Bilim

    Fetihler neticesinde Bizanslılarla ve Perslerle karşılaşan kendilerinden önceki medeniyetlerin yarattığı eserlerden yararlanmak gerektiğini anlayan Müslümanlar,özelikle Abbasiler döneminde yoğun bir çeviri faaliyetine girişerek,bilim ve felsefe alanlarında atağa kalkışmışlar ve önce var olan birikimi anlamaya daha sonra da geliştirmeye çalışmışlardır.

    İslam dininin ortaya çıktığı sırada Arap Yarımadası’nda gelişkin bir bilimsel faaliyetle karşılaşmamaktadır. Ancak komşu ülkelerde,Doğu Hindistan’da ,batıda İskenderiye Bizans ve Suriye’de bir hayli gelişmiş bir bilimsel faaliyet vardı. İslam dünyası ilkin Hint kültüründen etkilenmiş ve yararlanmıştır.İlk çevirilerden biri hayvan masallarını konu alan “Kelile” ve “Dine” adlı eserlerdir. İslam dünyasında Harizmi ve Beyruni gibi bilim adamlarında Hint uygarlığının etkisini görmek olanaklıdır.

    Batıdan gelen etki nisbeten daha genç tarihli ise de daha yoğun olmuştur.İskenderiye kurulduğu tarihten itibaren kültür merkezi olmuş ve bu konumunu İslam dünyasında da korunmuştur.Ayrıca dini görüş ayrılıkları nedeniyle Bizans’tan kaçıp İran’a sığınmış ve orada kültür merkezleri meydana getirmiş olan düşünür ve bilim adamlarının da İslam dünyasındaki ilk kültürel faaliyetlerin gelişmesinde önemli rolleri olmuştur. Onların yunanca bilmeleri birçok klasik bilim ve düşünürün eserlerinin Arapçaya kazandırılması sağlamıştır.Bunlar arasında Platon,Aristoteles Eukleides,Archimedes,Batlamyus ve Galenos gibi Yunan kültürünün belli başlı temsilcilerinin eserlerine rastlamak mümkündür. Ayrıca bu bilim adamlarının bir kısmının erken tarihlerde kurulan gözlemevleri ve hastanelerde görev aldıkları,bunlardan bazılarının ise Arapça olarak yazdıkları eserlerde İslam dünyasında bilimsel faaliyetin sekilenmesinde etkin oldukları görülür.

    İslam dünyasında bilimsel faaliyetlerin gelişmesinde devri devlet adamlarının ve bizzat halifenin önemli rolü olmuştur. Bunlardan örneğin Harun Reşit(775-809) ve Memun (813-833) bazı vezirler ve zengin aileler bilimsel faaliyetleri maddi manevi olarak desteklemişlerdir.



    BİLİMSEL KURUMLAR


    İslam dünyasındaki bilimsel etkinliklerin gelişmesini sağlayan üç önemli kurumun bulunduğu bilinmektedir;bunlar Beytü’l-Hikme(Bilge Evi),gözlem evi ve hastanelerdir.

    Bilgelik Evi

    Beytü’l-Hikme veya Bilgelik Evi denilen araştırma ve eğitim kurumunun Abbasi halifelerinden el-Memun tarafından Cundişapur Akademisi örnek alınarak kurulduğu söylenmektedir.Cunişapur,Huzistan bölgesinde Sasani İmparatoru 1.Şapur’un isteği üzerine kurulmuş bir kentti. Roma imparatoru Valerianus döneminde tutsak edilen Suriye’deki sanatçılar ve bilginlerin yanında ,Sasani imparatoru 1.Husrev döneminde bizanstan kaçan Nesturi düşünürler tarafından kurulan tıp okulu yunan bilim ve felsefesinin korunmasında ve yayılmasında önemli bir rol oynamıştı.

    Cundişapur, Halife Ömer döneminde Müslümanlar tarafından ele geçirilmiş ve bundan sonra özellikle yunan tıbbının ,Yunancadan Arapçaya aktarılmasında etkili olmuştu.Mesela tercüme etkinliğinin önde gelen isimlerinden Huneyn ibn ishak ve yuhanna ibn Maseveyn bu okuldan yetişmişler ve daha sonra Bağdat’a giderek İslam tıbbının gelişmesinde önemli hizmetlede bulunmuşlardı.

    Bağdat’ta kurulmuş olan bilgelik evinin en önemli görevi dönemin ünlü astronomlarını, matematikçilerini ve hekimlerini bir araya getirmek bilimin çeşitli alanlarındaki belli başlı yapıtları muhtelif dillerden ve özellikle de Yunancadan Arapçaya çevirmekti.

    Zengin bir kütüphanesi bulunan bilgelik evinin müdürlüğünü dönemin önde gelen bilim adamları yapmıştı.

    Bilgelik evinde her hafta ilmi ve felsefi toplantılar düzenleyen Memun burada çalışan bilginlere her türlü desteği sağlamıştı.söylendiğine göre Humeyn ibn ishak’a çevirdiği kitapların ağılığınca altın ödemişti.Bu olay bir ülkede bilimin gelişebilmesi için yöneticiler tarafından desteklenmesi gerektiği görüşünü savunan tarihçiler tarafından sık sık hatırlatılmıştır.

    Gözlem Evleri


    İlk gözlem evleri ortaçağ İslam dünyasında ortaya çıkmıştır.Pek çok gözlem evi vardı bunların çoğunu hükümdarlar kurmuştu.Ayrıca özel ve seyyar gözlem evlerinde vardı.bu gözlem evlerinde düzenli ve devamlı surette günlük gözlemler yapılmıştı.Gözlem evlerinin sabit bir yeri,özenle ve dikkatle hazırlanmış aletleri,özel bir kütüphanesi, gözlemcileri,hesapçıları bu gözlem ve hesapları değerlendiren astronomları bulunuyordu.Araştırmacılara yardımcı olmak amacı ile idari elemenlarda görevlendirilmişti.

    Bu evlerin kurulmasındaki en önemli neden duyarlı gözlemlerin yapılması için aletlerin boyutlarının büyütülmesiydi; büyük boyutlu bu aletler ile yapılan gözlemler sonucunda elde edilen gözlem ve verileri “zic” olarak adlandırılan tablolarda toplanmış ve ibadet vakitlerinin belirlenmesi ve takvimlerin hazırlanması gibi günlük gereksinimleri ilgilendiren işlemler bu tablolar aracılığıyla yapılmıştı.




  3. Mineli
    Devamlı Üye
    Hastaneler

    Bulaşıcı hastalıklar için hasta bireyleri hasta olmayan bireylerden ayırmak ve tedavi etmek maksadıyla bazı kurumlar oluşturulmuştu. Cüzam başta olmak üzere bir çok bulaşıcı hastalığın yaygın olarak görüldüğü Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinde bu uygulamaları belli başlı şehirlerde görmek mümkündü;bazı hastalıkların temasla insandan insana geçtiği bilinmekteydi.ilk hastane Şam’da kurulmuştur.Bu hastanede daha çok Hint tıbbının etkisi görülmüştür.

    İkinci hastanenin Kahire’de ,üçüncüsünün ise Abbasi halifesi Mansur zamanında Bağdat‘ta kurulduğu bilinmektedir.

    Hastalıklar için farklı koğuşların oluşturulması,temizliğin sağlanması tedavi hizmetlerinin toplumun bütün kesimine yayılması vakıflar yoluyla desteklenmesi bu kurumları Avrupa’daki benzerlerinden daha üstün kılmıştır.



    BİLİMLER


    Matematik


    Bu dönemde gerçekleşen gelişmelerden en önemlisi ,geleneksel “ebced rakamları”nın yerine Hintlilerden öğrenilen “Hint rakamlarının“ kullanılmasıydı.Bu rakam sistemiyle işlem yapmak son derece güçtü.Erken tarihlerden itibaren ticaretle uğraşanların ve aritmetikçilerin kullanmaya başladıkları Hint rakamlarının üstünlüğü derhal fark edilmiş ve yaygın biçimde kabul görmüştü.Bu rakamlar daha sonra batıya geçerek roma rakamlarının yerini alacaktır.

    Cebir bilimi İslam dünyası matematikçilerinin elinde bağımsız bir disiplin kimliği kazanmış ve özellikle Harizmi,Ebu Kamil,Kereci ve Ömer Hayyam gibi matematikçilerin yazmış olduğu yapıtlar batıyı büyük ölçüde etkilemiştir.

    İslam dünyasında büyük ilgi gören ve geliştiren bilimlerden birisi olan astronomi alanındaki araştırmalara yardımcı olmak üzere trigonometri alanında da seçkin çalışmalar yapmıştır.bu konuda en önemli katkı. Açı hesaplarında kirişler yerine sinüs ve kosinüs gibi trigonometrik fonksiyonların kullanılmış olmasıdır.

    Astronomi

    Çeviriler yoluyla yunanlılardan alınan bilimlerden birisi de astronomidir.İslam dünyasında astronomi, Aristoteles’in bilim anlayışının etkisi ile matematiğin bir dalı olarak benimsenmiş ve bu nedenle güneş ay ve diğer beş gezegen ile yıldızlara ilişkin gözlem ve verileri hareketli geometrik düzeneklerle anlamlandırılmaya çalışılmıştır.

    Hem gözlem aletleriyle gökyüzünü gözlemliyor ve hem de gözlem verilerini hareketli geometrik düzeneklerle anlamlandırmaya çalışıyorlardı.

    O dönemde gözlem evlerinde yapılan gözlem sonuçlarının tablolar halinde gösterildiği kataloglara “zic” denilmekteydi. Zicler bu tabloların yanı sıra dönemlerindeki trigonometriye,küresel astronomiye,takvim çeşitlerine ve yapımına,iz düşüm yöntemlerine,gözlem aletlerinin yapılışı ve kullanımına,ibadet vakitlerinin belirlenmesine ilişkin bilgileri de kapsamaktadır.

    Fizik

    Fizik araştırmaları doğa felsefesinin sınırları içinde yürütülmekteydi.İslam dünyasındaki fizik çalışmaları,hareket boşluk gibi Aristoteles‘in belirlediği konular çerçevesinde kalmıştı ve onun görüşlerine dayanıyordu. Oluş ve bozuluşa uğrayan her şey Aristoteles metafiziğinin temelini oluşturan dört nedensel ilke doğrultusunda anlamlandırmaya çalışmıştı. Hareket belirli bir cismin belirli bir biçimde gerçekleşen deviniminden oluşmuştu. Bu devinimin hem bir yapıcısı hem de bir amacı vardı. Yine bu dönem fiziğinin diğer bir özelliği bugün fiziğin bir dalı olan ışık ve ses gibi belli başlı konuların o dönem için fiziksel ber ilimlerin değil de matematiksel bilimlerin bir dallı olarak kabul edilmesidir.nitekim optik konusunda çok değerli çalışmalar yapan İbnü’l-Heysem uzun süre doğuda ve batıda fizikçilerden ziyade bir matematikçi olarak algılanmış ve tanınmıştır.

    Kimya

    İslam dünyası kimya çalışmaları daha önce Hellenistik Çağ’da İskenderiye’de yapılmış olan simya çalışmalarından yoğun bir biçimde etkilenmiştir. Simyagerler tarih boyunca kurşun bakır gibi daha az kıymetli metalleri altın gümüş gibi metallere dönüştürmek istemişlerdir.kimya çalışmaları genellikle bu doğrultuda sürmüştür.

    Simyagerler, yeryüzündeki metallerle gökyüzündeki gezegenler arasında da ilişki kurmuşlardır.örneğin altın güneşle ay ise ayla eşleştirilmiştir.


    İslam dünyasında simyayı benimseyenler ve benimsemeyenler arasında süregelen tartışmaların kimyanın gelişmesi üzerinde çok önemli etkiler yarattığı görülmektedir.bu tartışmalar sırasında taraflar görüşlerinin doğruluğunu kanıtlamak için çok sayıda deney yapmış ve bu yolla deneysel bilginin artmasında önemli bir rol oynamıştır.



    Biyoloji

    Bitkilerle ve hayvanlarla ilgili yüzeysel gözlemlerin yanı sıra hikayelere ve hadiselere de yer verilmiştir. İncelenen bitkiler daha çok tıbbi bitkilerdir. Hayvanlara ilişkin açıklamaların ise özellikle at deve koyun gibi gündelik yaşantıyı doğrudan doğruya etkileyen canlılar üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir.

    Bitki bilimle ilgilenenler genellikle doktorlardır.çünkü tedavi sırasında daha çok bitkilerden yapılan ilaçlar kullanılmaktadır.

    Müslüman hayvanbilimcilerin yunanlıların bilimsel birikiminden yeterince yararlandıklarını ve hayvan bilimi mesela bir coğrafya veya tıp ölçüsünde geliştirdiklerini söylemek mümkün değildir.

    Coğrafya



    İslam dünyasında coğrafyacılar dünya çevresinin veya çapının hesaplanması haritaların düzgün şekilde çizilebilmesi için uygun iz düşüm yöntemlerinin geliştirilmesi enlem ve boylam çizgilerinden oluşan bir konuşlandırma sisteminin kurularak yeryüzündeki önemli noktaların enlem ve boylamlarının belirlenmesi gibi matematiksel işlemlere dayanan matematiksel coğrafya ile bilinen dünyanın beşeri ve fiziki özelliklerini betimlemeyi hedefleyen tasviri coğrafyanın gelişimi yolunda önemli girişimlerde bulunmuşlar ve özellikle tasviri coğrafya alanına değerli katkıda bulunmuşlardır.



    Tıp

    İslam dünyasındaki tıp bilgisi geleneksel anlayış ve uygulamalar ile Hazret-i Muhammed’in beden ve ruh sağlığına ilişkin önerilerinden oluşuyordu.“Peygamber Tıbbı” olarak adlandırılan bu birikim Müslümanlar arasında oldukça benimsenmiş ve uygulanmıştır.

    Veteriner Hekimlik

    Ulaşım ve savaş aracı olarak kullanılan atlara büyük bir yer verildiği görülmektedir. Müslüman baytarlar tarafından atlar hem at bilgisi hem de at tedavisi bağlamında incelenmiş ve atların özellikleri seçimleri,terbiyeleri ,hastalıkları ve tedavilerine ilişkin önemli bilgiler üretilmiştir.

    Atların dışında bu dönem baytarları deve,sığır,koyun,keçi ve tavuk gibi evcil hayvanları da incelemişler ve bunlara ilişkin hastalıklar ve tedavileri hakkında küçümsenmeyecek bilgi birikimi oluşturmuşlardır.

    Tarih

    Tarihi yapıtların tefsir ve hadis gibi dini ve ilimlerin gereksinimlerini karşılamak maksadıyla Hazret-i Muhammed’in hayatı ve savaşları gibi iki konu üzerinde yoğunlaştıkları görülmektedir. Sonradan bu konulara Kuran-ı Kerim’de geçen kavimlere ve peygambere ilişkin olaylara Dört Halife,Emeviler ve Abbasiler dönemine yaşanan gelişmeler eklenerek tarihi yapıtların kapsamı genişletilmiştir.

    Bağdat ve Şam gibi önde gelen medeniyet merkezlerinin tarihleri anlatılırken burada yetişen büyük şahsiyetlerin hayat öyküleri ve eserleri de tanınmış ve böylece biyografya ve bibliyografya bilimlerinin temelleri atılmıştır.

    İslam Dünyasındaki Bilim ve Felsefenin Batıya Aktarılması

    İslam dünyasında yürütülen ilmi ve felsefi uğraşların ürünleri bazı kişisel temaslar bir yana bırakacak olursa üç kanaldan Avrupa’ya akmış ve batı bilim ve felsefesinin biçimlenmesinde uyarıcı,besleyici ve yönlendirici olmuştur. Bu kanallar Endülüs, Sicilya ve haçlı seferleri esnasında haçlıların ulaşabildikleri ve uzun süre tutunabildikleri Ortadoğu kentleridir. Bunlardan Endülüs kanalının diğerlerinden daha verimli ve etkili olduğu anlaşılmaktadır. Endülüs medreselerinde Arap dili ile birlikte bilim ve felsefe tahsili alarak yetişmiş olan Yahudi ve Hıristiyan bilginler bu sahalarda yapmış oldukları çevirilerle 12.yüzyıl Rönesans’ı olarak adlandırılan uyanış döneminde çok önemli roller oynamışlardır.

    Müslümanlar daha 8. yüzyılda Sicilya’yı ele geçirmişler ve zamanla bu adayı bir ticaret ve kültür merkezi haline getirmişlerdi.1060’da Normanlar Sicilya’yı fethedince İslam medeniyetini sahiplenmişler ve bu medeniyetten yararlanmışlardır.

    Yaklaşık 200 sene süren haçlı seferlerinin maksadı Müslümanların bilgi,beceri ve birikimlerini Avrupa’ya aktarmak değildi ama haçlılar Müslümanlarla karşılaştıklarında İslam uygarlığından çok etkilenmiş ve Avrupa’ya yeni düşünceler ve görüşlerle dönmüşlerdi. Arapça öğrenmişler ve Arapça yapıtları okuyarak kendilerini yetiştirmişlerdir. Müslümanları yalnızca gündelik yaşama biçimleriyle değil yaşam anlayışları ve dünya görüşleri itibariyle de taklit etmeye başlamışlardı. Giderek 1000 yıl süren düşünce ve geleneklerden uzaklaşıyorlardı. Sonunda kutsal Kudüs’e ulaşmışlar ve bir süre hakimiyetleri altına almışlar ancak medeniyet tarihi açısında bakıldığında siyasi ve askeri başarıları iyi bir öğrenci olmalarından kaynaklanan ilmi başarılarının yanında çok sönük kalmıştı.




+ Yorum Gönder


islam medeniyetinin gelişim aşamaları