+ Yorum Gönder
Vücudumuzu Tanıyalım ve Organlarımız Forumunda Duyular - Beş Duyu - Beş Duyu Organımız ve Görevleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. HARBİKIZ
    Moderator

    Duyular - Beş Duyu - Beş Duyu Organımız ve Görevleri








    Duyular - Beş Duyu - Beş Duyu Organımız ve Görevleri


    Çevremizde olup bitenleri duyu*larımızla algılar, nesneleri duyularımızla ayırt ederiz. İnsanda ve hayvanların çoğunda;




    1. Gör*me
    2. İşitme
    3. Koku
    4. Tat
    5. Dokunma

    gibi beş temel duyu vardır. Bu duyularla edinilen bilgiler (duyumlar) somut biçimde algılandığı için, gördüğümüzün, işittiğimizin, dokunduğu*muzun, koku ve tat aldığımızın her an bilin-cindeyizdir. Oysa dış dünyadaki ve vücudu*muzdaki değişiklikler üstüne bilgi edinmemizi sağlayan hareket, basınç, denge, ısı ve ağrı duyuları, bu değişiklikler bizi rahatsız edecek kadar belirgin olmadığı sürece ön plana çık*maz.


    Görme Duyusu
    Görme duyumuzun organı göz, sese dayalı işitme organına göre ses hızının ışık hızına oranı denli hızlı olduğu gibi geniş bir algıdır. Görüntü yolu ile algılanan nesne sayısı çok fazladır. Yakın temas olmasa da çok uzaktan çevre hakkında bilgi verebilir. Çok hızlı avcı hayvanların gözleri çok gelişmiştir. Görüntü ise insana seslerden daha fazla bilgiyi iletir ancak ayrımlaştırması zordur. Fotoğraf ile yazı arasındaki fark görsel gücü bize anımsatır. Ne ki görmeyi tamamlamak için işitme ve dokunma duyularının çok kuvvetli olması gerekir. Bakıp görmeme, görmedeki ayrımlaştırmanın önemini vurgular. Bakmak bütünseldir görmek ise ayrımlaştırma ile gerçekleşir. Bakılan bir alanda aradığını görmek için aranılan şekli bilmek gerekir bu bilgi deneyimle sağlanır. Görmenin olmadığı durumlarda insanların dokunma duyusu ve işitme duyusu daha da gelişir. Dünyaya dokunarak yaşayan yılan görme duyusunun eksikliğini dokunma duyusunu daha da geliştirerek çözer ve dokunma duyusunu geliştirerek termal olarak; ısıyla algyarak görme eksiğini üstelik fazlasıyla giderir. Teknolojinin gelişmesiyle gece görüşü elde etmek için dokunma duyusu gibi ısıyla algılayan termal dürbünler yapılmıştır.

    İşitme duyusu
    Kulak kepçesiyle toplanan ses dalgaları kulak yolundan kulak zarına gelir ve kulak zarını titreştirir. Zarın titreşimleri kulak kemikcikleri tarafından kuvvetlendirilip oval pencereye iletilir.
    Oval penceredeki ses titreşimleri dalız içindeki sıvı ile salyangozdaki sıvıya geçer.
    Ses titreşimleri salyangozdaki sıvıdan işitme duyu hücrelerine oradan da sinirlere aktarılırlar.
    Sinirier tarafından alınan ses beyne iletilir ve işitme sağlanmış olur:
    Kulak kepçesi >> Kulak yolu >> Kulak zarı >> Örs, çekiç, üzengi >> Oval pencere >> Dalız >> Salyangoz >> İşitme sinirleri >> Beyindeki işitme merkezi




    İşitme duyusu ile gözün algılayamadığı durumlarda çevredeki değişiklikleri belirten çevre hakkında bilgi almamızı sağlarız, ana organı kulaktır ve ağız ile bağlantısı vardır. Ses hızına bağlı olarak titreşim algılanır. İnsan 16 ile 16 bin desibel arasında işitirken kediler daha üst frekanslarda köpekler ise daha alçak frekanslarda işitebilirler. Kimi canlılarda yüksek ultrasonik hızlar kullanılır. İşitme Avcı hayvanlarda çok gelişmiştir,yarasa gibi kulakları çok gelişmiş canlıların gözleri az görür. Seslerin ayrımlaştırılması birbirinden ayrılması çok önemlidir ortama sağlanan uyum giderek sesleri ayrımlaştırırak bir senteze varmamızı kolaylaştırır. İşitme duyusu az olan canlılar dokunma ve görme duyusu ile işitmenin eksiğini gidermeye çalışırlar ki seslerin havadaki ritm etkisi dokunma duyusu ile giderilebilmeye uygundur. Ne ki işitme ayrımlaştırılamadığında bir ses, bir gürültüdür. Çağlayan sesini yıkılan kaya sesinden ayırmak için bilgi gerekir. Bu bilgi deneyimle kazanılır. Genelde gördüğümüz bir duyunun kaybı ile diğerlerinin daha çok çalıştığı ve birinin fazla gelişmesiyle diğerlerinin görevi ona terk ettiğidir. Görme duyusu çok kuvvetli olanların işitmesinin diğerlerine göre az olması salt bir teori değildir.








  2. HARBİKIZ
    Moderator





    Koku Duyusu


    Öbür işlevlerinin yanı sıra, burnun temel görevlerinden biri de kokuları ayırt etmektir. Koku alıcıları denen özel sinir hücreleri burnun içinde, organın tam tepesine ve gerisine rastlayan bölümde bir katman oluşturacak biçimde yerleşmiştir. Burada, yaklaşık bir posta pulu büyüklüğünde yer kaplayan 5 milyon kadar koku hücresi bulu­nur. Bazı nesnelerin, sözgelimi bir gülün ya da yanan bir kömür parçasının kokulu olması havaya küçük parçacıklar yaymasından ileri gelir. Normal olarak soluk alırken, burun deliklerimizden giren havanın çoğu doğrudan boğazımıza gittiği için çok az koku alırız ya da hiç almayız. Oysa burnumuzu kokulu bir cisme yaklaştırıp havayı iyice içimize çektiği­mizde, burnun içindeki dokular açılıp genişleyerek duyu hücrelerinin bulunduğu üst bölü­me daha çok hava gitmesini sağlar. Böylece koku parçacıkları çevreye dağılmadan bu hücrelere ulaşır; burnun içindeki hücrelerin salgıladığı sümüksü maddede (mukusta) çö­zünür ve kokunun türüne göre belirli hücrele­ri uyarır. Bu durumda kokuyu olanca keskinliğiyle algılayabiliriz. Kokunun kaynağına ne kadar yaklaşılırsa havadaki koku parçacıkları da o kadar yoğunlaşır. İnsanların biraz çaba göstermekle 3.000'in üstünde kokuyu tek tek ayırt edebilecekleri sanılıyor.
    Yaşamını sürdürebilmek için avlanmak ya da daha güçlü düşmanlarına yem olmamak için sürekli çevresini kollamak zorunda olan hayvanların koku duyusu insanlarınkinden çok daha güçlüdür. Rüzgârın esiş yönü uygun olduğunda, bir geyik 800 metre ötedeki bir avcının kokusunu alabilir. Köpekler bir tavşa­nın ardında bıraktığı hafif kokuyu ya da koşarken ezip geçtiği otların kokusunu alarak iz sürebilirler. Koku duyusu bu kadar geliş­memiş olan insan, üstelik duyduğu kokulara kolayca alışır. Hafif bir kokuyu birkaç dakika kokladıktan sonra artık o kokuyu duymaz oluruz.

    Tat Duyusu


    Tat alıcıları ağzın içinde, tat tomurcukları denen küçük hücre kümeleri halinde toplan­mıştır. Bu tomurcukların çoğu dilin üzerinde bulunur; bir bölümü de ağız boşluğunun içine ve boğazın gerisine doğru dağılmıştır. Erişkin bir insanda, her biri yaklaşık 30 duyu hücre­sinden oluşan 9.000 kadar tat tomurcuğu vardır. Çocuklarda bu sayı daha fazladır.
    Yiyecek ve içecekler tatlı, tuzlu, ekşi, acı gibi dört temel tadın ve çeşitli kokuların bir karışımıdır. Aslında yiyeceklerin tadı daha çok kokularla belirginleşir. Üşüttüğümüz için burnumuz tıkalı olduğunda yiyeceklerin ko­kusunu alamayız, bu yüzden yiyip içtiklerimiz bize tatsız gelir. Katkısız şekerli suyun tadın­dan da pek hoşlanmayız, ama içine biraz çilek kokusu katıldığında bu içeceğin "tadı değişir" ve hoşumuza gider.
    Ağzımızda değişik tatları algılayabilen ayrı ayrı tat tomurcukları vardır. Tatlıya ve tuzluya duyarlı olan tomurcuklar en çok dilin ucunda, ekşiye duyarlı olanlar iki yanında, acıya duyarlı olanlar ise arka bölümünde toplanmıştır.

    Dokunma Duyusu
    Bir cismin nerede bulunduğunu, biçimini, dokusunu, örneğin sert mi yumuşak mı, pürtüklü mü yoksa kaygan ya da yapışkan mı olduğunu dokunma duyumuzla anlarız. Dış dünyayı ve nesneleri tanımamızda çok önemli rol oynayan bu bilgiler bütün vücudumuzu saran derideki duyu sinirleriyle beynimize ulaşır. Ama vücudumuzun her noktası bu açıdan aynı duyarlıkta değildir. Örneğin kolumuzun üst bölümünde hafifçe dolaştırılan ince bir tüyü bazen hiç hissetmeyebiliriz.

    Çünkü deriye gömülü olan dokun­ma alıcıları, yani duyu sinirlerinin uçları bu bölümde oldukça seyrektir ve deriye değdirilen tüy bu alıcıların bulunmadığı yerlere rastlayabilir. Oysa ellerimizdeki ve yüzümüzdeki alıcılar birbirine çok yakın gruplar halin­de kümelenmiştir; özellikle parmak uçların­daki derinin her santimetre karesinde 150'den çok dokunma alıcısı bulunur.

    Diğer Duyular

    Sıcaklık Duyusu
    Sıcaklık duyusundan sorum­lu olan alıcılar da gene derinin her yanına dağılmış olan duyu sinirlerinin uçlarıdır. Bun­lardan bazıları sıcağı, bazıları soğuğu algılar. Aslında insanda sıcaklık duyusunun sınırları çok dardır. Isı çok yükseldiği ya da donma noktasının altına düştüğü zaman insanın so­ğuk ya da sıcak duyumları daha çok bir ağrı duyumuna dönüşür. Üstelik öbür duyuların çoğunda olduğu gibi sıcaklık duyusunda da daha önce edinilmiş duyumların etkisi kolay kolay silinmez. Örneğin bir elimizi soğuk suya, öbürünü sıcak suya sokup birkaç dakika beklettikten sonra ikisini de hemen ılık suya tuttuğumuzda, ılık su, soğuk sudan çıkan elimize sıcak, sıcak sudan çıkan elimize soğuk gelecektir.

    Ağrı Duyusu
    Ağrı duyusu tehlike işareti vererek bizi uyardığı için sağlığımız açısından çok önemlidir. Bu duyu olmasaydı insan hiç farkına varmadan sürekli olarak bir yerlerini kesebilir, yakabilir ya da incitebilirdi. Hasta­landığımızı haber veren de gene ağrı duyuşu­dur. Ağrı verici uyarıları alabilen duyu sinirle­rinin uçları derinin büyük bölümünde nere­deyse aralıksız denecek kadar sık yerleşmiş­tir. Yalnız vücudun bazı yerlerine, örneğin bacakların dize kadar olan bölümünün (uy­lukların) dış yüzüne bir iğnenin ucuyla doku­narak hiç ağrı duyulmayan noktalar saptana­bilir. Ama iğne iyice batırıldığında daha derindeki bir sinire rastlayacağından ve sinir­lerin çoğu da ağrıya duyarlı olduğundan bu duyarsız noktalar bulunamaz.
    Hareket Duyusu. Bu duyu aracılığıyla edin­diğimiz duyumlar öbürleri kadar somut olma­dığından hiç farkına varmayız; oysa beynimiz en küçük bir hareketi bile bu duyumlara dayanarak yönlendirdiği için bu duyunun önemi çok büyüktür. Kaslardaki ve kirişler­deki bazı duyu sinirlerinin uçları her kas ya da kiriş lifinin gevşemesine, kasılmasına ilişkin bütün bilgileri beyne iletir; beyin de kol ve bacakların hareketlerini denetlemek, vücu­dun dik durmasını sağlamak üzere bu bilgiler­den yararlanır. Kısacası hareket duyusu olma­saydı insanın bütün hareketleri sarsak ve düzensiz olurdu.
    Gözlerimiz kapalıyken bir elimizi örneğin yana doğru büküp, parmaklarımızdan birini kıvırdıktan sonra gözlerimizi açmadan öbür elimize de aynı konumu verebiliriz. İşte bunu sağlayan hareket duyuşudur. Kas ve eklem­lerdeki kasılma alıcıları parmakların ne kadar bükülmüş olduğunu beyne bildirir; böylece beyin öbür elin parmaklarının da aynı biçim­de bükülmesini sağlar. Kısacası, piyano çal­mak, daktilo makinesi kullanmak ya da dan­tel örmek gibi beceri gerektiren hareketler bu duyunun yardımı olmaksızın yapılamaz.

    Ayak tabanlarındaki ve vücudun başka bölümlerindeki duyu hücreleri de dik durma­mıza ve sözgelimi paten yaparken ya da dar bir yerde yürürken dengemizi korumamıza yardımcı olur. Bu hücreler ayak tabanının çeşitli bölümlerine ne kadar basınç bindiğini saptayarak vücudun hangi yana eğildiğini beyne bildirir. Düşmek üzere olduğumuzu haber vererek vücudumuzu düzeltmemize yardımcı olan da gene bu duyudur.


    Denge Duyusu
    Denge sağlamamızda hare­ket ve görme duyularımıza da önemli görevler düşer, ama asıl denge organı içkulaktadır. İçkulaktaki iki küçük boşluğun içini döşeyen duyu hücreleri, başın her hare­ketinde ve konumunda şiddeti değişen yerçe­kimi kuvvetine son derece duyarlıdır. Ayrıca, gene içkulaktaki üç küçük yarım daire kanalı­nın içini dolduran sıvı başın en küçük hareke­tinde çalkalanır. Bu sıvının, kanalların içini döşeyen duyu hücrelerine doğru akmasıyla hücreler başın hangi yöne eğildiğini beyne bildirir. Böylece kendi çevremizde döndüğü­müz zaman dengemizi koruyabiliriz.
    Bütün bu duyu alıcıları ve duyu sinirlerinin uçları, aldıkları uyarıları duyu sinirleri aracılı­ğıyla beyne iletir. Bu mesajı, yani sinir iletisinin şiddetini ve vücudun neresinden geldiğini yorumlayan beyindir.





  3. naat-i şerif
    Devamlı Üye
    İŞİTME KAYBI YAPAN NEDENLER

    İşitme kaybı semptomu irdelenirken süresi, gelişme biçimi (ani veya zaman içinde yavaş gelişim göstermesi), seyri (dalgalı, sürekli), tarafı (unilateral veya bilateral olması), eşlik eden diğer semptomlar (baş dönmesi, tinnitus; enfeksiyon semptomları vb) ve işitme cihazı kullanıp kullanmadığı sorgulanmalıdır. Hasta çocuksa veya semptom çocukluktan beri varsa, pre-, peri- ve postnatal hastalıklar ve tedavileri, herediter özellikler, mental hastalıklar ve ilişkili sendromların varlığı araştırılmalıdır. Yüksek sese maruz kalma (patlama, gürültü, walkman kullanımı) ve kafa travması sorgulanmalıdır.

    Akut başlangıçlı bir işitme kaybında buşon, yabancı cisim, eksternal otit gibi dış kulak kanalı (DKK) kökenli; travmatik perforasyon, mirenjit gibi timpanik membran (TM) kökenli; akut süpüratif otitis media (ASOM), effüzyonlu otitis media (EOM), Tuba Eustachi (TE) disfonksiyonu, travmatik kemikçik zincir ayrılmaları, temporal kemik fraktürleri, barotravma gibi orta kulak kökenli; yüksek ses enerjisine maruz kalma, temporal kemik fraktürleri, barotravma gibi travmatik hasarlar; menenjit, kabakulak, toksoplazma, brusella, sifilis gibi enfeksiyonlar; aminoglikozidler, salisilat, bazı diüretikler, lokal anestetikler gibi ototoksik ilaç kullanımı; metabolik hastalıklar, immün yetmezlikler, beyin sapında vasküler patolojiler, vestibüler schwannoma gibi koklear ve/veya retrokoklear patolojiler düşünülmelidir. İdiyopatik ani sensorinöral işitme kaybı ise sık görülen başka bir akut işitme kaybı tablosudur. Yavaş gelişen bir işitme kaybında ise buşon, stenozlar, neoplazmlar gibi DKK patolojileri; KSOM, EOM, TM retraksiyonları, otoskleroz, timpanoskleroz, Tuba Eustachi (TE) disfonksiyonu, neoplazmlar gibi orta kulak patolojileri; gürültüye bağlı işitme kaybı, presbiakuzi, endokrin bozukluklar (diabetes mellitus, hipotiroidi), metabolik hastalıklar (böbrek yetmezliği, hiperlipoproteinemi) ve otoimmün hastalıklar gibi kokleayı etkileyen patolojiler ve vestibüler schwannoma ve diğer sekizinci siniri etkileyen neoplazmlar ile multipl skleroz ve santral işitme kaybı gibi santral sinir sistemini etkileyen patolojiler akla gelmelidir. Ayrıca otoimmün iç kulak hastalığı, meningeal karsinomatoz, Lyme Hastalığı, ototoksik ilaç kullanımı gibi durumlarda hızlı progresyon gösteren sensorinöral işitme kaybı gelişebilir. Dalgalanmalı sensorinöral tip işitme kaybı yapan nedenler arasında Meniere Hastalığı gibi endolenfatik sistem patolojileri, labirent fistülü, otoimmün hastalıklar (Cogan Sendromu, sistemik lupus eritematozus, poliarteritis nodoza, Wegener granülomu, temporal arterit, skleroderma), sarkoidoz ile metabolik hastalıklar sayılabilir. Eğer dalgalanmalı işitme kaybı, iletim tipinde ise, buşon, DKK yabancı cisimleri, bazı eksternal otitler, EOM, TE disfonksiyonu, adeziv otitis media ve KSOM akla getirilmelidir. Dalgalanmalı sensorinöral işitme kaybına eşlik eden semptomlar genellikle baş dönmesi ve kulakta dolgunluk hissi iken, dalgalanmalı iletim tipi kaybına eşlik eden semptomlar ise genellikle kulakta tıkanıklık, akıntı, ağrı ve kaşıntı hissi olabilir. Akut veya kronik seyirli, dalgalanmalı veya devamlılık gösteren işitme kayıplarında işitme sisteminin herhangi bir yeri etkilenmiş olabilir. Patolojinin işitsel sistemde etkilediği yere göre işitme kaybı iletim tipinde, sensoriyel (koklear) veya nöral (retrokoklear) tipte olabilir. İşitme kayıplı bir hastada öykü, dikkatli bir otolojik / nöro-otolojik muayene, tanısal amaçlı odyolojik değerlendirme ve gereğinde radyolojik tetkikler ile işitmeyi etkileyen patoloji ve bu patolojinin sistemde etkilediği yer aydınlatılmaya çalışılır. İşitme kayıplarında etyolojiyi araştırırken hastanın yaşı büyük önem taşır. Her yaşta önemli olmakla birlikte, çocukluk dönemi işitme kayıplarının, konuşma ve dil gelişimi ile genel eğitim açısından, ayrı bir önemi vardır.



    İşitme kaybı yakınmasında işitme kaybının tarafı, ortaya çıkış biçimi, süresi, eşlik eden yakınmalar (ağrı, akıntı, çınlama v.b.) sorgulanmalıdır. Bu semtoma neden olan hastalıklara örnekler aşağıdadır.

    1. İletim tipi işitme kaybı

    a. Dış kulak

    i. Malformasyonlar

    ii. Eksternal otitler

    iii. Stenoz

    b. Timpanik membran

    i. Perforasyon

    ii. Mirenjit

    iii. Retraksiyon

    c. Orta kulak

    i. Otitis media

    ii. Hemotimpanum

    iii. Tümörler

    d. Kemikçik zincir

    i. Otoskleroz

    ii. Paget Hastalığı

    2. Sensorinoral işitme kaybı

    a. Konjenital

    i. Usher Sendromu

    ii. Rubella

    iii. Toxoplazma

    iv. Sifilis

    b. Toksikasyonlar

    i. Aminoglikozitler

    ii. Aspirin

    iii. Diuretikler

    c. Vasküler hastalıklar

    i. Vazospazm

    ii. Tromboz

    iii. Hemoraji

    d. Travma

    i. Blast hasarı

    ii. Gürültü

    iii. Beyin-labirent hasarı

    e. Enfeksiyon

    i. Kabakulak

    ii. Polio

    iii. İnfluenza

    iv. Rubeola

    v. Tüberküloz

    f. Tümörler

    i. Akustik nörinoma

    ii. Menengioma

    iii. Glioma

    g. Endolenfatik hidrops

    h. Demiyelizan hastalıklar

    i. Multipl skleroz



    İşitme kayıplarının miktarına göre aşağıdaki şekilde bir sınıflandırma da yapılmıştır:



    İşitme Eşiği İşitme Kaybının Derecesi

    0-20 db Normal

    20-40 db Hafif

    40-60 db Orta

    60-80 db İleri

    80 < db Çok ileri



    İşitme kaybının sınıflandırılması:

    1- İletim tipi işitme kaybı

    2- Sensorinöral işitme kaybı

    3- Mikst tip işitme kaybı

    4- Fonksiyonel işitme kaybı (non-organik)



    TABLO 1. KULAK YAPILARININ NORMAL FONKSİYONLARI VE PATOLOJİLERİNDE ORTAYA ÇIKAN İŞİTME KAYBININ TİPİ




    DIŞ KULAK
    ORTA KULAK
    İÇ KULAK

    Normal Fonksiyon
    İleti
    Çevrim
    Sinirsel İleti

    İşitme kaybının tipi
    İletim tipi
    Koklear (Sensorial)
    Retrokoklear (Nöral)




    İşitme kaybının miktarını, tipini, neden olan patolojinin yerini ortaya koymak için bazı odyolojik yöntemlerden yararlanılmaktadır. En basit yöntem diyapazon testleridir. Bundan başka saf ses ve konuşma odyometrisi gibi subjektif ve immittansmetri, otoakustik emisyon ve elektriksel yanıt odyometrisi gibi objektif odyometrik yöntemler de vardır. Bu testler hakkında dönem 5’te ayrı bir ders olarak ayrıntılı bilgiler verilecektir.




  4. Zeynep
    Görevli Bayan Üye
    Beş duyu organlarımız beştanedir.Bunlar dokunma,işitme, görme,duyma ,koklama ve tatma .Dokunmayla sıcakla soğuğu ,acıla rahatlamayı algılarız.İşitmeyle çevremizdeki bütün sesleri duyarız,görmeyle herşeyi görürüz,koklamayla güzel veya kötü kokuları algılarız,tatmaylada acı ,tuzlu,ekşi, tatlı tatları algılayarak hayatımıza renk veririz.

+ Yorum Gönder