+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda tarih yazan kadın savaşcılar Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    tarih yazan kadın savaşcılar








    tarih yazan kadın savaşcılar



    lk kez müverrih Âşık Paşazâde’nin “Tevârih-i Âli Osman” (Osmanlı Tarihi) isimli eserinde andığı ve tarihçi Fuad Köprülü’nün tahlil ettiği dört zümrenin Osmanlı oluşumunda aktif rol aldığı biliniyor…
    Bunu dilerseniz, Âşık Paşazâde’nin kendi ifadesinden okuyalım…
    Müverrih diyor ki: “Hem bu Rûmda dört tayfa vardur kim, müsafirler içinde anılur: Biri Gâziyân-ı Rûm, biri Ahıyan-ı Rûm ve biri Abdalaân-ı Rûm ve biri Bacıyân-ı Rûm’dur. İmdi Hacı Bektaş Sultan bunlarun içinden Bacıyan-ı Rumu ihtiyar etdi kim, o Hatun Anadır.




    Anı kız edindi.” (s. 238-39)
    Özetle: Anadolu’nun anavatan olmasında dört zümrenin önemli rolü var:
    1. Gaziyan-ı Rûm; (Anadolu askerleri=silahlı kuvvetler)
    2. Ahiyan-ı Rûm; (Anadolu kardeşleri)
    3. Abdalaân-ı Rûm; (Horasan Erenleri=Yürek adamlar)
    4. Bacıyân-ı Rûm. (Anadolu kadınları)
    Anadolu Selçukluları zamanında, Türkmen erkekler tarafından kurulan “Ahiyân-ı Rûm” isimli “Ahilik Teşkilâtı”nın yanı sıra, Paşazâde’nin “Bâciyân-ı Rûm” dediği kadın oluşumu, daha sonra devre dışı bırakılan kadınlarımızın, Anadolu’daki oluşun tamamlanmasında gösterdiği performans ve etkinlik, ibretle üzerinde durulmaya değerdir.

    “Kadın kimliği”nin sağlam zemini dindir
    Ama önce “Kadın kimliği”ni sağlam bir zemine oturtmak gerekiyor. Kuşkusuz o zemin dindir.
    İlâhî kitabımız, “kadın”ın, “erkek”le birlikte cennette var edildiğini söylüyor ki, erkeğin birkaç saat, ya da birkaç gün (birkaç ay yahut yıl) önce yaratılmış olmak dışında bir imtiyazı yok…
    Erkeğin kadından bir süre önce yaratılmış olması ise, asla sorgulanamaz İlâhî bir tercihtir. Bu tercihte belki asıl vurgulanmak istenen, erkeğin kadına ihtiyacıdır. Çünkü Hz. Âdem Cennet’te mutlu olamamış, bir “eş=arkadaş” istemiştir.
    Başka bir deyişle “kadın”a ihtiyaç duymuştur. Bir bakıma kadınsız bir cennet bile düşünememiştir.
    Kısacası Hz. Havva (kadın), bir yarım kalmışlığı (erkeğin yarım yamalaklığını) bütünleme isteğinin ürünüdür.
    Yaratıcı Kudret, böyle murad etmiştir.
    Öte yandan, İslâm dininin başlangıcında da kadın unsuru en ön saftadır. Peygamberimizden (s.a.v.) sonraki ilk Müslüman, Hz. Hatice’dir. Bu muhteşem kadın, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir dönemde, iş kadını olarak kendini kabul ettirebilmiş, sevdalandığı insana (Efendimize) evlenme teklif edebilecek kadar da cesur ve mert davranabilmiştir.

    Silahlı ve savaşçı kadın teşkilatı
    Peygamber-i Âlişan, peygamberlik müjdesini alır almaz akrabalarından herhangi bir erkeğe değil, sadece Hz. Hatice’ye sırrını açmıştır. Onunla bütünlenerek güçlenmiş, moral bulmuş, onun desteği ile peygamberliğini açıklamıştır.
    Hayatın ve dinin başlangıcında nasıl kadın önderler varsa, ilk Müslüman-Türk unsurların Anadolu’ya girişinde de kadın önderler vardır.

    Âşık Paşazâde’nin “Bâciyân-ı Rûm” olarak isimlendirdiği bu teşkilât üzerinde ilk kez Alman müsteşrik (oryantalist) Franz Taeschner durmuştur, ancak o günün toplumsal yapısında kadınların böyle bir teşkilât kurmuş olabileceklerine ihtimal vermediği için, Âşık Paşazâde’nin yanıldığını, yahut bir istinsah hatası yaptığını düşünmüştür.
    Ona göre, Paşazâde, “Hâciyân-ı Rûm” (Anadolu Hacıları) veya “Bahşıyân-ı Rûm” (Anadolu Sihirbazları veya Ruhanîleri) yazacakken, bir istinsah hatası sonucu “Bâcıyân-ı Rûm” yazmıştır.
    Ancak bunların olabilmesi için, o devirde Anadolu’da “Hacı” olmuş Türkmenlerin “Hacıyân-ı Rum” isimli bir örgüt kurmaları veya eski Türkler’de kendilerine “Bahşı” denilen sihirbazların örgütlenmiş olmaları gerekir.
    Tabii bu mümkün değildir.
    Nitekim tarihçi Prof. Fuad Köprülü, Âşık Paşazâde’nin “Bâciyân-ı Rûm” olarak adlandırdığı kadın teşkilâtı hakkında olabildiğince kapsamlı bir çalışma yapmış, bu çalışmanın sonunda Frans Taeschner’in öne sürdüğü iddiaların geçerli olamayacağını hükme bağlamış, “Bâciyan-ı Rûm”un, “Silâhlı ve savaşçı kadınların kurduğu bir teşkilât” olma ihtimalini tarihçinin dikkatine sunmuştur.
    Ancak Fuad Köprülü bu teşkilâtın mahiyeti ve çalışmaları hakkında çok açık bilgiler vermemektedir.

    Osmanlı’da komutanlık yapan kadınlar
    Orhan Gazi zamanında Anadolu’nun birçok yöresinde Türkmenler arasında bulunup gözlem yapmış, özellikle de Türkmen hanımların çeşitli alanlardaki faaliyetlerine şahit olmuş olan meşhur Mağribli gezgin İbn Battuta ise “tarikat” çerçeveli kadın oluşumlarından söz etmektedir.
    Ayrıca Niğdeli Kadı Ahmed 1340 yılında tamamladığı “el-Veledü’ş-Şefik” adlı eserinde Niğde dolaylarında Taptuklu Türkmen dervişlerin hanımlarının faaliyetlerini kaydetmektedir.
    Meşhur Süryani tarihçi Malatyalı Ebu’l-Ferec (Gregory) de bir münasebetle bu “Bâciyan-ı Rûm”dan bahsetmiştir.
    Mevlevî yazar Ahmed Eflâkî de, keza, eserinin bir yerinde Konya’daki bir kadınlar cemaatinden söz etmiştir…
    Bacılar Teşkilâtı’nın faaliyetlerine dair başka bir bilgiyi “Menâkıb-ı Evhadü’d-din-i Kirmânî”de buluyoruz. Bu görüşe göre, hanımlar arası bu teşkilât, önceleri “Fakiregân” diye de anılıyordu. Ancak teşkilâta mensup olan genç kız ve kadınlar birbirine “Bacı” diye hitap ettikleri için, kadın ve kızların meydana getirdikleri teşkilâta daha yaygın olarak “Bâciyân” (Bacılar) denilmeye başlanmıştır. Şimdiki bilgilerimizle bu tabiri ilk olarak kullanan da Âşık Paşazade’dir.
    Bendeniz, Kayı Han Aşireti’nin (Osmanlı Devleti’ni kuran aşiret) Anadolu’ya gelişini anlatan “Merhaba Söğüt” (Kültür Bakanlığı Yayınları ve Nesil Yayınları, 0212 551 32 25) isimli kitabımı kaleme alırken, Türkmen kadınlarının, erkeklerin yanı sıra örgütlendiklerini, hatt⠓Bey Ana”, “Bacı Bey”, “Gazi Ana” gibi unvanlarla (rütbeler) komutanlık yaptıklarını görmüş, doğrusunu isterseniz, beklemediğim bu durum karşısında hayretler içinde kalmıştım.
    Bugünkü İslâm dünyasında kadının yerini hatırlarsak, konu daha da ilginç bir hal alıyor.
    Araplar bunu, kadını aşağılayan eski geleneklerin etkisiyle yapıyorlar diyelim, ya biz neden yapıyoruz?
    Bizans’ın fethine kadar, sosyal hayatta kadının tartışmasız bir rolü ve aktivitesi var. Ancak bunun Bizans’ın fethiyle birlikte kırıldığını ve kadının git gide kendi içine kapandığını görüyoruz.
    1200’lerde kadını, yerine göre derviş, yerine göre savaşçı olarak selamlayan misyon, büyük fetihten sonra çökmeye yüz tutmuş, nihayet 1800’lü yılların sonunda, tıpkı şimdikine benzer yasaklar yürürlüğe girmiştir.

    Bugün, 1800’lü yılların yasakları var
    1867 tarihli bir fermanın getirdiği şu yasağa bakar mısınız?
    “Kadınlar yalnız ve ancak Sultan Ahmet, Lâleli ve Şehzadebaşı camilerine gidebilecek, bunlar dışında hiçbir büyük camiye gidemeyeceklerdir…” (Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, s. 282-283)
    Sultan İkinci Abdülhamid Han döneminde ise, kadın kıyafetiyle ilgili olarak Levant Herald Gazetesi’nde şu ilginç haber yer almıştır:
    “Majesteleri Sultan’ın buyruğu ve Şeyhülislâm’ın talebi üzerine, Danıştay’ın olurunu alan İçişleri Bakanlığı, genel yerlerde ve işlek caddelerde görünmeyi Müslüman kadınlara yasaklanmıştır. Polis memurları kurallarda belirtildiğinden daha ince çarşaf giymeye cüret eden kadını görür görmez uyarmaya, karşı gelinmesi halinde ise tutanak tutmaya ve tuttuğu tutanağı İçişleri Bakanlığı ile Emniyet Müdürlüğü’ne iletmeye mecburdur. Bundan başka Müslüman kadınlara arabayla ya da yaya olarak Bayezid, Şehzâdebaşı ve Aksaray semtlerine gitmek, oralarda gezinmek, Kapalıçarşı’ya girmek ve dükkânlarda oturmak yasaklanmıştır. Bu kuralları çiğneyenler, ceza yasasının 254. maddesi uyarınca kovuşturulacaklardır. Kullanılan arabanın sürücüsü de kadın gibi cezalandırılacaktır. Bunlara ek olarak, Müslüman kadınların genel yerlerde gruplar halinde toplanmaları kesinlikle yasaklanmıştır. Bu tür bir grubu gören polis, kadınlara dağılmalarını emretmekle yükümlüdür…” (Levant Herald, 15 Ağustos 1891, L 2 emancipation de la femme Turquie, Paris, 1962, s.35-36)

    Anadolu Selçukluları zamanında kurulan ve Âşık Paşazâde’nin “Bâciyân-ı Rûm” dediği hanımlar teşkilatı, Anadolu’daki oluşun tamamlanmasında, Osmanlı’nın oluşumunda aktif rol almıştı. Aynı kadınların 1800’lü yıllarda Kapalıçarşı’ya bile gitmesinin yasaklanması son derece ibret vericidir.
    İslam’ın başlangıcında da kadın en ön saftadır. Peygamberimiz, kendisinden sonraki ilk Müslüman Hz. Hatice’nin desteğiyle, verdiği moralle peygamberliğini açıklamıştır.

    1200’lerde kadını, yerine göre derviş, yerine göre savaşçı olarak selamlayan misyon, büyük fetihten sonra çökmeye yüz tutmuş, nihayet 1800’lü yılların sonunda tıpkı şimdikine benzer yasaklar yürürlüğe girmiştir.

    alıntı







  2. Sultan
    Devamlı Üye





    Osmanlı zamanında fazla tarih yazan kadınlar yoktur. Daha fazla erkekler yazıyorlardı. Peygamber-i Alişan, peygamberlik müjdesini alır almaz akrabalarından herhangi bir erkeğe değil, sadece Hz. Hatice’ye sırrını açmıştır. Onunla bütünlenerek güçlenmiş, moral bulmuş, onun desteği ile peygamberliğini açıklamıştır.




+ Yorum Gönder


bacıyanı rum,  dört grup zümre baciyani rum