+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda ahilik teşkilatının halka yararları nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    ahilik teşkilatının halka yararları nedir








    ahilik teşkilatının halka yararları nedir

    Ahilik nedir?;


    Ahi kelimesi, Arapça "kardeşim" manâsına gelen “ahî” ile Türkçe "cömert, eli açık" manâsında olan “akı” kelimeleri ile yakınlık göstermekte ise de, hangi kökten türediği kesin değildir. Her iki kelimeden de gelmesi ihtimal dahilindedir. Ahilik, ihtiva ettiği hizmetler bakımından cömertlik, mertlik ve mürüvvet manâlarına gelen “Fütüvvet Teşkilatı” nın daha da gelişmiş bir şekli olarak görülmektedir. Sonraları esnaf ve sanatkârlar birliğine unvan olarak verilmiştir.

    Ahilik; X. yüzyılda Anadolu'da, esnaf ve sanatkârların birliğini, çalışma esas ve usullerini teşkil eden, dinî, ictimaî ve sosyo-ekonomik bir kurum olarak ortaya çıkmıştır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu Türklerinden, sanat, ticaret ve ekonomi alanlarında faaliyet gösteren kişilerin örgütleşmiş halidir. Temelde Kuran’a ve Hz. Peygamber’in sünnetine dayandırdıkları prensipleri ile kendilerine has kural ve kurumları vardır.



    Ahilik, Selçuklu Türkleri'nde, dinî ve millî birliğin muhafazasında, Selçuklunun yıkılmasından sonra ise Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda ve Osmanlı insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler gösteren önemli bir içtimaî teşkilat olmuştur.

    Ahiliğin kuruluşu;

    On birinci asrın ikinci yarısından itibaren Anadolu’ya girmeye başlayan Selçuklular, Türkistan’da ticaret ve sanayi merkezlerinde yaygın fütüvvet ilkelerini de beraberlerinde getirdiler. Bu ilkeler arasında bilhassa; Müslüman kardeşinin işini görmek, onun yardımında bulunmak, hata ve kusurlarını affedip, husumet ve düşmanlık beslememek, ayıp ve kusurlarını örtmek, kendisini başkasından üstün görmemek, musibete uğrayan düşman bile olsa sevinmemek gibi hasletleri sayabiliriz.

    Horasan ve Mâverâünnehir’deyken Fahreddin-i Razî, Ahmed Yesevî ve Şihabüddin Sühreverdî gibi büyük âlimlerden ders alan ve sonradan “Ahi Evren” ismi ile anılan Şeyh Nasirüddin Mahmut (1171-1262), daha sonra I. Alaadddin Keykubat’ın isteği üzerine Anadolu’ya gelerek, Kayseri’de yerleşmiş ve halkı irşad vazifesini üstlenmiştir. Kayseri’de debbağlık (deri dabakçılığı) yapıp, elinin emeği ile geçinen Ahi Evren, Türkistan’dan gelen bilhassa esnaf teşekküllerini bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırmaya başlamıştır. Fütüvvetnameleri incelemiş ve İslam ahlâkını esas almak suretiyle ahilik teşkilatının bir nevi yönetmeliğini yazmıştır. Daha sonra bu yönetmeliği, esnaf ve sanatkârlar arasında tatbik ettirmiştir. Onlar arasında İslam ahlâkına dayalı bir birlik ve kardeşlik kurumu meydana getirmiş ve böylelikle “Ahilik Teşkilatı” ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan, hocası Evhadüddin Kirmanî’nin kızı olan hanımı Fatma Bacı da kadınları yetiştirip “Baciyan” grubunu teşkil ettirmiştir.

    Selçuklular Döneminde Ahiler;

    Ahilik teşkilatı sayesinde, Anadolu’da Rumlar ile Ermenilerin elinde olan sanat ve ticaret hayatına, zamanla Türkler de katılıp, söz sahibi olmaya başladılar. Ayrıca Ahiler, yaptıkları zaviyelerde, Müslüman tüccar ve esnafın ahlakî terbiyesi ile de uğraştılar. Ahi zaviyeleri zamanla memleketin her tarafına yayıldı.

    Büyük şehirlerde teşkilatlanan Ahilerin müstakil birer zaviyeleri vardı. Küçük yerleşim bölgelerinde ise muhtelif meslek gruplarının oluşturduğu tek bir birlik vardı. Anadolu Selçuklu Devleti’nde bu birlikler mesleklere ait problemlerin halli ile uğraşmaktaydı. Esnafın devlet ile olan münasebetlerini düzenlemekte, fiyat tespiti, narh kalite kontrolü ve sosyal yardımlaşma gibi hizmetleri ifa etmekteydiler.

    Ahiler, içtimaî hayattaki bu hizmetleri yanında ihtiyaç halinde gazalara ve memleket savunmasına da katılmaktaydılar. XIII. yüzyılın ilk yıllarında Çin’in kuzey-batısında başlayıp, kısa bir müddet içerisinde dünyanın siyasî haritasını alt üst eden ve Anadolu’ya doğru yaklaşan Moğol tehlikesine karşı tedbir aldılar. Moğolların önlerinden kaçıp gelenlere kucak açtılar. Anadolu insanını Moğollara karşı gazaya teşvik ederek, cihad yolunda Allah’ın rızasından başka bir şey düşünmeyen kimseler olarak yetiştirmeye çalıştılar ve bu insafsız düşman karşısında kahramanca mücadele ettiler.

    Ancak Moğollar, 1243 yılında Kayseri’yi muhasara edip, çetin bir muharebe sonunda şehri ele geçirince, binlerce ahiyi şehit ettiler. Anadolu’nun karışıklıklar içerisinde olduğu bu dönemde Moğollar, Ahi Evren’in nüfuzundan ve sevenlerinin çokluğundan korkuyor, ne pahasına olursa olsun öldürülmesi için Kırşehir emirine baskı yapıyorlardı. Nihayet Ahi Evren 1262 (H. 660) yılında Kırşehir’de şehit edildi.

    Kısaca "sulhta muallim, muharebede asker" olan ve Anadolu’nun her tarafına yayılmış bulunan Ahiler, gerek Moğol zulmü ve gerekse başka karışıklıklarla zor duruma düşen ve bunalan insanlara, maddî ve manevî güç ve moral vererek Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna kadar Anadolu’yu dinî ve millî birlik içinde taşımaya muvaffak olmuşlardır diyebiliriz.

    Osmanlı Döneminde Ahiler;

    Söğüt civarında gelişmekte olan Osmanlı Beyliğinin emrine koşan Ahilerin bir kısmı, uçlara yerleşip zaviyeler kurdular. Doğudan bu mıntıkaya gelen Türkmenlerin erkeklerini, Ahi erkekleri, kadınlarını da Fatıma Bacının yetiştirdiği Bacıyan grubu terbiye etti. Böylece, üç kıtada altı asır at koşturacak olan, istikbaldeki Osmanlı neslinin temellerini atmış oldular. Aşıkpaşazade, Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında faal rol oynayan dört zümreden birinin Ahiler olduğunu haber vermektedir.

    Kuruluş döneminde itibarlı bir Ahi olan Şeyh Edebali, Osman Gazi ile yakın münasebetler kurup, kızını ona verdi. Orhan Gazi ve Murad Hüdavendigâr, Ahilerden olup, vezirleri Alâeddin ve Çandarlı Kara Halil de Ahi idiler. Böylece Ahilerden bir kısmı âlim, kadı olarak ilim sahasında, bir kısmı vali ve komutan olarak idarî ve askerî alanda, bir kısmı da ticaret ve sanat alanında hizmet vermeye başladılar. Ahilerin, İslam'ın emri olan; zamanın kıymetini bilmek, disiplinli bir hayata sahip olmak, istişare etmek (karşılıklı danışmak, tartışmak), adil olmak ve emanete riayet gibi temel esaslarını aşıladıkları bu küçük teşkilatları, kısa zamanda ülkenin her tarafına yayılan büyük bir devlet kuruluşu haline geldi.

    Zaman zaman devletin yükünü hafifletici hizmetlerde de bulunan Ahiler, Bursa’yı Düzmece Mustafa’nın hücumundan korudukları gibi, 1360 yılında idareleri altındaki Ankara’yı Sultan I. Murad’a teslim ettiler.

    Bu hizmetlerine karşılık Osmanlılar, Ahilere yardımcı olup hürmet göstererek halkı yetiştirmeleri için teşvikte bulundular. Bu yüzden, daha sonra I. Murad’ın Ahilerin başı olduğu ve kendisinden Ahi Murad diye bahsedildiği de bilinmektedir. Osmanlı Devleti kuvvetlenip Anadolu’ya hakim olduktan sonra, Ahiler daha ziyade hayırsever bir cemiyet, bir esnaf teşkilatı şeklinde faaliyetlerini devam ettirdiler.

    Bir Ahinin yetişmesi okumakla değil sanatını bir üstattan öğrenmesi ile mümkündü. Bu kişinin Ahiler arasında; yamaklık, çıraklık, kalfalık, ustalık, yiğitbaşılık, ahi babalık ve kethüdalık safhalarından geçmesi şartı aranmaktaydı. Gündüz işinde çalışan Ahiler, akşamları kendilerine mahsus binalarda sohbetlere katılırlardı. Böylece ahilerin ahlakî terbiyesi tekâmüle ulaşmış olurdu.

    Ahilerin kendilerine mahsus kıyafetleri vardı. On dördüncü asır seyyahlarından İbn-i Batuta, üstlerine hırka, başlarına sarık sarılı beyaz yünden bir külah ve ayaklarına mest gibi ayakkabı giydiklerini bildirmektedir. Ahiliğe kabul edilen namzete, şeyh tarafından şedd-i bend denilen ve ahiliğin nişanı kabul edilen bir kuşak kuşatılırdı. Ahiler kuşaklarında, büyükçe bir bıçak taşırlardı.

    Ahilik teşkilatının mertebeleri;

    1) Teşkilata yeni giren yiğitler,

    2) Ahi bölükleri (Altı bölük olup ilk üç bölüğe “eshab-ı tarik”, diğer üçüne de “nakib” denirdi),

    3) Halife,

    4) Şeyh,

    5) Şeyh-ül-meşayıh.








  2. Harbi @ kız
    Bayan Üye





    ahilik teşkilatının halka yararları


    ahilik teşkilatının halka yararları ve sonuçları



    Ahilerin idare heyeti, her sanat kolunda, kendi azaları arasından seçilmiş beş kişiden meydana geliyordu. Kendilerine, kadı tarafından, seçimden sonra resmi vesika, icazet verilip, icraatları ve neticeleri büyük meclise bildirilirdi. Birlik idare heyeti, her ay üç gün toplanırdı. İdare heyeti, birliğin hazinesi mahiyetinde olan orta sandığını idare ederdi.

    Ahilerin merasimleri:

    1. An’anevi Ahi Evren Merasimleri: Senelik olup, Ahi Evren’in türbesinin bulunduğu Kırşehir’de yapılır.

    2. Yol Atası ve Yol Kardeşliği Merasimi: Ahiliğe girmek talebinde bulunan gençlerin, birliğe kabul edilmesi mahiyetindeki bir merasim olup, zamanla çırak kabul etme merasimi halini almıştır.

    3. Yol Sahibi Olma Merasimi: Çıraklık müddetini tamamlayanların, kalfalığa yükseltilmesi için yapılan merasimdir.

    Ahilerin yönetmeliğine göre, Ahinin üç şeyi açık olmalıdır: Eli açık cömert olmalı, kapısı açık misafirperver olmalı, sofrası açık aç geleni tok göndermelidir. Ahinin üç şeyi de kapalı olmalıdır: Bunlara kısaca “gözüne-beline-diline sahip ol” prensibi denilmiştir. Gözü kapalı olmalı kimseye kötü nazarla bakmamalı ve kimsenin ayı bını araştırmamalı , dili bağlı olmalı kimseye kötü söz söylememeli, beli bağlı olmalı kimsenin namusuna ve şerefine göz dikmemeli.

    Ahilikten Çıkarılma;

    Ahilik mensuplarının, takdir edilmelerinin yanında cezalandırıldıkları da olurdu. Bütün prensiplerini İslam Dini esaslarından alan ahiliğin nizamnamelerine Fütüvvetname adı verilirdi. Fütüvvetnamelerde, şu on sekiz şeyin, Ahiyi meslekten atma sebebi olduğu ve o kimsenin Cehennemlik olacağı yazılıdır:

    1) Şarap içmek,

    2) Zina yapmak, livata yapmak,

    4) Dedikodu ve iftira etmek, hased etmek, kıskanmak

    5) Münafıklık etmek

    6) Gururlanıp kibirlenmek, sert ve merhametsiz olmak,

    9) Kin tutmak, affetmemek,

    10) Sözünde durmamak,

    11) Kadınlara şehvetle bakmak,

    12) Yalan söylemek,

    13) Hıyanet etmek,

    14) Emanete riayet etmemek,

    15) İnsanların ayıbını örtmeyip, açığa vurmak,

    16) Cimrilik etmek,

    17) Koğuculuk ve gıybet etmek,

    18) Hırsızlık etmek.

    Yine Ahi yönetmeliği olan fütüvvetnamelere göre; Ahi, helalinden kazanmalıdır. Hepsinin bir sanatı olmalıdır. Yoksul ve düşkünlere yardım etmeli, cömert olmalıdır. Alimleri sevmeli, hoş tutmalıdır. Fakirleri sevmeli, alçak gönüllü olmalıdır. Temiz, iyi kimselerle sohbet etmeli, namazını kazaya bırakmamalı, haya sahibi olup, nefsine hakim olmalı, dünyaya düşkün olanlarla düşüp kalkmamalıdır. Bunlar, asırlarca Osmanlı insanının ahlâkının temel taşı olan hasletler hâline gelmiştir.





  3. Ziyaretçi
    çok güzel teşekkür ederim




+ Yorum Gönder


ahilik teşkilatının yararları,  ahilik teşkilatı yararları,  ahi teşkilatının yararları,  ahilik teşkilatının yararları nelerdir,  ahilik teşkilatının faydaları,  ahiliğin faydaları nelerdir