+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Mustafa sabri yavuz hakkında bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Mustafa sabri yavuz hakkında bilgi








    Mustafa sabri yavuz hakkında bilgi


    mustafasabriefendi.jpeg

    Mustafa Sabri Efendi 1869’da Tokat’ta doğar. On yaşında hıfzını tamamlar. Tokat’ta İslâmi ilimlerden icazet alır. Sonra Kayseri’ye giderek öğrenimini sürdürür. Bunu İstanbul’daki öğrenimi takip eder. Dönemin önde giden âlimlerinden dersler alır.

    Hocası Ahmet Asım Efendi’nin kızı Ulviye hanımla evlenir. 1890’da Fatih Medresesinde müderris olarak göreve başlar. 1896’dan itibaren ise II. Abdülhamid’in “Huzur Dersleri”ne en genç üye olarak iştirak eder. Yıldız Sarayı kütüphanesinde çalışır. Süleymaniye Medresesi’nde Hadis müderrisliği yapar.

    Beyan’ül Hak mecmuasında başmuharrir sıfatıyla yazılar kaleme alır. Silistre Müftülüğüne tayin edilir. Bu süreçte İkdam gibi bazı gazetelerde muharrirlik yapar. II. Meşrutiyet’in ilânından sonra Tokat Mebusu olarak Meclis’e girer. İttihad ve Terakki’nin icraatlarına şiddetli biçimde muhalefet eder. 1910’da Ahali Fırkası içinde yer alır. Bunu Hürriyet ve İtilaf Fırkası takip eder. 1913’de İttihad ve Terakkicilerin hakkındaki tutuklama emri üzerine Mısır’a kaçar. Oradan Romanya’ya geçer. Romanya’da tutuklanıp bir süre Bilecik’te ikamet ettirilir.

    Ocak 1919’da tekrar Tokat mebusu seçilir. Damat Ferit Paşa kabinesinde Şeyhülislâm olarak görev yapar. Mustafa Kemal Paşa’nın çok geniş yetkilerle Anadolu’ya gönderilmesine muhalefet eder. Bu meyanda Padişah Vahüdiddin Efendiyle görüşmeler yapar. Bu görüşmelerin içeriği Mustafa Sabri Efendi tarafından şöyle aktarılmıştır:

    “… Sonra meseleyi padişaha açtım. Bahse girdik. Söz uzadı. Yemek vakti geldi. Saray âdeti üzere yemek yedik. Çay geldi, içtik. Yatsı oldu, Namazı kıldık.

    Padişah, devamlı şöyle diyordu:

    “Efendi hazretleri, vaziyet belli; ben vatanımı kurtarmak istiyorum; ne pahasına olursa olsun, vatanımın kurtulmasını istiyorum. Efendi hazretleri, anlaşılıyor ki siz, saltanatımın tehlikeye düşeceğinden korkuyorsunuz. Onu korumamı istiyorsunuz…”

    Bunun üzerine:

    “Efendim, benim endişem, sizin saltanatınız için değildir. Bugün saltanatınızın temsil ettiği dinimiz içindir. Bendeniz, din gider diye korkuyorum. Saltanat giderse, yerine bir saltanat daha bulunur. Fakat din giderse, yerine bir din daha gelemez. Benim korktuğum budur.

    Eğer mutlaka, bir zat, bir asker gönderilecekse, başka birini araştıralım. Bana da bir söz hakkı tanıyın. Sis bu dinin halifesi, ben de şeyhülislâmıyım. Din cihetinden, sizin kadar ben de mesulüm…” filan dedim.

    Baktım, Padişah’ın Mustafa Kemal’e tam itimadı var. Bana:

    “Yanlış anlıyorsunuz, suizan ediyorsunuz, benim onunla teşrik-i mesaim oldu. Fikrine, zihnine, zekâsına güveniyorum. Efendim, orduda bizi anlayan, memleketin dertlerini bilen insan… Âteşîn bir zekâ, âteşîn bir zek⅔**

    Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Sultan Vahüdiddin’in kanaatinin değişmediğini görünce bazı şeyler daha söyleyerek huzurdan ayrılır.

    Mustafa Sabri Bey, Milli Mücadele hareketine karşı çıkar. Cumhuriyetin ilânından sonra oğlu İbrahim’le birlikte 150’lilikler listesine alınır. 1924 Haziran’ında vatandaşlıktan çıkarılır. Daha sonra 150’lilikler affolunsa da Mustafa Sabri Bey ülkesine dönmez. Abdülmecid Efendi’nin hilafetine çok şiddetle eleştirir. Hilafetin saltanat olmadan işlevi olmayacağını belirtir.

    Mustafa Sabri Bey gittiği Mısır’da döneminde yetkin bir ilim adamı ve sabık bir Şeyhülislâm olmasına karşın oldukça kötü karşılanır. Mustafa Kemal Paşa ve hükümetine karşı çıktığı için Mısır matbuatınca aleyhinde kampanya başlatılır. Bu iş sokak sataşmalarına ve alay edilmesine kadar varır. Mısır’da durdurulmaz; Lübnan’a gider. Akabinde Roma’ya geçer. 1927’de Gümülcine’ye geçerek oğlu İbrahim Sabri’yle birlikte “Yarın” mecmuasını çıkarır. Türkiye’de ve İslâm dünyasındaki batılılaşma hareketlerini sert bir biçimde tenkid eder. İslâm dünyasının önde gelen yöneticilerinden, eski dostlarından yardım ister, Bu talebi hiç kimse tarafından hüsnü kabul görmez.

    Bir elçinin yardımıyla tekrar Mısır’a döner. Eserler yazar, makaleler kaleme alır. Bu kez büyük bir itibar ve teveccüh görür. Mısırlı Müslüman aydınların modernleşme çabalarını eleştirir; Ferid Vecdi, M. Heykel gibi Mısırlı aydınları tenkid eder. 12 Mart 1954’de Kahire’de vefat eder.

    Bir Osmanlı Şeyhülislâm’ı olarak Mısır’da geçirdiği ilk yılları yoksulluğun ayyuka çıktığı yıllar olmuş. Şöyle ki:

    “Hoca Efendi ve oğlu İbrahim Bey, aileleriyle birlikte Mısır’a giderler. Mısrul Cedîde mahallesinde bir ev bulup yerleşirler. Fakat maddi sıkıntı had safhada. Mustafa Sabri Efendi, ilk birkaç ayı nasıl geçirdiklerini, ne yiyip içtiklerini anlatırmış. Bunlardan hiç şikâyet etmez, anlatırken de gülermiş.

    En ucuz şey kuru fasulye imiş. Sabri Efendi bir çuval kuru fasulye almış. Başka bir şey alacak paraları yok. Kap olarak yalnızca bir çaydanlıkları varmış. Fasulyeyi bu çaydanlıkta kaynatıp pişirip yerlermiş. Sonra yıkayıp çay yaparlarmış. Birkaç ay böyle geçinmişler. Nihayet oğlu İbrahim Sabri Bey (Prof), bir Ermeni ayakkabıcının yanına gidip çırak olarak çalışıncaya kadar sürmüş.

    Sonra vakıflardan geçimini sağlayacak bir maaş bağlanıp kıt kanaat geçinmiş. Mustafa Sabri Efendi’nin en hayıflandığı ise kendisinin çaydanlıkta kuru fasulye pişirip yemesinden çok, hanedan mensuplarına yanarmış. Şöyle dermiş:

    “… Tarihte bu kadar zulme uğramış bir hanedan var mıdır? Rus hanedanı da sürüldü ama hem paraları vardı hem de Avrupa’da asil tabaka tarafından korunup kollandılar, yine asilzade olarak yaşadılar.

    “Bizimkiler maddî manevî ezildiler, perişan oldular. En süfli işlere tenezzül etmek zorunda kaldılar. Yahu, kapıcılık yapanlar oldu. Canına kıyanlar oldu. Nedir bu rezalet? Hadi yurt dışına sürdünüz. E, bu insanlar altı yüz yıllık bir devletin varisleri… Üzerinde yaşadığımız topraklar, keyif çattığınız saraylar onlara ait… Gittikleri yerde, yine milletlerini temsil ediyorlar. Bari orta karar, kimseye muhtaç olmadan yaşayacak kadar bir gelir bağlansaydı.

    “Hiç olmazsa, onları bu halde görenlerin: Yahu şu Türk milleti ne hayırsız, ne kadir kıymet bilmez, ne vefasız bir milletmiş, demelerinden utanıp milletin adını lekelemek için bu kadarı yapılsaydı… Yahu, nedir bu Müslüman Türk’ün başına gelenler?**”

    * Yusuf Şevki Yavuz, “Mustafa Sabri mad.”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, İstanbul 2000, s. 350- 353.
    ** M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar- 2, İstanbul 2007, s. 58- 59, 94, 97.








  2. Acil

    Mustafa sabri yavuz hakkında bilgi isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder