+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda 1919'da damat ferit pasa hukumeti nasil dusurmustur Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    1919'da damat ferit pasa hukumeti nasil dusurmustur








    1919'da damat ferit pasa hukumeti nasil dusurmustur

    1919'da damat ferit pasa hukumeti nasil dusurmustur.jpg


    Ülkemizde neler olup, bitiyor… Anlamak isteyenlerin mutlaka ama mutlaka Malta Sürgünleri’ni okuması, okuyanların bir daha okuması gerekiyor. Bir “büyük sınav”da “zirve ve çukur”un ibretlik örnekleriyle dolu.



    Nedendir bilmem, durup dururken, değerli emekli büyükelçi Bilal N. Şimşir’in, ilk baskısı 1976′da, ikinci baskısı 1985′te yapılan “Malta Sürgünleri” isimli kitabını hatırladım. Kitabı şöyle yeniden bir karıştırayım diye düşünürken, güzel bir haber aldım, bu ay başında genişletilmiş üçüncü baskısı çıkmış.

    Kitabın sayfalarını hep birlikte karıştırmadan önce, Sayın Bilal Şimşir’in 1976′da yazdığı önsözden bazı bölümler okuyalım mı;

    “Malta sürgünleri olayı Kurtuluş Savaşı’yla bütünleşir. Olayın arkasında çetin bir Türk-İngiliz boğuşması yattığı apaçıktır…Türkiye’nin, işbirlikçiler dışındaki tüm yönetici kadrosunun sürülmesi amaçlanmıştır. Koskoca bir ulusun başını gövdesinden ayırmayı amaçlayan böylesine iddialı, böylesine acımasız bir sürgün harekatının eşine Britanya İmparatorluğu tarihinde bile rastlanmaz.

    İşin içinde bir kanlı kardeş kavgası, bir iç savaş da vardır. Padişahından sadraz****** nazırına ve zaptiyesine kadar, bir işbirlikçi kadro işgalci düşmanla elele vermiştir. Sürgün adaylarının mimlenmesinde, kovalanmasında, yakalanmasında içerden İngilizlere yardım edilmiştir. Türk Türk’e vurdurulmuş, kardeş kardeşe düşürülmüştür. Araya kişisel düşmanlıkların girdiği olmuştur. Ama bunun ötesinde, yabancı sömürgeci ile yerli hain, ülkücü, Millicilere karşı, çağdışı bir savaşı yürütmüşlerdir.

    …Ayrıca bu yerli yabancı işbirliğiyle, bir düşük iktidardan hesap mı sorulmak istenmişti? Belli bir rejimin temizlenmesine mi çalışılmıştı? Malta Adası düşük İttihatçılar için bir çeşit “Yassıada” mı olacaktı? Yoksa İngilizler gerçek “savaş suçlularını” mı kovalıyorlardı; çeyrek yüzyıl önce Malta’da Nürnberg Mahkemesi tipinde bir yüksek ceza mahkemesi kurmayı mı tasarlamışlardı?

    Sonra kimlerdi bu “Malta Yaranı” da denen sürgünler? Bunların içinde yakın tarihimizde ün yapmış, iz bırakmış, başa güreşmek istemiş birçok kimse bulunduğu bilinir. Sürgünlerin çoğu kuşkusuz saygıdeğer kişilerdir. Ama hepsi gerçek “Türk büyükleri” miydi?

    Biraz yakından bakınca, sürgünler arasında –bir romanın değişik kahramanları gibi-çeşitli tipler bulunduğu görülür. İnanmış Kemalistlerle Atatürk‘e İzmir suikastını hazırlayanlar, İstiklal Mahkemesi’nin yargıç koltuğunda oturanlarla sanık sandalyesinde oturanlar, idam hükmü verilerlerle idam hükmü giyenler. Malta’da, aynı sürgün kampında kader yoldaşlığı etmişlerdi.”

    Gelin şimdi de kitabın sayfalarını çevirip, Türk “Savaş Suçluları” başlıklı birinci bölümden başlayalım. 30 Ekim 1918 günü Mondros Mütarekesi imzalanmıştır. Anlaşmaya, Türk tarafı adına o tarihte Ahmet İzzet Paşa kabinesinin 10 günlük Bahriye Nazırı olan, Hamidiye kahramanı Hüseyin Rauf Bey(Orbay), Müttefikler adına da İngiliz Akdeniz Filosu Başkomutanı Amiral Sir Arthur Calthorpe imza koymuştur.

    Bilal Şimşir’e göre, “Mondros, ileride yapılacak Sevr Antlaşması’nın ilk adımıydı. Kaypak hükümlerle doluydu. Kötü niyetle yorumlanıp, uygulanınca Türkiye için öldürücü olabilecekti”. Nitekim anlaşmanın imzası kurumadan, sadece 13 gün sonra düşman gemileri Dolmabahçe önüne demirler. Amiral Calthorpe de, artık İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiseridir. İngiltere Büyükelçiliği binasında değil, Superb zırhlısında oturmaktadır, “Hiçbir Türk’e yüz vermeme” yolunda talimat almıştır.

    Bu kısa bilgiden sonra Şimşir’in ağzından ve kaleminden devam edelim

    BİTMEYEN SAVAŞ

    1919 yılına girerken niyetler artık az çok bellidir. Müttefikler Anadolu’yu parçalamak niyetindedirler. İşgal ettikleri yerlerde bir Ermeni devleti kuracaklardır. Yalnız Ermenilerin değil, Rumların da “kurtarıcıları” gibi Türkiye’ye gelmektedirler.

    Türkler de öz yurtlarının parçalanmasına kolaylıkla boyun eğmeyeceklerini belli etmişlerdir. 6. ve 9. Ordular, Mütarekeye karşı sessiz bir direniş içindedirler. Türk halkı kaygılıdır, silahlanmaya çalışmaktadır. Özellikle, yakın tehlikeyle karşı karşıya olan Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da gözle görülür bir gerginlik vardır. Türklere dikte edilecek barış koşulları açıklanınca, Türkiye’de yer yer patlamalar olacağı anlaşılır. İngilizler bu patlamanın önüne geçmek için, dinamik kişileri yakalayıp, susturmanın yeteceğini düşünürler. Kişilere karşı yeni bir savaş yoluna saparlar. Bu yeni biçimdeki “savaşın” ya da sömürge yönteminin öncülerinden biri Amiral Calthorpe’tur. 2 Ocak 1919 günü Londra’ya şu telgrafı çeker:

    “Türk Hükümetini protesto edip durmak, hem yararsız, hem de onurumuzla bağdaşmaz görünüyor. Bugünkü kabine(Tevfik Paşa kabinesi), bize her türlü iyi niyeti gösteriyorsa da, onun emirlerine uyulmuyor. Kafkasya’da, Kilikya’da mütarekeye uyulmadığını, Ermenilere karşı davranışların ise her zamanki gibi aşırı saldırgan olduğunu görüyoruz. Bu nedenle, durum, yeni biçimde bir eylem gerektiriyor. Kendisine ait delil bulunduğu düşünülenlerin tutuklanmasında fayda var.”

    Osmanlı egemenliğinin ayaklar altına alınmakta olduğu açıktır. Ama Amiral Calthorpe, İstanbul hükümetinden bir tepki gelmeyeceğini bilmektedir. Aynı telgrafında söylediğine göre, Padişah ile hükümeti, bundan memnun bile kalacaklardır. Çünkü onlar da “siyasi düşmanları İttihatçılara karşı sert eyleme geçmek” arzusundadırlar. Eyleme geçerken yanlarında Müttefiklerin askeri desteğini bulacaklardır; öte yandan, suçluları yakalama yolundaki bu “yeni eylem”, Anadolu içlerindeki Türklere “yenilmiş olduklarını en iyi biçimde anlatacaktır.” “Suçlu” Türkler yakalanıp, Müttefik askerlerine teslim edilince, “Ermenilere saygı gösterilecek, Mütarekenin uygulanması kolaylaşacaktır”. Türklerin bazıları yakalanınca, geri kalanlar yıldırılmış olacaklardır. Bunları anlattıktan sonra Amiral Calthorpe, “…yoksa, cezalandırılması gereken herkesi yakalamak çok büyük bir iştir” diye ekler.

    İngiltere Savunma Bakanlığı, 3 Ocak 1919′da İstanbul, Bağdat ve Kahire’deki İngiliz Başkumandanlıklarına uzunca bir şifre tel çeker. Cezalandırılmak üzere ilk ismi verilenler Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa ile Yakup Şevki Paşa’dır.

    15 Ocak 1919′de yine İngiliz Başkumandanlıklarına şifre telgrafla 9 Türk komutanının adları verilir. Bu Türk komutanlarının adları ve sözümona suçları şöyle sıralanmıştır:

    Nuri Paşa: Kafkasya’da eski İslam Ordusu komutanı; Azerbaycan‘a asker sokmak, Ermenilere zorbalık etmekten suçludur.

    Mürsel Paşa(General Mürsel Baku): Kafkasya’da Azerbaycan Kuvvetleri Komutanı. Nuri Paşa’yı desteklemek, Türk Ordusunun geri çekilmesini geciktirmekle suçlanmaktadır.

    Şevki Bey(Yakup Şevki Subaşı Paşa): Kafkasya’da 9. Ordu Komutanı. Ermenilere, Ukraynalılara zorbalık etmek ve geri çekilmeyi geciktirmekle suçlanmaktadır.

    Nihat Paşa(Anılmış): Pozantı’da 2. Ordu Komutanı. Mülki makamları ayaklanmaya kışkırtmak, Kilikya’yı boşaltmamakla suçludur.

    Ali İhsan Paşa(Sabis): Mezopotamya’da 6. Ordu Komutanı. Cerablus’ta İngiliz Komutanına hakaret etmekten ve yağmacılıktan suçludur.

    Fahri Paşa(General Fahrettin Türkan): Hicaz Ordusu Komutanı. Teslim olmamakla suçlanmaktadır.

    Galip Paşa: Yemen 40. Tümen Komutanı. Teslim olmuyor.

    Tevfik Paşa: Yemen’de 7. Kolordu Komutanı. Teslim olmuyor. Asir’deki 23. Kolordu Komutanı da teslim olmuyor.

    İngilizlerin ilk kara listesi budur. Liste, kağıt üzerinde kalmaz. Sanıklar, aranmaya, kovalanmaya başlanır. İlk yakalanan Türk subayı bu listede adı bulunmayan Albay Ali Rifat Bey’dir. Ali Rifat Bey, Yakup Şevki Paşa’nın tümen komutanlarındandır. Ocak 1919′da yakalanır, yargılanmak üzere Batum’a götürülür. Arkasından 1919 yılı Şubat ayı içinde 5. Kafkas Tümen Komutanı Albay Mürsel Bey tutuklanır. Malta’dan kurtulduktan sonra Büyük Taarruz’a 1. Süvari Tümeni Komutanı olarak katılan Albay Mürsel(Baku)Bey’in tutuklanması üzerine Yakup Şevki Paşa sert tepki gösterir. 27 Şubat’ta Harbiye Nezaretine şunları yazar:

    “Gerek Albay Ali Rifat Bey’in tutuklanıp yargılanması, gerekse 5. Tümen Komutanı Albay Mürsel Bey’in tutuklanması konusundaki görüşlerimi birçok kez bildirmiştim…Eğer bir yabancı hükümet tümen komutanlarımızı, daha büyük ve daha küçüklerini böyle rasgele tutuklarsa ve buna karşı devletin hiçbir hakkı ve savunacak sözü olmazsa o zaman halimiz nereye varır?Tutuklamak, cezalandırmak gerekiyorsa bunları hükümetimiz tutuklayıp, cezalandırsın. Bir Osmanlı tümen komutanı, dünyada görülmüş, işitilmiş hangi kanun, hangi mantık gereğince bir İngiliz harp divanında yargılanabilir? Devletimiz ciddi bir varlık gösterecek olursa, İngilizlerin bu kadar fazla ileri gedemeyecekleri kanısındayım.”

    Yakup Şevki Paşa bir gün sonra, “Düşmanların Osmanlı Devletini, hatta Türk Milleti’ni yok etmeye karar verdiklerini” yazar. “Hiç olmazsa şeref ve namusun kurtarılması için direniş gösterilmesini” ister. Oysa İstanbul Hükümeti, direniş göstermek şöyle dursun, İngilizlerin uydusu gibi davranmaktadır; İngilizlerin isteği üzerine, Yakup Şevki Paşa’nın kendisini de görevden atmıştır. Daha 17 Şubat günü General Milne, övünerek Londra’ya şunları teller:

    “9. Ordu Komutanı (Yakup) Şevki Paşa’yı attırdım. Yardımcısı Albay Ali Rifat Beyi yakalattım. Mütarekeyi çiğnemek suçuyla yargılanacağı kesindir. Batum Tümen Komutanı Mürsel Bey’i de tutuklattım…








  2. Acil

    1919'da damat ferit pasa hukumeti nasil dusurmustur isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder


damat ferit paşa